Matrix hakkında sıkça sorulmayan sorular, bölüm 1

Her şeyin simülasyon olduğu bir gerçeklikte gün içinde MetaCortex adındaki yazılım şirketinde çalışırken, geceleri hacker olarak dijital dünyada varlık gösteren Thomas A. Anderson’ın seçilmiş kişi olarak gerçek dünyanın kurtarıcısına dönüştüğü anlatının dünya çapında ne denli etki yarattığını sanıyoruz bir kez daha anlatmaya gerek yok. Matrix, 90’ların karanlık dünyasında doğmuş, Asya kültürünün anime estetiği ve dövüş sanatları tekniklerinin zenginliğiyle yoğrulmuş; hem içinde 90’lardaki her şeyden bir şeyler taşıyan hem de daha önce görülmemiş dahice anlatım ve görselleriyle biricik olmayı başarabilen bir kurgu. 


Dijitalliğin içinden çıkamadığımız, dijital kimliklerimizle farklı türden “varlık” gösterdiğimiz 2020’lerde, eskiyen fikirlere sahip olsa da gelinen nokta üçlemeyi daha iyi anladığımız günleri beraberinde getirdi. Jean Baudrillard’ın Simülakrlar ve Simülasyonlar metninin başka medyumdaki bir açılımı olarak da görebileceğimiz bu kült cyberpunk anlatısı, beyazların metaya sahip olduğu kapitalist sistemin sömürüsünün iyice üzerimize çullandığı mevcut ekonomik düzende sayısız alegorisiyle ve zaman filtresinin ekledikleriyle yeni anlamlar kazanmaya devam ediyor.

Sinema tarihinin üzerine en fazla inceleme yapılan filmlerinden olan, hâlâ içinde gizemini koruyan pek çok detayı barındıran bu epik bilim kurgu, The Matrix Resurrections adındaki dördüncü uzun metrajıyla günümüz dünyasında yeni bir açılım yakalamak derdinde. Başarısız yeniden çekimler ve genişletilmiş evrenlerle dolup taştığımız son yıllarda yeni Matrix filmine karamsar bakmamak elde olmasa da bu kült yapım hakkında heyecanlandırmaya devam eden detayları ve yeniden üzerinde durmak istediklerimizi iki bölümlük “Matrix hakkında sıkça sorulmayan sorular” dosyasında toparladık. 

Bölüm 1: Kısa Matrix tarihine bir bakış

B1-66ER modeli neden önemli?

Öncelikle üçlemedeki olayların 2199 civarında bir yıla tarihlendiğini, ilk filmde Morpheus’un Neo’ya “Matrix nedir?” özetinde aktardığını hatırlatalım. Bu ifade hikâyenin tam olarak hangi yılda geçtiğinden ziyade, insanların zamanın takibini bu yıldan sonra yapamadığına yönelik bir açıklama. Sebebi için orijin hikâyesine uzanmak gerekiyor.

Second Renaissance (İkinci Rönesans), Wachowskilerin evreninde yer alan Neil Gaiman’ın kaleme aldığı Goliath isimli çizgi romanda ilk girizgahını yapmıştı. 1999 yılında, ilk filmle birlikte sekiz adet olması planlanan Matrix çizgi roman serisine de start verilmişti. Neil Gaiman, Geof Darrow, Dave Gibbons, Bill Seinkiewicz gibilerinin evrenden farklı farklı hikâyelerine yer veren seri, o dönemler aktif olan WhatIsTheMatrix.com üzerinden okuyucuyla buluşmuştu. Site kısa bir süre önce Matrix Resurrections olarak yeniden hayata geçti.

Ardından 2003 yılında Wachowskiler Animatrix’i yayımladı. Peter Chung (Matriculated), Andrew R. Jones (Final Flight of the Osiris), Yoshiaki Kawajiri (Program), Takeshi Koike (World Record), Mahiro Maeda (The Second Renaissance Part I, The Second Renaissance Part II), Kôji Morimoto (Beyond), Shin’ichirô Watanabe (Kid’s Story, A Detective Story) gibi bir ekiple Matrix evreninde geçen ve çizerine göre farklılaşan animasyon tekniklerinin, çizgilerin kullanıldığı kısa hikâyelerden oluşuyordu Animatrix. Bu sayede Mahiro Maeda’nın kalemiyle İkinci Rönesans’ın ne olduğunu öğrenebilmiştik.

The Second Renaissance Part I / Mahiro Maeda

İkinci Rönesans’ta anlatılanlara göre kendi sonunun mimarı olan insanlık için B1-66ER’ın yargılanması büyük bir kırılma anı. Domestik bir robot olan B1-66ER, sahiplerinin onu imha edeceğine kulak misafiri olduktan sonra kendini savunmak amacıyla onları öldürüyor. Böylelikle evreni tamamen değiştirecek olaylar dizisini de başlatmış oluyor. 2090 yılına tekabül eden bu süreçte insanlık bu robotu yargılıyor, suçlu buluyor ve tüm benzer modellerin imha edilmesi kararını alıyor. Böylelikle her iki tarafın da ağır kayıplar verdiği Makine Savaşı başlamış oluyor.

