Matthias Osterwold ile Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin ardındakiler
Röportaj: Cem Kayıran
Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, yedinci yılında yine sınırları zorlamaya niyetli. Matthias Osterwold’un sanat yönetmenliğinde şekillenen program, bu kez yenilikçi intermedya performanslardan solo ve kolektif doğaçlamalara uzanan geniş bir yelpaze sunuyor. Festivalin bu edisyonunda özellikle Türkiye’den sanatçıların yeni üretimleri öne çıkıyor.
New York’ta yaşayan besteci Cenk Ergün ile İstanbul merkezli icracı ve besteci Fulya Uçanok, festival boyunca bir tür “yerleşik besteci” rolü üstlenerek İstanbul’dan Hezarfen Ensemble, Montreal’den Bozzini Yaylı Dörtlüsü ve doğaçlama üçlüsü Kertenkele’yle farklı iş birliklerine imza atacak. Selçuk Artut ve Alp Tuğan’dan oluşan RAW ile Şevket Akıncı’yla birlikte sahne alacak Ömer Sarıgedik ise, gelişmiş dijital teknolojilerle şekillenen canlı görsel-işitsel ve interaktif performanslar sunacak.
Festivalin açılışı, Erwan Keravec’in kurduğu ve yönettiği Bretonya çıkışlı gayda topluluğu Sonneurs’ün, geleneksel tulum gayda sanatçısı Aycan Yeter’le birlikte gerçekleştireceği performansın Türkiye prömiyeriyle yapılacak. Programda Zeynep Gedizlioğlu ve Çağdaş Onaran’ın eserleri de yer alırken, festival Viyana’dan gelen genç ve enerjik Black Page Orchestra’nın İstanbul’daki ilk konseriyle kapanacak. 19-22 Şubat’ta gerçekleşecek Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin program ve bilet detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.
Matthias Osterwold ile festivalin 2026 edisyonunun nasıl şekillendiğini ve programın temas ettiği soruları / temaları konuştuk.

Bu festival, artık kendi hafızasına sahip olacak kadar uzun süredir var. Önceki edisyonlara dönüp baktığınızda, bu yılın küratoryal yaklaşımını en güçlü şekilde şekillendiren deneyimler neler oldu?
Bu yıl Arter’in Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin 7. edisyonunu gerçekleştiriyoruz. 2020’den bu yana tüm önceki edisyonlar, çağdaş müziğin güncel durumunu ve farklı yaklaşımlarını ele aldı. Yelpaze oldukça geniş. Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, modern sanat müziğinin tüm yönlerini kapsayan uluslararası bir festival olarak tasarlandı; nota kâğıdına yazılmış yeni oda müziğinden deneysel müziğe, yeni enstrümanlar ve teknolojilerden besteci performanslarına, doğaçlamadan electronicaya, intermedya müzikten ses sanatına, ileri düzey DJ performanslarına ve aradaki her şeye kadar.
En uç noktada çalışıyoruz ama kendimizi bir trend belirleyici olarak görmüyoruz. Tekdüzelik yerine çeşitlilik, hiyerarşi yerine çoğulculuk, onaylama yerine meydan okuma. Dinleyicinin merakına ve aktif dinleme pratiğine güveniyoruz.
Programı oluştururken karşıtlıklar mı süreklilikler mi belirleyici oluyor?
Tekrar yok, lütfen! Festivalin amacı şaşırtmak; mevcut beklentileri karşılamak değil. Odak noktası, yeni müziğin farklı ve bazen oldukça heterojen biçim ve formatlardaki çeşitliliği; dolayısıyla sürtüşme, karşıtlık, mesafe ve gerilim. Ama aynı zamanda bu farklı yönler arasındaki ilişkileri ve bağlantıları da arıyoruz. Müzik, zamanın örgütlenmesidir; müzik akıştır. Festival programını farklı bölümleri, tempoları, ritimleri, renkleri ve karakterleri olan ikincil bir beste gibi düşünmeyi seviyorum.
Sizce bu edisyon, çağdaş müzik hakkında (açık ya da örtük biçimde) hangi soruyu soruyor?
Uluslararası katkıların yanı sıra 2026’da Türkiye’de üretilen ve Türkiye’den sanatçılara ait müziklere özel bir odak var. Besteci-performans kavramı, yani eserin yazarı ile icracısının aynı kişi olması ya da aralarındaki yakın ilişki özel bir rol oynuyor. Bunun yanı sıra mikrotonalite ve entonasyon konusu ile teknoloji ve kişisel canlı performansın kesişiminde yer alan etkileşimli düzenekler ve sistemler bu edisyonun temel başlıkları arasında.

