Festival Yönetmeni Serra Ciliv, 15. !f İstanbul’u anlatıyor

Bu sene 15. kez düzenlenecek !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin başlamasına bir aydan az zaman kaldı. 18-28 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da, 3-6 Mart tarihleri arasında da İzmir ve Ankara’da gerçekeleşecek festivali ve festivalin 15 yıllık geçmişini, !f İstanbul Festival Yönetmeni Serra Ciliv ile masaya yatırdık.

Röportaj: Melikşah Altuntaş – Fotoğraf: Korhan Karaoysal

!f İstanbul, bugün Türkiye’nin en büyük ve en önemli film festivallerinden biri ve 15 yıl içerisinde bağımsız sinemanın modern klasiklerini binlerce kişiyle buluşturarak kendine has kemik bir izleyici kitlesi elde etti. Bugünden 15 yıl öncesine dönüp baktığınızda, festivalin fikri ortaya çıktığı andan beri böyle bir başarı ve süreklilik bekliyor muydunuz? 

Hayır, çok bir fikrimiz yoktu doğrusu… Hepimiz yeni mezunduk, tam olarak ne yaptığımızı bilmiyorduk, daha önce çok az işte çalışmıştık ve film festivali nasıl yapılır bilmiyorduk. O sıralar ‘kendi gitmek istediğimiz türden etkinlikler’ yapmak istiyorduk ve tam olarak bir tanım yoktu aklımızda. Diğer yandan, daha önce son bir yılda yaptığımız rave’imsi partilerde o aralar bizim gibi yeni yetme olup yaratıcı işler yapan çok sayıda insanla tanışmıştık ve sanki herkes bizim heyecanlandığımız şeylere heyecanlanıyordu. Yani el yordamı oldu, dost ortamı oldu, İstanbul da hazırmış zaten ve her şey çok güzel oldu.

Sinemanın uluslararası örnekleri !f’in ilk yıllarında çok az festivalde görülebilir durumdaydı, zaman içerisinde festivallerin sayısı arttı ya da ulusal film festivalleri de yabancı filmleri izleyicileri ile buluşturmaya başladı. Bu tablo içerisinde !f, diğer festivallerin yanında izleyicisine nasıl bir alternatif sunuyor size göre?

Öncelikle, ‘!f filmi’ diye bir şey var galiba gerçekten. Biz bunu ilk başta kendi aramızda kullandığımız bir terim zannediyorduk, ama başkaları da kullanıyormuş meğer. ‘!f filmi’ dediğimizin tanımı bizim için bile muğlak aslında; yenilikçi olsun, tarzıyla, tekniğiyle ya da söyledikleriyle ters köşe yapsın mümkünse, samimi olsun, öyle büyük harfle Sanat Sanat olmasın; bir de dünyanın doğru bildiklerine söyleyecek muzip bir sözü olsun. Bakınız, şu anda ofise seslenip “Herkes !f’lik bi film söylesin,” dedim ve şöyle oldu: Tarnation, Requiem for a Dream, can baz, Horses and Men, Ken Park, Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi, Cremaster serisi, Finisterrae, The Tribe, Weekend, Le Quattro Volte, Laurence Anyways, Horse Money, Nymphomaniac… Gerçekten de !f’lik filmler oldu. (Gülüyor.) Ama tabii birçok farklı festivalle paylaştığımız bir çok film var tabii; !f’çileri çeken bütün bu hikâyelerin bir araya getirilme şekli farklı olabiliyor. Festival yapmak da bir kürasyon hali sonuçta. Bir araya getirilen filmler, o yıla özel yapılan bölümler (Bkz. 2009’da yaptığımız ‘Açılım’ bölümü, ya da geçen yılın Aziz(e)ler, Şairler ve Meczuplar’ı…) ve yanlarına yakıştırılan etkinlikler de !f izleyicisini heyecanlandıran şeylerden bizce.

