Bread and Puppet: Düzinelerce elle hareket eden protest kuklalar #bantmagarşivden

17 Eylül – 20 Kasım’da gerçekleşecek 17. İstanbul Bienali’nin konuklarından biri, protest kukla tiyatrosu Bread and Puppet. Topluluğun dev kuklalarıyla düzenlenecek açık hava performansı için 20 – 25 gönüllüyle üç hafta boyunca İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin santralistanbul kampüsünde süren atölyeler düzenlendi. Gönüllüler, bienal özel gösterisinden önce kukla hazılamayı, koreografi ve sahne tasarlamayı öğrendi; prova yaptı. Bread and Puppet, 17. İstanbul bienali kapsamındaki gösterileriyle 16-17 Eylül’de Müze Gazhane’de.


Topluluğun İstanbul yolcusu olmasının heyecanıyla Bant arşivlerine, kurucu Peter Schumann ile 13 yıl önce yaptığımız röportaja uzandık.

Ekmek ve Kukla

Peter Schumann, Boston’ın 1884’te inşa edilmiş tuğla döşeli astrodomu Cyclorama’nın etrafında, ayağında üç metre uzunluğunda sırıklar ve yüzünde bir tebessümle geziniyor. Yerde ya da havada olsun, yetmiş yaşlarında olmasına rağmen üç yaşında bir çocuğun enerjisini taşıyor. Bütün hayatı boyunca nasıl hareket ettiğine çok dikkat göstermiş bir insanın fiziksel çekiciliğine sahip; gözler ona kilitleniyor. Hamur mayasından dans ederek ve hoplayarak yoğurduğu küçük minder büyüklüğündeki ekmek topları, 1963’te kurduğu ve üyeleri sürekli değişen sanat ve tiyatro kolektifi Bread and Puppet (Ekmek ve Kukla) grubunun merkezinde yer alıyor.

Peter Schumann, Bread and Puppet ile beraber şiddet ve açgözlülüğün kötülüğüne sövüyor. Grup yıllardan beri az bir para ile dünyayı turluyor. Turne sırasında tanıştığı gönüllü ve gençlerden bir performans kumpanyası oluşturarak kendi merkezi olan Glover, Vermont’a getirip, orada her yıl gerçekleşen Domestic Resurrection Circus’ı (Evcil Diriliş Sirki) hazırlıyor. Performanslar -kelimenin popülist ve geniş anlamında bir tiyatro- düzinelerce elin binlerce saat çalışarak hazırladığı kukla ve pankartın, Schumann’ın yazdığı politik metinlerle bir buluşması. İzleyici kitlesi de bu gösteriyi merakla takip ediyor. 1970-1998 arasında, gittikçe büyüyen bir kitle bu yıllık performansı izlemiş: Şehrin şerifi, havanın güzel olduğu yıllarda tahminî 3 bin civarı bir izleyici kitlesi olduğunu söyledi. Takipçiler yakınlardaki alanlarda kamp yaptılar, performansları izlediler ve kumpanyanın hazırlayıp gösteriler sırasında dağıttığı sarımsaklı mayonezli ekmeklerden yediler.

Peter Schumann, Baltık Denizi kıyısında bir tepenin üstünde durup bir Alman gemisinin İttifak Kuvvetleri tarafından bombalanması sırasında çıkan renk ve alev patlamalarını izlediğinde 11 yaşındaydı. O ve kardeşleri, patlamalar sırasında çıkan renklerin dayanılmaz güzelliği nedeniyle bu cümbüşe “Noel ağaçları” ismini takmışlardı. Alman gemisi battıktan sonra olanları Schumann şöyle hatırlıyor: “Günler ve haftalar boyunca çizgili mahkûm kıyafetlerinde cesetler kıyıya vurdu. Çiftçiler, at arabalarıyla topladıkları bu cesetleri toplu mezarlara gömdüler.” Mahkûm kıyafetleri cesetlerin toplama kampından geldiklerini gösteriyordu. O zamanlar Schumannlar zaten savaş mültecileriydiler; şimdi Polonya’nın güneybatı köşesinde bulunan, Çek ve Alman sınırlarına komşu Silezya’yı terk etmişlerdi. Ailesiyle beraber mülteci hayatı sürerken kardeşleriyle bir çift ayakkabıyı paylaşarak, keskin buğday saplarıyla dolu tarlalardan tahıl topluyordu Schumann. Haftada bir kez ise annesi ile beraber toplanan tahıllarla Silezya çavdar ekmeği yapıyordu.

