Cheap Genes ile ilk albümü FFFFFELAKET üzerine

Röportaj: Cem Kayıran - Fotoğraf: Murat Kahya

G. Ananas, Taner Yücel, Ceren Bettemir ve Ali Can Şalt’tan oluşan Cheap Genes, İstanbul rock’n’roll sahnesinin 2026’daki en sıcak gündemlerinden biri. Geçmiş yıllarda onlarca grup, proje, albüm ve maceraya atılmış dörtlünün ortaklığı, şubat ayından bu yana yayımlanan tekliler ve gerçekleşen ilk konserlerle beklentiyi körüklemişti. “Ha geldi, ha gelecek” diye beklediğimiz 11 şarkılık ilk albüm FFFFFELAKET, 19 Haziran’da nihayet yeryüzüne çakıldı. 

Cheap Genes, gereğinden fazla açıklama yapma tuzağına düşmeyen bir hikâyecikilik üslubuyla şarkılar yapıyor. Süresi üç dakikayı aşan tek şarkının bulunduğu akış, steril ya da kusursuz olmaktan ziyade bir arada çalan ve bundan son derece keyif alan bir grubun enerjisini muhafaza etmeyi önceliklendiriyor. Şarkılar sanki birbirine omuz atarak ilerliyor. Her birimizin elini verip kolunu kaptırdığı kargaşaların, klasik anlamda yetişkin ol(ama)manın, sapılan yanlış yolların izini sürse de asla karamsarlığa düşmüyor; tökezlemenin hikâyenin ta kendisi olduğu kabulünü geceyi biraz daha uzatma arzusuyla çarpıştırıyor.

Grup üyeleriyle hem bu yenice yolculuğu hem de FFFFFELAKET’i ortaya çıkaran atmosferi, koşulları ve tercihleri konuştuk. Albümün lansman konserinin 11 Temmuz’da Karga’da gerçekleşeceğini de hatırlatalım.


“İlk günden beri ‘şarkı iyiyse fazla kurcalamayalım’ yaklaşımı vardı. […] Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek, hem müzik yapmayı hem de birlikte çalışmayı kolaylaştırıyor.” –Taner Yücel

İnsanlar genellikle karakterlerini, alışkanlıklarını ya da başarısızlıklarını açıklamak için “genlere” başvurur. Peki Cheap Genes nasıl Cheap Genes oldu? “Ucuz genler” fikri size ne ifade ediyor?

G. Ananas: İnsanların çöp, dandik, kötü ya da korkunç bulduğu şeyler beni hep heyecanlandırmıştır. Kusursuz olan şeyler hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Yüce ilah Divine’ın dediği gibi: “BORN TO BE CHEAP”. Sanırım ucuz zevklerim beni ben yapan şeylerin başında geliyor. 

Taner Yücel: Cheap Genes biraz kadercilikle dalga geçmek gibi. İnsanlar bazen her şeyi genlere, aileye, geçmişe bağlayıp işin içinden çıkmaya çalışıyor. Bizim için “ucuz genler” kusurları, takıntıları, yanlış kararları ve küçük felaketleri biraz mizahla sahiplenmek anlamına geliyor. Hepimiz farklı yerlerden geldik ama ortak noktamız mükemmel olmaya çalışmamak. Tavuk döner yiyip büyük hayaller kurmak tam bir Cheap Genes mesela! 

Ali Can Şalt: Enstrüman kayıtları bitmişti. Geriye vokal kayıtları kalmıştı. O aşamada Taner ile Göksu’nun ortak kararı ile “Cheap Genes” ismi önerildi. Ben ilk duyduğumda fikri çok sevdim. Farklı bir kaç fikir daha vardı fakat en ısındığım bu olmuştu. Kendisiyle dalga geçer gibi bir hâlde olması da grubun müzik tarzına uyuyor.

Ceren Bettemir: Arızaları ifade ediyor, bizi birbirimizden farklı kılan, düşüp tekrar ayağa kaldıran, biz yapan şey bir yandan da arızalarımız. Cheap Genes biraz da ucube olma hakkı.

Hepiniz İstanbul yeraltı sahnesinde uzun süredir farklı gruplarda üretmiş insanlarsınız. Cheap Genes kurulurken özellikle geride bırakmak istediğiniz refleksler oldu mu? Ya da buraya taşıdığınız en faydalı alışkanlık ne oldu?

