Robert Plant, Lin Pesto ve bu hafta başka ne dinlesek?

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Sarp Rüzgar Atila, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal

Haftanın yeni müzikleri: Robert Plant, Lin Pesto, Bitchin Bajas, KAM, Syd, Geese, İpek Görgün, Danny Brown, Sir Richard Bishop, Mavis Staples, Fosil ve dahası…

Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.


ALBÜM: Robert Plant – Saving Grace
(Nonesuch Records)

Herhalde 1960’larda rock’n’roll yapıp hâlâ da saygın albümler yapan isim bulmak çok kolay olmasa gerek. 77 yaşındaki Robert Plant bu konuda ayrı bir yerde. Led Zeppelin sonrası son 40 yılda 15’e yakın, hepsi de belli kalitede solo albümler kaydetti. Özellikle 2005 sonrası külliyatı önemli. 2021’de Alison Krauss ile ikinci ortak işlerini yayımladıktan sonra, pandemi zamanlarından beri beraber çaldığı yeni grubu Saving Grace ile bu çalışmaların sonucunu bizlerle paylaştı. Low, Moby Grape, Blind Wille Johnson gibi isimleri yorumlarken anonim geleneksel blues ve folk uyarlamalara da yer veriyor. Artık bağırmayan Plant’in ses kontrolü muazzam, albümün diğer yıldızı vokalist Suzi Dian ile de güzel bir birliktelik oluşturmuşlar. Robert Plant işlerine aşina olanlar için sürpriz yok. Bu da iyi bir şey.

TEKLİ: Florence + The Machine – One of the Greats
(Polydor / Republic)

Cadılar Bayramı’nda yayımlanacak Everybody Scream’den ikinci tekli, Florence Welch’i iki yıl önce ölümle burun buruna getiren düşük deneyiminin ve kariyeri süresince öncül bir feminist figürüne dönüştüğü müzik sahnesi ve bunun kemiklerine işli patriyarki ile ilişkisinin duygusal bir otopsisi. Yavaş yanıp hızlı tutuşan, elektrikten senfonik tınılara sabırla tırmanan rock epiğini başta sadece bir şiir gibi düşünüp, sonra tek seferde IDLES’dan Mark Bowen ile kaydetmiş. Rejisi yine Autumn De Wilde’e ait arka koltuk şekilli klibi için şuradan devam edebilirsiniz. 

ALBÜM: Lin Pesto – KABUL
(Bağımsız)

Synth pop sularında kendini, hayatı sorgulamanın kederli hâlleriyle gezinmemizi sağlayan Lin Pesto, ilk uzunçalarını nihayet yayımladı. Beş yıllık bir sürecin çıktısı olan koleksiyon, elektronik seslerin eşlik ettiği Lin Pesto’nun puslu vokalinden dökülen liriklerle, duygusal derinlik alanları yaratmış. Söz, müzik ve prodüktörlüğü kendisine ait olan KABUL’ün miksi için Dozi Ozovski, mastering’i için de Arda Işık ile çalışmış Lin Pesto Albümün ilk konseri de 2 Ekim’de Salon İKSV’de. 

TEKLİ: Mavis Staples – Sad and Beautiful World
(ANTI-)

Mavis Staples’dan gelen her şey başımızın üzerine. 86 yaşındaki efsane vokalist 2010’lardaki harika külliyatına bir cevher daha kazandırmayı planlıyor. 7 Kasım’a tarihlenen yeni albümü Sad and Beautiful World ile aynı adı taşıyan yeni tekli, pek sevdiğimiz ve aramızdan çok erken ayrılan Mark Linkous’un Sparklehorse’undan; hem de son dönemin pek popüler ismi MJ Lenderman’ın katkısıyla. Linkous’un her zamanki gibi direkt konuya girdiği sözlerinin hakkını fazlasıyla veriyor Staples. Her albümünde şarkı seçmeyi çok iyi becerdiğini söylemeli. İlk tekli de bir Kevin Morby yorumuydu. Mavis Staples bir elmas ve her albümüyle de kendini büyütmeye devam ediyor. 