Mülteci mahallesinde bir Sicilya geleneği

Savaş sonrasında Schumannlar Hannover’a yerleştiler ve burada Peter’in babası, onun okuduğu lisede müdürlük yaptı. İlerleyen yıllarda Peter Schumann bir süre seyahat etti ve en sonunda kendini Münih’te buldu. 20’li yaşlarının başındayken Münih’te, American Bryn Mawr Koleji öğrencisi olan ve bir yıllığına Avrupa’da bulunan Elka Leigh Scott ile tanıştı. Evlendiler ve iki çocukları oldu. 1960’ların başında, Elka’nın Connecticut banliyölerinde yaşayan ailesini ziyaret etmeye New York’a gittiler. Daha sonra orada kalmaya karar verdiler ve geri dönüş biletlerini sattılar. Her ne kadar New York’a yerleşmeye karar vermemiş olsalar da sonuç öyle oldu. “Orada tıkılı kaldık” diye hatırlıyor Peter, “Ne zaman geri dönmeye kalksak, paramız olmadığı için yapamıyorduk.”

Avenue D ve East 4th sokağında, sanatçı arkadaşları Claes Oldenberg’den ufak bir yer devraldılar: “Komik renklerle boyanmış bir yerdi, parlak portakal rengiyle süslenmiş yeşil duvarları vardı, oldukça hoştu!” 1963’te Delancy sokağında bir çatı katındalardı. O zamanlar East Village ve Lower East Side bölgesi hâlâ göçmenlerle dolu yoksul mahallelerdi. Peter’in şansına, Sicilya’ya özgü eski kukla dövüşü geleneğinin hâlâ hayatta olduğu Küçük İtalya da öyleydi. Peter onları ilk defa New York eyaletinin kuzeyindeki Hurleyville’de bir kukla festivalinde gördü.

Silezya’da geçen çocukluğundan beri kuklalara aşina olmasına rağmen –babası okuduğu lisenin müdürlüğünü yaptığı yıllarda okula gösteri yapmaları için bir Fransız kukla kumpanyası çağırmıştı ve ailede Noel hediyesi olarak kukla verme geleneği vardı– Sicilya kuklaları, pembe tavşancıklardan ve festivaldeki çocuk kuklalarından oldukça farklıydı. “Sicilya kuklaları 120 santim boyunda, metal zırhlı ve ‘savaşan’ yaratıklardı!” diye açıklıyor Peter, yumruklarını gösterip taklit ederek. “Sahnenin her yeri kan olurdu, kollar ve kafalar kopardı. Bir savaşı bir diğeri takip ederdi.” Maço bir durumdan bahsediyor: “Kuklacılar iri ve güçlü erkeklerdi. Gösteri bittiğinde 40 kiloluk kuklaları oynatmaktan kıpkırmızı ve ter içinde kalmış olurlardı.”

Havada uçuşan devasa kumaşlardan kuklalar

Peter Schumann daha önce o büyüklükte kuklalar yapmıştı ancak bu gördükleri onu daha da ileri gitmek için heveslendirdi. “Liseye gittiğim yıllarda, kuklaların sadece hareket eden heykeller olması gerektiği, fazla animasyona ihtiyaç duymadığı, hareket etmelerinin yeterli olduğu gibi farklı inançlarım vardı. Bu nedenle üstlerinde yüz ve kolların olduğu büyük kumaş parçalarından dansçılar yaptım. Bu parçaların bağlantılarının illaki doğal olması gerekmiyordu. Sanırım her şey böyle başladı.” Peter bundan sonra üç metrelik yüzleri olan, birkaç güçlü insan tarafından kontrol edilebilen ve vücutları düzinelerce el tarafından hareket ettirilen; havada uçuşan devasa kumaşlardan kuklalar yapmaya başladı.

