Hakikatin izinde: 5 filmle İran sineması

Yazı: Güray Özçelik

Hayatın içinde her an karşılaşabileceğimiz insanların, her an başlarına gelebilecek olaylardaki hakikatin anlatım dilini keşfetmek… İran sinemasında olayların büyüklüğünden değil; hakikatin büyüleyişinden ve onun anlatılış biçiminden etkileniriz ki hakikati kültürden bağımsız düşünmek de olanaksızdır. Ve bu filmlerde kültür, arka planda durmadan devam eden bir müzik gibidir. Hayatın içinde olağan gibi görünen olaylar, kişiler, sözler ve durumlar aslında kültür ile birleşen ve neden – sonuç ilişkisi içinde bir hakikat çemberini tamamlayan unsurların kendisidir.

Öte yandan tüm bu bağlamlar; hakikat arayışının, İran’daki sosyal gerçeklikten bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koyar. Gerçek olanı abartmak seyirciyi hakikatin özünden uzaklaştırabileceği için önce gerçeğin sinema kodlarını keşfedebilmek, sonra da o kodlar üzerinden hakikate varabilmek hedeflenir. 

Bu doğrultuda, İran sinemasında bu hedefe en iyi şekilde ulaştığını düşündüğüm bazı filmlere yakından baktım.


Khane-ye doust kodjast? / Arkadaşımın Evi Nerede? (1987)

Yönetmen: Abbas Kiarostami

İran sinemasının âdeta “üstün amaç” olarak belirlediği hakikat kavramına ulaşabilmesi ve bu felsefeyi içselleştirebilmesinin belki de en önemli mimarı, Abbas Kiarostami. 1979 İslam Devrimi nedeniyle bazı sanatçıların ülkeyi terk etmesine rağmen İran’da kalarak sosyal gerçeklikleri filmlerinde işleyen ve hakikat arayışını baskıcı rejime rağmen sürdüren Kiarostami bu filminde, okul arkadaşının defterini yanlışlıkla alması üzerine defteri arkadaşına geri götürmeye çalışan bir çocuğun hapsolduğu şiirsel vicdan muhakemesini anlatıyor. Arkadaşlık gibi kudretli bir kavramı umut, saflık, merhamet ve tutkuyla işleyen film; Ahmet’in, defteri arkadaşına götürme çabasıyla birlikte İran’ın sosyal, kültürel ve ekonomik gerçeğini de gözler önüne seriyor. Eğitim ve korkunun iç içe geçtiği kişisel dünyasında ödevini defteri olmadan yapamayacağı için arkadaşı adına endişelenen Ahmet’in mücadelesi; aile, toplum ve eğitim üçgeninde izleyicinin çeşitli çıkarımlar yaparak hakikate varmasını mümkün kılıyor.

Rang-e khoda / Cennetin Rengi (1999)

Yönetmen: Majid Majidi

Sosyal gerçekliklerin çocukların gözünden işlenmesinin izleyici üzerinde daha güçlü bir duygusal etki bıraktığını, çocuk karakterlerin kendi duygu gerçekliğiyle hakikatin kapılarını izleyiciye daha güçlü araladığını söylemek mümkün. Bu karakterlerin kimi büyük acıları tanımlayışları ve üstlenişleri, İran sinemasında yer yer hakikatin en hüzünlü renklerini oluşturuyor. Cennetin Rengi de bu bağlamda tesirini koruyan filmlerden. Doğuştan görme engelli bir çocuğun dünyanın gerçeklerini sadece duyarak ve dokunarak yaşayışını anlatan yapım, yaşamsal yükün acılarını da güçlü buluşlarla sunuyor. Aynı zamanda filmde gözleri görmeyen çocuk karakter Muhammed’in gerçek hayatta da görme engelli olan Mohsen Ramezani tarafından canlandırılması, hayat ve sinema arasındaki bağlantıda hakikatin çok boyutlu tezahürlerinden.