ALBÜM: Sam Prekop – Open Close
(Thrill Jockey)

30 yılı aşkın süredir besteler yapan Sam Prekop, üretim araçları ve ses kaynakları değişse de duyguyu ön planda tutan işler ortaya koymaya devam ediyor. Kariyerinin “olgunluk dönemi” tabir edebileceğimiz son 10 yılda modüler synthesizer’lar ile kurguladığı incelikli evrende bir tura daha çıkıyoruz Open Close ile. Prodüksiyon ve beste metotlarına yaklaşımını şöyle özetlemiş Prekop: “Bence modülerin gerçekten iyi yaptığı şey, ilginç ve daha az tahmin edilebilir dokusal unsurlar yaratmak. Yine de bu, ortaya çıkan diyaloğun sadece bir kısmı. Diğer sesler ve vokallere de bir enerji katıyor. Son zamanlarda yöneldiğim düzenli ritmik vuruşlarla birlikte, bu unsurların yan yana gelmesi soyutlama içinde bir tür mimariye dönüşüyor; yalnızca onları birbirine eklemleyerek ve hassas bir şekilde katmanlaştırarak.”

TEKLİ: Salih Korkut Peker, Jeff Matz, Turgut Alp Bekoğlu – Dağılmayan Bulut Yok 
(Gülbaba Records)

Salih Korkut Peker, elektronik dokunuşlarla Anadolu ezgilerini harmanladığı müzikal ekosisteminden yine dokunaklı bir şarkıyla bizlerle. “Dağılmayan Bulut Yok”, yüksek tempoda ilerlerken çağlama sesi ve Doğu tınılarıyla da o duygulu atmosferi yaratıyor.  Şarkıda, Peker’e eşlik eden iki önemli konuk var. High on Fire ve Mutoid Man gibi gruplarla tanınan basçı Jeff Matz, finaldeki divan sazı solosuyla bambaşka bir dünyaya götürüyor dinleyiciyi. Telvin ve İstanbul Sessions gibi projelerde davulun başına geçen Turgut Alp Bekoğlu da Peker’in bir diğer konuğu. 

ALBÜM: Cate Le Bon – Michelangelo Dying
(Mexican Summer)

Galli müzisyenin diskografisindeki yedinci stüdyo albümü. Prodüktör koltuğunu Samur Khouja ile paylaşan Le Bon, bir ayrılık sonrasında hissettiği yoğun duygular sebebiyle rötar yapan albümün baskın temasını şu şekilde tanımlamış: “Kendini tamamen bu her şeyi saran aşkın içinde kaybettiğini fark ediyorsun. Ayrılık her zaman istemediğin ama seni kurtaracağını bildiğin bir uzuv kesilmesi gibiydi.” Michelangelo Dying’ albümünde parmağı olan müzisyenler arasında John Cale, Valentina Magaletti ve H. Hawkline da var.

TEKLİ: İpek Görgün – Morphine Angel
(Touch)

İstanbullu besteci İpek Görgün, “sonsuza dek kalbinde olacak” Gökçe Akçelik ve Mira Calix’e ithaf ettiği üçüncü stüdyo albümü Earthbound için 31 Ekim’e randevu verdi. Görgün’ün kanser tedavisi sürecinde deneyimlediği “chemo-brain” olarak da bilinen bilişsel sis, onu bestecilik yönelimlerini sıfırdan öğrenmeye itmesinin bir çıktısı olan albüm, üç kez baştan inşa edilmiş. Dinlemeye açılan ilk parça “Morphine Angel”, puslu ses manzaraları arasında tekrar eden ve genişleyen yapılarla meditatif bir etki yaratıyor. Tematik yaklaşımı ve içsel dönüşümlerinin yansımalarıyla albümün geri kalanında Görgün rehberliğinde adımlayacağımız patikalara dair merak uyandırıyor.