Bread and Puppet’ın ilk performansı Ekim 1963’te, Peter 29 yaşındayken gerçekleşti ve oluşum giderek büyüdü. Ancak Broadway’den oldukça uzaktaydılar ve ‘aktör’e ihtiyaç yoktu: “Tiyatronun tam olarak ne olduğunu hiçbir zaman anlamadık, zira gruptaki pek çok kişinin tiyatro geçmişi yoktu. Tiyatro geçmişi olan ve bize katılan kişiler hayli mutsuz oluyorlardı çünkü konuşmanın geliştirilmesine ve eğitilmesine hiç özen gösterilmiyordu. Aktörlerin performanslarını takdir etmek bir yana, onlarla dalga geçiyorduk.” Bread and Puppet hürmetsiz, politik bir gruptu ve kısa zamanda popüler oldu.

Büyük boyutlardaki kuklalarla, Karl Marx, Herbert Marcuse gibi filozoflara, sanatçı Kurt Schwitters ve oyun yazarı Bertolt Brecht gibi isimlere yapılan sofistike göndermelerin ve Bread and Puppet’taki protesto ruhunun dönemin ruhu ile birleşmesi onları yıldız mertebesine yaklaştırdı. 1960’ların savaş karşıtı gösterilerinin demirbaşı hâline geldiler. Kuklalar, ellerinde pankartlarla yürüyen kitlelerin üzerinde beliriyor, gösterilere bir parça güzellik ve tiyatro getiriyordu. 1968’deki bir Fransa turnesi sırasında Fransız gazetesi Le Monde, grubu “ilham kaynağı” olarak adlandırdı. 500 kişi kapasiteli tiyatro salonunda yaptıkları gösterinin biletleri iki hafta boyunca yok satarken, dışarıda kalan Fransız öğrenciler içeri girmek için kapıları yumrukluyorlardı ancak bütün bunlar Peter Schumann’ı grubun bir ürüne, bir rock yıldızına dönüşüyor olmasından şüphelendirdi. Ardından, biraz geri çekilerek 1960’ların karşı kültürünün başlıca isimleri arasına girmekten vazgeçti Bread and Puppet.

1970’te Peter ve Elka bekledikleri teklifi aldılar: Beş çocukları ile birlikte şehri terk edip Vermont Plainfield’daki Goddard Koleji yakınlarındaki bir çiftlikte yaşama şansı. “Şehirden çıkmak o kadar güzeldi ki. Hem ben hem de eşim hep taşrada yaşamak istiyorduk. Şehirde yaşamak bir mecburiyetti.” Şehirden dışarı çıkmak, diğer şeylerin yanı sıra çok daha fazla boş alan anlamına geliyordu. Goddard’ın yakınındaki o çiftlikte geniş bir alan vardı ve orada Schumann her zamankinden daha da büyük kuklalar üzerinde çalışabilirdi. Peter, 1970 yazında orada, Domestic Resurrection Circus’ın ilki sayılabilecek bir gösteri gerçekleştirdi ve Schumann ailesi 1975’te Glover, Vermont’taki daimî evlerine yerleşene kadar bu gösteriler devam etti.

Glover, Amerika’nın kuzeydoğusunda, şehirden uzak ve doğaya yakın yaşamak isteyen insanlar arasında popüler olan, kırsal ve soğuğa dayanıklı, pek çok alanda dışarıdan bağımsız, Vermont’un Vermont’u denebilecek bir toprak parçası. Peter ve Elka Schumann, Goddard yakınlarındaki çiftlikte beş yıl yaşadıktan sonra, Elka’nın Time dergisinde yazarlık yapan babası John Scott’a ait bir araziyi devralmak için Glover’a geldiler. John Scott’ın ebeveynleri Helen ve Scott Nearing eski toprak radikallerdendi. Scott Nearing, I. Dünya Savaşı sırasında savaş karşıtı söylemleri olan nadir aktivistlerden biri olarak ekonomi profesörlüğünü bırakıp, 1932’de Vermont’ta neredeyse tüm ihtiyaçlarını kendi karşılayabilen bu çiftliğe taşınmıştı.

“Sanatı alıp ufaltmaya, hızlandırıp pek çok değişik şekilde çeşitlendirmeye, tur otobüsümüzün içinde ve etrafında sergilemeye, kasabalara gidip insanların nasıl tepki vereceklerini görmeye karar verdik.” 