Taner Yücel: En çok bırakmak istediğim şey fazla düşünmek ve kontrolcülük diyebilirim. Daha önce içinde bulunduğum projelerde fikirlerin gereğinden fazla tartışıldığı, şarkıların gereğinden fazla işlendiği dönemler oldu. Cheap Genes’de ise ilk günden beri “şarkı iyiyse fazla kurcalamayalım” yaklaşımı vardı. Kendi adıma da iyi olduğumu düşündüğüm yerde konuşup katkı sunmaya, bilmediğim yerde geri çekilmeye çalışıyorum. Zaten her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek, hem müzik yapmayı hem de birlikte çalışmayı kolaylaştırıyor. 

G. Ananas: Uzun zamandır tek başıma müzik yapıyordum. Yalnız olmanın avantajı çok elbette ama her şeye tek başına karar vermek, tek başına çalmak, konserden sonra tek başına eve dönmek biraz acıklı. Birlikte üretmenin, birlikte tepinmenin ve saçma fikirleri birlikte savunmanın verdiği hissi özlediğimi fark ettim. Her şeyi doğru yapmaya çalışmak, kendimi ciddiye almak; maskem, peruğum ve gitarım şimdilik geride bıraktıklarım… 

Ceren Bettemir: Geride bırakmak istediğim şey anksiyete yaratıyorsa tam aksine çalışır; bir şeylere geç kalmayı geride bırakmak istiyorum örneğin, bu sefer de alarm oluyorum. Yıllar içinde düzgün iletişimin en faydalı alışkanlık olduğunu anladım ve bu alışkanlığı taşımak isterim.

Ali Can Şalt: Hepimiz yıllardır çeşitli gruplarda çaldık, çalıyoruz. Bir grubun ya da şarkının fikir aşamasından sahneye çıkana kadar hangi yollardan geçtiğini bu süre zarfında iyi deneyimlediğimizi düşünüyorum. Bu da gereksiz egoları ve zaman kayıplarını hâliyle azaltıyor. Geride bırakmaya çalıştığımız şey belki biraz fazla düşünmekti. Cheap Genes’de ne heyecan veriyorsa onun arkasına hızla takılmaya özen gösteriyoruz. Bu enerjiyi korumaya, hızlı ve içgüdüsel ilerlemesine bakıyoruz. Fakat içeride sıkı bir çalışma disiplininin olduğunu da söyleyebilirim.


“Son bir yıldır rüyamda bile bu şarkılarla dolaşıyorum. İçlerinde çocukluktan kalma hisler de var, provada aklıma düşen şeyler de.” -G. Ananas 

Bu albümde duyulan seslerin ne kadarı bugüne ait, ne kadarı yıllardır sizle olan ve sonunda doğru yere yerleşen fikirlerden oluşuyor?

Ali Can Şalt: Ben kayıt sürecinin baştan sona içindeydim ama şarkıların ilk ortaya çıkış aşamaları konusunda en iyi bilgiyi Taner verebilir. Çoğu onun pandemi dönemi ya da öncesi yaptığı demolardan oluşuyor. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki eski veya yeni olmalarından çok hepsi aynı dünyaya ait. 

Taner Yücel: Şarkıların çoğu ya The Raws dönemi ya da pandemi öncesi ve esnasında üretilmiş şeylerdi. Sanki sonsuza kadar vokalsiz, sözsüz bir hâlde yanlış bir rafta bekleyeceklerdi. Üzerine sözler, vokaller ve birlikte aranje ettiğimiz düzenlemeler de gelince bambaşka bir hâldeler gibi geliyor. Gerçekten herkesin katkısıyla renklenip doğru rafa konulmuş oldular bence. 

G. Ananas: Hangisinin eski, hangisinin yeni olduğunu artık ben de kestiremiyorum. Son bir yıldır rüyamda bile bu şarkılarla dolaşıyorum. İçlerinde çocukluktan kalma hisler de var, provada aklıma düşen şeyler de. 10 yıl önce bomboş bir deftere yazdığım tek bir cümlenin dönüp bir şarkının içine yerleştiği de oldu, sözlerin kayıt günü provada ortaya çıktığı da. Bu albüm biraz geçmişten sürükleyip getirdiklerimizle o an yaşadıklarımızın birbirine karıştığı bir yerde. 

Ceren Bettemir: Bu sesler 10-11 yaşından beri benle olan sesler. Taner grubun fikri ile geldiğinde zaten ne demek istediğini ve burada kendime bir yer bulabileceğimi hissediyordum. Nitekim öyle de oldu. Riot grrrl grubumuz Secondhand Underpants’ten kalan çatlaklık ve gürültülü koro davranışı Cheap Genes’de doğru yere yerleşiyor.

