Büyü ile makineler arasında: Cathy Lucas ile Vanishing Twin üzerine
Röportaj: İlayda Güler - Fotoğraf: Arthur Sajas
“Tsuki ga kirei desu.” yani “Ay çok güzel, değil mi? Japonya’da bu söz, “Seni seviyorum.” demenin gizli bir yoluymuş. Ay öyle güzel ki sulara yaptırdığı dansa, pırıl pırıl ışığına nice şarkılar yazılıyor. Onun Japonca adını (Ookii Gekkou / Büyük Ay Işığı) bir albümüne taşımış Vanishing Twin ise bu gibi gizli anlamlar, hayali mekânlar, yoğun duyular yaratma konusunda ustalaşmış bir grup. Kâh sizi bir ada olmadığınıza inandırıyor kâh gerçeğin sıkıcılığını yüzünüze vuruyor. Sesinde kayaların oyuğu, yaprakların soluğu duyuluyor. Bin yılları, görkemli tanrıçaları, sihirli yolculukları sığdırıyor müziğinin içine.
Vokalist / multienstrümantalist Cathy Lucas; Tomaga, Moin gibi başka harikalara da imzasını atan davulcu / perküsyonist Valentina Magaletti ve basçı Susumu Mukai’yi (Zongamin) bir araya getiren Vanishing Twin, ilk İstanbul konseri için 27 Eylül’de Salon İKSV sahnesinde olacak. Şu sıralar, 2023 çıkışlı son uzunçaları Afternoon X’i takip edecek yeni bir koleksiyon hazırlayan gruptan Cathy ile müzikte ve hayatta akmaya, sınırları aşmaya, edebiyatın ilhamına dair konuştuk.
“Bence bizim çalışma şeklimizin özeti: Kendimizi şaşırtmak.”

Vanishing Twin’in sözlerinde doğanın, bedenin ritmi, akış hâli önemli bir yer tutuyor. Besteler de ona eşdeğer akıcılıkta. Şarkılar çoğunlukla bir su yolunu takip ediyormuş gibi hissettiriyor; örneğin “Truth is Boring”de dinleyici, durgun bir nehirden şelaleye ulaşan bir damla sanki. Cathy, bunun müziğe yaklaşım biçimleriyle ilgili olduğunu düşünüyor: “Genellikle planlı olmuyor. Beste sürecinde çok fazla doğaçlama kullanıyoruz. O da hislere, içgüdülere dayanıyor. (‘Doğru hissettiriyor mu, kulağa doğru geliyor mu?’) Müzik etrafında hesap yapmıyoruz pek. Bu yüzden duyduğun, hissettiğin şey bana anlamlı geliyor. Belki de bu, hayatlarımızın bir yansımasıdır. Müzisyenler olarak biraz dışarıda var oluyoruz aslında; diğer insanların zamanlarına ve kaynaklarına bağlıyız. Bence bundan dolayı bir şeyi geldiği gibi alıyoruz; müzik yaparak geçim sağlarken sırada ne olacağını kalbimiz öngörüyor.”
Cathy’nin bahsettiği hesapsızlığın içinde etkileyici bir denge de oluşuyor; müzik, hamlık – işlenmişlik arasında lezzetli bir kıvam tutturuyor her defasında. Bunu nasıl sağladıklarını merak ediyorum. Parçaları başka coğrafyalardan melodilerle baharatlama işinin de reçetede payı var mı acaba? Sentezlenmiş elektronikten tamamen akustiğe uzanan çok çeşitli sesler kullandıklarına dikkat çekiyor Cathy. Gündelik hayatlarında rastladıkları; belki yan stüdyodan gelen, belki etrafta dolaşırken duydukları sesler mesela. Kendilerini sınırlandırmayıp denemeye açık oldukça karşıtlıklarda özel dokular bulduklarından söz ediyor. Bu alışkanlık, Vanishing Twin’de bir odaklayıcı ve ilham havuzu olarak çalışıyor belli ki. Aslında temel niyet genellikle bir araya getirilmeyen unsurları buluşturmak.
