Nirvanna the Band the Show the Movie: Beklediğimize değdi, açlığımız dinmedi

Yazı: utkan çınar

Kanadalı yönetmen ve oyuncu Matt Johnson’ın yıllardır genişlettiği absürt evrenin sinema ayağı olan Nirvanna the Band the Show the Movie, başarısız bir konser hayalini gerçekleştirmeye çalışan iki müzisyenin giderek büyüyen ve gerçeklikle bağı gevşeyen planlarını takip ediyor. Aynı adlı kült web dizisinin devamı niteliğindeki film, Johnson ve Jay McCarrol’ın Toronto sokaklarında kurduğu yarı-belgesel, yarı-kaos estetiğini bu kez zaman yolculuğu gibi daha da uç fikirlere açıyor. 45. İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşan Nirvanna the Band the Show the Movie, öncülü olan dizinin beklenen yeni sezonu için de kapıyı açık bırakıyor.

Bu yazı, henüz Nirvanna the Band the Show the Movie filmini izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.


Zaman dilimi ve mekân

Mekânımız Kanada ve Toronto’nun şehir merkezi. CN Tower, SkyDome ve tabii ki Rivoli. 2025 ile 2008 arası gidip gelmekteyiz. Zaman makinesi içeren bir film olduğunu da belirtelim. 

Konu nedir?

Kanadalı ikili Matt Johnson ve Jay McCarrol ile ilk kez 2008’deki internet dizileri ile tanışmıştık. Toronto’daki bir canlı müzik mekânı olan Rivoli’de çalma planları ile hayatlarını geçirmekte olan 25 yaş civarı arkadaşlarımızlardı. Sonra 2016’da iki sezon süren daha büyük prodüksiyonlu dizileri geldi ki hayatımda izlediğim en komik işlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ocak 2018’de son bölüm yayımlandıktan sonra üçüncü sezon dedikodularının arkası hiç kesilmedi ama bir yerden sonra umudu da kaybetmeye başlamıştık. 

İzlemeden önce bilmemiz gerekenler

Nirvanna The Band dışında Matt Johnson’ın dikkate değer bir yönetmenlik kariyeri de var; 2013’te The Dirties ile başlayan ve devamında aya gitme komplo teorisini konu alan Operation Avalanche ve BlackBerry ile devam eden. Hatta sıradaki projesinin de bir Anthony Bourdain biyografisi olduğunu söyleyelim. 

Filmleri Nirvanna’nın estetiğinden çok farklı değil. Belgesel yaklaşımı, gerilla çekimler; Johnson’ın kendi oynadığı, son derece tutkulu, enerjik, sevimli ve dikkati dağınık karakterler hep benzer damardan. Ama enteresan bir şekilde filmlerindeki diğer oyuncuları bu stile uydurmakta hiç zorluk çekmiyor. Ve konuları hep ilgi çekici. Kısaca fikirlerini aktarmakta hiç zorlanmayan, prensiplerini izleyiciye geçirebilen bir yönetmene dönüştü yıllar içinde. 

Yeni tanışanlar için de bir not: Film özellikle diziye aşina olmanızı beklemiyor. Sıfırdan tanışanlar için de yeterince bilgi var. Ama bana kalırsa vaktiniz varsa, o harika iki sezonu dönüp de izlemek daha keyifli olabilir.  

En çok neyi sevdin?

Sekiz yıllık aradan sonra Matt ve Jay’in “planlarına” tekrar dâhil olmak müthiş keyif vericiydi. Dışarıdan bakıldığında meta ağırlıklı, aksiyona dayanan boş vites sulu komedi görüntüsü verse de asında gerçekçi, duygusal bir altyapısı da var işin. 17 sene önceki hâlinizle hesaplaşma vaziyeti, film üzerinde çok durmasa da yükü olan bir durum. Ki Johnson’ın diğer filmleri de ne kadar komedi olarak satın alınsa da yakından baktığınızda gerçekçi ve geçerli bir duygudurum da içeriyorlar. En başından beri onlarla yol alan, ekibin kamera arkasındaki önemli ismi Jared Raab’ın kamera işçiliği ve sinematografisi de başyapıt düzeyinde. Ve tabii ki stuntlar! Tom Cruise / Mission Impossible limitlerinde dudak uçuklatıcı seviyedeler. Nasıl becerdiklerini düşünmek de ayrı bir vakit istiyor. Johnson’ın tüm filmlerinde olduğu gibi McCarrol’un kotardığı besteler ve seçilen şarkılar da cuk oturuyor. 