Akış boyunca gürültü ve akılda kalıcılık sürekli yan yana duruyor. Bir şarkının ne kadar pürüzlü, ne kadar davetkâr olacağına karar verirken sizi yönlendiren şey ne oluyor?

Ceren Bettemir: Canlıda bas çalarken; vokal Ananas, Ali Can’ın bir atağı, Taner’in coşması duygu hâlimi ve çalış jestlerimi çok yönlendiriyor. Bazen yumuşak bir şarkı daha hırçın ya da tam tersi olabiliyor. Albüm ve kayıt bütünlüğü 11 şarkı düşünüldüğünde, sözlerde ve müzikte birçok duygu ve tavırlılık var. Ama tek bir karakter var. Bu karakter yürüyor gibi düşünün, yolda başına gelenler, inişleri çıkışları ve hepimizin hikâyelerine pürüz veya davetine tercüme olan bi karakter. Biz de grup olarak bu karakteri birbirimizden etkilenerek yönlendiriyoruz.

G. Ananas: Bir şeyin kulağımızda ne kadar kaldığıyla ilgileniyoruz daha çok. Çok temiz şeyler veya sadece gürültü beni bozuyor. Şarkıyı ilk kez duyan birinin içeri girebileceği kadar pürüzsüzlük en alt limit. Serserilik dozu zaman zaman artabilir ama belli bir seviyenin altına düşemez bu saatten sonra. 

Taner Yücel: Dinlediğimiz ve sevdiğimiz şeyler bence. 🙂 Genelde basit, vurucu, yakalayıcı ve gaz şeyler seviyoruz. Dinlemeyi sevdiğimiz şeyler gibi müzik yapmak istiyoruz. Kayıtlarda, canlı performanslarda çalacağımız aranjmandan çok da uzaklaşmış bir aranje olmamasına gayret ettik. O minimalliği de seviyorum ben şahsen.  

Ali Can Şalt: Biraz tekniğe kaçan bir soru ve bu konuda aslında spektrum epey geniş. Ben davulcu olarak daha çok içgüdüsel yaklaşıyorum. Akılda kalıcı enstrümantal partisyonlar bir yana Göksu’nun haykırdığı bazı önemli noktalar var ki oralarda işi fazla cilalamaya gerek olmadığı taraftarıyım. Müzikal olarak gerektiği yerde dağınık kalmayı, gerektiği yerde basit devam etmeyi algıladıktan sonraki paslaşmalarımız bu işi dengeli bir şekilde yürütmemize olanak sağladı. Tabii her insan için akılda kalıcılık kavramı farklı çalışır. Ben şahsi olarak daha ufak nüanslara takılırım. Bazen şarkıda iki saniyelik ufak detaylar beni daha çok cezbedebiliyor. Bütün olarak bakınca üretilen şeyi daha değerli ve akılda kalıcı yapabiliyor.


“Albümün en çok bizim içimize sinmesi gerekiyordu. Bittiğinde sarıldık. İçimize sinmişti.” -Ali Can Şalt

FFFFFELAKET boyunca birçok insanla karşılaşıyoruz. Büyük kısmı kaybedenler, öfkeliler, aradığını bulamayanlar, yanlış yola sapanlar. Şarkılarda karşımıza çıkanlar arasında en yakından tanıdığınız, empati duyduğunuz kişi kim?

G. Ananas: Hepsi biraz aynı kişi aslında. Yakından tanıdığımız biri. Ama ben en çok “Parti Faresi”ni seviyorum. Masist Gül’ün Kaldırım Destanı‘nda anlattığı o meşhur Hela Faresi’ni bilenler bilir. Bu şarkıdaki karakter onun buram buram bira kokan deri ceketli hâli gibi… Kadehimi Masist Gül’e kaldırıyorum.

Ali Can Şalt: FFFFFELAKET HAYALET, TEMBEL HAYALET! Canımı çok acıtıyorsun! 

Taner Yücel: Ben “Geri Dönmez”deki aptal romantiği baya yakından tanıyorum. Gerisi de biraz biz, biraz siz, biraz sen, biraz ben diyebilirim.

