Influencer kültürünü ve dijital çağda şöhreti konu edinen belgesel: “Fake Famous”

HBO belgeseli Fake Famous, yenilikçi bir sosyal deney aracılığıyla dijital çağda şöhret ve etkinin anlamını araştırıyor. Los Angeles’ta takipçi sayıları çok fazla olmayan üç karaktere odaklanan film, sahte takipçi ve bot satın alma deneyi üzerinden bu karakterlerin ünlenme hikâyelerini anlatıyor. 



Filmin yönetmeni, New York Times ve Vanity Fair gibi yayınlardan tanınan gazeteci Nick Bilton. Ekibiyle birlikte sosyal deneyini Los Angeles’ta 4 bin kişinin katıldığı bir seçmeyle başlatıyor. Seçtiği genç üçlü: hevesli aktris Dominique, moda tasarımcısı Chris ve emlak asistanı Wylie. 

Bilton önce bu üç kişi için takipçi satın alıyor ve oluşturduğu bot ordularıyla her birini birer “sahte ünlü” yapmaya koyuluyor. Ayrıca takipçilerin (hem gerçek hem de sahte olanların) bu profillere girdiğinde göz alıcı bir yaşantıya tanık olabilmesi için sahte fotoğraf çekimleri de düzenliyor. Yönetmenin hipotezi, bu üç kişinin internet ünlüsü statüsü kazanacağı ve bu durumun sonucunda ücretsiz ürünler ve tatiller gibi somut karşılıklar alacağı yönünde oluyor. Nitekim influencerlar, sahte takipçileri her gün binler arttıkça çılgınca deneyimler yaşıyor. Şöhretin perde arkasında gerçekte neler olduğunu ortaya çıkarmak için katmanları geriye doğru sıyıran film araya influencer kültürü üzerine çeşitli röportajlar da alıyor; beğeni, takipçi, favori sayıları ve çevrimiçi dünyanın büyük kısmının fark ettiğinden daha uydurma olduğunu vurgulamaya çalışıyor. 

Yönetmen Bilton’a göre, sosyal medya sadece negatif etkilere sahip bir yer değil elbet; burada aktivistlerin de değişimi yaymak için platformları kullandığına vurgu yapıyor. Onun derdi, sosyal medyanın çoğunlukla insanların kendilerini iyi hissedip başkalarına yetersiz hissettirmek ve like almak üzerine kurulu bir düzeni olmasıyla. Tabii gençler üzerinden yapaylığı işleyen bu belgesel ile bu derdini ne kadar iyi işleyebildiği merak uyandıran bir soru olarak yerini koruyor.  

Yazı: Bahriye Şevval Gülteki