ALBÜM: Patrick Watson – Uh Oh
(Watsonia Productions / Secret City Records)

Patrick Watson’ın varoluşsal kriz anlarına eşlik eden sözlerden ve 11 parçadan oluşan Uh Oh koleksiyonu, Kanadalı müzisyenin “Bu dünyada olmanın nasıl bir his olduğuyla ilgili… Herkes sürekli bir ‘Uh oh!’ hâli içinde.” düşüncesinin ürünü. Yaşamaya dair duyguların bir bütününü sunan albüm, mikrofon başında birçok iş birliği barındırıyor. Ama albümü asıl heyecan verici kılan şey yaylıları, üflemeli, vurmalı çalgılarıyla çok enstrümanlı; içsel dökülüşleri, sıradanlaşan kötülükleri işin içine dâhil ederek yarattığı atmosferiyle çeşitli duygu alanları sunması olmuş. 

TEKLİ: Elle Shimada – GIRL SIZED DREAMS
(Bağımsız)

Tokyo doğumlu, Melbourne’de yerleşik kemancı, prodüktör, küratör, DJ ve multi-enstrümantalist Elle Shimada, yeni parçasında “patriyarkanın toprağı bol olsun” minvalinde bir açılışın ardından keskin baslar ve sürükleyici beatler üzerine bir manifesto gibi işliyor sözlerini. Müzisyenin spot ışığını farklı kültürlerden kadın müzisyenlere doğrultacağı yeni albümü LULLABY FOR THE RIVER IN MY BODY’den paylaşılan tadımlık, davulda Lucky Pereira’nın performansıyla tabiri caizse şahlanıyor.

ALBÜM: Fred Armisen – 100 Sound Effects
(Drag City)

100 Sound Effects, adından da anlaşılacağı gibi klasik bir şarkı koleksiyonu değil; bir tür absürt ses kütüphanesi. Soundcheck seslerinden müzik dükkânı gürültüsüne, basket topu sekmesinden cam kırılmasına kadar gündelik hayatın 100 sesini yan yana getiriyor. Bu kadar tuhaf ve bu kadar eğlenceli bir iş zaten ancak Fred Armisen’ın elinden çıkabilirdi. Sınırsız yaratıcılığı ve müzik sevdasıyla, tavizsizce kendisi olduğu anlardan biri. Armisen, bu kayıtların hem film ya da tiyatro için kullanılabileceğini hem de tek başına dinlendiğinde “mikro hikâyeler” olduğunu söylüyor. Albümü, geçtiğimiz sene hayatını kaybeden ve bu projenin gerçekleşmesi için büyük katkısı olan yakın arkadaşı Steve Albini’ye ithaf etmiş.

TEKLİ: Soft Analog – Bırak Yağsın Üstümüze
(Apartment Disco)

Ankara çıkışlı ikili Soft Analog, yeni albümlerinin habercisi “Bırak Yağsın Üstümüze” ile karşımızda. Ortalarındaki rap çıkışıyla ivmesini artıran şarkı, vocoder / talkbox dokunuşlarıyla vurucu bir şekilde sonlanıyor. “Bırak Yağsın Üstümüze”, sözleriyle dinleyiciyi içine döndürüyor, kendiye yüzleştiriyor.  Prodüksiyonu ikiliye ait teklinin mastering işlemlerini ise Lex Barkey üstlenmiş.

EP: Kam – Luz
(Gülbaba Records)

2010 yılında Galata’da kurulan; Orta Asya’da büyücü, şaman ve Farsçada zevk, tat gibi anlamlara gelen Kam, yeni EP’sinde Anadolu motifleriyle psikedelik sesler arasında, caz ve folk sesleri de işin içine dâhil ederek yarattığı atmosfer ile dinleyeni mekân, zaman, hisler içinde çözüp erittiği ve birbirine aktığı bir noktaya götürüyor. Bu dört parçanın prodüktörlüğünü Taner Yücel üstlenirken mikste Ercan Bektaş Ülger, mastering ilemlerinde ise Çağan Tunalı imzası var. Luz’un lansman konseri de 17 Ekim’de Roxy’de olacak. 

