Peacemaker sohbetleri: Jennifer Holland, Frank Grillo, Danielle Brooks ve dahası
Röportaj: Burcu Teker
2024’ün son dönemecindeki Creature Commandos projesi, köklerine sadık anlatısı ve politik söylemi ile yaza damgasını vuran izleyici ve eleştirmen favorisi Superman, şimdi ise The Suicide Squad spin-off’u Peacemaker’ın ikinci sezonu… DC Studios’un eş başkanı, yazar – yönetmen James Gunn; evrene getirdiği özgün yorumun etkileri dalga dalga büyüyedursun, imza niteliğindeki prodüksiyonlarıyla kendinden izler bırakmaya, popüler kültürün yönünü belirleyen sinemacılardan olduğunun altını çizmeye devam ediyor.
Sivri mizahı aksiyon ve duygusal kırılmalarla harmanlayan Peacemaker, The Suicide Squad’ın tehlikeli olduğu kadar kırılgan figürü Christopher “Chris” Smith’in karanlık geçmişi ile hesaplaşmaları ve temiz bir sayfa açma konusundaki ısrarlı tutumunu izliyordu. 2022’den bu yana gözü yollarda kalan hayranları epey mutlu edecek dizinin yeni bölümlerinde, Project Butterfly’ın ardından boşluğa düşüp alternatif evrenlerde çelişkilerine nihayet – hayatına mutluluk arayışına giren Peacemaker ve dört bir yana dağılan 11th Street Kids yeniden yakın markajda.

İşlevsiz karakterlerin hikâyelerinin perde arkasına attığı bakışla emsallerinden ayrışan anti kahraman dizisi, beyaz perdeden küçük ekranlara yolculuğunda vites artırırken; kadroya tüm ahlaki ikilemleri, A.R.G.U.S.’un taze lideri sıfatı ve emrindeki ajanlar Sasha Bordeaux (Sol Rodríguez) – Langston Fleury (Tim Meadows) ikilisi ile birlikte Rick Flag Sr. (Frank Grillo) dâhil oluyor. Sürpriz karakteri ile David Denman da künyeye adını yazdıranlardan.
Seri, 22 Ağustos itibarıyla HBO Max’te yayına başladı. Oyuncu kadrosundan Jennifer Holland, Frank Grillo, David Denman, Danielle Brooks, Steve Agee, Freddie Stroma ve Sol Rodriguez ile çevrimiçi ortamda buluştuk; kurulan bağlar, yapılan seçimler ve iyileşme hâlleri üzerine laflama fırsatı yakaladık.
Jennifer Holland ve Frank Grillo yanıtlıyor

James Gunn ile süregelen bir iş birlikteliğiniz var. Onunla çalışma deneyiminizden biraz bahseder misiniz?
Jennifer Holland: James’in bugüne dek mesai yaptığım, ne istediğini en net bilen yönetmenlerden olduğunu söyleyebilirim. Büyük bir güven kaynağı; rahat hissetmemi sağlıyor. Çünkü anlattığı hikâyeyi tam olarak içselleştirmediğini hissettiğiniz özgüvensiz biriyle çalıştığınızda, yaptığınız işin yükünü tek başınıza sırtlamak zorunda kalıyorsunuz. Kamera arkasındaki kişinin söylediklerine güvenemiyorsunuz, doğruluğunu sorguluyorsunuz. Oysa ben biliyorum ki James’e her koşulda yüzde yüz güvenebilirim. Onunla çalışmak ciddi anlamda özgürleştirici.
Frank Grillo: Kesinlikle aynı fikirdeyim. Öylesine kendinden emin ki… Hata yapabilirsin, farklı şeyler deneyebilirsin ve bu tümüyle normal. Bu sık rastlanan bir şey değil, her an yakalanabilecek fırsatlardan değil. Senaryosunun bu denli iyi olması, değişikliğe gereksinim duyulmaması da ayrıca nefis. Hiçbir konuda kafanızda soru işareti kalmıyor, kalsa bile rahatlıkla cevaplanıyor. Oldu da cevaplanamadı mı? Çılgın egolardan beslenmeden hep birlikte çözüm bulunuyor. Sırf bu sebeple bile “eşsiz” olarak değerlendirilebilir.
Rick Flag Sr. şu âna kadar DC Studios’un üç projesinde de yer alan tek DC karakteri. Peki Frank, senin hayata geçirmekten en keyif aldığın versiyon hangisiydi?
Frank Grillo: Hepsinin yeri ayrı ama en keyif aldığım Creature Commandos için mikrofon başına geçmekti sanırım. Arsız, uçlarda ve eğlenceliydi. Benim için yepyeni bir deneyimdi bu. Karakteri yaratırken epey zevk aldım.