2026 edisyonunda, besteyle doğaçlama arasında duran pek çok eser var. Bu “arada olma” hâli bilinçli olarak yöneldiğiniz bir alan mı?
Müzikal yaratım ve icat çok farklı biçimler alabilir: Her ayrıntının kesin biçimde notaya alındığı tamamen sabitlenmiş eserler, açık formda partisyonlar, kavramsal ve metin tabanlı yönergeler, rastlantısal süreçlere dayanan belirsiz eserler ya da hiç notasyon içermeyen serbest doğaçlamalar. Bunların arasındaki tüm hibrit biçimler de mevcut.
2026 programı bunun çarpıcı örneklerini sunuyor. Örneğin Cenk Ergün’ün Nasreddin adlı eserinde Hezarfen Ensemble tarafından icra edilen notalı bölümler, Kertenkele üçlüsünün doğaçlamalarıyla iç içe geçiyor. Buna karşılık Ergün’ün ritmik açıdan son derece dinamik yaylı çalgılar dörtlüsü Sonare, yüzde 100 kesinlikle notaya alınmış bir eser.
Besteci ve icracı Fulya Uçanok’un harika işlerinde ise nesneler, elektronik devreler ve akustik enstrümanlarla kurulan samimi bir “eşlik” içinde folds/unfolds başlıklı eserinde içsel bir diyalog açılıp kapanıyor. Canlı olarak aktarılan astronomik verilere dayanan algoritmik süreçler, Ömer Sarıgedik ve Şevket Akıncı’nın etkileşimli doğaçlama performansını ya da Selçuk Artut ve Alp Tuğan tarafından icra edilen RAW’un görsel-işitsel canlı kodlama sistemini yönlendiriyor. Deneysel müziğin sonik sonuçları öngörülemez ve tekrar etmez. Kontrol ile kontrolsüzlük arasındaki bu etkileşimi büyüleyici buluyorum.
Güçlü mimarisi ve kavramsal kimliğiyle Arter nötr bir mekân değil. Binanın kendisi programlama kararlarınızı nasıl etkiliyor?
Grimshaw Architects (Londra) tarafından tasarlanan Arter binasının mimarisi olağanüstü. Galeriler, merdivenler ve fuayeler görsel olarak birbirine bağlanıyor; yatay ve dikey bakış hatları her yerde açılıyor. Yeni bir müzik festivalini de böyle hayal ediyorum: İzleyicilerin yeni perspektifler keşfetmek için dolaşabildiği, karşıt ama birbiriyle bağlantılı müzikal mekânlar ve etkinlikler.
Binada müzik, performans ve ses içeren disiplinlerarası işler için ideal ve teknik olarak donanımlı iki mükemmel mekân var: Karbon ve Sevgi Gönül Oditoryumu. Her iki salon da tamamen esnek; sahne ve seyirci düzeni her prodüksiyonun karakterine ve ihtiyaçlarına göre özgürce uyarlanabiliyor. Karbon teknik açıdan talepkâr, zaman zaman yüksek sesli, amplifikasyon, ışık ve projeksiyon gerektiren multimedya projeleri için uygun bir black box. SGO ise daha geleneksel formatlar, oda müziği konserleri, konuşmalar gibi etkinlikler için elverişli.
Ama fuayeleri de kullanıyoruz. Örneğin geçen yıl, salonların önündeki alt fuayede vokalist Audrey Chen ve elektronik müzisyen Hugo Esquinca’nın kule benzeri, performatif bir ışık ve ses yerleştirmesini gerçekleştirdik. 2024’te Nicolas Collins’in Hardware Hacking atölyesi, pek çok gencin DIY elektronik ses araçları ürettiği bir etkinlik olarak fuayede yapıldı. Güzel olan şu ki Arter ziyaretçileri yukarıdan olup biteni serbestçe izleyebiliyor ve isterlerse de aşağıya inebiliyor.
Bu yıl festivali Breton gayda dörtlüsü Sonneurs açacak. Konserin ilk bölümü, açık fuayelerin farklı katlarında gerçekleşecek. Bu çok anlamlı, çünkü gayda başlangıçta açık havada, çobanların tarlalarda kullandığı bir enstrümandı.
