Sinanılmaz ve Mert Avcı’nın İstanbul’un ara sokaklarından, absürt geyiklerden ve düşük pil seviyesindeki emektar bir Macbook’tan çıkardığı sesli hikâyeleri, Normal Yaşa ve Ortalama Bir Süre Zarfında Öl adlı ilk vicotüco albümüne evrildi. İsmi okuduktan sonra zihinde açılıveren konuşma balonlarına, kendine özgü üslubuyla temas ediyor ikili. İçinde bir teslimiyet, belki de bir çelişki gizli ama aynı zamanda gülümseten bir açıklık, bir kafa rahatlığı da söz konusu. 

Üretimleri müziğin yanı sıra animasyon, video, podcast gibi alanlara da yayılan ikili ile albümün çıkmasına günler kala buluştuk; yıllar içinde aralarında vuku bulan yaratıcı dinamikleri, grup müziğine olan bağlılıklarını ve vicotüco denkleminde mizahın oynadığı rolü konuştuk. 


“Başkalarıyla çalışırken karşı tarafın beni anlayamadığı durumlar oluyor ama bunu Mert’le yaşamıyoruz. Bir şey dediğim zaman o imaj onda da oluşuyor, ona beraber gidebiliyoruz.” -Sinanılmaz

Aşağı yukarı kronolojiye, hikâyeye, geçmişe biraz aşinalığım var ama bir anlatın; nasıl bir dostluğunuz var, ne kadar eskiye?

Mert Avcı: Ortaokuldan arkadaşız. Müzik yapma olayı da Lise 1’de başladı. Öncesinde de daha hiçbir enstrüman çalmıyorduk ama Children of Bodom’a özenip bir grup kurmuştuk. Alexi Laiho man crush’ımız olmuştu. Grubun adı falan da vardı galiba.

Sinanılmaz: Ben çello çalacaktım. Daha bası ayırt edemediğimiz dönemler. “Aa ben bası anladım” demişti bir gün Mert. 

Mert Avcı: Children of Bodom grubu kurmadık, evet, çünkü daha alternatif gruplar keşfetmiştik. Bir sonraki yıl Nirvana hayatımıza girdi, ikimiz de gitar aldık. Lacivert ve siyah iki Cort. Çevreden arkadaşlar “bana öğretin ben bas çalarım”, “aa ben de davul dersi almaya başladım” dedikçe grup kurulmuştu. Yıllarca cover çaldık, sonra beste yapmaya başladık. Mosquito diye bir grubumuz vardı; Peyote, Karga gibi mekânlarda çalardık. Sonra bir ara Hack The Fool ismine geçtik, aynı grup olsa da.

Biraz daha funky şeyler çaldığınızı hatırlıyorum Hack The Fool ile.

Sinanılmaz: Aynen. Daha clean bir sound olsun istiyorduk. 

Mert Avcı: Nirvana olmaya çalışıyorduk ama vazgeçtik gibi olmuştu. O aralar Hack The Fool ismiyle çaldık, bir de albüm yaptık. Sonra birlikte müzik yapma olayını komple bırakıp solo projelere yöneldiğimiz ara bir dönem oldu. Hiç müzik yapmadığımız yıllar geçti. Sonra vicotüco adıyla yapalım diyerek bugünlere geldik.

Aslında birlikte pek çok şey yapıyorsunuz; müziğin yanı sıra podcast, video, animasyon gibi dallanıp budaklanan bir dünyayı kapsıyor vicotüco. Bu ortak üretimleriniz için bir çatı isim koyma ihtiyacı mı oldu?

Sinanılmaz: Süreç şöyle gelişti: İkimizin de mizaha ilgisi vardı. Sadece ikimiz de değil; genel olarak içinde olduğumuz ortam öyleydi. Başta hiçbir ismi falan yoktu. Ses kaydedip arkadaşlarımıza gönderiyorduk. “Şafak Sezerlerim Ağrıyor” diye bir ilk videomuz vardı, çevremizdeki insanlar biz onu daha yayımlamadan o videoya çok gülüyordu. Sonra Mert bana “Sen çiziyorsun, çiz işte, arka arka jpeg’leri koyalım animasyon olsun” dedi. Animasyon da değil de resimlerle bir slayt gösterisi gibi başladık. Sonra o resimleri titretmeye başladık. Canlının oluşumu gibi bir süreç oldu yani. Kuru Kabus filmini yaparken animasyon konusunda epey bir yol kat ettik. Son yaptığımız içerikler animasyon anlamında biraz daha profesyonel bir yerdeydi. vicotüco da bir şeyler yapalım, gülelim derken başladı. Beklenmedik şekilde ciddiye alındı bu fikir bizim tarafımızdan. Müzikte de biraz o enerjiyi yansıtmak istediğimiz için şarkıları da bu isim altında yayımlayalım istedik. Albümde o enerjnin hem müziğe hem sözlere taşındığına inanıyoruz.