En az neyi sevdin?

Şikayet edebileceğim tek şey belki de filmin, ne kadar usta işi ve heyecan verici olsalar da stunt ve aksiyon sahnelerine biraz fazla alan açmasıydı. Belki bir de Back to the Future olay örgüsüne fazla bağlı kalmasıydı. Matt ve Jay’in ellerinde zaman makinesi olduğu bir evrende olasılıklar o kadar çok ki 100 dakikanın kesinlikle yetmediğini düşünüyorsunuz. Bir yandan da dizide olduğu gibi 25 dakikalık maceralar Nirvanna The Band’in hikâyesine çok daha uygun gibi. Yani bu filmi beş – altı bölümlük bir sezona yayabilseler çok daha acayip bir şey deneyimleyebilirdik. Zaten yüzde 95’inin kâğıt üzerinde kaldığını söylüyor ve filmin göreceği ilginin, çoğu hazır olan –ve ağız sulandıran bir şekilde ABD’de geçen doğaçlama bir yol hikâyesi olabileceği tüyolarını aldığımız– üçüncü sezon için de ortam yaratabileceğini düşünüyor Johnson. Bu bir son değilse, hiçbir sıkıntım olamaz. 

En çok hangi sahneye yükseldin?

Zamanda geri gittiklerinde sinemada The Hangover izlerlerken –bu arada o film de aslında 2009 çıkışlı eğer bir anlamı varsa,- Johnson’ın insanların “f*ggot” kelimesinin geçtiği esprilere kahkahalarla gülmesi sayesinde 2008’de olduklarını fark ettiği sahne diyebilirim. Ve tabii ki alfabe öğreten, 80’ler tarzı küfürsüz ve güvenli rap şarkısını da unutmayalım. Jay’in yumruk yemesine ramak kalmış Chris Rock’a dönüşmesi… Genelde yükseğiz! 

Modunu nasıl etkiledi?

Sinemada özellikle 20’li yaşların başındaki kitlenin bolca gülmesi beni çok sevindirdi. Kişisel olarak da 2017 / 2018 civarı zor zamanlarımda dizinin coşkusu ile yüzü gülmüş biri olarak nostaljik bir duygusallık yaşadım, yalan yok. 

Karakterlere dair neler söyleyebilirsin? 

Diziyi bilenler için çok bir değişiklik yok. Matt hâlâ coşkusu ve sınır tanımaz azmi ile planlarına devam ederken, Jay’in “ne yapıyorum ben bu herifle?” ikircikliği dramanın ana damarı. 

Kimler sever?

Burada bir uyarı ile geleyim. Eğer yükseklik korkunuz varsa, filmin başında ve sonunda dikkatli olmanızı öneririm. Yapım bu derde sahip olanlara kesinlikle acımıyor. 

Bunu seven şunları da sever 

Nirvanna The Band evreninin mizahını ve stilini paylaştığı işler var tabii. Nathan Fielder’ın işlerindeki, sorun yaratıp bunları çözmek için muazzam yüklerin altına girme şekli, Mr. Show’un bilinç akışı, doğaçlama tarzı hikâye gelişimi, Flight of The Conchords’un “saf ve sevimli” kafadarlar yaklaşımı, The Office’in seyirciyi de işin içine katan tavrı… Hepsinden öğeler bulmak mümkün. 

Soru işaretleri / varsa açtığı tartışmalar… 

Paradokslardan arınmış bir zaman yolculuğu hikâyesi anlatmak mümkün değil. Buna en çok yaklaşan Primer olsa gerek. Bu filmde de bunu çok dert edinmemişler ama 2008’deki değişimden sonra süperstara dönüşen Jay’in o hayatı yaşayan versiyonunu hiç görmememiz biraz sıkıntıydı. 

Yazara / yönetmene bir soru soracak olsan ne olurdu? 

CN Tower’daki sahnelerin nasıl gerçekleştiğini sormak ister insan. Ama bilmemek de daha iyi belki.