Chris çabaladı, denedi, ölçtü tarttı ve en sonunda bir tercih yaptı. Jennifer senin canlandırdığın Harcourt da tercih kelimesinin ne demek olduğunu en iyi bilenlerden. Onaylanma ihtiyacı ve yapılan seçimler üzerine neler söylemek istersin?
Jennifer Holland: Bu çok derin, çok güzel bir soru. İnsanların tercih yapabilme özgürlüğünün olması, hayatta en önemli şeylerin başında geliyor bence. Dolayısıyla bu temayı irdeleyip konu üzerine düşündürmenin mühim olduğu kanaatindeyim. Bizim için neyin uygun, neyin doğru veya faydalı olduğunu bulan yine biz olmalıyız. Chris’in yaptığı da bu; arayışında olduğu bir şey var. Yeni keşfettiği bölgede istediğini tam olarak alabilecek mi bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey bir şey aradığı ve bu yolculuğun hayli kıymetli olduğu…
Steve Agee, Danielle Brooks, Freddie Stroma ve Sol Rodriguez yanıtlıyor

Karakterinin sevdiği müziğe hâkimiz Steve. Peki senin favorini duyabilir miyim?
Steve Agee: Sorgusuz sualsiz David Bowie, tüm zamanların en iyisi. Bowie’den yalnızca bir şarkı seçmek gerçekten zor ama “Heroes” belki, ha?
Economos’un aileyi bir arada tutma çabasını takip etmek epey keyifliydi. Kim olduğumuzu mecbur edildiklerimizin değil de ait hissettiklerimizin belirlemesi hakkında neler söyleyebilirsin?
Steve Agee: Dizinin geneline yayılan en güçlü temalardan biri bu. İlk sezonun başında her biri nevi şahsına münhasır, sürekli didişen bir grup insandık. Sezon sonunda, senin de söylediğin gibi bir aileye evrildik ve şu an bambaşka yerlere dağılmış olsak, ayrı tellerden çalsak da fikri devam ettiriyoruz. Buna tutunmaya çalışıyoruz. Gerçek hayatta da öyle. Aileniz yoksa bu rol arkadaşlarınız tarafından üstlenilir. Benim örneğin, gerçek hayatta birkaç yakın akraba dışında “aile” diyebileceğim pek kimsem yok. Dostlarım olmasa yapamazdım, devam edemezdim.
Danielle, senin karakterin Adebayo ile güç sahibi, zorba bir anneyi mutlu etmek adına kendini ikinci plana atmış vaziyette tanışmıştık. İpleri eline almış, ne istediğini bilip bunun peşine düşmüş bir kadına evrildiğin noktaya değinmek istiyorum. Zinciri kırma konusu üzerine eğilelim mi?
Danielle Brooks: İnsanların, ailemin ne düşündüğünü çok önemsemek geçmişte bizzat mücadele ettiğim bir şeydi. Yaş aldıkça daha ziyade kendiniz için yaşamaya başlıyorsunuz. Ailenizi, kendi hayatınızı kurmak zorundasınız çünkü. Bence bu konuda en büyük yardımcı, kişinin kendi çabasının yanında çevresindeki insanlar; Adebayo için de durum böyle. Tanımadığı, yepyeni bir grup insanın, 11th Street Kids’in içine düşüyor. “Üstesinden gelebilirsin, yapabilirsin!” cesaretini veriyorlar ona ve bu destek onun bu iş için yaratıldığını idrak etmesinde, kendini gerçekleştirmesinde kilit rol oynuyor.
Adebayo’yu ilişkilendirilebilir kılan ne sence? Bu denli sevilmesinin altında yatan sebeplere dair neler söyleyebilirsin?
Danielle Brooks: Böyle düşündüğün için teşekkür ederim! Bu bence ilk başta James’in kalemi ile ilgili. Diğer yandan, ebeveynlerimizin hayatlarımız üzerindeki etkisi ve -düşüncelerimizden tut, kendimiz için ne istediğimize kadar- bizi şekillendirme çabaları izleyicinin karakter ile bağ kurmasını kolaylaştırıyor. Yolunu çizme telaşında ama kalbinin sesini dinlemek için de çırpınıyor Adebayo. İlerleyişini takip ediyoruz adım adım, bu türlüsünün de mümkün olabileceğini görüyoruz. Çok komik biri, aynı zamanda çok ciddi; hedefleri var, onlara ulaşmaya çabalıyor. Evet her zaman en iyi dövüş hamlesini bilmiyor olabilir ama denemekten vazgeçmiyor. Efor gösteriyor. Bence insanların yakın hissetmesinin sebebi tam da bu.

Adrian’ın vurdumduymaz imajının altında duygu yüklü bir kişilik de varlık gösteriyor. Vigilante ile ilk karşılaştığında ne düşündün? Freddie senin için böylesi bir karakterin zihninde zaman geçirmek nasıl bir deneyim?
Freddie Stroma: Okuduğum anda vuruldum! Herkese öyle oldu aslında. Evet, tartışmaya açık çok davranışı var, bu bir gerçek. Onu doğru şekilde aktarıp içindeki insaniyeti yakalarken dengeyi sağlamam gerekiyordu. Sahiden inanılmaz komik biri olduğunu düşünüyorum ama gelgitlerini kendim için de mantıklı zemine oturtmalıydım. En azından olan bitenin hakikat çerçevesine dayandığından emin olmalıydım. Yanlış anlaşılmış biri Vigilante, ona bir kalp vermek istedim. Burada anahtar kelimemiz “niyet”.