TEKLİ: Danny Brown – Stardust
(Warp Records)

Rap sahnesninin en özgün simalarından Danny Brown’ın 7 Kasım’a tarihlenen Stardust albümünün, albümle aynı isme sahip ilk teklisi. Deneysel pop ve yeraltı elektronik müzik akımlarından beslenen koleksiyondaki parçalar Quadeca, Jane Remover, Frost Children, Underscores ve Femtanyl gibi sıra dışı prodüktörlerle hazırlanmış. Şarkının DEADHORSES imzalı video klibi de işte burada.

ALBÜM: Bitchin Bajas – Inland See
(Drag City)

Chicagolu üçlü uzayan, kıvrılan, kendi titreşimleriyle oluşup aynı edada kaybolan synth notalarıyla ağır salınımlı dalgalar yaratıyor. Yeni işleri, üç yıl önceki Bajascillators kadar groove odaklı olmadan, bilinç ve zihne daha fazla konuşan bir takılma hâli. Akışında sinapslara ziyafet çeken sonik peyzajlar sabırla detaylanırken, ritim ve yeryüzüne daha yakın enstrümanlar ise 18 dakikalık süresi akıp giden final numarası “Graut”a gelindiğinde beliriyor. Aşkınlık ve dinginlik arasında bir yerlerde süzülen Inland See’yi tamamlayan dört parçada “yeni özgürlüklerin ve daha da moleküler yapıların” olduğunu söyleyen ekibe ait işin mutlaka kulaklıklarla dinlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

ALBÜM: Neko Case – Neon Grey Midnight Green
(ANTI-)

Yedi yılın ardından yeni bir Neko Case albümü. “Merhaba, yabancı” sözleriyle açılan Neon Grey Midnight Green, müzisyenin şimdiye dek en özgür ve kişisel hissettiği işiymiş. Bunun en büyük sebeplerinden biri prodüksiyonun tamamen kendi ellerinde olması. Yaylılar, senfonik düzenlemeler ve atmosferik katmanlarla genişleyen şarkılar, zaman zaman minimal bir folk dokusundan çıkıp pastoral anlara, elektronik dokunuşlara girip çıkıyor. Neko Case’in iç dağlayan, sınır tanımayan sesiyle büyülü, teatral anlatımında kaybolmak mümkün. Her Neko Case işinde olan o mistik his, yerli yerinde. Neon Grey Midnight Green, baştan sona kendinizi bırakabileceğiniz ve yer yer müzikal sürprizlerle karşılaşacağınız bir yolculuk.

ALBÜM: Geese – Getting Killed
(Partisan Records / PIAS / GRGDN Müzik)

Yeni Geese albümünü “azimli” diye tanımlayabiliriz. Zira her parçaya apayrı kişilikler ve soundlar yaratıp, hepsinin heyecan verici ve katmanlı yapıp, bir de hepsinin aynı albümün içinde yine de bir bütün oluşturmasını sağlamak için belli bir azim gerekiyor. Fakat New Yorklu ekip bu harikulade koleksiyonla aynı zamanda bir müzik grubu olarak yetenekli, yaratıcı, orjinal ve 20’lerinin ortalarında dört genç olarak da akıllı, hassas ve korkusuz olduklarını kanıtlyor. İçinde yaşadığımız panik ve vahşet çağından onlar da nasibini almış ve bu hisleri bazen somut bazen daha çetrefilli şekillerde albüme katmışlar. Getting Killed için bir rock albümü tanımı yapılabilir ama grup blues, punk ve folk rüzgârlarında saçlarının uçuşmasına müsaade etmiş.“Cobra” ve “Au Pays du Cocaine” gibi bir nefes aldıran parçaları veya slowburner diyebileceğimiz “Husband” da grubun durdurak bilmeksizin gaza bastığı anlar kadar etkileyici. Eğer grubun önceki işi 3D Country sizi de tam yakalamadıysa, Geese’e küsmeyin ve yeni albümü en az bir kere döndürün. Sadece kendileri için değil; genel anlamıyla günümüz rock dünyası için yepyeni bir doğrultu belirlemiş grup. Çağdaş müzik sahnesinin dehalarından Cameron Winter’ın bu albümü gittikçe katmanlaştıran sözlerinden biriyle bu faslı kapayalım: “They may say our love was only half real / But that’s only half true” (Aşkımızın yalnızca yarısı gerçekti diyebilirler / Ancak bunun da yarısı doğru.)