Ceren Bettemir: Çok tatlı bir soru, benim en empati duyduğum kişi cenazesine geç kalan karakter, çünkü ben de çok geç kalıyorum. Ve geç kalmak üzerine sayfalarca yazmak istiyorum; neden geç kalıyoruz, hem politik bir şey de. Her şeyi kusursuz tam zamanında yaparsan başarılı olursun. Kapitalizm senin zamanını alır sana yaşayacak iki gün bırakır sonra da bir bakmışsın, her yere geç kalıyorsun.

Kendi kaydını, miksini vs yapan bir grup olmak bir özgürlük hissiyle birlikte ister istemez çok yoğun odak yatırımı yapmayı da beraberinde getiriyor olsa gerek. FFFFFELAKET’i bitirip ilk kez dışarıdan baktığınızda sizi en çok şaşırtan şey ne oldu?

Taner Yücel: Şaşırtan şey, aylarca uğraşıp yüzlerce kez dinledikten sonra albümü hâlâ dinlemek istememiz oldu. Kayıt ve miks sürecinde bir noktadan sonra bütün şarkılar birbirine dönüşüyor. Bir süre ara verip geri döndüğümüzde ise ilk kez dinleyici gibi dinleyebildik ve “Tamam ya, bu olmuş galiba” dedik.

Ceren Bettemir: Albümün finalize olması için gereken bütün parçaların kendi kendine yerini bulması, kendi uğraşımızla birleştirme gücümüz oldu.

Ali Can Şalt: Kayıtları yaparken bir noktadan sonra albümü mikroskop altında inceler gibi dinlemeye başladığımız bir dönem oldu. Yaptığın işe odaklanmak harika fakat dozunu ve nereye ne kadar odaklanmalı noktasını çok iyi yönetmek gerek. İçerideyken bir süre sonra şarkıları değil trampetin tonunu veya gitarın yarım desibellik farkını duymaya başlıyorsunuz. Güzel olduğu kadar rahatsız edici bir durum da olabiliyor çoğu zaman bu. Bizim için çok güzel bir masterclass oldu bence. Albüm bitince tekrar şarkılara dönebilmek ve dinlediğimizde her şeyin tam olarak istediğimiz gibi olması çok heyecan vericiydi. Albümün en çok bizim içimize sinmesi gerekiyordu. Bittiğinde sarıldık. İçimize sinmişti. 

G. Ananas: Albümün her saniyesine kafa patlatmış olmamıza rağmen hâlâ bazı yerlerde “bunu ne ara yaptık?” dediğim anlar oluyor. Ali Can’ın gizli bir atağını, Ceren’in araya sıkıştırdığı küçük bir numarayı ya da Taner’in çıkardığı tuhaf bir sesi sonradan duymak heyecan verici. Baştan sona ezbere bildiğim albümün içinde hâlâ yeni bir şey bulabilmek el falı gibi.

Taner Yücel: Kafada kuran ve fazla kötü durum senaryolarına dalmaya meyilli bir insanım bazen. O bireysellikten ve kuruntulardan kurutulup kolektif bir saçmalığın içinde olduğumuzu fark edince her şey çok keyifli oluyor.

Ada Tuncer’in kapağı gerçekten şahane. Bu sahne nasıl çıktı ortaya? Telefon çaldığında ahizeyi kaldıran kişi sizce ne duyuyor?

G. Ananas: Ben kapağın hastasıyım. Ada Tuncer benim her projemde yanımdaydı. Kadehimi Ada için de kaldırmam gerek. Telefon metaforu da bu albümün imzası gibi oldu. Telefonu açsan bir dert, açmasan başka bir dert. Bazen aylarca beklediğin telefon sen tuvaletteyken çalar. Sonra geri dönersin ama açılmaz… Albümdeki birçok şey dönüp dolaşıp o ahizeye bağlanıyor. Telefon çaldığında ahizeyi kaldıran kişinin ne duyduğunu gerçekten bilmiyorum. Açmasaydı daha mı iyiydi, ondan da emin değilim…

Taner Yücel: Kapağımızı cips yapıp her gün yemek istiyorum. Albümde telefon, kayıtlarda bile çokça kullanıldı. 🙂 Göksu’nun dediği gibi açılsa da açılmasa da bekleyen bir bela var telefonun ucunda. Ben o bekleme hâline, o duruma baya gülüyorum.