Bir de bu yıl Aşk ve Başka bi Dünya yarışma filmlerimizin her biri ayrı heyecanlandırıyor bizi. Son iki yıldır, durum böyle aslında, gittikçe daha çok ihtiyaç istiyoruz yaşadıklarımızla eleştirel gözlerle, yumuşak kalplerle ve tabii yaratıcı, yeni bir dille müdahele edilmesine. Türkiye’den Melis Birder ve Berke Baş’ın Bağlar’ı var bu yarışmada. Diyarbakır’da Bağlar Belediyesi Basketbol takımının koçuyla ve oyuncularıyla yakından tanışmamızı sağlıyor, ama aslında Diyarbakır’da yaşamanın karanlık gerçeklerini, oradaki gençlerin umuda duydukları ihtiaycı iliklerimizde hissediyoruz. !f’lik dediğimiz duygu biraz da böyle bir şey, insanların yüz ifadelerinin içinden dünyaya dair bir gerçekliği usulca çıkarabilen filmleri çıkarabilen filmlerin hastasıyız.

Festivalin ilk yıllarında filmler bu kadar erişilebilir durumda değildi ve bazı filmleri görebilmenin tek yolu festivallerdi. Bugün ise bir filme pek çok yoldan ulaşılabiliyor. !f İstanbul’un yeni ve heyecan verici filmleri ilk kez beyazperdede görebilme fırsatı sunmanın ötesine geçmesi, farklı bölümler, etkinlikler ve ilkler denemesi bu durumun bir sonucu mu? Festivalde bu yıl da film programı dışında ne gibi heyecan verici bölüm ve etkinlikler var?

Tam !f’lik (ve Bant Mag’lik) diyeceğimiz farklı hikâyeler var bu yıl da. Bunlardan ilki; “Altered States/Başka Haller” adını verdiğimiz ve Fol ile birlikte hayata geçirdiğimiz yeni bir bölüm… !f’in en sevdiği yönetmenlerden Ben Rivers’ı, belki de en kişisel filmiyle Jem Cohen’i, gündelik yaşamı şiire dönüştürmekte usta Frederik Wiseman’ı bir araya getiren, avangard sinema tutkunlarının başını döndürecek bir bölüm bu. Merlin Ecer’in 1985’te çektiği ve darbeden beş yıl sonrasında bir kadın olarak tek başına İstanbul sokaklarında dolaştığı, Berlin’de gösterildikten sonra ortadan kaybolan ve tuhaf estetiğiyle Türkiye’de çekilmiş hiçbir filme benzemeyen Tekerleme ve geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, en ilham aldığımız yönetmenlerden Chantal Akerman’ın son filmi No Home Movie de burada gösterilecek.

Diğer farklı hikâyemiz ise; bir Sanal Gerçeklik projesi. Adı Assent/Onay. Oscar Raby, Şilili bir arkadaşımız. Bir gün babasının Pinochet’nin ordusundayken bir tankın içinde bir kasabaya girdiğini ve oradaki katliama tanık (Tanık? Sessiz tanık? Onay?) olduğunu öğrenir. Onay, işte tam burada bizi babasının yerine koyuyor. Bugünden baktığınızda hele, çok can yakan bir önemi var bu projenin. Üçüncü hikâyemiz de, Adam Curtis’in gelişi tabii ki! Hem son filmi Bitter Lake‘in gösterimine katılacak, hem Aşk ve Başka Bi’ Dünya Yarışması’na jürlik yapacak, hem de festivale özel uzun bir sohbete katılacak. Ve tabii, hep birlikte Janis Joplin, Kurt Cobain ve David Bowie’nin ruhlarını şad ediyor olacağız, siz de gelin.

!f sayesinde bir kuşak seyirci bir yığın yeni yönetmen keşfetti ya da bazı yönetmenlerin filmlerini beyazperdede görebilme şansına yalnızca festival sayesinde erişti. Hal Hartley, Todd Solondz, Michel Gondry gibi yönetmenlerin filmlerini kendiliğimizden !f’e bekler olduk örneğin. Sizin ekip olarak !f’in gedikli yönetmenleri arasından favorileriniz kimler? Ve 15 yıllık tarihi boyunca !f’te gösterilmiş filmler arasından favorileriniz?

Aslında bugün ofisteki ekipten film isimlerini toplamış olduk. Yönetmenler içinse… Liste uzar gider aslında, aklıma ilk gelenler: Miyazaki, Coen kardeşler, Jonathan Caouette, Denis Cote, Matthew Barney, Julia Loktev, Mia Hansen Love, Xavier Dolan diyebilirim.