Birlikte çok vakit geçiriyor olmalısınız. Bir şeyin nasıl son hâline geldiğini merak ediyorum. Birbirinizi çok iyi tanıyor olmak her zaman da avantaj olmayabilir gibi geliyor. 

Sinanılmaz: Başkalarıyla çalışırken karşı tarafın beni anlayamadığı durumlar oluyor ama bunu Mert’le yaşamıyoruz. Bir şey dediğim zaman o imaj onda da oluşuyor, ona beraber gidebiliyoruz. Derdini bir kişiye anlatma süreci ortadan kalkıyor. Onun ne hayal edeceğini o kadar iyi biliyorsun ki bir şeyler daha hızlı mümkün olabiliyor. En büyük artısı o.

Mert Avcı: Ne yapacağını çoktan düşünmüşsün gibi oluyor. Herhangi bir şeyi tartışmaya gerek kalmadan uygulamaya geçebiliyoruz.

Sinanılmaz: Birbirimizi motive etmekte zorlanabiliyoruz biraz. Benzer karakterde insanlar olduğumuz için bir anda çok düşebiliyoruz, hiçbir şey yapasımız gelmiyor. Sonra bir anda kendimizi olduğumuzun 5 bin katı bir şey sanıp inanılmaz sapıkça hayallere kapılıyoruz, olmayınca da çok düşüyoruz. Hayatımız böyle geçti. 

“Mert bunu sevmez zaten” diyip masaya koymadığın şeyler oluyor mu mesela?

Sinanılmaz: Hiç olmuyor. Zaten o yüzden beraber yapmayı tercih ediyoruz. Ben biraz daha sorgulayan bir karakterim, Mert daha rahat mesela. Bir şey yapalım ve güzel olsun istiyor. O eşleşme de iyi çalışıyor.

Şarkı yazarken nasıl bir süreç oluyor? 

Mert Avcı: Albüm yapmaya karar verdiğimizde müzikal bir yerden bakmak yerine ne atlatacağımız ve şarkıların “bizim gibi” olmasını istediğimiz bir konsept üzerine konuşup o noktada durmaya çalıştık. Bu yüzden de şarkılar genel olarak fikir gibi çıktılar. Sözlerle ilerledi genelde süreç. Müziğin üstüne söz yazdığımız bir tane şarkı var. Mesela Sinan “Wowzy Trauzy Asuman Krauzy”yi bulup böyle bir şarkı olsun diyor, oturup onu düşünüyoruz. Genelde bir söz fikri, bir tat yakalamakla başlıyor süreç. Bir yerden sonra “Çok büyük müzisyenleriz ve müzikal olarak manyak işler yapmaya çalışıyoruz”dan ziyade bir şeyler anlatmaya odaklandığımız için müziği çok basit tuttuk. 

Sinanılmaz: “Şu, şu, şu enstrümanlar olsun, başka hiçbir şey olmasın” kuralı koymuştuk mesela. Prodüksiyon çok abartıya kaçmasın, çiğ olsun. 

Albümden önce Taner Yücel’le yaptığınız iki parça ve Nova Norda düetinin de yer aldığı EP’niz prodüksiyon açısından iki farklı uç gibiydi.

Sinanılmaz: Aslında bizim için de o ilk parçalara dönüş gibi oldu. Müzikten çok uzaklaşmıştık 2023’teki EP’yi yaptığımız dönemde. Bir ofis açmıştık ve animasyon işleriyle uğraşıyorduk. Zafer (Toker) de bizim ofisteydi, müzikleri o yapıyordu. Güzel oluyordu, müzikleri Zafer yapsın biz üstüne söz yazalım diye düşünmüştük o dönem. Ama biz müzik yapmayı da çok seviyoruz; bir anlatı yaratıyorsak o kısım da bizden çıkmalı. “özür dilerim” ve “geriye dönüş yok”u dinleyip buradan devam etsek bir şey yakalayabiliriz diye konuşuyorduk. Hep onları referans alarak başladık albüme de. O şarkıların hissine ve üretim biçimine dönmek istedik. 


