Isınma Turu: Kae Tempest

yazı: tuana özcan

Kae Tempest, edebiyat, tiyatro ve müzik arasında kurduğu köprülerle şüphesiz çağımızın en özgün seslerinden biri. Birçok medyuma yayılan üretim zincirine geçtiğimiz yaz eklediği yeni albümü Self-Titled’ın Avrupa turnesi kapsamında 22 Kasım Cumartesi akşamı, Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde olacak, biletler burada.

Kae Tempest’ın kelimeleri adeta birer ritüele dönüştüren güçlü sahne performansından önce, son birkaç yılını özetledik.

Güney Londra’da büyüyen şair, yazar, MC; bugüne kadar pek çok şiir kitabı, tiyatro oyunu ve bir roman yayımladı. 2020 tarihli Bağlar Üzerine (On Connection) ise kurgunun ötesine geçtiği ilk denemesiydi. Şiirsel anlatısı ve politik duyarlılığıyla şekillenen Everybody Down, Let Them Eat Chaos ve The Book of Traps and Lessons albümlerinin ardından gelen 2022 tarihli The Line Is a Curve ve hemen sonrasında paylaştığı Nice Idea EP’si, Tempest’in uzun süredir başkalarının hikâyelerini anlatmaya adadığı üretiminde kendi iç sesine yöneldiği bir dönemin kapısını aralamıştı.

Bağlar Üzerine üstüne

Aralık 2023’te Onagöre’den Mina Çakmak çevirisiyle yayımlanan Bağlar Üzerine, Kae Tempest’in Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Sanatçının kendi deneyimlerinden süzülen bu metin, yaratıcılığın hem kendimizle hem de başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri nasıl dönüştürebileceğine dair. Tempest, gençliğinden bu yana eşlik eden ruhsal dalgalanmalar ve cinsiyet disforisiyle mücadelesinde, yaratıcılıkla kurduğu “garip ve tutkulu ilişki”yi anlatıyor; sislerin içinden beliren ilhamın, çağın hissizliğine karşı bir panzehir olduğunu hatırlatıyor.

Pandemide daha da görünür hâle gelen dağınıklığa cevabı, yaratıcılığın açtığı kolektif bağlarda buluyor Tempest. Onun için yaratıcılık, sanatsal bir uğraştan çok, bizi birbirimize yaklaştıran bir merak hâli. William Blake’in vizyonlarından ve Carl Jung’un düşüncelerinden beslenen Bağlar Üstüne, “aramızda açılan uçurumlar”ı sanat, şiir ve üretimle aşmanın yollarını arıyor. 

Bağlar Üzerine hakkında Kae Tempest’in kelimelerini duymak için Türkçede yayımlanması vesilesiyle Ekin Sanaç’ın gerçekleştirdiği röportaja buradan ulaşılabilir.

Self-Titled hakkında

Self Titled, Kae Tempest’in kimliğine, şehrine ve topluluğuna yazılmış bir aşk mektubu gibi. Albüm adını seçerken ise Tempest, “Bu hem bir başlangıç hem de hikâyenin devamı” diyor. Fraser T. Smith prodüktör koltuğunda; Pet Shop Boys’tan Neil Tennant, Tom Rowlands ve Young Fathers gibi isimler de katkı veriyor. 

Minimal elektroniklerin ve canlı enstrümanların bir aradalığı, şehrin ve anlatılanın kaotik ritmine eşlik ediyor. Trans uyum sürecinin öncesi ve sonrasına dair içten bir bakış sunan albüm, “kendinde olmanın huzuruna” dair bir anlatıya sahip. Her parçadan taşan cesur özgüven, albümün belki de en çarpıcı yanı. Yıllar içinde kendinden emin bir hale gelen Kae Tempest, kelimelerinin doğal ritmiyle kendi yerini bulmasına izin verdiği bir şekilde karşımızda. “Know Yourself”, bugünkü ve geçmişteki Kae’nin zamana yayılan diyaloğu gibi. “Diagnoses”ın çığlık atan synth’leri ve “Till Morning”in hüzünlü trompetleri ise dinleyiciyi, Kae’nin bir sonraki nefesini beklerken hipnotize eden etkiye sahip. 

Kae Tempest için yaratmak, nefes almak kadar doğal ve kaçınılmaz bir şey; bu aciliyet de her satırında ve ritminde hissediliyor. 

“Freedom” yorumu

George Michael klasiği “Freedom”ın içinde yatan “trans anthem”ı çıkaran Tempest’ın yorumunda Leah Cleaver’ın vokalinin eşlik etmesi ile daha da güçlenen kayıt, hem kolektif bir özgürlük duygusu hem de kişisel bir uyanış hissi yaratmış. Kendisi de şarkı hakkında böyle demiş:

“Bu şarkıyı hep sevdim, ama şimdi sözlerinin açtığı kapıları yeni yeni keşfediyorum. Bir kazanım oldu benim için. George Michael’ı çok seviyorum, onun saçtığı ışık için minnettarım. Bu dönemde bu şarkının ruhunu yeniden çağırmak çok güçlü bir his. Canlı söylediğimde ise seyirciyle buluşmak, neredeyse bir vahiy gibi. Görmemiz gereken tek şey şu: Ben sana ait değilim, sen de bana değilsin. Freedom.”