Cathy şöyle devam ediyor: “Sanırım hiçbir zaman bilerek belirli bir yerden melodi almıyoruz ama kesinlikle dünyanın dört bir yanından, çok çeşitli müziklerden etkileniyoruz. Böylece armoni, melodi açısından olasılıklara dair bir açıklık oluşuyor. Sadece armoni, melodi de değil; aynı zamanda perde, enstrümanları akortlu veya akortsuz çalmak da örnek olabilir. Yine çok uyumlu olanla biraz sıra dışı olan arasındaki karşıtlıklar kulağımıza ilginç geliyor; heyecan verici oluyor, düzeltmek veya parlatmak yerine tutunmak istediğimiz bir şey bu.”
Tam da aynı kökten, enstrüman harici seslerin Vanishing Twin evreninde farklı dokuları bağlayan birer tutkal görevi gördüğü düşüncesini uzatıyorum. Öyleyse alan kayıtları, sample’lar gibi sesler, kompozisyonlarda yerini nasıl buluyor? Kullandıkları tekniklerden birini Cathy’den dinleyelim: “Yaptığımız şeylerden biri, başladığımız ama asla bitiremediğimiz projelere düzenli olarak geri dönmek ve dinlemeyi sevmek; belki de kulağımıza hoş gelen bir kesiti loop’a alarak onunla yeni bir müziğe başlamak. Bu, o parçaya dair hissimizi değiştiriyor. Bir şeyi izole edip ona yeni bir hayat ve bağlam kazandırmak bizim için deney yapmayı ilginç kılıyor.”
Valentina, Susumu ve Cathy’nin telefonlarında Koala adında bir touchpad sampler (dokunmatik örnekleme) uygulaması var. Burada kayıtlı bir sesi döngü hâline getirebiliyor, tersine çevirebiliyor, sıkıştırabiliyorsunuz. Sadece oyun oynamak veya ilham aramak için hızlıca iş gören bir araç; başlı başına bir enstrüman olabilir. Sonra bir bakarsınız, sadece telefon mikrofonunu kullanmışsınız. “Belki klişe olacak ama kulaklık takıp mikrofon aracılığıyla duyduklarınız, kulaklarınızın açık hâline göre çok farklıdır. Sesi müziğe katmanın birçok farklı yolu var.” diyerek anlatmaya devam ediyor Cathy:
“Özellikle şu sıralar hazırladığımız yeni albümde üçümüz birlikte doğaçlama seansları yapıyoruz. Belki birimiz akustik bir enstrüman çalıyor, birimiz elektronik bir enstrüman çalıyor ve birimizin de sadece mikrofonu var. Sonra tüm sesleri miksliyoruz, loop’luyoruz, işliyoruz ve ne olduğunu görüyoruz. Seanslarımız uzun; 40 dakika veya bir saat. Farklı manzaralarda hareket ettiğinizde, birçok ilginç şey oluyor. Bazen ölçülü fikirler çıkıyor çünkü şarkılar ölçülü değil. Az önce söylediğim gibi bazı kayıtlar birkaç aylığına kenarda duruyor ve tekrar dinlediğimizde ‘Tamam, şu ilginç; şimdi dönüştürebiliriz.’ diyoruz. Tabii bu da sürprizler için birçok fırsat yaratıyor. Bence bizim çalışma şeklimizin özeti: Kendimizi şaşırtmak.”
Öyleyse vokallere gelelim zira oradaki tuhaf tanıdıklık da Vanishing Twin müziğindeki şaşırtıcılığın bir parçası. Cathy’nin vokal kullanımının kolektif hafızayla bağ kurdurduğunu düşünüyorum; ilkel ve büyüleyici bir tonu var. Ona göre vokalin bir enstrüman olarak rolü, zaman içinde neye evrildi? Şöyle yanıtlıyor: “En başta şarkı yazımı çok daha gelenekseldi. Önden bir şeyler hazırlar, demo yapar, sonra gruba getirirdim; birlikte üzerinde çalışıp kaydederdik. Bu giderek gevşedi; vokal, kayıtta daha çok bir enstrüman veya doku gibi oldu. Hâlâ ayırt edici bir yere sahip çünkü insan sesinin özel bir karakter taşıdığını düşünüyorum. Her şeyden önce kelimeler var; anlamı taşıyorlar ve bu önemli ancak insan sesinin tonu da çok iletişimsel ve benzersiz. Vokali dâhil etmeye çalışıyoruz; bu bize etrafımızdaki her şeyin değişmesi için özgürlük veriyor. Vanishing Twin’in bir kimliği var; sesimi grubun sound’unda belirgin tutmak da bu yüzden onun bir parçası.”