Ceren Bettemir: Ada’nın Stygian oyun zamanından kalma Merry Folk from the Stars kitabı çizimlerindeki monokrom illüstrasyon tarzından, yaratıcılığından ve fırçasından dokusundan çok etkilenmiştim. Kapak tasarımını onun yapacağına karar verdiğimizde, Ada’nın eskilerden kalma soyut bir çizgi roman stilini bulduk. Uzun süredir yapmadığı bir tarzdı ama bu arayı kapatması bir gün aldı. İstediğimiz dokular, fırçalar ve boldluk, 70ler havasını yakaladı. En çok da kendinden kattığı şeyler farklılaştırdı. Orijinal, garip ve heyecanlı bir kapak ortaya çıktı. Ahizeyi kaldıran ve arayan kişi belki de aynı kişi. Belki biri geçmişteki kendisi! 😛


“Grup arkadaşlarımla ilk defa sahne almak film gibiydi. Seyirci o kadar gazdı ki insanlar sahneye kaydı, bas amfisi iki kere düşeyazdı. Yani şarkılar kudurukmuş.” -Ceren Bettemir

Cheap Genes’in ilk konserleri nasıl bir deneyimdi sizin için? Sahnede çalmak size şarkılar hakkında ne öğretti?

G. Ananas: Evde yazarken bazı şeylerin fazla bireysel olduğunu düşünüyorsun. Sonra sahnede insanlar daha ilk nakaratta bağırmaya başlıyor. O an anlıyorsun ki kafandaki saçma fikirlerin, korkuların ya da takıntıların sandığın kadar sana ait değilmiş. 

Ali Can Şalt: Açıkçası başta insanların bize bu kadar hızlı tepki vereceğini düşünmüyordum. Henüz yeni bir grup olmamıza rağmen insanlar en azından çıkardığımız teklileri sıra sıra sahiplenmeye başladı. Bir grubu en çok mutlu edecek şeylerden birisi bu. Ne öğretti konusuna gelecek olursam, bazı bölümlerin beklediğimizden daha büyük etki yarattığını görmek diyebilirim. 

Ceren Bettemir: Şarkılar ilk saniyeden itibaren dinleyiciyle konuştu. Grup arkadaşlarımla ilk defa sahne almak film gibiydi. Seyirci o kadar gazdı ki insanlar sahneye kaydı, bas amfisi iki kere düşeyazdı. Yani şarkılar kudurukmuş.

Albümün biraz daha rötar yaptığını hayal edelim, hatta bir 50 yıl kadar rötar. FFFFFELAKET tozlu arşivlerden çıkmış bir şekilde 2076’da birinin eline geçse, o kişiye 2020’lerin İstanbul’u hakkında ne öğretirdi?

Ali Can Şalt: Umarım fitilini ateşlediğimiz göktaşı o zamanları göremeden bizleri yok eder diyelim, en başta temennimiz o yönde. 🙂 Fakat ola ki işler ters gitti ve yine bizi teğet geçti, gelecekte bu kaydı dinleyen genel olarak bir huzursuzluk ve umutsuzluk hâlini kolayca idrak edebileceklerdir. Şunu kestiremiyorum sadece, bizim anlattıklarımız o dönemde fazla iyimser de kaçabilir. Çünkü duygular ve ilişkiler açısından sürekli aşağı çakılan bir eğrinin üzerinde yaşıyoruz. Biz onlara da yer verdik albümümüzde. Kendi cenazene gidebildiğin bir teknolojiden bahsediyoruz mesela. Selam olsun 2076’daki güzel insanlara.

Ceren Bettemir: Bu seneler ne kadar mutsuz ama gerçek ve gaz duygular taşıyorlarmış diyebilirlerdi. 2076’ya kadar umarım nükleer bomba patlamaz ve tozlu arşivdeki kapaktaki son kareyi görenler “Aa Cheap Genes olacakları biliyordu!” demez.

G. Ananas: 2076’da albümü dinleyen biri bizi kesin gamsız bulacaktır. “Dünya yanarken onlar kendi küçük felaketleriyle ilgileniyorlarmış” diyebilir. “Delik Deşik Kalbim” kanlı bir savaşın ortasında, çift terapisine gitmesi gereken iki sevgiliden bahsediyor mesela. Ama albümde göktaşına bir ağıt da var. Belki o işlerin genel olarak iyi gitmediğine dair bir ipucu verebilir.

Taner Yücel: Bana şahsen İstanbul’a dair bilinçli olarak bırakılmış çok fazla iz yokmuş gibi geliyor. Ama dönemin ruhuna dair izler var. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan, bir şeyleri kaçırdığını hisseden, paranoyak, iletişim kurmakta zorlanan ve aşkta pek şansı olmayan insanların hikâyeleri bunlar. 2076’da biri dinlese, 2020’lerin insanlarının pek de iyi vakit geçirmediği sonucuna rahatlıkla varabilir.