Ta’m e guilass / Kirazın Tadı (1997) 

Yönetmen: Abbas Kiarostami

İran sinemasının fotoğrafında siyah – beyaz gibi karşıt renkler yerine gri tonlar mevcut. Kiarostami, coğrafyanın getirdiği tüm sert koşullara ve zıtlıklara rağmen insan hikâyelerine gri bir pencereden bakmayı tercih eden bir sinemacı. Çünkü her şey bir yolculuktur; iyilik de kötülük de varlık da yokluk da yaşamak da ölmek de… Hayatın hakikati ona göre budur. 

İşte bu hakikat; bazen de -yönetmene Altın Palmiye kazandıran- Kirazın Tadı’ndaki Bedii karakterinin varoluş çözümlemesine gizlenir. Hayatının âdeta metaforik tezahürü olan kurak bir arazide arabasıyla dolaşarak, intihar ettikten sonra üzerine toprak atacak birilerini ikna etmeye çalışan Bedii; arabasına sırayla binen üç kişi ile yaşam ve ölümün hakikati üzerine felsefi çıkarımlarda bulunur. Arabasına aldığı yaşlı Türk karakterinin bugün bile akıllardan çıkmayan replikleri, Bedii’nin hayatında iz bırakan temel dönüm noktasıdır. İnsanın yaşam içinde yer yer umutsuzluğa kapılışını yer yer de kalbini umuda açışını renkli bakış açılarıyla işliyor Kiarostami.

Baradaran-e Leila / Leyla’nın Kardeşleri (2022) 

Yönetmen: Saeed Roustayi 

Her an karşımıza çıkabilecek insanlar, yaşamın içinde devinirken gerek geleneksel gerek toplumsal gerekse ekonomik unsurlar nedeniyle kendilerini hatalı kararların içinde bulur. Aşiret reisinin ölümü üzerine ömrü boyunca eksikliğini hissettiği saygınlığı yaşamanın fırsatını aşirete yeni reis olma ihtimaliyle yakalayan İsmail, yaşamın ellerini güçlü şekilde kavrayamamış çocuklarına da bu süreçte sırt çevirir. Öte yandan kuşaktan kuşağa geleneğini sürdüren ataerkil öğretilere direnen ve kendi hakikatinin doğrultusunda hareket eden bir kişi var: Leyla. Karakterlerin eylemlerinden salt bir biçimde iyilik veya kötülük çıkarımları yapmanın olanaksızlığının yanında, filmdeki çoğu karakter kendi hayat gerçeği üzerinden hakikate ulaşmanın mücadelesini veriyor. Ataerkil bir aile içinde Leyla’nın olaylara bakış açısı ise İran’ın sosyolojik boyutunu gözler önüne seriyor.

Zamani baray-e masti-e asbha / Sarhoş Atlar Zamanı (2000)

Yönetmen: Bahman Ghobadi

Bahman Ghobadi’nin ilk uzun metrajı, İran-Irak sınırında hüzünlü renklerle sarmalanmış bir köy… Doğum yaparken ölen bir anne, kaçakçılık yaptığı esnada mayın nedeniyle hayatını kaybeden bir baba ve hayatın mecburiyetleriyle yaşamak zorunda kalan kardeşler. Sınır kavramı sadece toprağın değil; aynı zamanda acının, yaşamın, umudun da ölçüsünün bir yansıması. Profesyoneller yerine coğrafyanın insanlarına oyunculuk yaptıran Ghobadi, hakikatin özünü aktarma becerisiyle öne çıkıyor. Ölüme yaklaşan engelli kardeşini ameliyat ettirmek ve ona biraz daha yaşama ihtimali sunabilmek için babası gibi kaçakçılıkla uğraşan ve doğanın zorlu koşullarını aşmaya çalışan Eyüp’ün, kardeşleri için verdiği mücadele; hakikatin sınırlarını zorlayarak derin izler bırakmayı başarıyor.