Percy Jackson and the Olympians: Mitoloji mi büyüme hikâyesi mi?

Röportaj: Beyza Yıldırım

İlk sezonla izleyicileri yeniden Olimpos’un kapılarına taşıyan Percy Jackson and the Olympians, Disney+ kütüphanesinde yerini alan ikinci sezonunda hikâyeyi daha karanlık ve daha duygusal bir yolculuğa dönüştürüyor. Canavarlar Denizi’ne uzanan bu yeni macera, mitolojik bir görevin kapılarını aralamakla kalmıyor; Percy, Annabeth ve Grover’ın büyüme sancılarını, kimlik arayışlarını ve dostluklarının sınandığı daha katmanlı bir dünyayı da ortaya çıkarıyor.

Yapımcı ekibin “gerçekçi mitoloji” yaklaşımı, Rick Riordan’ın diziyi yeniden kucaklayan enerjisi ve genç oyuncu kadrosunun hem fiziksel hem duygusal sahnelerdeki performansları, ikinci sezonu bir devam hikâyesinin ötesine, daha olgun bir tona taşıyor.

Büyümenin kırılgan ve epik anlarına şahit olmamızı sağlayan yeni sezona dair merak ettiklerimizi Percy Jackson and the Olympians yapım ekibiyle konuştuk. Hattın ucunda Jon Steinberg, Dan Shotz ve Craig Silverstein var.


Mitolojik yaratıkları “gerçek” kılmak: Mavimsi devler, biyoloji, soğuk iklimler

Percy Jackson’ın hikâyesi, 15 yıl önce sinemaya uyarlanmasının ardından kitaplarıyla hâlâ önemli bir yere sahip. Okuyalı ve izleyeli yıllar olsa da fantastik serilerin zamansızlığı, bağ kurdurabilmesinden yana geliyor. Peki bu fantastik bir macera mı, günlük hayata karışmış mitoloji mii yoksa bir büyüme hikâyesi mi?

Steinberg dizinin merkezindeki hikâyeyi tek bir kelimeyle özetlemiyor; aksine birkaç duygunun birlikte var olduğuna inanıyor. Ona göre Percy Jackson, bir yandan her yaş grubuna hitap eden klasik bir macera. Bu maceranın kalbinde ise kendini yalnız hisseden çocukların birbirini bulduğu, birlikte büyüdüğü bir dünya var. Bu yüzden herkese hitap eden bir yanı var.

Dizinin yaratık ve mekân tasarımlarında ekip, fantastik unsurları “gerçek hayata mümkün olduğunca yakın” düşünmeye öncelik vermiş. Görsel estetiği oluştururken referans alınan mitolojik anlatılar ve sinema eserleri sorduğumda Dan Shotz, Laistrigonları örnek veriyor:

“Tasarım felsefesinin büyük kısmı, bunu gerçek dünyaya oturtmaya çalışmaktan geliyor. Bunlar çılgın mitolojik yaratıklar. Yani şunu soruyoruz: Eğer gerçekten var olsalardı biyolojileri ve biyomekanikleri nasıl olurdu? Çünkü onlara dokunabilirsiniz ve onlar da sizi öldürebilir. Rick’in kitabında kuzeyden geldikleri yazıyor. Biz de soğuk bir iklimde yaşayan canlıların nasıl görüneceğini düşündük. Bu yüzden daha soğuk tonlarda, mavimsi bir deri tercih ettik. Sirenlerde de aynı bakış açısı vardı: Eğer gerçekten var olsalardı, biyolojik olarak nasıl işlerlerdi?”

Bu yaklaşım, sezonun genel estetiğinin ipuçlarını da veriyor. Fantastik ama dokunulabilir, büyülü ama elle tutulur bir dünya… “Sea of Monsters” bölümü, yapım ekibine geniş bir anlatı alanı açmış. Craig Silverstein, ikinci sezonun en heyecan verici yanının bu çeşitlilik olduğu görüşünde:

“Her yeni mekâna geçerken tamamen farklı bir görsel dil kurmak istedik. Bir adaya vardıklarında, bir yaratıkla karşılaştıklarında ya da bir büyücünün alanına girdiklerinde izleyici o değişimi hem hissedebilsin hem de hatırlayabilsin.”


Gerilimi hafifletebilmek: “Doğası gereği” komik durumlar, karakterler

Yazar Rick Riordan’ın mizahi üslubu, bu serinin büyük parçası. İlk sezondan itibaren komedi-drama dengesini korumak için belirledikleri mizah dozunun rolünün, gerilimi dengelemek olduğunu söylüyorlar. Steinberg’e göre Percy Jackson evreninin güzelliği de burada yatıyor:

“Komedi, çocukların karşı karşıya kaldığı gerilim ve yüksek risklerden bir nefes alma alanı yaratıyor. Gerçek hayatın sıradanlığıyla büyük bir mitolojik macera çarpıştığında ortaya otomatik bir komedi çıkıyor. Bir de Rick’in doğası gereği komik karakterleri var: Gri Kız Kardeşler, devlet mesela. Hem ürkütücü hem komikler.”

Ekibin bu projede nasıl bir araya geldiğini sorduğumda ise Steinberg, üçlünün diziye dâhil olma sürecini anlatırken ortak bir heyecanın altını çiziyor. Rick ve Becky Riordan projeye yeniden dâhil olmaya açık olduklarını duyurunca ekip hızla şekillenmiş.

“Dan ve ben (Jon) bu işe en başında dâhil olduk. Daha sonrasında Craig de ekibe katıldı. İlk sezonu hayal etmeye başladığımız andan beri, herkes en iyi versiyonu ortaya çıkarmak için uğraştı ve o zamandan beri buradayız. Harika bir ekibiz ve bu sezon ile sonrasında gelecekler için çok heyecanlıyız.”


Genç oyuncu kadrosu: Canavarlar Denizi, büyümenin en zor sularından biri

Bir kitap uyarlaması ortaya koyarken özünü koruyarak yeni bir soluk getirmek, bir yandan da gündelik hayatını yürüten ekiple işleri yoluna koymak büyük şans işi. Ama onların asıl sınandığı yer aksiyon sahneleri değil; yoğun duygusal anlarmış. Dan Shotz anlatıyor:

“Hem okula gidiyor hem büyüyor hem de derin duygusal sahneleri taşıyorlar. Çocuklar sete her gün yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle geliyorlar ve bu dünyanın bir parçası oldukları için ne kadar şanslı olduklarının farkındalar. Demir zırhlı gemiyi, canavarları, tüm seti gördüğümüzde bunun ne kadar büyük bir iş olacağını anlıyoruz. İnanılmaz bir çalışma disiplinleri var. Büyük bir dublör sahnesi de olsa, küçük bir diyalog sahnesi de olsa her ânın önemli olduğunu biliyorlar. Bu yüzden sahip olduğumuz oyuncu kadrosu için çok minnettarız; gerçekten kötü geçen bir gün yok.”

İkinci sezon, Percy ve arkadaşlarının fiziksel bir yolculuk kadar duygusal bir dönüşüm yaşadığı bir evre. Çocuklukla yetişkinlik arasındaki o belirsiz bölge, bu kez mitolojik yaratıkların gölgesinde şekilleniyor. Ekip, izleyicinin bu sezon hem daha büyük bir evrene hem de karakterlerin iç dünyalarına daha derinden bağlanacağını düşünüyor. Ve anlatılanlara bakılırsa, hem tehlikenin hem de büyümenin sularında ilerleyen bir hikâye olarak hafızalarda yer edinecek.