Paris Komünü’nün 145. yılı şerefine, dönemi konu alan üç belgesel karşınızda

18 Mart 1871 yılında Paris’te iktidara gelen ve birkaç aylık sürenin sonunda tatsız bir şekilde sona eren yönetimleri ile o zamanın en önemli politik hareketlerinden biri olan Paris Komünü’nün 145. yılı şerefine, bu dönemi konu alan birkaç belgesele göz atıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Roar Magazine’in de Paris Komünü’nü kapağa taşıdığı ilk sayısını sizlerle paylaşmıştık. Şimdi ise hem 2000’lerde hem de daha öncesinde yapılmış olan film ve belgeselleri hatırlıyoruz.

La Commune (2000)
Peter Watkins’in yönetmenliğini yaptığı La Commune belgeseli, 2005 yılında Los Angeles Film Eleştirmenleri Derneği tarafından “En İyi Bağımsız/Deneysel Film ve Video” ödülüne layık görülmüştü. 19. yüzyıl Paris’indeki işçi sınıfı ve burjuvalarla yapılan röportajlar, çeşitli gizli saklı kalmış kayıtlar ve televizyon görüntülerinin derlendiği filmin senaristliğini yönetmen Watkins ile birlikte Agathe Bluysen yapmıştı. La Commune, tam 345 dakika yani yaklaşık beş buçuk saat olarak kurgulanmış ve izleyici ile de bu şekilde buluşmuştu.

Babette’s Feast (1987)
Paris Komünü sonrasında kız kardeşinin yanına gidip Danimarka’nın bir köyünde ev hizmetçiliği yapan ancak sonrasında kazandığı piyango ile kardeşinin borçlarını da ödeyen ve hayatlarına yeni bir sayfa açmaya niyetlenen kardeşlerin hikayesini izlediğimiz Babette’s Feast, 1988 yılında “En İyi Yabancı Film” kategorisinde Oscar’ın sahibi olmuştu. Akademi Ödülü başarısının ardından BAFTA, Altın Küre ve daha birçok ödüle de aday gösterilmişti. Danimarka yapımı filmin yönetmenliğini ise iki sene önce hayatını kaybeden Gabriel Axel yapmıştı.

https://www.youtube.com/watch?v=SvNifgj_dv4

The New Babylon (1929)
Sovyet film yapımcıları Grigori Kozintsev ve Leonid Trauberg tarafından çekilen The New Babylon, Paris Komünü esnasında birbirine aşık olan bir asker ve mağazada çalışan bir kızın hikayesini anlatıyor. 20.yy’ın en yetenekli piyanistleri arasında gösterilen Dimitri Shostakovich’in müziklerini yaptığı film, siyah beyaz çekilmişti. Avrupa’dan sonra Amerika’da da gösterilen The New Babylon‘un kurgusu açısından keskin bir dili olduğunu söylemekte fayda var.