Parçaları bir araya gelmiş bir yapboz gibi: Joris Diks’in konser afişleri

Yaklaşık beş yıldır birçok grup ve müzisyen için serigrafi posterler hazırlayan Joris Diks’in işleri, yarından itibaren Bant Mag. Mekân’da! Sergi öncesinde sanatçıyla sohbete koyulduk!

Röp: Cem Kayıran

Hollandalı sanatçı Joris Diks, müziğe olan aşkını kendine bir anlamda iş hâline getirebilmiş “şanslı” kişilerden. Bugüne dek Avrupa’dan Amerika’ya birçok festivalde ve etkinlikte posterlerini sergileyen Joris Diks’in konser posteri kataloğunda J Mascis, Sinkane, Sharon Van Etten ve Viet Cong gibi isimler bulunuyor.

7 Kasım’da Bant Mag. Mekân’da İstanbul’daki ilk sergisini açacak olan Joris Diks’le, sergi öncesinde Utrecht’teki atölyesinde buluştuk. Diks’in tasarımlarını, serigrafi baskılarını, paketlemelerini, yazışmalarını, kısacası işine dair her şeyi yaptığı atölyesinde, hem konser afişi sahnesinin detaylarını hem de Joris Diks’in artık bir tutkuya dönüşen macerasını kendisinden dinledik.

joris1

Sanat fakültesinden mezunsun. Posterlere olan ilgin nasıl başladı?

Serigrafi baskıyla birazcık ilgileniyordum. O dönemlerde sanat filmlerinin gösterildiği bir sinema salonunda çalışıyordum. Klasik filmlerin gösterimlerini yapıyorduk. Ama elimizde tanıtım amaçlı kullanabilecek hiçbir malzememiz yoktu. Ben de hızlıca bir poster yapıp onun çıktısını aldım. Sonrasında bu posterle ilgili iyi tepkiler gelmeye başladı. Ben de daha büyük ve serigrafi baskılarla çalışabileceğimi düşündüm. Tasarım açısından çok ilginçti benim için ve ben de gösterdiğimiz her film için birer poster hazırlamaya başladım. Telif haklarıyla ilgili bir araştırma yapıyordum, çünkü filmlerin isimlerini kullandığım posterleri satıyordum ve bunun yapılabilir bir şey olup olmadığını bilmem gerekiyordu. Bu araştırma sırasında konser afişleriyle ilgili kocaman bir sahnenin olduğunu fark ettim. Parçaları bir araya gelmiş bir yapboz gibiydi. Posterleri seviyorum, serigrafi baskıları seviyorum ve müziğe âşığım!

Bu ne zaman oldu?

Sanırım 2010 yılıydı. Önceden de birçok poster görmüştüm ama bunun bir tür sahne olduğunu ya da serigrafi baskıların kullanıldığını bilmiyordum. Bu konuda çok heyecanlandım ve nereden başlayacağımı düşünmeye koyuldum. Bir grupta çalmıyordum, müzik endüstrisinde çok fazla bağlantım da yoktu. Utrecht’te yerel bir konser salonuna danışmaya karar verdim ve Ekko isimli mekânla konuştum. Onlar da bunun iyi bir fikir olduğunu söylediler ve onlar için ayda bir-iki poster hazırlamaya başladım. Gruplarla tanışıp konserlerini ücretsiz izliyordum. Benim için çok keyifliydi! 2012 yılında da yalnızca posterlerin sergilendiği Flatstock etkinlikleriyle tanıştım ve oraya gitmeye karar verdim. Katıldığım ilk Flatstock, 2012 yılında Hamburg’daydı. Benim dışımda 30 civarında poster sanatçısı vardı. Hepsi yüksek kaliteli çalışan, çok sıcakkanlı insanlardı. O günden beri bu işe bağlanmış durumdayım.

Peki bu bahsettiğin sahneyi nasıl tanımlarsın?