“Şaka var ama şaka olsun diye yapılmış şakalar değil. Bir estetik aslında. vicotüco’da yaptığımız şeylerde komik mi, güldürüyor mu gibi bir yerden düşünerek gitmiyoruz.” -Mert Avcı

Albüm sürecinin başı – sonu nedir peki sizin için? Epeydir gündemdeydi bir vicotüco albümünün yaklaşmakta olduğu.

Mert Avcı: Geçen senenin başında ofisi kapatmıştık, animasyon işlerinde bir şeylerin yolunda gitmemesinin bir çıkış yolu olarak başladı. İstediğimiz bir şeyi yapalım istedik. Hiç eskiden kalma beste olmadan, tamamı sıfır şarkılardan oluşan bir albüm yapmaya karar verdik. 

Sinanılmaz: Bende çok net tarihi var aslında, 24 Kasım 2023’te başladık bunu konuşmaya. 

Mert Avcı: Artık bir full anlatımız; bir – iki şarkı değil de “vicotüco budur” diyebileceğimiz bir şey olsun istiyorduk. Onunla uğraşmaya kendimizi verdik ve bir sene boyunca şarkı yazma, aranje etme, kaydetme, miksini yapma vs ile geçti. 

Sinanılmaz: Miksi Taner Yücel, mastering’i Görkem Karabudak yaptı. Tüm enstrümanları ikimiz çaldık. Ben ilk defa bir kayıtta gitar çaldım. “Wowzy Trauzy”de slide gitarı çakmakla çaldım. Davulları ve ağırlık olarak klavyeleri ben çaldım; gitar ve basları Mert.

YouTube’daki vloglardan hatırladığım bir masa geliyor gözümün önüne. Bir yatak odasında camın önünde duran büyük bir masa.

Mert Avcı: Evet, o masada yapıldı tamamen.

Sinanılmaz: Mert’in çalışma odasında, beğenmediği masasında yapıldı. 2011’de üniversiteye girdiğim yıl bana alınan Macbook’la kaydettik albümü. Şarjdan çıkarınca ölecek gibi oluyordu ama albümü tamamlayabildik, helal olsun. Sonra bir daha açmadım hiç. 

Mert Avcı: O bilgisayarda çok fazla plug-in vardı, bende hiçbir şey yoktu. Salak adamlar olduğumuz için yeniden onları indirmekle uğraşmak yerine hazırı var diye o ölü bilgisayarla çalıştık. Şarjdan çıkmadan bir sene kaldı o bilgisayar benim odamda. 

“Bizi yansıtacak müzik” dediniz biraz önce bu albüm için. Mesela “Wowzy Trauzy”nin son kısmı, sizin yaptığınız bir kısa animasyonu izlemekle benzer bir deneyim. O dinamik nasıl işliyor? Bir şakanın bir şarkıya mı yoksa bir animasyona mı dönüşeceğini nasıl belirliyorsunuz?

Mert Avcı: Bir denge tutmaya çalıştık o konuda bence. Şaka var ama şaka olsun diye yapılmış şakalar değil. Bir estetik aslında. vicotüco’da yaptığımız şeylerde komik mi, güldürüyor mu gibi bir yerden düşünerek gitmiyoruz. Bazen ne tepki vereceğini bilemediğin videolar da yapıyoruz mesela. Albümde de tartarak gittik, “aşırı şaka yapıyoruz biz” gibi gözükmek de istemedik.

Sinanılmaz: Mert’in “bizi parodi müzik sanacaklar” diye çok büyük bir korkusu vardı.

Mert Avcı: Evet! 

Ama mizah bu işin DNA’sında olan şeylerden biri tabii ki.

Mert Avcı: Türkiye’de çok örneği yok; mizah katılmış müzik çok parodi bir şey gibi algılanıyor. Ama çok duygusal şeyler anlatan şarkılar da var orada. Bu, grubun dili yalnızca.

