Erkekliğin tanıdık ve yorgun yüzleri: Sinan Tuncay’ın “Olamadığım Adamlara Mahsustur” sergisi

Video, fotoğraf ve yerleştirme alanlarında çalışan multi-disipliner sanatçı Sinan Tuncay’ın üçüncü kişisel sergisi Olamadığım Adamlara Mahsustur geçtiğimiz günlerde C.A.M Gallery’de açıldı. Tuncay’ın erkekliğin toplumsal kabule endeksli bir performans olduğu fikrinden yola çıkarak hazırladığı sergi, “varlığı sertlik, kavga ve zaferle sınanan, sınırları ise alay edilme korkusuyla çizilen ‘erkek adam’ idealini” inceliyor.

Üç bölümden oluşan sergiye ismini de veren “Olamadığım Adamlara Mahsustur” serisi, Sinan Tuncay’ın kendisini model olarak kullandığı fotoğraf kolajları üzerinden izleyiciyi toplumsal cinsiyetin dayattığı erkeklik tiplemeleri arasında gezintiye çıkartıyor. Serginin bir diğer bölümü olan “Utanma Benden” ise aynı gezintiyi bir oyuna çevirerek; kıyafet, kostüm ve aksesuarlar üzerinden erkekliğin kabul edilebilir – kabul edilemez görsel belirteçlerini sınıyor. “Gidin Arkada Oynayın” ve “Arka Dolap” işleri ise toplumsal cinsiyetin şekillendirildiği ve toplumsal cinsiyet baskısının içselleştirildiği mahrem alanları ortaya çıkarıyor.

Son dönemde Mabel Matiz, Sezen Aksu, Gaye Su Akyol gibi isimlere çektiği etkileyici kliplerle de sık sık karşımıza Sinan Tuncay’ın Olamadığım Adamlara Mahsustur sergisi, erkeklikle öyle veya böyle meselesi olan herkesi aidiyetsizlik hissinde buluşturuyor ve toplumsal cinsiyetin üzerimizdeki dönüştürücü baskısını eğlenceli pratiklerle ifşa ediyor. 5 Ekim’e kadar C.A.M Gallery’de görülebilecek sergiye dair merak ettiklerimizi Sinan Tuncay’a sorduk.

Röportaj: Yetkin Nural

Utanma Benden – 2019
Kağıt bebek kitap projesi

Olamadığım Adamlara Mahsustur üçüncü kişisel sergin ve bu serginin odağında, senin dahiliyetinle beraber, toplumsal erkeklik var. Toplumsal cinsiyetin eril yarısını; farklı performansları, simgeleri, ikilikler üzerinden ayrışma ve onanma süreçleriyle ele alıyorsun. Toplumsal cinsiyete ve heteronormatif erkeklik kavramına/performansına nasıl ve ne zaman kafa yormaya başladın? Geriye dönüp, bu düşüncelerinin Olamadığım Adamlara Mahsustur sergisini şekillendirmeye uzanan gelişim sürecini bizim için kısaca hatırlamanı istesek?
Kendimi bildim bileli erkeklikle sınav veriyorum. Meseleyi işlerime taşımam ise, fotoğraf ve video üzerine yüksek lisans yapmak için 2011’de New York’a taşınmamla birlikte başladı. The School of Visual Arts’taki tez projem “Bütün”, sünnet travmasını mekânsal bellek üzerinden ele aldığım bir fotoğraf serisiydi. Hatta kendimi de ilk kez o projede model olarak kullandım. Ardından Yeşilçam melodramlarındaki kirpikli kadın temsillerini inceleyen “Annem Evde Yok” isimli çok kanallı video yerleştirmesi ve de geleneksel bir düğün törenini konu alan “Mahrem-i Umumi” serisi geldi. Önce New York sonra da İstanbul’da açtığım ilk kişisel sergilerim hep bu projelerin odağında, ritüellerle inşaa edilen heteronormatif yapıyı algılamak üzerine gelişti. Erkekliğin performans biçimlerini kendi üzerimde yakalamam ise beni bugüne, olamadığım adamların dünyasına getirdi.

“Olamama durumu, girilemeyen roller üzerinden bir aidiyet tanımlıyor aslında. Dönüşemediğin her şey seni gerçek kimliğine yaklaştırıyor.”