“Bizler çok yaratıcı varlıklarız ve gerçekliğin ne olduğu ya da nasıl oluştuğu konusunda nadiren birbirimizle aynı fikirde oluruz.”
Katılır mısınız, Cathy’nin müzikal personası çok doğurgan, yaratıcı bir enerji yayıyor; sesi mitik bir şeyler çağrıştırıyor, insanı mıknatıs gibi çekiyor. Bu yöndeki keşiflerinin, Vanishing Twin müziğine nasıl yansıdığını soruyorum ona. Bu sene grubun 10. yaşını sürdüğünü işaret ederek, zamanla yeni fikirlerin ve zevklerin müziği çok dönüştürdüğünü söylüyor. Başlangıçta psikedelik halk müziğinden, İngiliz paganizminden, mitolojiden çok ilham almışlar; özellikle şarkı sözleri açısından kendisinin hâlâ aldığını, yalnız bunun geçmişe göre azaldığını düşünüyor. “Müzik patladı, genişledi ve vizyon, artık sonuçtan çok süreçle ilgili. Yani nasıl çalışmak istediğimiz ve hepimizin beğeneceği bir sonuca nasıl ulaşacağımızı az çok biliyoruz ama sonucun ne olacağına dair pek de bir fikrimiz olmuyor. ‘Psikedeli’, ‘kütüphane müziği’ gibi tür kutuları sanırım son iki senede düştü; bu yüzden nasıl duyulabileceğimiz konusunda çok daha açığız.” diyor.
Vanishing Twin şarkılarını dinlemek bana, kendi kendimizi birçok konuda ne kadar sınırlandırdığımızı hatırlatıyor. Sihirli şeyleri çekici bulmak ya da fantastik dünyalar yaratmak da bunu aşmaya mı dair Cathy için? Gerçeklikle arası nasıl? Özlü bir cevap veriyor: “Temelde her şeyin bir hikâyesi olduğunu düşünüyorum. Günlük hayatta yaptığımız her şey; yemek pişirme, eğitim, yürüyüş; hepsi bir tür hikâye anlatımı. Bizler çok yaratıcı varlıklarız ve gerçekliğin ne olduğu ya da nasıl oluştuğu konusunda nadiren birbirimizle aynı fikirde oluruz. Bunun uzantısını gerçekten görüyorum; başkalarını keşfetme isteğini, kendimizin bu boyutlarını sınırlarına kadar zorlama isteğini…”
Bu noktada, yarattığı çağrışımlarla Cathy Lucas’a ışık tutan kişileri ya da şeyleri öğrenmeden geçmek olmaz. Okumayı çok seven, ilhamını çoğunlukla kitaplarda bulan biri Cathy; bilim tarihiyle akademik düzeyde ilgili. Bilimin, teknolojinin, “gerçek” denen şeyin mitoloji, din, inanç sistemleri ve kültürle nerelerden ilişki kurduğu onun için baş merak konusu. Tarih yazımının başlı başına bir hikâye anlatımı olduğunu, tarih okumanın ise geçmişte nasıl hikâyeler anlatıldığına dair bir keşif sunduğunu düşünüyor. Onu bu yollara sokan kitaplardan biri, bir arkadaş hediyesi: Erik Davis’ten TechGnosis: Myth, Magic & Mysticism in the Age of Information. Öyle tatlı bahsetmişti ki artık sözü ona bırakayım:
“Bu akademik bir kitap, tamamen maneviyat ve teknoloji arasındaki ilişki hakkında. Magic & Machines (2018) kaydındaki parçalara adını veren “strange feedback between magic and machines” (büyüyle makineler arasındaki garip geri bildirim) dizesini oradan almıştım. Geçenlerde o kısmı tekrar okudum ve yine o satıra rastladım. Bu sadece bir unsur. Yeni albümde de 18. yüzyılın başlarında Portekizli bir rahip tarafından icat edilmiş uçan makine Passarola’dan esinlenen bir şarkı var. Bunu, José Saramago’nun Baltasar ve Blimunda romanında gördüm. Güzel bir kitap; hikâyenin, makinenin gerçekten uçtuğu bir versiyonunu anlatıyor. İlgimi çekti, Passarola isminin nereden geldiğini merak ettim ve bunun gerçek hayattan alındığını öğrendim. Paris’te ilk sıcak hava balonu uçurulmadan 18-19 yıl önce bu rahip bu makine için planlar yapıyormuş.”