TEKLİ: Olan Monk (feat. Maria Summerville) – Down 3
(AD 93)

C.A.N.V.A.S. isimli projesiyle tanıdığımız İrlandalı müzisyen Olan Monk, 7 Kasım’da gelecek albümü Songs for Nothing’den ilk tekliyi paylaştı. 90’lar etkisi ve post punk sularında, fazla oyunbazlığa girmeyen eli yüzü düzgün bir prodüksiyon. İrlandalı hemşerisi Maria Sommerville’in, Monk’un Ian Curtis – Nick Cave karışımı vokaline de desteği güzel. Eğer albüm de bu minvalde gelecekse yılın güzel sürprizlerinden birine hazır olalım. 

TEKLİ: Syd – GMFU
(Free Lunch / Warner)

Peş peşe bir tok bas akordu – bir finger snap giden klas R&B parçalarına bir yenisini eklerken filtreli org melodileri ve bonkör bir ritim sekansıyla dinleyicisini kucaklayan Syd, temmuzda paylaştığı “Die For This”in ardından bu parçayla birlikte The Internet’in yeni şarkılar üstünde çalışmakta olduğu da duyurdu. Brandy, Whitney, Mary J. gibi ikonlarla çalışmış Rodney Jerkins’in prodüksiyonda, eskilerden Raphael Saadiq’in de bas gitarda olduğu şarkının negatif çekimli lirik videosu hemen şurada.

ALBÜM: John Maus – Later Than You Think
(Young)

6 Ocak 2021’de ABD’deki Kongre Binası baskınındaki dahiliyetiyle hayrete düşüren John Maus’un yeni albümü. Kariyeri boyunca outsider sanat ile pop müziğin cazibesi arasında entelektüel bağlantı noktaları inşa eden Maus, Later Than You Think’te yine kendine özgü akademik ve kavramsal altyapı ile ertelenmiş arzuları, üzerine düşülmemiş yaraları şarkılaştırıyor. Koleksiyon genelinde ruhsal ve toplumsal hafızaya temas ederken kuşkuyu her daim diri tutan bir akışa ortak ediyor. Blake James Reid’in yönetmenliğini üstlendiği “Disappears” klibi de buradan izlenebilir.

ALBÜM: Sir Richard Bishop – Hillbilly Ragas
(Drag City)

Sun City Girls ile eşsiz bir müzikal miras biriktirmiş; Will Oldham ve Bill Callahan gibilerle de çalışmış Arizonalı gitarist Richard Bishop’ın son enstrümantal işi Hillbilly Ragas akustik gitara deneysel yaklaşımlara ilgi duyanları oldukça sevindirecek. “American Primitive” adı verilen stile göz kırparak son derece ham, beklentilerden ve melodilerden uzak durmaya çalışan kompozisyonlardan oluşan albüm, Bishop’ın deyişiyle “ormanın derinliklerinde yaşayan ve geleneksel müzik kurallarını öğrenmemiş bir ‘hillbilly”den’ çıkma” gibi. Müzisyenin bu hamlıktaki kontrolü ve enerjisi takdire şayan. Farklı bir gitar çalımı duymak isteyenlere.