Sinanılmaz: Aşırı duygusal bir şarkı da yapamazdık, ikili olarak öyle bir enerjimiz de yok. Dertleşmeyiz mesela biz oturup. Ya bir şeylerle dalga geçeriz, ya çok absürt geyikler yaparız. Orada da bir estetik var. Soyut resim gibi bir şey bence mizah. Onun da ne ifade ettiğini anlamayabilirsin ama hoşuna gider ya, “Wowzy Trauzy Asuman Krauzy” de öyle bir şaşırma efekti taşıyor bence. O birleşim çok hoşumuza gidiyor. Bayadır da kafamızda olan bir şarkıydı. Başta aklımda ilk canlanan Gorillaz-vari bir şeydi.

Mert Avcı: Çok değiştirdik sonra onu.

Sinanılmaz: Verse’lerinin rap olduğu bir dönemi var. Sonra çok garip yerlere gitti. Bütün şarkılarda çok tahmin edilemez süreçler oldu. “Migros” mesela, başka bir şarkının bridge’iydi. Sonra ona başka bir nakarat yazdık ve kendi başına bir şarkıya dönüştürdük. Birbirimizin yazdığı parçaların verse’ü ve nakaratını birleştirdiğimiz enteresan anlar oldu. Coşuyorduk “ne güzel oturdu be” diye. Müzikten çok anlamadığımız için her şeye şaşırıyorduk.

Mert Avcı: Teori kısmını oldurabildiğimiz kadar bilen insanlar olarak hep kulakla, zevkle ilerledik. 

Sinanılmaz: Videolarda hiçbir sınırımız yok ama şarkılarda biraz gıdıklayan bir fikir olmasının üzerinde durduk. “Erenköy, Kazasker, burada yaşamak göt ister” bizi gıdıklamıştı mesela. Böyle bir laf ediliyor olması yani. Çok düz şeyler çok fazla var ya. Biraz da farklı bir şey olsun, dinleyen insan isterse “iğrenç ya” desin ama ona bir şey de düşündürsün. Mizah ve ciddiyet arasında bir çizgi yakalamaya çalıştık.


“Sert bir şey yapacağımızı, daha punk, agresif bir şeyler olacağını düşünüyorduk. O kadar dedeydik ki yorulduk onu yaparken.” -Sinanılmaz

Önceki yayınlarınızdan aldığım izlenimle, işitsel anlamda biraz daha kirli, belki daha freaky bir albüm olacağını tahmin ediyordum aslında. Daha yumuşak tonlar, daha ferah bir atmosfer var albümün genelinde. 

Mert Avcı: Yarın çok freak bir şey de yapabiliriz. Bizim için önemli olan anlatıyı kararlaştırabilmekti. Onu tecrübe etmiş olduk.

Sinanılmaz: Aslında o sakin müzik, kendimizde sevmediğimiz bir yönümüz. Ondan kaçamadık. Biz de sert bir şey yapacağımızı, daha punk, agresif bir şeyler olacağını düşünüyorduk. O kadar dedeydik ki yorulduk onu yaparken. Bir iki şarkı var yine o tatlarda ama total estetik olarak bir bütünlük olduğunu hissediyoruz. Hepsinde bir şekilde bir punk tavrı var. “Zengin çocuğu punk” diyoruz kendi aramızda.

Şarkıları yazarken “canlı çalınabilir bir müzik olsun” düşüncesi var mıydı aklınızda?

Mert Avcı: Zaten grup müziğine çok aşinayız. Stüdyolar, provalar hep alıştığımız şeyler. Dinlediğimiz şeyler de öyle. Bize o yakışır diye geldiğinden de grup müziğinden çıkmamaya çalıştık. Akustik bir yerde dursun, canlı duyulsun diye düşündük.

Sinanılmaz: Bu bizi çok etkileyen bir durum. Bir kere Babylon’da altyapıyla da çalmıştık. Olmuyor bence. Mert vokalde benden çok daha tecrübeli, ben toplasan beş kez falan vokal olarak sahne almışımdır. Bir grup olmaması çok eksik geliyor bana sahnedeyken. Son konserlerimiz aşırı iyiydi bu anlamda. 

Grupta şu an kimler var? Albüm bittikten sonra mı oluşturdunuz grubu?

Mert Avcı: Evet, şarkılar hazır olunca hemen grubu düşünmeye başladık.

Sinanılmaz: Mert çok sabırsızdı bu konuda. Hemen çalmak istiyordu.

