Görünenin ötesinde bir korku: Bring Her Back
Yazı: Harun Kubat
Korku sinemasının yükselen isimleri Danny ve Michael Philippou, övgüler toplayan Talk To Me‘nin ardından yeni filmleriyle döndü. 1 Ağustos’tan itibaren vizyonda olan Bring Her Back, yaşadığı kayıpla yüzleşemeyip doğaüstü bir çare arayan bir anneyi ve onun karanlık planlarına kurban gitmek üzere olan çocukları merkezine taşıyor. Başrolde yer alan Sally Hawkins’e Billy Barratt, Sora Wong ve Jonah Wren Phillips eşlik ediyor.
*Bu yazı, Bring Her Back filmini izlememiş okurlar için bazı sürprizleri bozabilir.

Konu nedir?
17 yaşındaki Andy ve görme engelli kız kardeşi Piper, babalarının ani ölümü üzerine yasal olarak korumasız kaldığında geçici bir ebeveynin yanına yerleştirilir. Bu kişi, Oliver adında sessiz bir çocuk ile yaşayan, koruyucu anne rolündeki Laura’dır. Başlarda Laura’nın sevecen karakteri aralarında güven bağını kolayca oluşturur. Fakat zamanla çocuklara yaptığı manipülasyonlar, özellikle de Andy’ye yaşattığı gaslighting, duygusal sömürüler Laura’nın ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterir. Andy kendinden şüphe duydukça Piper’ın yasal sorumlusu olmaktan da uzaklaşır. Zaten Laura’nın amacı onlara umdukları iyi hayatı sunmak değil; ölen kızını bir ritüelle diriltmektir. Oliver’ı da bu ritüelin merkezinde yer alacak şekilde saklamaktadır. Tüm bu dengesiz davranışların ortasında kalan çocukların Laura’nın planladığı ritüelden kurtulmanın bir yolunu bulmaları ve bu tehlikeli evden kaçmaları gerekmektedir.
İzlemeden önce bilmemiz gerekenler
Bring Her Back‘e dair bilmeniz gereken en önemli detay, Talk to Me ile ünlenen Avustralyalı kardeşler Danny ve Michael Philippou’nun yönetmen koltuğunda oturması. Philippou Kardeşler YouTube’da başlayan kariyerlerini, korku sinemasında yeni soluklar getirerek sürdürüyor. Bu seferki doğaüstü hikâyelerini ise yasın ve saplantının rahatsız edici gerçekliği ile bütünleştirerek sunuyorlar. Özellikle film boyunca VHS formatında sundukları görüntüler, sesi kayan eski videolar sayesinde Laura’nın acı verici saplantısının, bozulmuş bir zihnin sonucu olduğunu gösteriyor.
İlk intiba?
İlk andan itibaren kendimi hikâyenin neresinde konumlandıracağımı bilemedim. Talk To Me’nin aksine burada daha hassas bir hikâye karşıladı beni. Birini kaybettikten sonra bile onunla yaşamanın boğuculuğunu hissettim. Fakat bunu sadece korkarak değil; zihnimin içine yavaş yavaş işleyen endişelerle yaşadım. Film ilerledikçe Laura’nın bozulan gerçeklik algısıyla birlikte iç dünyasındaki çatışmalara şahit olmak çarpıcıydı. Kimi zaman ona yardım etmek istedim, kimi zaman ise onun varlığından korktum.
Film tek bir yas sürecini de ele almıyor. Laura, kızının acısıyla mücadele ederken Piper ile Andy de babalarını kaybetmelerinin yarattığı boşluğu doldurmaya çalışıyor. Aç oldukları duyguları Laura’da tamamlamak ise ne onlar ne de izleyici için doğru olan olmuyor tabii.

En çok neyi sevdin?
Hem anne – çocuk bağlılığını hissettiren hem de manipülatif olarak çocukları sömüren Laura karakterinin yaratılış biçimini sevdim. Tek boyutlu bir karakter değildi asla. Laura, eski çocuk danışmanı olarak tüm sistemi biliyordu ve kendi acısının önüne geçmek için elindeki tüm güçleri kullanabildi. Bu yüzden de saplantısının nasıl bir karanlık gerçek olduğunu sunma noktasında film oldukça başarılıydı. Bring Her Back hassas hikâyesiyle izleyicisini ahlakî çıkmazlara iten bir film zaten. Karakterlere nasıl yaklaşacağımızı atmosferine kapıldıkça anlıyoruz. Fiziksel ve duygusal manipülasyonlar, tıpkı onları ele geçirdiği gibi izleyiciyi de kontrol ediyor. Buna en büyük katkıyı da Sally Hawkins’in güçlü performansı sağlıyor.
Sora Wong’un performansı ve görme engelli bir karakterin varoluşu da temsil açısından oldukça dikkat çekiciydi. Piper genel yargıların aksine duygularını ve davranışlarını kontrol edebilen güçlü bir karakterdi.
Karakter derinlikleri kadar güçlü olan ses ve görsel tasarımından bahsetmesem olmaz. Rahatsız edici ortamının sürükleyiciliği, teknik açıdan bir şaheser niteliğindeydi.
En çok hangi sahneye yükseldin?
Ritüelin yarım kaldığı kısım, en can alıcı sahneydi. Kızının yerini aldığını düşündüğü Piper’dan uzaklaşmak isteyen Laura tüm yaşadıklarına, acısına dair zorlu bir yüzleşme yaşadı orada. Belki de kabullenme, yani yasın son evresini o an hissetti tüm bedeninde.
Kimler sever?
Korku hikâyelerinden duygusal travmalar, yas süreci, psikolojik rahatsızlıklar gibi hassas yan unsurları da içerdiğinde etkilenen herkes sevecektir.

Bunu seven şunları da sever
Kayıpla başa çıkma, ne yazık ki insanlığın hayatının bir döneminde mücadele etmesi gerekebilen bir zorluk. Psikiyatr Elisabeth Kübler-Ross’un Yasın 5 Evresi modeli, bu süreci çok doğru bir yerden aşamalandırıyor. Son evrenin “Kabullenme” öncesinde bireyi “Öfke – İnkâr – Pazarlama – Depresyon” aşamalarının dengesiz akışı bekliyor çoğu zaman. Bir annenin bu zorlu yas sürecinde yaşadıklarına odaklanan Hereditary de Bring Her Back ile paralel hikâyeye sahip bir başka popüler korku filmi. Her iki filmde de aile içi travmaların izini görüyoruz. Ölen eşinin bir çocuğun bedeninde yeniden var olduğunu inanan bir kadını Nicole Kidman’ın canlandırdığı Birth de bu zorluğun bir başka örneği. Yönetmen Jonathan Glazer, yaşanan kaybı inkâr etmeyi ve yerini doldurmaya çabasını, oldukça rahatsız edici bir tonda işliyor.
Yazara / yönetmene bir soru soracak olsan ne olurdu?
Hem karakterlerin hem de izleyicinin zihnine yavaş yavaş hâkim olan, görünenin ötesinde bir korku yaratma noktasında en büyük motivasyonunuz nedir?