Glover’daki arazinin birkaç harika avantajı vardı. Öncelikle, arazi devasaydı. En büyük alanı ise hemen yakındaki Interstate 91’ın yapımında kullanılmış çakılların çıkarıldığı düz ayak, geniş bir taş ocağıydı ve kısa, eğimli tepelerle at nalı şeklinde etrafı çevrilmişti. Bu coğrafî özellikler sonucunda ortaya binlerce insanın aşağıdaki düzlüğü rahatça izleyebileceği, Domestic Resurrection Circus’ın yeni sahnesi olacak bir amfitiyatro çıkmıştı. Ayrıca, grubun sadık kuklacılarının da barınabileceği alanlar vardı ki bu Schumann ve grubunun önemli bir sorununun çözümü demekti. “Komün yaşamı oldukça zor ve az sayıda kişinin alışabildiği bir yaşam stili.” diye açıklıyor Peter. “Bütün kültürümüz komün yaşamının tam tersine inşa edilmiş, dolayısıyla her ayrıntısının alışılmış yaşamın tersine inşa edilmesi gerekiyor. Ve bu şekilde bir yaşam çok acayip, komik ve de çok zor olabiliyor.”

Güzel havalar kumpanya için kukla karakterlerini yapma zamanı: Gri Kadınlar, Çöpçüler, Temizlikçiler, Toprak Ana ve daha binlercesi. Kukla yapım tekniği, ilkokulda aldığınız bir sanat dersinde görmüş olabileceklerinizden çok da farklı değil. Kalıplar kilden yapılıyor, üstüne ince bir plastik kaplanıyor ve onun da üstüne kaplanan kartonpiyerlerle kuklalar oluşuyor. Bütün malzeme geri dönüşümle elde edilmiş: “Kâğıt için karton kutuları kullanıyoruz” diye anlatıyor Schumann. “İyice yumuşayıp dağılana kadar suda tutuyoruz ve karton, kâğıt kâtmanları hâline geliyor. Bu katmanlardan iki tanesi oldukça kuvvetli ve iyi sonuçlar ortaya çıkarıyor.” Kukla ustaları gruplar halinde sessizce çalışıyorlar ve bu sırada içlerinden biri yüksek sesle Dostoyevski okuyabiliyor: İşleri sessiz olduğu için “dinleyebilen” Kübalı puro sarıcılarından taşınan bir gelenek bu.

Bread and Puppet tiyatro olduğu kadar bir görsel sanat pazarı da olduğu için grup 1970’lerin ortasında, izleyicilerin alıp evlerine götürebilecekleri posterler, mini kuklalar, duvara asmak için kumaş işleri gibi ufak tefek şeyler de yapmaya başlamış. Bu nesnelere “Ucuz Sanat” demişler ve buna uygun fiyatlar koymuşlar. “Sanatı alıp ufaltmaya, hızlandırıp pek çok değişik şekilde çeşitlendirmeye, tur otobüsümüzün içinde ve etrafında sergilemeye, kasabalara gidip insanların nasıl tepki vereceklerini görmeye karar verdik.” diyor Schumann ve devam ediyor: “Otobüsün dışına, sanatın ne işe yaradığını anlatan posterler koyardık. O zamanlar her şey 5, 10, 15 sentti.” O zamandan bu yana fiyatlar çok artmamış, Bread and Puppet sanatından hoş bir parçayı bir sandviç fiyatına almak hâlâ mümkün.

“Ucuz Sanat” (ucuz fiyatlara) satılmak için yapılıyordu, ancak kuklaların kendileri kesinlikle satılık değildi. Bu nedenle bir depolama sorunu ortaya çıktı; nitekim kuklaların en ufağı dahi altı metre çapındaydı. Neyse ki Glover arazisinde eski bir mandıra ahırı da bulunuyordu ve bu yapı kullanılmayan büyük kuklaları saklamak için uygun bir yerdi. Bugün bu mekân, Bread and Puppet Müzesi olarak biliniyor ve bu müzeyi gezmek, en basit anlatımla, Kuzey Amerika’daki en güçlü sanat deneyimlerinden biri. Mağaramsı ahırın her santimi, kumpanyanın 40 yıl boyunca ürettiği göz alıcı kukla ve imgelerle döşenmiş durumda. Binlerce kuklanın gözü, içeriye gelen kişinin üzerine çevriliyor: Tam bir ters kukla şovu; siz ve arkadaşınızın Glover’a yaptığınız harika seyahat o müzenin koridorlarının ucunda, hepsi de performansların, gösterilerin ve politik hareketlerin kahramanı olan binlerce kukladan oluşan bir izleyici kitlesinin ortasındaki sahneye adım atmanızla sona eriyor.

