The Mandalorian and Grogu: Bir Star Wars déjà vusu

Yazı: Biçem Kaya

Mandalorlu ödül avcısı Din Djarin’in, Grogu adındaki sevimli yol arkadaşı ile Yeni Cumhuriyetin henüz düzen kuramadığı Dış Yaka’daki (Outer Rim) maceraları, üç sezonluk dizinin ardından uzun metraj filmi Star Wars: The Mandalorian and Grogu ile 22 Mayıs itibarıyla sinema salonlarında izleyici ile buluşuyor. Oyuncu ve seslendirme kadrosunda Sigourney Weaver, Jeremy Allen White, Martin Scorsese gibi isimlerin yer aldığı filmin müzikleri daha önce Black Panther, Oppenheimer ve Sinners ile Oscar kazanan Ludwig Göransson’a ait. Filmden önce sabırsızlananlar için hatırlatalım, Disney+’ta yer alan özel bakış içeriğinde filmden 3 buçuk dakikalık tadımlığı izlenebilir.

Star Wars evreninin bu yeni uzun metrajını, sürprizleri bozmayan bir değerlendirme ile konuşmaya hazırız. Yazı, filme dair ilk reaksiyonları derliyor ve aynı zamanda hızla genişleyen Star Wars evrenine kuş uçuşu bir bakış atıyor.

Bir gün bir Mandalorlu bara girer…

Luke Skywalker’ın güce dengeyi getirmesinin ardından kurulan Yeni Cumhuriyet’in, evrenin boşluğuna dağılıp gizlenen savaş lordlarının tehdidiyle kırılgan buz tabakası üzerinde ilerlediği ortamda, Djarin ve genç çırağı Grogu’nun Yeni Cumhuriyet’i savaş lordlarının tehditlerden korumak için atıldığı yeni maceraları anlatıyor The Mandalorian and Grogu.

The Mandalorian and Grogu filminden bir kare

Dizinin yaratıcısı Jon Favreau’ya The Mandalorian fikrini yapımcı ekibe nasıl sunduğu sorulduğunda, Star Wars’un uçsuz bucaksız evrenindeki dev çaplı etkilere sahip hikâyeler yerine daha odaklı ve ölçeği küçük bir anlatı hayalinden söz etmiş. Yani güç savaşlarında gördüğümüz mitolojik figürler yerine, uzayın dört yanında direnen ve var olma mücadelesi veren başka karakterlere odaklanmayı tercih etmiş. Bunu yaparken de “Bir gün bir Mandalorlu bara girer…” türünden tasasız hikâye anlatıcılığını benimsemiş. İşte bu tasasız dil, The Mandalorian and Grogu filmiyle 40 dakikalık dizi bölümü yerine iki saati aşan süre boyunca sevimli ikilinin atıldığı macerayı bizlere anlatıyor.

1977 yılında A New Hope filmini izlediğinde henüz 11 yaşında bir çocuk olan Jon Favreau’nun hayatında büyük yer kaplayan Star Wars, ona yaşamı boyunca ilham veren evrenin kapılarını açmış. 11 yaşından 60 yaşına geçen sürede, hayranlık duyduğu evrene kendinde bir parça ekleme şansına kavuşan Favreau’nun üç sezona ve bir uzun metraja yayılan mikro-mitolojisinin çalışan yönlerinin detaylara verdiği önemde yattığını belirtmek gerek. Hikâyenin yer aldığı setlerde en küçük detaylara kadar sızan, Star Wars mirasının izlerine rastlamak mümkün. Bu karakterler için de geçerli. Yalnızca Star Wars filmlerinin ilhamıyla değil; Lucas’ın bu uzay operasını oluştururken esinlendiği Akira Kurosawa, Sergio Leone gibi yönetmenlerden de esinlenmiş Favreau. The Mandalorian serisiyle uzay operasında geçen epik savaşların yaşandığı evrendeki spagetti western karakterleri anlatmayı bu nedenle tercih ediyor.

The Mandalorian and Grogu filminden bir kare

Benzer durum, serinin görselliğindeki başarıyı da açıklıyor. Mekân tasarımı, görsel kurgusu bakımından The Mandalorian yapımlarının diğer yeni Star Wars yapımlarından ayrı bir yerde durduğu söylenebilir. Nitekim, Lucasfilm’in sanat yönetmeni Phil Szostak, Favreau ile çalışma sürecini anlatırken görsel materyallerin anlatıda ne kadar büyük yer tuttuğunu öğreniyoruz. Çalışma şekli bakımından George Lucas ile benzer yöntemi olduğu söyleyen Szostak, Favreau’nun yazım sürecinin konsept çizimlerle bir arada şekillendiğini aktarıyor. Yani yazı çizimleri, çizimler de yazım sürecini esinliyor. 