Bir lansman konseri yaklaşıyor, 11 Temmuz’da Karga’da olacak. Yakın gelecekte Cheap Genes taraflarında olacak şeylere dair ne gibi ipuçları verebilirsiniz?

G. Ananas: Ben daha fazla konuşamam.

Ali Can Şalt: Sıkı bir çalışma hâlindeyiz. Gündemimizde çeşitli birçok konu var. Hayal ettiğimiz şekilde bunları hayata geçirmek için uğraşıyoruz. Umarım herkesin hoşuna gidecek hareketlerde bulunacağız.

Taner Yücel: Sahnede Tiger Chicky Face gibi “yaşamak dolu” olacağız efendim. 11 Temmuz’daki lansman konserinde bize Goblin Daycare eşlik edecek. Ayrıca Barış Sarhan’ın çekip yönettiği, baya kalabalık bir ekibin çalıştığı, aşırı eğlendiğimiz bir video klibimiz oldu. O gece onu da prömiyeri olacak. Bolca da merch olacak.

Ceren Bettemir: Renk renk, çeşit çeşit merchler. 


ŞARKI ŞARKI: Cheap Genes ve FFFFFELAKET

BOL DRAM

Dinleyene tatlı tatlı “hadi dostum ayağa kalk” diyen bir havası var. Albümü bu şarkıyla açmaya nasıl karar verdiniz? Bir şarkıyı iyi bir ilk şarkı yapan şeyler neler olabilir sizce?

G. Ananas:
Kapıyı tekmeyle açar gibi olsun istedik sanırım. Ama bir yandan da birlikte biberlediğimiz ilk şarkıydı “Bol Dram”.

Ali Can Şalt: Müthiş bir beyin fırtınası yapmadan karar almıştık “Bol Dram”ı ilk şarkı yapmaya. Albümü iyi özetleyen, davetkâr bir havası var bence. Introsu da bu konuda cezbedici bir madde olabilir tabii, o da var. Ben sıkı bir açılış olduğunu düşünüyorum.

Taner Yücel:
Ali Can’ın dediği gibi introsu direkt albüm girizgâhı hissinde oldu ve bu albümü tanıtan bir şarkı gibi geliyor bana hep. Hız, melodi, sözler olarak albüm özeti gibi geliyor bana. 

Ceren Bettemir: Hızı ve roller coaster gibi oluşuyla yüksek enerjili bir giriş.

İŞİNE BAK

Kahramanların hayatlarını toparlamaya çalışırken daha da dağıttığı bir gençlik filminin hızlandırılmış cutlarını hatırlatan “İşine Bak”, albümün en catchy anlarından. Böyle bir filmin parçası olsaydı, kahramanımız günün sonunda ne öğrenmiş olurdu?

G. Ananas:
Muhtemelen hiçbir şey öğrenmezdi. Ertesi gün aynı hataları daha büyük bir özgüvenle tekrar yapardı.

CENAZEME GEÇ KALDIM

Başından belli ki çok şey geçmiş olan birinin cebinden çıkardığı aynasından saçının düzgün olup olmadığına bakması, bu şarkıyı her dinlediğimde sırıtmama sebep oluyor. Sırıttıran başka bir şey de bu şarkıyı riff’i aşırı düşük tempo çalınmış, puslu bir balad gibi hayal etmek. Bence çok iyi çalışıyor! Siz “Cenazeme Geç Kaldım”ı bambaşka bir müzikal evrene taşısaydınız, nasıl bir şarkıya dönüşürdü?

G. Ananas: Rembetiko veya bozlak denenebilir.

Taner Yücel: Kafamda şu an bir Tiga ya da Soulwax remiksi gibi duyuyorum, ana riff’i bir mono synth ve baya agresif soundlu bir techno gibi hahah!

Ali Can Şalt: Bu şarkıyı kafamda hiç bu şekilde bükmedim ama bunu duymak ilk anda bana da çok yavaş bir doom metal tarzında denense nasıl olurdu acaba dedirtti. 🙂 Canlı çalarken buna yakın bir intro ile giriyoruz cenazeye. Ben daha çok “Tembel Hayalet” i kafamda kurcalamıştım.

Ceren Bettemir: Karanlık bir tarafı olduğu için black metal, gotik veya Aşık Veysel-vari bir türkü veya şarkı olabilirdi