Mert Avcı: Konseri çok öncelikli görüyorum. Şarkılar bitti hemen konser verelim istiyorum. Çevremizde hep müzisyenler var, zaten başka gruplardan insanlar hep birbiriyle çalıyor. Davulda Enes Cihan Güvenç var, Mojave’nin vokali. Gitarda Berk Çavdar var, o da The Away Days’le çalıyor. Sinan’ın solo işlerinde de çalmıştı, Hack The Fool’da da gitaristimizdi zaten. Basta Arda Berk Bızakçı ve klavyede de Atakan İleri var. İkisi de çok yetenekli. Böyle bir ekibiz şu anda.

Sinanılmaz: Bir anekdot vereyim. Hayatımda ilk defa anekdot kelimesini bir cümlede kullandım galiba. Neyse. Animasyonla uğraşırken masa başında çok zaman geçiriyorum. Bu da yalnız bir süreç, deli gibi saatlerce bir şeyle uğraşıyorsun. Müzik yapmak istememin sebebi de biraz bu; provaya gidiyoruz, arkadaşlar geliyor, çıkınca bir şeyler içiyoruz, konserler veriyoruz… Üretme tarafı da güzel ama sosyal meslek olması da çok güzel bir şey.

Farklı alanlarda da üreten ve belli ki hayal kurmayı da seven insanlar olarak, sizin için “ultimate vicotüco konser deneyimi” nasıl bir şeye benziyor? Animasyonlar falan var mı bu işin içinde?

Sinanılmaz: Şunu çok istiyorum: Mert’i sırtıma alacağım, uzun bir pardösü giyip tek adam olacağız. Mert’in söylediği bir şarkıyla başlayacağız sonra ben Mert’in pipisinden bir anda kafamı çıkarıp söylemeye başlayacağım. Bir bu var. Bir de vicotüco kafasını gerçekten balon gibi yapmayı çok istiyoruz. Sahne arkasına animasyon fikri, onu ben yapacağım için şimdi çok midemi bulandırdı! Onu istemeyelim. Başkası yaparsa çok güzel olur. Ama o zaman da ne anlamı var? Çok düz, doğal, uğraşılmamış bir sahne performansı olmasını da seviyoruz. Kıyafetlerde falan da öyle. Bir ara makyaj falan yapıyorduk, tatlı bir fikir olarak ortaya çıkmıştı “özür dilerim” kapağı için. Sanki öyle tipler vesikalık çektiriyor fikri komik gelmişti. O işi biraz abarttık galiba, insanlar bizi darkwave grubu sanmaya başladı.

Mert Avcı: Mesela Kana Kana da makyaj yapıyor, biz de makyaj yapıyorduk. Aynı gece çalmıştık ama o gerçekten dark bir müzik yapıyor. Bizimki biraz daha tezat olması içindi. 

Sinanılmaz: Performans tarafı da çocukluğumuzdan beri hayatımızda olan bir şey. vicotüco’da da skeçler, vloglar falan var. Sahne zaten bir şekilde hayatımız boyunca hep oldu. Benim bir zamanlar drag olarak çıktığım bir grubum da vardı, Blast isimli. Seviyoruz sahnede başka bir şey yapma olayını da ama. Şu an o doğallık hoşumuza gidiyor, tavır olarak da öyle bir yerde durmaya çalışıyoruz. 


“Sadece bir şeye çok fazla emek verdikten sonra gelen bir karamsarlık hissi oluyor. Kafamızı tamamen oraya harcamış olmanın pişmanlığı gibi bir şey hissediyorsun. Bu bize yaşatılan bir şey ve ağır geçiyor.” -Mert Avcı

Albümle birlikte bir klip vb. şeyler planlıyor musunuz?

Sinanılmaz: Aslında ilk single’ın yayın tarihi 21 Mart’tı ama ülkede yaşananlardan sonra Mert’le buluşup ertelemeye karar verdik. Sonra bir süre zaten Saraçhane’ye gittik. Burada bir gelecek hayal etmekten uzaklaşmaya başladık. Yaptığımız şeyler çocukça ve şımarıkça gelmeye başladı. Sonra o motivasyonu yakalayamadık. Artık sadece “albüm çıksın” noktasına geldik. Albüm çıkmadan üç gün önce ben hâlâ kapağı çiziyorum, öyle düşün. Şu an öyle bir moddayız. Tokat yedik, toparlanalım, geri döneceğiz.