Bu gerilimli yıllar içinde makineler “medeniyetin beşiği” olan bir yerde (Mezopotamya’da) 01 isimli şehirlerini kuruyor. Yapay zekâ, sınırsızca gelişme imkânı bulmasıyla kısa zaman içinde ekonomik ve siyasi açıdan büyük bir güç hâline geliyor.

Makineler tarafından orta yolu bulma amacıyla düzenlenen müzakereler insanlardan aldıkları red cevaplarıyla sonuçsuz kalıyor. İnsanlık ekonomik cephede aldığı yenilgiye ve büyüyen makine tehdidine misilleme olarak 01’i nükleer bombalarla yok etmeye çalışıyor ancak dayanıklı yapısıyla makineler bu saldırılardan fazla etkilenmiyor. Tersine insanların büyük zararlar aldığı talihsiz bir saldırı olarak tarihe geçmesi ile sonuçlanıyor.

The Art of the Matrix

Ardından insanlar son çare olarak Dark Storm Operasyonu’nu (Karanlık Fırtına) başlatıyor. Atmosferi simsiyah bir tabaka ile kaplayıp güneş enerjisini bloke ederek makinelerin en önemli enerji kaynağını kesme çabası yine sonuçsuz kalıyor. Çünkü uzun yıllar süren savaş boyunca makinelerin esir olarak yakaladıkları insanlar üzerinde yaptıkları deneyler, vücutta bulunan bio elektrik ve termal enerjiyi hasat edebildikleri “yenilenebilir” bir enerji üretme yöntemi geliştirebilmelerini sağlamış. Böylelikle filmde görülen; enerji kaynağı olarak üretilen, sıvı dolu bir haznede tutulan insanlardan oluşan tarlaların temeli atılmış oluyor. 

Savaşın sonunu getiren antlaşmada makineler insanlardan kendi bedenlerini teslim etmelerini talep ediyor. İnsanlığın şehirleri yok ediliyor ve tarlalarda pil olarak üretilip kullanıldıkları yeni bir düzen doğuyor. 

Ateşkes Dönemi nedir? 

Makinelerin amansız düzeninin seçilmiş kişi Neo’nun hikâyesiyle nasıl bir değişim geçirdiğini anlatan üçleme, insanların zaferiyle sonuçlanan kesin bir finalden ziyade geçici bir barış dönemiyle sonlanmıştı. Bu döneme de Ateşkes Dönemi deniyor. Ateşkes’in iki taraf tarafından kabul edilmiş kimi şartlarını hatırlayalım:

-Zion, araçları ve hiçbir sakini Sentineller tarafından saldırıya uğramayacak.

-Matrix serbestçe ziyaret edilebilecek, sanal gerçeklikten ayrılmak isteyen hiçbir kişi ajanlar tarafından rahatsız edilmeyecek.

-Ajanlar Matrix’i korumaya devam edecek.

Ateşkes nasıl sona erdi?

Geçici ateşkes ortamında geçen bir sürenin ardından insanlar gizliden gizliye Zion haricinde makineler tarafından konumu bilinmeyen bir yerde bir şehir daha inşa etmeye başlıyor. Cypherite’ler (Cypher gibi Matrix dışında bir gerçeklik olduğunu bilseler de dijital gerçeklikten kopmak istemeyenler) tarafından bu şehrin konumu keşfediliyor ve Mimar’a haber uçuruluyor. Tarih 2704 civarlarında. Bu ateşkes maddesinin ihlaliyle birlikte insan-makine savaşı yeniden başlamış oluyor. 2. Makine Savaşı olarak geçen bu dönem hakkında daha detaylı bilgilere yeni Matrix filmi ile ulaşacağımızı düşünüyoruz. 

The Matrix Reloaded - Mimar sahnesi
Mimar’ın konuşması ne anlama geliyordu?

The Matrix Reloaded’da yer alan bu sahne için üçlemedeki en önemli an desek abartmış olmayız. Bu nedenle yeni film öncesi bir kez daha gözden geçirmekte fayda var.

Her ne kadar “Hayatın Matrix programından kaynaklanan bir denklemin dengesiz sonucundan ibaret.” repliği, kimilerince sinema tarihinin en kötü dillendirilmiş replikleri listelerine dahil edilse de Mimar’ın Neo ile yaptığı konuşma Matrix’in zaman çizelgesi konseptini anlamak için kilit bir role sahip.