Kendini toplumsal erkekliğin ‘gerektirdiği’ performanslar yaparken bulduğun oldu mu? Hala bu performansların icrasında kendini yakaladığın oluyor mu?
Hem de pek çok kez. Hala Türkiye’ye her döndüğümde sokaktaki yürüyüşümün, diğer erkeklerin yanında takındığım tavrın değiştiğini fark ediyorum. Kırıtmadan yürümek, kelimeleri uzatmadan ve tok sesle telaffuz etmek gibi kozmetik çabaların arkasında, temeli ta çocukluğa dayanan hasar ve korkular yatıyor elbette. Bu ‘erkeksi’ mekanizma belki dış dünyadan koruyor ama günün sonunda kendi kimliğini talan ediyor. 

Sorunlarım olabilir ama hala güzelim – 2019
Arşivsel Pigment Baskı

Olamadığım Adamlara Mahsustur, ‘erkekliği’ reddetmekten ziyade, onun gerektirdiği performansları becerememe halini çağrıştırıyor. Toplumsal erkekliğin dayattığı yetersizlik anksiyetesi, aidiyetsizlik hissi ve bu performatif kimliği hepten reddedişi birbirleriyle nasıl ilişkilendiriyorsun?
Olamama durumu, girilemeyen roller üzerinden bir aidiyet tanımlıyor aslında. Dönüşemediğin her şey seni gerçek kimliğine yaklaştırıyor. Sergi, kişisel deneyimlerimden, içine giremediğim ama sürekli gözlemlediğim erkeklik tavrını kendi kurguladığım erkek grupları üzerinden anlatma fikriyle yola çıktı. Verilen rolü reddetmenin yolu önce onu öğrenmekten geçti.

“Özgür ve özgün yaratıcılık, çocukluktaki oyun alanlarına tekrar girebilmek demek. Çocukken hiçbir kaygı gütmeden, yalnızca içimden geldiği için yazıp çizdiklerimi hiç durmadan hatırlatıyorum kendime. İçgüdüsel üretimi kirletmeden, kazandığım analitik bakışla buluşturmaya gayret ediyorum.”

Patriyarkanın başta kadınlar olmak üzere, tüm ezilenler üzerindeki baskısı giderek dünya çapında görülür hale geliyor. Son dönemde #MeToo gibi büyük ölçekli ve erişim gücü yüksek hareketler de toplumsal erkekliğin yarattığı türlü tahribat ve yıkıma karşı ciddi bir farkındalık yaratıyor. Türkiye özelinde ise kadına karşı şiddetin, kadın ve trans cinayetlerinin günlük hayatın acı bir parçası haline gelmiş olması, bu konuda devlet tarafından güdülen olumsuz politikalara karşı toplumsal tepki uyandırıyor. Tüm bu durumların neticeleri tartışılır, ancak sık yapılan bir hata, erkeklerin bu konularda kadınlar adına konuşması. Bu uzun girişi aslında şu soru için yapıyorum: toplumsal cinsiyetin erkeklik üzerinden yarattığı baskı ve şiddet politikalarıyla bir erkek olarak nasıl mücadele etmeli? Senin olamadığın, kendileri de öyle bir adam olmak istemeyen erkeklere söyleyebileceklerin neler?
Maruz kaldığımız toplumsal şiddetin temelinde sertlik, kavga ve zafer üzerinden tanımlanan erkeklik ideali yatıyor. Varoluşunu, kendi, diğer erkekler ve de elbette kadınlar üzerinde kurabildiği iktidar ve iktidarsızlık ölçüsünde tanımlayan problematik bir ‘erkek adam’ tavrı bu. Gün gelip önüne serilen ataerkil ayrıcalıklar sarsıldığında, oyuncağı elinden alınan aslan oğlanların öfkesi ötekini yok etmeye koşullanıyor. Her daim ispatı beklenen erkeklik dünyasındaki saldırganlık bir sürpriz değil. ‘Erkek dediğin’ tıpkı ‘kadın dediğin’ gibi şablonlarla çizilen sistematik bir imgeden başka bir şey değil. Kabul görmek hepimizin temel derdi ama kimliğimiz ikiliklerin ötesinde, çok daha komplike ve zengin. Bireyin özgürleşmesi, kendine biçilen rollerin reddiyle mümkün.

