Music, Money & Mayhem: Müziğin bedeli ve Coldplay çalan diş fırçaları
Yazı: Utkan Çınar
Music, Money & Mayhem, müzik endüstrisinin ışıklar altına çıkmayan yüzünü mercek altına alan bir podcast serisi. Gazeteci, yazar ve belgeselci Chris Atkins’in anlatıcılığını üstlendiği yapımın arkasında Novel, BBC Studios ve Cart Before Horse var. Odakta ise Queen’den Pet Shop Boys’a, Mariah Carey’den Daft Punk’a küresel müzik dünyasının marka değeri yüksek müzisyen ve gruplarının evi olmuş plak şirketi EMI var.

Ne hakkında?
Zamanının The Beatles, Pink Floyd, Queen, Kate Bush, Pet Shop Boys, Radiohead gibi dev isimlerinin evi olan, İngiltere’nin en önemli plak şirketlerinden EMI’ın tarihini ve özellikle 2000’lerin ortasından itibaren çöküşünü ve satılışını konu almakta.
Dinlemeden önce bilmemiz gerekenler
EMI (Electric & Musical Industries) 1930’larda müzik kaydının ilk dönemlerinden beri ayakta olan bir kuruluştu. 1960’larda popüler müziğin yükselişinin de çıkış noktası belki. Mesela The Beatles ilk albümü Please Please Me’nin kapağında EMI’ın Londra’daki merkezinin merdivenlerinden poz verir. 1990’ların sonuna kadar da müziğin çok satan isimlerinin çoğunu bu şirketten dinledik. İnternet ve download kültürüyle başlayan yeni yüzyıl, yönetimin el değiştirmesi ile de iyi devam etmeyecektir.
Podcast nasıl yöntemler/malzemeler kullanıyor?
The KLF, James Blunt gibi isimler üzerine belgesellere imza atmış Chris Atkins’in akıcı anlatımı ve Guy Hands, Tony Wadsworth gibi esas karakterlerin röportajları önemli bir yer kaplıyor. Özellikle Hands’in podcast’in “kötü adamı” olduğunu düşünürsek katılımı önemli. Ayrıca şirketin zirve dönemlerinde yöneticilik yapmış Wadsworth, Pet Shop Boys’tan Neil Tennant ve Radiohead’in şu aralar “en sevilen elemanı” Ed O’Brien’ın da şirketle ilişkileriyle ilgili samimi açıklamaları doyurucu.
En çok neyi sevdin?
Hikâye aslında bir yandan sıradan da görülebilir. 1990’lardaki ekonomik refah döneminde lale devri yaşayan müzik endüstrisinin, download kültürüyle çöküşünün bir fotoğrafı. 2007’de şirketin başına geçen Guy Hands’in oldukça eksantrik ve konuşkan bir karakter olması, (servetini “temiz benzin istasyonu tuvaletleri kurarak” yapan bir adamdan bahsediyoruz!) podcast’in lezzetini arttıran bir husus. Finansal zorluklarla boğuşan şirketi kurtarmak için ürettiği Coldplay’den “Yellow”u çalan elektrikli diş fırçası gibi çoğu hayata geçmemiş cin fikirler, şimdiden bakınca oldukça eğlenceli tabii. Ayrıca Radiohead’in 2006’daki albümü In Rainbows’u “istediğin kadar öde” şeklinde yayımlamasına ayrılan bölüm de konunun etraflıca işlenmiş olmasını sağlıyor.
Eğlenceli yanlarından birisi de bilenlerin hatırlayacağı VH1’nın Behind The Music serisindeki gibi beylik benzetmeler kullanılması. “Gemi buzdağına doğru gidiyordu ve etrafta yeterli can yeleği yoktu” ya da “Bir Prince bulmak için bir sürü kurbağa öpmeniz gerekiyor” gibi laflara baya sırıttım. Chris Atkins’in anlatımı, genel montaj oldukça dinamik. Hatta biraz fazla hızlı bile diyebiliriz belki.

En az neyi sevdin?
Konu müzik ve böyle önemli bir plak şirketi olunca gönül isterdi ki orijinal şarkılar da kullanılabilinsin. Maalesef yapımın soundtrack’i çok çiğ. Pet Shop Boys, Radiohead veya Roger Waters’ın bahsi geçtiğinde arkada çalan müzikler manasız geldi bana. Daha özen gösterilebilirmiş. Bir de bazen konukların sesleri karıştırılabiliyor. Her konuşan için başında bir belirtme yapmak da akıcılığı bozabilir biliyorum ama bu çözülmesi gereken bir sorun. Son olarak da acaba daha kapsamlı bir işe dönüşüp dönüşemeyeceğini düşündüm. Müzisyenlerle şirketin ilişkisi, kapitalist düşünce yapısıyla yaratıcılığın çakıştığı noktalar belki biraz daha açılabilirmiş. Dinleyicilerin dataya dönüşmesi, Spotify’ın olaya dâhil oluş süreci gibi anlar konuyu dağıtmamak için biraz hızla geçilmekte. Daha fazlasını istetiyor insana.
Bunu seven şunları da sever
Youtube’da da bulabileceğiniz, şirketin genel tarihi hakkındaki EMI: The Inside Story’yi söyleyelim. Müziğin internet yoluyla halka ulaşmasını konu alan Napster hakkındaki Downloaded ve geçen sene çıkan, bu sayfalarda da değindiğimiz How Music Got Free de destekleme için iyi olabilir. Son olarak da Sex Pistols’ın şirket hakkındaki, pek de iyi şeyler söylemeyen şarkısı “E.M.I.”ı da dinleyebilirsiniz.
Soru işaretleri / varsa açtığı tartışmalar…
Podcast’in Radiohead’in In Rainbows’u yayımlama şekliyle ilgili bölümü dediğim gibi oldukça dikkat çekici. Grubun bu açılımı o zamanlar çok anarşik bir hareket olarak alkış alsa da olaya altı albüm boyunca onları bolca destekleyen şirket çalışanlarının yediği kazık açısından bakmak ilginç bir nokta. O’Brien’ın hafif mahçup hâli de bunun bir kanıtı. Bir de sonunda ödenemeyen borçlar karşılığında Citigroup tarafından parça parça satılırken en değerli yerinin dinleyici datalarını inceleyen departmanı olması da dikkat çekici. Müzik dinlemenin tamamen algoritmalara dönüşebilmesi… Bu konuda çok da ayrıntıya giremeyiz burada ama sanırım en isyankâr hareket, kulağımızı her türlü müziğe açık tutmak olmalı. Her şeyi dinleyen insan istatistik olamaz değil mi? Yoksa ben mi çok safım.