Kuklalar geçici, buluşmalarından doğan güç ise kutsal

Schumann, müzenin çıkış noktasının kuklalar için bir depo olduğundan ve sonuçta güzel görünen bir depoya varıldığından bahsediyor. Kendi işlerini yüceltmek adına yapılan şık bir müze söz konusu değil: “Biz herhangi bir şekilde sanat camiasının bir parçası değiliz. Herhangi bir galeri veya müze tarafından davet edildiğimizi hatırlamıyorum. Bir sanat dergisinde veya gazetelerin sanat sayfalarında hakkımızda bir yazı çıktığını da. Onların gözünde bizim yaptığımız amatör bir sanat uğraşı ve kısmen de olsa bu doğru.” Bu nedenle işlerini gelecek kuşaklar için saklamak gibi bir endişeleri de yok: “Biz her zaman yaptığımız şeyi ‘geçiciliğin sanatı’ olarak adlandırdık. Bodrumda çürüyen işler. Her sene yüzlerce kukla yanlış ve kötü saklanmasından dolayı veya su sızıntısından mahvoluyor. Bunların hiçbiri kalıcı olma, saklanma gücüne sahip değil, hatta herhangi bir şekilde kalmak ya da saklanmak arzusunda değil.” Binlerce kuklanın bir araya gelmesinden doğan güç ise, her ne kadar geçici olsa da, pozitif anlamda kutsal.

Ancak Glover’da bu büyük etkinlikler sonsuza kadar sürmedi. 1980’lerin sonu ve 90’ların başında, Greatful Dead ve Phish’in yıllık kuzey Vermont konserlerinin tarihleri, Domestic Resurrection Circus ile yakın zamanlara denk geldi (o zamanlar Domestic Resurrection Circus o kadar popüler olmuştu ki, Bread and Puppet etkinliğinin tarihi halka açıklanmıyordu) ve bununla beraber Bread and Puppet’a gelen topluluklar giderek daha çok kamp bölgesindeki partilerle ve uyuşturucuyla ilgilenen, etkinliklere katılmaya dahi tenezzül etmeyen bir kalabalığa dönüştü. Etkinlik alanındaki hava değişiyordu. 1998’de kamp alanında kavga eden iki kişiden biri öldü. Schumann bunun son büyük Domestic Resurrection Circus etkinliği olacağı kararını aldı ve o zamandan beri gösteriler daha çok yaz boyunca, haftalık ve küçük ölçekte devam ediyor.

Her ne kadar hâlâ her zamanki gibi aktif olsalar da aynı işleri gibi, Bread and Puppet da sonsuza kadar etrafta olmayacak. Schumann için bu kadar uzun süre kendi kendini idame ettirmesi dahi büyük bir miras. “Bread and Puppet aktivist geçmişi olan veya çiftçiler veya bahçıvanlar veya gayler ve o ya da bu şekilde radikalleşmiş kişilerin katılımıyla oluşan bir insan topluluğu. Bizim; 10 kişiyi besliyor, 10 kişiyi barındırıyor, onlarla bahçe düzenliyor ve sanat yapıyor ve bu insanlara göreceli olarak sanatsal bir hayat yaşama şansı veriyor olmamızı, başarımız olarak görüyoruz. Bunu turne sırasında girişlerde para toplayarak veya evde yaptığımız gösterilerde bir şapka dolaştırarak yapıyoruz. Buna katılan birkaç kişi, hayat yarışında yer alma zorunluluğu olmadan ve o keşmekeşin yerine bunları yaparak yaşayabiliyor. Bu, kendi adımıza isteyebileceğimiz en iyi şey sanırım. Genç ve idealist birkaç kişi için az parayla kendi başına yaşayabilmek saygın bir iddia diye düşünüyorum.”

Yazı: Caleb Neelon
Çeviri: Yetkin Nural

Bu röportaj, Temmuz 2009 tarihli Bant No: 54’te yayımlanmıştır.