Oyun bitti, baştan başlamak ister misiniz?: Seni Seviyorum Uçur Beni

Yazı: Korcan Derinsu

Zeynep Kaçar’ın yeni romanı Seni Seviyorum Uçur Beni, İstanbul’u bir şehirden çok bir oyun haritası gibi kuruyor; tesadüfle kaderin, oyunla hayatın, hayatta kalmakla yok olmak arasındaki çizginin giderek silindiği bir dünyayı anlatıyor. Modern şehir hayatının baskısını, gençlik hissini ve kırılgan ilişkileri merkezine alan roman, Doğan Kitap etiketiyle raflarda.


Ne hakkında? Hikâye ne?

Seni Seviyorum Uçur Beni, İstanbul’da yolları kesişen üç gencin — Sefa Kaya, İzzet Can ve Beyza’nın — parçalı hayatlarını takip ediyor. Roman bir yandan bireysel hikâyeler anlatırken bir yandan da arka planda giderek kararan bir ülke panoraması kuruyor; bunu yaparken hem karakterleri hem de okuru şiddet, yoksulluk, politik gerilim ve gündelik hayatın içine sızmış bir huzursuzlukla baş başa bırakıyor.

Zaman dilimi ve mekân

Günümüz Türkiye’si. Ama aynı zamanda birkaç adım sonrasının, çok da uzak olmayan bir geleceğin İstanbul’u. 

Okumadan önce bilmemiz gerekenler

2017’de yayımlanan ilk romanı Kabuk ile büyük beğeni toplayan Zeynep Kaçar, ikinci romanı Yalnız ile 2022 Attilâ İlhan Edebiyat Ödülü’nü ve 2023 Notre-Dame De Sion Edebiyat Ödülü’nü kazandı. 2024 yılında Tanrı ve Memeli Hayvanlar adlı öykü kitabı, Türkan Saylan Sanat Ödülü’ne layık görüldü. 

Oyunları, 2007 – 2025 aralığında Toplu Oyunlar başlığıyla yedi kitap hâlinde Mitos Boyut Yayınları tarafından yayımlandı; çeşitli alternatif tiyatrolar, Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi. İngilizce, Çince ve Fransızcaya çevrildi. ABD, Tayvan, İsveç’te sahnelendi.

Kitaba dair en çok neyi sevdin?

En çok romanın günümüz Türkiye’sine dair çok şey söyleyip bunu doğrudan yapmamasını sevdim. Kaçar, bugünü anlatırken onu hafifçe kaydırıyor, distopik bir katman ekliyor. Bu da hem “uzak” hem de bir o kadar tanıdık (aynı zamanda kırılgan ve güvensiz) bir dünyanın doğmasını sağlıyor. 

En az neyi sevdin?

Parçalı yapı, yer yer bazı karakterlerle kurulan bağı zayıflatabiliyor. Daha fazla derinleşmek istediğim anlar oldu ama roman bilinçli olarak mesafesini koruyor.

Yazıma dair neler söyleyebilirsin?

Dil oldukça akıcı ama asıl dikkat çeken şey ritim. Kaçar’ın metni âdeta bir senaryo yazar gibi yazdığı hissediliyor. Görsel ve sinematografik bir anlatım var; bazı sahneler neredeyse doğrudan gözünüzde canlanıyor.

Aynı zamanda romanın üstüne inşa edildiği bir oyun estetiği var ki başka bir kalemde çok çiğ durabilecekken burada içerikle kusursuz örtüşüyor. Hikâye ilerledikçe hayatın bir oyun gibi ilerlediği hissi oluşuyor; bölümler, seviyeler, yeni başlangıçlar… Ama hiçbir şey gerçekten sıfırlanmıyor.

Kısa sürede sürüklenerek mi okudun? Yoksa biraz sürünerek mi?

Tamamını bir günde bitirdim. Metnin ritmi başka türlüsüne izin vermezdi zaten. 

Çok etkilendiğin / dönüp tekrar okuduğun bölüm(ler) oldu mu?

Sefa Kaya’nın hikâyesinin anlatıldığı bölümlerde ilgimi çeken, tekrar okuduğum cümleler oldu. 

Kitap modunu nasıl etkiledi?

Yer yer içimin daraldığı oldu; üstelik bu durum romanı bitirince de devam etti. Tabii ki bunun sebebi anlatılanların çok gerçek, çok tanıdık olması. 

Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?

Seni Seviyorum Uçur Beni hem romantik hem de şiddetli bir ifade. Tam da romanın yaptığı gibi bir duyguyu alıp başka bir yere çekiyor. Üstelik içeriğe doğrudan göz kırpsa da başlık olarak çağrışım yaratmayı hedefliyor. Kısacası isim, metnin tonunu çok iyi yansıtıyor bence.

Bu kitabı seven şunları da sever

Zeynep Kaçar’ın ilk romanı Kabuk uzun süre etkisinden çıkamadığım çok özel bir roman. Başlarda dünyasına dâhil olmak zor olabilir ama lütfen ısrar edin, pişman olmayacaksınız.

Bir de Hakan Günday romanlarını düşündüm bol bol okurken. Tabii ciddi ton farkı var ama özellikle Az ve Ziyan, aklıma ilk gelenler oldu.

Yazara bir soru soracak olsan bu soru ne olurdu?

Sizce bir ülke ne zaman distopyaya dönüşür: İnsanlar fark ettiğinde mi, yoksa hâlâ “abartıyorsun” dendiğinde mi?