İlk Flatstock’a gitmeden önce internette, gigposters.com adresinde biraz araştırma yapmıştım. Dünyanın dört bir yanından poster sanatçılarının bir arada olduğu bir portal burası. Çok sert şakalar yapıyorlardı. Çünkü isimleri gizliydi ve kendi görüşleri konusunda çok ısrarcıydılar. Flatstock öncesinde, belki bu iddialı adamların arasında yerim olmadığını düşünmeye başlamıştım. Çok gergindim. Fakat sonunda hepsi harika, yardımsever ve arkadaş canlısı insanlardı. Tabii ki aramızda bir tür rekabet var ama bu seni, kendi kaliteni yükseltmeye teşvik eden bir rekabet. Hiçbir zaman agresif olmuyor. Çok fazla sır yok, herkes tecrübelerini ve bağlantılarını paylaşmaya hazır. Tüm dünyaya yayılmış bir sahne; dünyanın her köşesinden arkadaşlarım var.

Yaptığın ilk konser afişini hatırlıyor musun?

Evet. Bu aynı zamanda yaptığım için para kazandığım ilk posterim muhtemelen. Megafaun grubunun Avrupa turnesi için bir poster hazırlamıştım. Kendi tasarımlarıyla başvuran başka sanatçılar da vardı fakat onlar benim posterimi seçti. Hâlâ Megafaun’la çalışan kişiyle iletişimdeyim. Aynı zamanda benim için müzikal olarak da güzel bir keşif oldu.

joris2 joris3

Peki genel olarak önceden bildiğin gruplarla çalışmayı mı tercih ediyorsun yoksa keşifler yapmayı mı seviyorsun?

Yeni müzik keşfetmek her zaman güzeldir. Ama en önemli şey sevdiğim bir müzik olması. Bir tür sihir olması gerekiyor. Tabii ki bir şeyler tasarlayabilirim ama müzikle bir bağ kurabilirsem bu çok daha iyi olur.

Bir poster üzerine çalışırken, söz konusu grubun müziğini de aynı anda dinler misin?

Eğer grubu bilmiyorsam olabilir. Bazen müzikten bana çizme dürtüsü veren bir şeyler hissediyorum. Bazen de sadece grupla ya da müzisyenle alakalı bir bilgi, bir şarkı ismi ya da şarkı sözü beni tetikliyor. Genellikle grupla ilgili ne hissettiğimle alakalı oluyor. Önceden bazı röportajlar okuyorum. Bunun bir şarkı sözünü doğrudan çizime yansıtmaktan çok daha ilginç olduğunu düşünüyorum.

Posterlerini bugüne kadar Primavera Sound, Le Guess Who? ve nice festivalde sergiledin. Ayrıca bazı sanat fuarları ve konser afişleri için özel olan etkinliklerde de yer aldın. Sence bu işin doğasına en uygun olan ortam hangisi?

Bu zor bir soru. Flatstock etkinlikleri, yalnızca serigrafi baskı tekniğiyle hazırlanmış konser afişleri için yapılıyor. Her zaman da bir müzik festivaliyle bağlantılı olarak düzenleniyor. Bu bence önemli. Oraya giden insanlar, neyle karşılaşacaklarını biliyor oluyor. Örneğin dün bir grafik tasarım festivalindeydim. İnsanların büyük kısmı işlerimin ne olduğunu anlamadı. Bana “Burada yazan şey ne demek?”, “Bu bir poster mi?” gibi sorular soruyorlardı. Genel olarak çok fazla şey anlatmanız gerekiyor. Bunun bir sanat biçimi olduğunu ve gruplarla ilişkili bir ürün olduğunu anlatmanız gerekiyor. Bu, sokaklara asılan türden bir poster değil sonuçta. İnsanlara bunun bir değeri olduğunu öğretebilmeniz gerekiyor. Ama benim için, grubu bilmeyen birinin posterimi alması da çok güze bir şey. Çünkü bu, çizimimi beğendiği anlamına geliyor! İki seçenek de güzel, her zaman biraz ondan biraz bundan gibi oluyor.

Röportajın tamamını yakında yayınlanacak Bant Mag. No:44’te okuyabilirsiniz.