Sol, canlandırdığın ajan Bordeaux gözüpek bir ekip lideri gibi başlasa da lüzumsuz yollara sapma eğiliminde. Bu yönü onun zaafı mı yoksa gücünün bir parçası mı sence?
Sol Rodríguez: Frank’in karakterine çok sadık Bordeaux, ona hayranlık besliyor. Öte yandan ülkesinin geleceğini gözeten A.R.G.U.S.’ta çalışmaktan da oldukça memnun. Zira düzeni sağlayan, her şeyi kontrol altında tutan “o grubun” bir parçası olma fikri dünyada en kıymet verdiği şey belki de. Sezon ilerledikçe Rick’e olan sadakatini sorgulamaya başladığı bir dönüşüm geçiriyor; finalde şahitlik edeceğiniz görülmemiş gelişmelere koşar adım ilerliyor. Spoiler vermekten o kadar korkuyorum ki!
Steve Agee: Son üç bölüm tam delilik, inan bana!
David Denman yanıtlıyor

Daha önce bir süper kahramana hayat vereceğini düşünmüş müydün?
David Denman: Söylemeden geçemeyeceğim; Türkiye ziyaretim müthiş keyifliydi. Ne muhteşem bir ülke ama! Soruna gelince, açıkçası hayatımın bir aşamasında süper kahraman canlandıracağım aklımın ucundan geçmezdi. Bu yüzden teklif bir miktar şok etkisi yarattı.
Çizgi romanlarla aran nasıl? Görsel üretimler ile ekran uyarlamalarının artıları – eksilerine dair neler paylaşabilirsin?
David Denman: Bu gerçekten iyi bir soru. James’in çizgi romanları hayata geçirme konusunda benzersiz olduğunu düşünüyorum. Onun Superman’ini kalpten sevmemin sebebi de buydu: Tam anlamıyla çizgi roman gibi hissettirmesi. Çünkü çoğu zaman bu sanat formunun fikrini alıp onu günümüz dünyası ile uyumlu hâle sokmaya çalışıyorlar. Her zaman tutmadığını söyleyebilirim bu taktiğin, bende işlemiyor en azından. Çizgi roman işlerinin günümüz toplumuna uygun, mümkün olan en somut ve gerçekçi hâle getirilme uğraşısı yerine özü gibi hissettirmesinden yana olan taraftayım ben. O evren başka bir evren, orası farklı bir dünya. Peacemaker bunu başardı bence. Benzersiz, farklı. Gerçeklik peşinde değil; eğlenceli bir kaçış alanı daha ziyade.
Yarım kalmış, suçluluk duygusu altında ezilmiş bir sevginin yerini bulması ve tamamlanmanın iyileştirici gücü meselesinin bir süper kahraman dizisinde işlenmesinin ilham verici olabileceğini düşünüyor musun?
David Denman: Çocukluğunda yaşadığı korkunç travmayı atlatıp kendini gerçekleştirme arayışındaki birinin gücü ilham verici kesinlikle, evet. Bu hikâye bunu anlatmanın en iyi yollarından biri bence. Daha önce hiç bu yönden düşünmemiştim! Tamamlanma duygusu ve hayatındaki en büyük kaybın orada, onunla olması kesinlikle iyileştirici bir unsur. Alternatif evren fikri uyanmak istemediği, muazzam gerçekçi hissettiren bir rüya gibi -ki biliyorsun orada bile sorunlu biri Chris; çok fazla içki içiyor, madde bağımlılığı var vs. Oradayken bütün hissedebilmesi; kol kanat geren bir abisinin, sevgi dolu aile bağlarının olması ve hiç görmediği bir destekle, ilgiyle karşılanması… Bu dinamiği hayata geçirmek gerçekten heyecan verici. Basın ile ilk beş bölüm paylaşıldı sanıyorum; altı, yedi ve sekizinci bölümde gördüklerine inanamayacaksın! Olağanüstü!
Çekimler sırasında sete özgü ritüelleriniz var mıydı? Bu enerjik kadroya dâhil olmanın sana kattığı deneyimi nasıl tarif edersin?
David Denman: Her biri fevkalade yetenekli oyuncular. Onlarla çalışmak “rüya” kelimesinin karşılığı gibi diyebilirim! James, “senaryonun üçüncü kısmı” şeklinde ifade ettiği bir yöntemle ilerliyor. Sahneleri doğaçlama kaydediyoruz. Biz fikirlerimizi ortaya atıyoruz; o ise elinde mikrofon ve hoparlörle oturup “Şunu söyle, bunu söyle!” diye bağırıyor, gülüyor. Hep birlikte gülüyoruz. Oraya çıkıp akla hayale sığmayacak delilikler yapabileceğimiz bir güvenlik ağı örüyor etrafımıza. Bu her zaman mümkün olmaz; insanlar doğaçlama yapmanıza, bir şeyler katmanıza, yaratmanıza izin vermez genellikle. Ha kimisi tutar yaptıklarımızın, kimisi tutmaz ama televizyona bir şey üretmenin süreci de bu aslında. İşte en çok da bu yüzden bir rüya.