Gerçek bir olaya dayanmamaktadır: Kefaret
Yazı: Korcan Derinsu
Eliza Clark’ın dijital çağda büyümenin görünmez şiddetini, ergenliğin kırılgan yalnızlığını ve ebeveynliğin anlamını sorgulayan romanı Kefaret, suçu mümkün kılan bir dünyanın hikâyesi. Yazarın ikinci romanı olan Kefaret, Medusa Yayınları etiketi ve Tuğçe Nida Gökırmak çevirisiyle Türkçede.
Ne hakkında? Hikâye ne?
Kefaret, İngiltere’nin kuzeyindeki Crow-on-Sea’de gerçekleşen sarsıcı bir cinayetin etrafına kurulmuş bir roman ama derdi cinayetin kendisi değil; cinayetin nasıl aktarıldığı. Olayı yıllar sonra kitaplaştırmak isteyen gazeteci Alex; tanıklıkları, röportajları, mesaj kayıtlarını, blog parçalarını ve internette dolaşan söylentileri bir araya getirirken hakikat de okurun gözünde şekil değiştiriyor.
Zaman dilimi ve mekân
Mekan Crow-on-Sea, İngiltere’de kasvetli bir kıyı kasabası.
Zaman ise 2010’lar.
Okumadan önce bilmemiz gerekenler
Eliza Clark 1994 doğumlu İngiliz bir yazar.
2020’de ilk romanı Boy Parts ile Women’s Prize For Fiction’da finale kalan Clark’ın tanınması romanın TikTok’ta viral olması sayesinde oluyor.
2023’te Granta’nın En İyi Genç İngiliz Romancılar listesine giren Clark’ın ikinci kitabı Kefaret, Dylan Thomas Ödülü’nde uzun listeye kalıyor.
Daha sonra çıkardığı öykü kitabı Doymakbilmez (Medusa Yayınları, 2025) ile ününü pekiştiren Eliza Clark ne yazacağı merak edilen, internet ve internet kültürünü metinlerine taşıyan nadir yazarlardan.
Kitaba dair en çok neyi sevdin?
En çok anlatımını sevdim. Clark’ın farklı biçimleri yan yana getirip aynı olayı defalarca kırarak yeniden göstermesi çok güçlü. Gerçeğin çarpıtılmasına odaklanması, gerçeği bulmaya çalışmak yerine sürekli yeniden üreten bir yapı kurması zamanın ruhuna ve hakikat sonrası çağa çok uygun bence.
Yazıma dair neler söyleyebilirsin?
Clark farklı mecralardan yararlandığı için dili de anlatımı da buna çok uygun. Üstelik farklı bakış açılarına geçtiğimizde, anlatıcılar yakın yaşlarda, yakın dünyada karakterler olsalar da Clark hepsinin sesini ayrıştırmayı başarıyor. Bence romana dair en övülesi şeylerden birisi de bu. Bakış açısının değişimini dilde de görüyoruz. Böylece gerçeğe dair algımız da doğrudan etkileniyor.
Kısa sürede sürüklenerek mi okudun? Yoksa biraz sürünerek mi?
Hızlı okuması zor bir roman Kefaret. Anlatılanların duygusu oldukça ağır. Üstelik çok güzel olduğu için tadını çıkarmak istiyorsunuz. Ben de bu yüzden beş güne yaydım.
Çok etkilendiğin / dönüp tekrar okuduğun bölüm(ler) oldu mu?
Özellikle olmadı ama her anlatıcıda (tanıklıkta) gerçeğin nasıl da dönüştüğünü görünce, bir önceki bölüme dönüp “bir şey mi kaçırdım” diyerek tekrar okuduğum yerler oldu.
Kitap, modunu nasıl etkiledi?
Güzel bir kitap okumanın tadını çıkardım doğrusu. Anlatılanlar tabii düşünmeye sevk eden şeyler ama hepsinin üstünde Kefaret çok iyi tasarlanmış, çok iyi yazılmış bir roman. Yani mutlu oldum.
Okurken hiç Google’ladığın şeyler oldu mu?
Yazar gerçeklik algısıyla öyle güzel oynuyor ki anlatılan gerçek bir olay mıydı değil miydi diye tereddüte düştüm ve bunu araştırdım. Cevap… O da bana kalsın!
Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?
Kefaret kelimesi romanın kendisi kadar belirsizliğe davet eden bir kelime bence. Kimin kefareti, kime, ne için? Roman bu soruları açık bırakıyor ama bir isim olarak çok iyi seçim bence. Hem bir fikir uyandırıyor hem de cevabı net olarak vermiyor.
Bu kitabı seven şunları da sever
İlla bir kitapla bağ kuracaksam birkaç ay önce yayımlanan Ölü Kızlar (Jorge Ibargüengoitia, Jaguar) ile ruhdaş olduklarını düşünüyorum. O nedir diye merak edenler buradan okuyabilirler.
Kefaret bana kitaplardan çok dizileri, filmleri düşündürdü. Dizi olarak, 13 Reasons Why (2017-2020) gerçeğin kayıtlarla, söylentilerle ve tanıklıklarla nasıl bozulduğunu; bir olayın kaç farklı versiyona dönüşebileceğini de anlatan güzel bir dizi. Film olarak Gone Girl (David Fincher, 2014) medya manipülasyonunun gerçeği nasıl parlatıp çarpıtabildiğini gösteren en iyi örneklerden. Suçun kendisi değil; suçun anlatılış biçimi romanla doğrudan akraba. Aynı şekilde The Bling Ring (Sofia Coppola, 2013) ise gençlik, suç ve internet kültürünün birbirini nasıl beslediğini gösteren bir film. Hepsini bir araya getiren gerçeğin kendisinden çok, nasıl inşa edildiğine bakmaları.
Yazara bir soru soracak olsan bu soru ne olurdu?
Gerçeğin bu kadar kolay büküldüğü bir devirde “gerçek bir hikâyeye dayanmaktadır” ile başlayan romanlar/filmler/diziler hakkında ne düşünüyor?