Parçaların hikâyelerine girmek, grup içindeki şarkı yazım dinamiğine aralıyor kapıyı. Vanishing Twin üyelerinin belirli görevleri ya da ritüelleri var mı mesela? Son zamanlarda rollerde birtakım değişiklikler olmuş. Geçtiğimiz yıl bir bebek dünyaya getiren Cathy, ailesiyle birlikte Fransa’ya taşınınca Londra tek merkez olmaktan çıkmış. “Prodüksiyonun çoğunu ben yapıyordum; şarkıları bir araya getiriyor, sesleri ve düzenlemeleri yeniden formüle ediyordum. Şimdi bu işi Susumu üstlendi; çok iyi oldu çünkü kendisi harika bir prodüktör; müziğimize tamamen yeni bir yaklaşım getiriyor. Buna tanık olmak gerçekten zevkli. Ben şu anda kısmen vokallere odaklanıyorum çünkü burada henüz uygun bir stüdyo kurulumum yok. Genel yapı ve yönetimden sorumluyum. Valentina (davul, perküsyon) ve Susumu (bas, perküsyon) başlangıçta ritim bölümündeydi; artık doğaçlamalarda herkes tamamen serbest. Biri gitar çalabilir, diğeri trombon çalabilir. Onların oldukça geniş enstrüman koleksiyonları var; dev bir elektronik enstrüman koleksiyonları var – synth’ler, sampler’lar, diğer nesneler… Üçümüz bir araya gelince gidişat öngörülemiyor yani. Bence bu çok heyecan verici; rollerimize sıkışmış hissetmiyoruz hiç. Bu ara yaptığımız parçalarda bas da davul da yok; ikisine de gerek yok çünkü başka enstrümanlar seçtik.”
Peki bütün bu tazelenmenin yolunu açan annelik nasıl gidiyor Cathy için? Hâlâ çok yeni, yine de bu temaya dair nefis bir külliyat oluştuğundan onun müzikle bağına da dokundu mu merak ediyorum. Emzirme vb. rutinlerden dolayı ilk yılın müzik adına hayli zor geçtiğini söylüyor Cathy. Bir ritim yakalamak ve zihnini o çalışma tarzına geri döndürmenin yolunu bulmak epey zaman almış hâliyle. Öte yandan, bir tarafta malzemeler birikmiş olacak ki sırası gelince bir çocuk albümü de kaydetmek istiyor.
Grubun yakın gelecek planlarını sorarken “Keşke Scavengers Reign devam etse, müziklerini de siz yapsanız.” diyorum. Meğer Vanishing Twin’in heybesinde başka bir soundtrack projesi varmış. Umalım ki önümüzdeki birkaç ay içinde yeni albümü bitirip Meksikalı bir yönetmenin filmi için çalışmaya başlayacaklarmış. Birkaç yıl içinde de uzun zamandır kurduğu bir başka hayali gerçekleştirmeyi, kendi yazdıkları filmi çekmeyi istiyor Cathy. “Nihayet!” diye açtığım röportajı “Yaşasın!” diye kapatmanın sevinci içinde ilk İstanbul konserine dair hislerini de soruyorum. Bu yıl pek konser veremediklerini, bu buluşma için çok heyecanlı olduklarını söylüyor. Türkiye’yi ve Türkiye’den çıkan müzikleri çok seviyorlarmış.