Utanma Benden – 2019
Kağıt bebek video projesi

Sergi üç ana bölümden oluşuyor: fotografik kolajlardan oluşan ‘Olamadığım Adamlara Mahsustur’ serisi, bir kâğıt bebek kitap ve video projesi olan ‘Utanma Benden’ projesi ve ‘Gidin Arkada Oynayın’ / ‘Arka Oda’ yerleştirmeleri. Bu üç bölüme yayılan kurgudan biraz bahseder misin? Bölümlerin birbirleri ile olan ilişkilerini ve birbirlerine etkilerini nasıl tarif edersin?
Toplumsal cinsiyete, tıpkı daha önceki işlerimde olduğu gibi bu sergide de kamu ve mahrem çelişkisi üzerinden yaklaşıyorum. Sergiye adını veren “Olamadığım Adamlara Mahsustur” serisinde, eril mekanlardaki performatif erkekliği tasvir ediyorum. “Utanma Benden”de ise, kız çocuklarına sunulan kâğıt bebek oyununu, bir yanda giyilmesi beklenen ve diğer yanda ise arzulanan kostüm ve aksesuarları kullanarak kendi üzerimde yeniden yorumluyorum. Bu proje, video yerleştirmesinin yanı sıra kâğıt bebek kitabı olarak da satışa sunuluyor. Seyirci, ideal suretlerime farklı roller giydirebiliyor. “Gidin Arkada Oynayın” serisinde ise baskılanan kimlikler mahreme dalarak, aldığı hasarlarla yüzleşiyor. Sergi, fiziksel dönüşüm aracı olduğu kadar öz ve öteki arasında sıkışan kimlik arayışının tanığı bir dolap yerleştirmesi olan “Arka Oda” ile son buluyor.

Multi-disipliner bir üretim pratiğin var. Fotoğraf, kolaj, video, multimedya ve yerleştirmeler gibi alanlara rahatlıkla yayılabildiğini hem kariyerinde hem de bu serginin yapısında görüyoruz. Yaratıcılığını özgür bırakmak ve bu özgürlüğü sürdürmek senin için ne anlam ifade ediyor? Bu enerjiyi nasıl besliyorsun?
Özgür ve özgün yaratıcılık, çocukluktaki oyun alanlarına tekrar girebilmek demek. Çocukken hiçbir kaygı gütmeden, yalnızca içimden geldiği için yazıp çizdiklerimi hiç durmadan hatırlatıyorum kendime. İçgüdüsel üretimi kirletmeden, kazandığım analitik bakışla buluşturmaya gayret ediyorum. Meseleye farklı disiplinlerden yaklaşmak, her gün gittiğin yere farklı yollardan yürümek gibi heyecan verici. Bu yüzden de iki şehir arasında kurduğum ikili yaşam üretimime enerji katıyor. İstanbul’dan aldığım ilhamı, New York’un verdiği cesaretle birleştiriyorum.

Yer yok araç var – 2019
Arşivsel Pigment Baskı

Son dönemde Mabel Matiz, Sezen Aksu, Gaye Su Akyol gibi isimlere çektiğin müzik videolarıyla da sık sık ismini duyduk. Sergiden bağımsız bir soru olacak ama, müziği görselleştirmeye yönelik vizyonundan biraz bahseder misin? Ve konu açılmışken, senin favori müzik videolarından da birkaç tanesini öğrenelim…
Mecralar değişse de temelde aynı meselelerde dolanıyorum. Yaptığım müzik videolarını, bireysel işlerimin uzantısı olan ortak projeler olarak değerlendiriyorum.  Bir şarkıyı görsel boyuta taşırken, söz ve müziğin duygusunu, matematiğini yakalamak, önüne geçmeden ama arkasında da kalmadan onu güçlendirmek gerekiyor. Bugüne kadar çok sevdiğim müzisyenlerle heyecan duyduğum projeler yaptığım için bu süreç hep keyifle ilerledi. Umur Turagay ve Johan Renck gibi yönetmenler başta olmak üzere gıpta ettiğim müzik videolarının sayısı çok. Bu aralar yine ve yeniden izlediklerim: Orhan Atasoy “Gemiler”, Robbie Williams “Trippin”, M.I.A.”Borders”, Lana Del Rey “High By The Beach” ve The Blaze “Territory”.

Olamadığım Adamlara Mahsustur 5 Eylül’de açılıyor. Peki sırada ne var? Yoğun bir tempoda çalıştığını biliyoruz, yakın gelecekte nasıl, nerelerde ve ne şekillerde karşımıza çıkacaksın?
Sergi ya da müzik videosu, artık o sırada ne üzerinde çalışıyorsam enerjimi mümkün mertebe tek projede toplayıp onunla yatıp kalkıyorum. Sonrasında da haliyle sudan çıkmış balığa dönüyorum, uzak kaldığım alanlara geçme ihtiyacı hissediyorum. Kafamda yeni işler, yeni sergi fikirleri dolanıyor. Bir süre video projelerine ağırlık vermek niyetindeyim.

Kapak görseli:
Bir dost gibi davran bana – 2019
İki kanallı video yerleştirmesi