Bir yıl üzerine çalışıp, ki sizin özelinde kaseti daha da geriye de sarabiliriz, sizi yansıtan bir şey olması fikriyle tasarladığınız bir albümün birilerine çarpıp size yapacağı geri dönüşler de ayağa kaldıran bir şey olacaktır mutlaka. 

Mert Avcı: Tabii ki. Sadece bir şeye çok fazla emek verdikten sonra gelen bir karamsarlık hissi oluyor. Yoksa zaten çok severek yapıyoruz. Yaparız da. Kafamızı tamamen oraya harcamış olmanın pişmanlığı gibi bir şey hissediyorsun. Bu bize yaşatılan bir şey ve ağır geçiyor. 

Peki albümün dinleyicide nasıl yansımaları olacağını düşünüyor musunuz hiç?

Sinanılmaz: Anlatıya çok odaklandık. Sözde de müzikte de yakalamaya çalıştığımız şey yaşlanmak ve yaşlandıkça hayatın çok kötüye gitmesi oldu. Doğal çıkan bir şey oldu, bir başlık atmak gibi değildi.

Mert Avcı: Biz de o psikolojide olduğumuz için yaptık. Bir şeyler deniyoruz, olmuyor. Normal olalım, biz olalım dedik. Çok büyük bir manifesto gibi de konuşmadık bunu tabii. Albümün ismi de Sinan’ın bir lafıydı. 

Sinanılmaz:Bir Instagram caption’ından geldi.

Mert Avcı: Biraz o düşünceye de sahiptik. Normal yaşayıp ortalama biri olmayı kabul ettik.

Sinanılmaz: İddiasızlık aslında. Ben kendimi biraz “çılgın” biri olarak nitelendirirdim hayatım boyunca. Okuldakilere göre kafası daha farklı çalışan biri falan. Artık herkes çok farklı yaşıyor. Herkes rockstar, herkes çok özel, herkes çok deli, herkes her an birini ısırabilir, herkes bir mecra, herkesin bir kanalı var, herkesin bir hayranı var kesin. Biraz ona da bir tepki Normal Yaşa ve Ortalama Bir Süre Zarfında Öl. Aslında bu bizim kaçtığımız bir şey ya. Bizim jenerasyonun televizyonla büyümesiyle ilgili. Hack The Fool’un albüm kapağı da buna bir göndermeydi, bunun bir tohumuydu belki. 

Anlaşılır olmak gibi bir kaygınız var mı? 

Sinanılmaz: Var bir ölçüde. Bazen bir şeyleri biraz tıraşladığımız oluyor. Dolaylı olmasın o kadar diyerek. Bana çok anlaşılır gelen şeyler bazen anlaşılmıyor ya da başka şekilde anlamlar yükleniyor. Benim en sevdiğim kısmı söz yazmak her zaman.

Mert Avcı: Sonuçta “pop” tabir edebileceğimiz bir müzik yapıyoruz. Çok fazla insana hitap etmesini arzuluyoruz. 

Sinanılmaz: Animasyon olarak da müzikal olarak da vicotüco’nun bir evreni var. Orada tekrar eden belli şaka biçimleri ya da anlatılar var. Onun içine girersen çok eğlenebilirsin ama dışarıdan biraz burnu havada da durabilir. Çok net bir şey çünkü, içine girmesi de zor olabilir. 

  1. Toprak yaşam, maden zehir

    Çünkü kadim zeytin o; bir yaşam ve bellek taşıyıcısı.

  2. “Arkada çok güzel bir dünya var”: CEM ERSAVCI (1982-2014) anısına

    Cem Ersavcı, bir imge işçisi. Hayatı, yaşadığı yerle ilişkisini araştırarak anlamlandırmayı deneyen bir fotoğrafçı, gördüklerini bağ kurarak kaydeden bir belgeselci. Sıkı bir arşivci ve detaycı bir hikâyeci.

  3. Sonsuzluk yeraltı mezarlarında yankılanırken: QUEENS OF THE STONE AGE

    Queens of the Stone Age'in hassas ve ruhsal açıdan bir meydan okumaya dönüşen tutku projesi Alive in the Catacombs'un derinliklerine, Dean Fertita rehberliğinde dalıyoruz.