ALBÜM: Doğan Duru – CLIMAX
(DD Music)

Doğan Duru, üçüncü solo albümü CLIMAX ile dinleyicisini bir kez daha kişisel bir müzikal evrene davet ediyor. Tamamen kendi ellerinden çıkan düzenlemeler, enstrümanlar ve atmosferlerden oluşan albüm, müzisyenin ilk İngilizce sözlü şarkısını da akışında barındırmakta. “Vampirler”de duyulan Tamer Temel’in saksafon solosu dışında her ses, Duru’nun kendi imzasını taşıyor. Bu yönüyle Climax, bir “tek kişilik orkestra” örneği. Üst üste örülen melodilerle bir duygusal peyzaj oluşturan albümde bir Sezen Aksu yorumu da mevcut.

TEKLİ: Fosil – Direct Nazar
(Fossss)

“Direct Nazar”, Fosil’in prodüksiyonlarındaki çeşitliliği ve farklı ilham kaynaklarını tek potada eriten bir tekli. Sıkıştırılmış bir atmosferde iç içe geçen çok katmanlı bir kurguyu takip eden parça, melodilerden ziyade dokuları başrole taşıyor. Leftfield müziklere ilgi duyan kulakların “Direct Nazar”la uzun mesailer geçireceğine şüphe yok. Bu teklinin, yeni bir Fosil era’sının kurdelesini kestiğini de belirtelim, bakalım yakında neler çıkacak karşımıza. İpuçlarını canlı kanlı almak isteyenler, 3 Ekim’de arkaoda’da düzenlenecek FOSSSS / ROUND 2 kapsamındaki Fosil performansını ıskalamasın.

ALBÜM: Scaler – Endlessly
(Black Acre)

Bristol çıkışlı Scaler (eski adıyla Scalping), yeni albümüyle geri döndü. Grubun Void adını taşıyan 2022 tarihli ilk uzunçalarını takip eden bu kayıt; dörtlünün karanlık ve endüstriyel ses dünyasını trip-hop, drum’n’bass, techno ve metal etkileriyle genişletiyor. Bristol’daki The Louisiana mekânının bodrumundaki stüdyoda kaydedilen Endlessly, iş birlikleri ile Scaler’ın müziğine yeni bir sıcaklık katıyor. 

EP: Bright Eyes – Kids Table
(Dead Oceans)

Kids Table, aslında 2024 çıkışlı Bright Eyes albümü Five Dice, All Threes’ten arta kalan şarkılarla şekillenmiş. Anlatısı, akışı ve prodüksiyonuyla albümün yankısını taşıyan EP’nin en güçlü anı Lucinda Williams’ın “Sharp Cutting Wings (Song for a Poet)” cover’ı. Oberst, yaşadığı sağlık sorunlarından sonra sesini geri kazandığında söylemek istediği ilk şarkının bu olduğunu söylemiş. 2016 tarihli solo albümü Ruminations dönemini hatırlatan ham ve kırılgan sesi hem nostaljik hem de hüzünlü. Hurray for the Riff Raff’ten Alynda Segarra’nın konuk olduğu “Dyslexic Palindrome” ve Bright Eyes’ın ska denemesi “1st World Blues” da koleksiyonun öne çıkanlarından. Kids Table dağınık hissettirse de Bright Eyes hâlâ enerjisini, merakını ve üretkenliğini sunuyor.

ALBÜM: The Macks – Bonanza
(DevilDuck Records)

Portland çıkışlı The Macks yeni albümünde özgür ve kafasına esen bir sound ile aslında çok kasıtlı, planlı bir tutum arasında zor bir denge yakalıyor. Bir yandan nereye gittiğini bilen albüm; oraya giderken çıldırmaya, abartmaya, psikedelik bir kafaya da izin veriyor. Gitarist Ben Windheim, Bonanza hakkında “Bu bir konsept albüm değil ama kabaca bir ‘ben buyum’ ifadesi; The Macks’in yapabileceklerini olabildiğince eksiksiz göstermeyi amaçlıyor.” diyor ve henüz bir nota bile kaydetmeden parça listesinin akıllarında hazır olduğunun altını çiziyor. Zengin gitar yürüyüşleriyle dolu albüm büyük prodüksiyonlara, kaosa ve dürüstlüğe ev sahipliği yapıyor.