Önceleri olayların akışından söz ederken çizgisel bir tarih akışı çizdik gibi anlaşılmış olabilir ancak Matrix’i yaratan program olan The Architect yani Mimar’ın, The Matrix Reloaded’daki açıklamaları aslında bu dijital gerçekliğin kendini tekrarlayan olaylardan oluştuğunu açık ediyor. İnsanlığın tam olarak hangi yılda olduğunu bilememesi de bu yüzden. Sahneden anlıyoruz ki Seçilmiş Kişi’nin Matrix’e son vermesi zaten Matrix’in bir parçası. Yeniden yüklemeler ve Seçilmiş Kişi’nin varlığı planlanmış bir denklemden ziyade harmoniyi bozan bir hatanın ürünü. Kısacası Matrix’in belli zaman aralıklarında sıfırlanıp yeniden şekillenen dinamik bir yapıya sahip olduğu ortaya konuluyor bu sahnede. 

Hatırlanacağı gibi konuşma sırasında Mimar, Neo’dan önce beş Seçilmiş Kişi’nin daha olduğunu söylüyordu. İçinde oldukları döngünün bir sona ulaştığını anlatan Mimar, Neo’ya tıpkı öncelerine yaptığı gibi iki seçenek sunuyordu: Ya 23 insanı (16 kadın 7 erkek) kurtarıp yeni Zion’u yaratarak insan soyunu yok olmaktan kurtarabilecek ya da Matrix’te tüm insanlık yok olana kadar son vakitlerini geçirebilecekti.

Bu konuşma gerçekten de İkinci Rönesans haricinde evrenin zaman strüktürünü ve dokusunu anlama konusuna en fazla ışık tutan bölüm. Yine burada geçmiş döngülerde neler yaşandığına dair de detaylar öğrenmiştik. İlk döngüyü bir ütopya olarak inşa eden Mimar (“Bir sanat eseriydi, kusuruzdu” şeklinde betimliyor hatta), zaman içinde insanın kusurlu yapısının bu ütopyayı çökerttiğinden söz etmişti. İkinci denemede tam tersi bir yola başvurup bir cehennem simülasyonu kurgulamış, bu gerçeklikteki ilhamını ise insanlığın doğasındaki en çirkin, en korkunç yönler ve düşüncelerden almıştı. Hâliyle korkunç yaratıklarla dolu bir tür cehennem simülasyonu tablosu hem ekranlarla dolu odada hem de zihinlerde belirivermişti. Umuttan eser olmayan bu gerçeklik yine başarıya ulaşmamıştı.

Bu kâbus dolu düzenden kimi karakterleri The Matrix Reloaded’da gördük aslında. Matrix’in ilk günlerinden beri parçası olan ve ikinci filmde tanıştığımız Merovingian ve Persephone’un ekibinde Habil ve Kabil karakterlerini de tanımıştık. Matrix evreninde Habil bir kurtadam ve Kabil ise bir vampir. Yine tasarımlarında deniz anasının transparan yapısından esinlenilen hayalet ikizler de bu dönemden kalma. Cehennem simülasyonunun ortadan kaldırılmasıyla birlikte sürgün hayatı süren bu programlardan en azından Merovingian hakkında dahasını yeni filmde biraz daha keşfedebilme ihtimalimiz çok yüksek. Nitekim kadroda yine Lambert Wilson var.

Devamında Mimar, The Oracle yani Kahin programının doğuşu hakkında da son derece aydınlatıcı açıklamalarda bulunmuştu. İlk iki denemedeki başarısızlık, sezgisel bir program olan Kahin’in doğuşunu beraberinde getirmişti. Buradan öğrendiğimize göre Kahin, insan ruhunun belirli özelliklerini araştırmak üzere tasarlanmıştı. Hatta Mimar burada “Eğer ben Matrix’in babasıysam, o da kesinlikle annesi sayılır.” ifadesinde bulunuyor. Kahin insan doğasının gizemlerini çözerken, Mimar insanları hapseden bu gerçekliği yaratan ve şekillendiren program olarak dengenin kurulduğu dinamik bir sistemi yakalamayı sonunda başarmıştı. Bundandır ki sonraki çevrimler sorunsuz ilerliyordu. Devamında hepimizin bildiği gibi Neo, önceki seçilmiş kişilerden çok daha farklı bir seçim yaparak sevdiği kadını kurtarmayı seçmişti. Tabii bu sahne “sevgiyi seçti” romantizminin ötesinde anlamlara sahip. Bu seçim, Seçilmiş Kişi ile Trinity’nin (Hıristiyan sembolizminden referans verirsek Baba, Oğul, Kutsal Ruh) birlikteliği demek.

Son film The Matrix Revolutions, “Thomas A. Anderson’un anısına” yazısının bulunduğu bir parkta Kahin ve Sati’ye odaklanıyordu. İlk defa güneşin batışını ve gökyüzünü gördüğümüz, serideki ilk ve tek gerçekten umut dolu sahneyle bitiyordu. Yeni film Sati’ye daha büyük bir yer verme vaadinde. Matrix gerçekliğindeki yedinci çevrimde geçecek olan olaylar hakkında ortaya atılan teoriler, yeni çevrimin yeni Kahin’e ihtiyaç duyduğu bunun da Sati’den başkası olmayacağı yönünde.

Yazı: Biçem Kaya