Festival kapsamında çok istemenize rağmen gösteremediğiniz filmler oluyor mu? Ya da senelerdir yer vermek istediğiniz ama bir türlü olmayan bir bölüm, başlık ya da retrospektif?

Ne şanslıyız ki istediğimiz her filmi gösterebildik bugüne kadar. Retrospektif yapmak konusunda hevesli olmadık hiçbir zaman ama yüreğimizden geçen yönetmenler bir şekilde !f’e geldiği zaman eski filmleri çekmeceden çıkarmaya bahane oluyor. Bu yıl mesela, yıllardır peşinde olduğumuz Adam Curtis’in ve bugün bile aynı çarpıcı etkiyi bırakan filmleriyle Kazuo Hara’nın klasiklerini gösteriyoruz.

Bu yılki film programına dair biraz ipucu istesek? Sizce bu yılın festival hitleri hangi filmler olacak?

Hitler dediğinizde akla ilk, Galalar bölümü gelse de, !f’in kendine özgü bölümlerinde gizli hazineler yatıyor; !f’çiler bunları keşfetmekte artık çok usta. Bu yıldan birkaç tüyo vermek gerekirse; Keş!f yarışması filmlerinin hepsi… Su anda Sundance’te çokça konuşulan, Berlin’de de aynı etkiyi yaratacak görünen, ardından ilk kez !f’te gösterilecek Mapplethorpe: Look at the Pictures/Mapplethorpe: Fotoğrafa Bak! kaçmazlardan. Özellikle kurgusuyla aklımızı başımızdan alan iki belgesel, Cobain: Montage of Heck/Cobain: Kahrolası Montaj ve Listen to Me Marlon/Dinle Beni Marlon;  Rick Alverson’ın tuhaf olduğu kadar hüzünlü filmi Entertainment/Şov Dünyası; Gökkuşağı’ndan Viva ve Call Me Marianna; Sanat Hayat İçindir! bölümünden The Seasons in Quincy: Four Portraits of John Berger/Quincy’de Mevsimler: John Berger’ın Dört Portresi; bir sonraki filmini dört gözle beklediğimiz AKIZ’in Der Nachtmahr’ı diyebilirim.

Festival her yıl çok sayıda sinemacıyı da burada ağırlıyor ve izleyici ile buluşturuyor. Bu yıl gelecek isimlerden bazılarını paylaşmanızı istesek?

Adam Curtis ve Kazuo Hara, gecen yıl başlattığımız Yeni Film Fonu sayesinde geliyorlar. Keş!f filmlerinin yönetmenleri de İstanbul’da olacak, Bant’çılara filmleri özellikle takip etmelerini öneririm, çok daha iyilerini çekip yükselecek yönetmenleri herkesten önce keşfetmek için kaçmaz fırsat.

Türkiye’deki festivallerin kaderinde bolca tartışma ve sektörel kriz yaşamak da var malum. Baktığımızda !f İstanbul’un genellikle bu tartışmaların dışında kaldığını görüyoruz. Tüm bu tartışmalara sizin bakışınız ne yönde? Türkiye yapımı filmlerden istenen eser işletme belgesinin gerekliliği ve bir sansür aracı olarak kullanılıp kullanılmadığı hakkındaki fikirleriniz neler? 

Doğrudur, kenarından dolaştık birçok tartışmanın, mahallenin tatlı tatlı gülümseyerek her istediğini yapan, kimsenin gösterilebildiğine inanmadığı filmleri gösteren yaramaz çocuğu gibi davrandık ve bir şekilde –çok şükür- akıp bugünlere geldik. Fakat bu yıl ilk defa eser işletme belgesi istemek durumunda filmlerden, yasaya uyduk. Şu anda bir çok filmimiz eser işletme belgesi için başvuru sürecinde. Bizim için çok değerli filmler. Bekleyip göreceğiz. Eser işletme alamayanlar olursa neden alamadıklarını hep birlikte merak ediyor, konuşuyor olacağız muhtemelen. Ama kimbilir, belki bu filmlerin çok insana ulaşması- hatta sinema salonlarında gösterildiğinde ulaşacağından daha da çok insana ulaşabilmesi- için şu an aklımıza bile gelmeyen başka yollar vardır. (Gülüyor) Bilemiyoruz. Tek bildiğimiz bitkilerin ve suyun mesela, illa ki çatlakları bulup sızabildiği. Gün ola hayrola.