“Daha İyi Günlerimiz Olmuştu”: Orta yaş krizi, her gün testten geçen evlilikler, problemli çocuklar ve diğerleri…

Macar oyuncu ve yönetmen Szabolcs Hajdu tarafından yazılan “Daha İyi Günlerimiz Olmuştu” sinemaya da uyarlanan tiyatro oyunlarından biri. Meselesinin güncelliği ile dikkat çeken, dram-komedi dengesini ayarında tutan oyun, Oyun Atölyesi’nde sahneleniyor. Daha İyi Günlerimiz Olmuştu; muazzam performanslar ve son derece başarılı bir rejiyle seyirciye su gibi akan 95 dakika sunuyor.

Yazı: Hande Sönmez

Macar sinemacı Szabolcs Hajdu’nun 2016 yılında Karlovy Vary’den ödülle dönen filmi It’s Not The Time of My Life aslında bir tiyatro oyunu. Bu sezon Oyun Atölyesi’nde izleyebileceğiniz yerli versiyonu “Daha İyi Günlerimiz Olmuştu”; kabaca orta yaş krizi, evlilik daha doğrusu bir aile olmanın zorluğu ve aynı anda bağlayıcılığına odaklanıyor. Oyun; 95 dakika boyunca seyirciye bağ kurabileceği bolca malzeme ve nefis oyuncu performansları sunuyor.

Seyirci de bu hikâyede yerini tespit ediyor

Maddi açıdan her şeyi yoluna koymuş, işinde çok başarılı Farkas, Estzer ile evlidir ancak küçük çocukları Bruno ile başı derttedir. İstediği yapılmadığı anda çığlıklarıyla ailesini test eden Bruno ile ilgilenmekten pek de haz etmeyen Farkas yerine çocuğa bakma görevini karısı Estzer üstlenmiştir. Estzer’in başına buyruk ablası Ernella, onun “yaş dinlemez” uçarı kocası Albert ile ergen kızları Laura ise daha bir yıl önce terk ettikleri ve bir daha dönmeyeceklerini söyledikleri Macaristan’a daha doğrusu Farkas ile Estzer’in evine dönmek zorunda kalırlar. İki aileyle ilgili dinamikleri aktaran oyun ilerledikçe seyirci olarak, tanık olmaktan çıkıp, hikâyedeki kendi yerinizi tespit etmeye götürecek kadar içselleştirebileceğiniz bir oyunla baş başa olduğunuzu söyleyebilirim.

Aile olmanın getirisi: Komedi ve dram

İki ailenin birbirleriyle ve kendi içlerinde olan sorunları, öncelikleri, her gün vazgeçip sonra tekrar denemeye karar verdikleri evlilikleri ve elbette arada kalan çocuklarının hikâyesine tanık olduğumuz Daha İyi Günlerimiz Olmuştu; empati yapmaktan kendinizi alamayacağınız, benzerlerini her gün gördüğünüz hikâyelere değinirken kalbinize de dokunmayı başaran bir oyun. Farkas’ın oğluyla arasındaki uçurumu, Ernella’nın özgür ruhlu kocası Albert’le gerçek dünyaya dönmek zorunda kalmalarını, Laura’nın dikiş tutturmakta aciz ailesinin ona sağlayamayacağını düşündüğü gelecek korkusuyla yaptığı hata, her şeye rağmen çocukların “oyunlarına” devam etmesi ve nice sahnesiyle bir an kahkaha attırırken bir an hüzünlendiren Daha İyi Günlerimiz Olmuştu bu sezonun en dokunaklı işlerinden biri olacağa benziyor.

Meselesinin güncelliği dışında bu hikâyeyi çok iyi performanslarla seyirciye anlatan Tuna Kırlı, İpek Türktan Kaynak, Pınar Çağlar Gençtürk, Tolga İskit ve genç yetenekler Sena Başdoğan ile Berke Karabıyık ve derli toplu bir rejiyle hikâyeyi seyirciye geçiren Muharrem Özcan’a sonsuz tebrikler. Sezon boyu Oyun Atölyesi’nde sahnelenecek olan oyunu mutlaka izleyin.