  4. A’dan Z’ye: SLY STONE (1943-2025)

    Pop’un gömlek iliklerini funk’la gevşeten, elektroniği ruhla harmanlayan ve sahnede gölgelerle konuşan bir figür: Sly Stone.

  5. Bireysel yaratıcılık diye bir şey yok: DIIV 

    26-27 Ağustos'ta yeniden İstanbul'da çalacak shoegaze grubu DIIV'ın gitaristi Andrew Bailey hattın öbür ucunda.

  6. TUNE-YARDS: Teenage Kicks

    Sevgili Merrill Garbus, müzisyenlerin büyürken dinlediği albümleri ve bu müziklerin üzerlerinde bıraktığı tesiri kurcaladığımız Teenage Kicks serimize konuk oldu.

  7. Coşku ve direnişle tutuşan kulüp müziği: I. JORDAN

    "Kariyerim boyunca üretimlerimi bir arada tutan hat, hep umut verici ve coşkulu dans müziği yapmayı sevmem oldu."

  8. Beklenmedik şekilde ciddiye alınan bir fikir: VİCOTÜCO 

    Sinanılmaz ve Mert Avcı ile ilk vicotüco albümü "Normal Yaşa ve Ortalama Bir Süre Zarfında Öl" üzerine.

  9. Çağrışıma dayanan bağlantılar: TIME IS AWAY

    Londralı ikili Jack Rollo ve Elaine Tierney ile 13 senedir NTS Radio'da yayınına devam eden aylık programları "Time Is Away" üzerine.

  10. Galaksiye dönük, dünyaya gömülü bir sistem de mümkün: ANDOR

    Andor’u, dönemdaşı olan yapımlar ve diğer Star Wars uzantılarından ayrıştıran faktörlere dair bir beyin jimnastiği.

  11. Beyazperdeden tekinsiz aşklar, tutkulu karanlıklar

    Aşkı güvenli alanından çıkarıp daha karanlık, belirsiz, hatta tehlikeli yönleriyle ele alan 10 film.

  12. Dayanışmanın son kullanma tarihi yoktur: DIE MÖLLNER BRIEFE

    1992’de Mölln'de gerçekleşen ırkçı kundaklama saldırısı sonrası mağdurlara gönderilen destek mektupları nereye kayboldu? Mektupların filme dönüşen hikâyesini Martina Priessner ve İbrahim Arslan anlatıyor.

  13. Her filmin ihtiyacı başka: TOLGA KARAÇELİK ve Psycho Therapy

    “90’larda izlediğimiz pazar günü filmleri gibi hafif derdi olan ama kendini çok da ciddiye almayan, eğlencesi de olan bir film yapmaktı amaç.”

  14. Kayıt tutmak hayati: 18. DOCUMENTARIST KADIN VE LGBTİ+ HİKÂYELERİ SEÇKİSİ

    Hikâyeler var; bireyden kitlelere, kuir bir festivalin perde arkasından bir köyün dayanışma ekonomisine temas eden…

  15. MIRANDA DARLING, Kara Bulutlar ve zebraların sessiz isyanı

    “Buradayım, gitmiyorum. Ve bazı şeyleri değiştireceğim.”

  16. Kendimizden daha büyük bir şeye bağlanmak: STEFANO LOTUMOLO ve Inspired by People

    "Ben sadece insanlar arasında bir köprü olmak istiyorum; karşılaştığım herkese duyduğum sevgi, dürüstlük ve minnetle, görüntüler aracılığıyla enerjiyi bir yerden başka bir yere taşıyabilen biri..."

  17. Kaçınılmaz bir gelecek tasvirine itiraz: ÖZGÜR MUMCU ile Dünyalılar üzerine

    Özgür Mumcu ile April etiketli yeni romanı "Dünyalılar"ın ardındakiler ve arayışlarına dair bir sohbet.

  18. 2025 ilk yarı raporu: Derinlere dalmalık 20 albüm

    Ruhunuzun farklı katmanlarına nüfuz etmek için özenle hazırlandı.

  19. 2025 ilk yarı raporu: Yol albümleri

    Yolunuz uzun mu? Aracınızın radyosuna bluetooth ile bağlanmak isteriz.

  20. 2025 ilk yarı raporu: Parti gibi albümler

    R&B, synth-pop, drill, hip hop, sıkı groove’lar, kıvrak ritimler ve dahası.

  21. Künye

    .