Her bölüm sonunda, çeşitli çizerler tarafından hazırlanan konsept çizimlerin bizlerle paylaşılması aslında işin mutfağına sunulan bir bakış. Nitekim The Mandalorian and Grogu filminde de, kimi sahneler var ki kendimizi çizerin kanvasındaki kompozisyonu incelerken buluyoruz. Bu durum başarılı konsept çizimlerin yarattığı atmosferin film formatına kaybedilmeden taşınmasını sağlıyor. Tabii belirtmek gerekir ki filmdeki CGI sahnelerin ne kadar başarılı olduğu ise ayrı tartışmanın konusu.

Jama Jurabaev tarafından hazırlanan konsept çizim
John Park tarafından hazırlanan konsept çizim
Star Wars’un fraktallenen evreni izleyiciyi ne kadar içine çekiyor?

The Mandalorian and Grogu’nun, Star Wars’un özellikle son 10 yılı kapsayan sürecin ardından ihtiyaç duyduğu çıkış filmi olduğunu söylemek güç. Zaten seri başından beri ölçeği küçük tutmayı hedefliyordu; bu yüzden filmin de böyle bir iddiası yok. Jon Favreau’ya da sorsaydık büyük ihtimalle o da bu cevabı verirdi. 11 yaşındaki bir çocuğun yaşamı boyunca onunla birlikte kalmayı başarmış ve ilham vermiş anlatıya kendinden eklediği küçük bir parça, daha fazlası olmak gibi niyeti de yok. Hatta öyle ki Rogue One ve Andor gibi yapımları, faşizme karşı direnişi ele alışı bakımından taşıdığı değer sebebiyle bir kenara ayırırsak; olay örgüsü, karakterler ve ilişkilenişlerin hazır şablonlara yerleştirildiği neredeyse aynı olayların tekrar tekrar ısıtılıp önümüze konduğu içerik yığınlarıyla karşı karşıya olduğumuzu da söyleyebiliriz. Tekrar tekrar “Ben bu yolu bir yerden hatırlıyorum” hissiyle genişleyen bir evrendeyiz.

Filme gelen ilk tepkiler de karışık. Kimileri filmin gerçek bir Star Wars filmiymiş gibi davranmaya çalıştığından ancak çıtanın çok yukarıda olması nedeniyle başarısızlığa uğradığından söz ediyor,  kimileri “Yol bu değildir” diyor, kimileri üç sezon boyunca inşa edilmiş anlatının filmde tamamen ihmal edildiğinden dert yanıyor, kimileri filmin uzun bir dizi bölümünden ibaret olduğunu ve tek kullanımlık film olduğunu belirtiyor. Daha olumlu bakanlar ise aksiyon sahnelerinin zekice kurgulandığını ve müthiş oyuncu kadrosuna sahip olduğunu bunun da filmin her ânını eğlenceli hâle getirdiğinden söz ediyor. Çocuklarla birlikte izlemek için iyi bir seçim olabileceğini belirten de olmuş.

The Mandalorian and Grogu filminden bir kare

Doğrusunu söylemek gerekirse, içinde bulunduğumuz dönemde bu tür filmlere ayrılan devasa bütçeye ve teknolojiye rağmen çığır açan, Empire Strikes Back’in döneminde yarattığı etkiyi yaratmayı başarabilecek filmleri görme ihtimalimiz daha az desek yeridir.

Seth Rogen’ın geçen yıl bizlere armağan ettiği The Studio dizisi, günümüzde bir film stüdyosunun niçin Scorsese gibi bir yönetmenin yeni filmi yerine maskotlaştırabileceği, pazarlayabileceği “tema-parkı film”i tercih ettiğini anlatıyordu. Her ne kadar dizi bunu esprili ve biraz abartılı dille anlatmış olsa da gerçeklik payının epey yüksek olduğunu söylemek gerekir. Bu açıdan bakınca ne ironiktir ki The Studio dizisinde film stüdyosunun oyununa gelen ve projesinden olan Scorsese, The Mandalorian and Grogu filminde karşımıza çıkıyor. Bizleri bir başka tema parkında karşılıyor, komik rolüyle de kıkırdatıyor. 

George Lucas’ın 1977’de A New Hope’u ortaya koyarken aldığı riskler, Lucas’ın bir yönetmen ve yazar olarak kendi sesine ve vizyonuna sadık kalabildiği bir üretimi doğurmayı başarmıştı. Günümüzde, büyük film stüdyolarının almak istemediği türden bir risk bu. Çünkü böylesi filmleri üretmek için risk alabilmek gerekir ancak günümüzde risk eşittir para denklemi, belki de geçmişe kıyasla daha az riski beraberinde getiriyor. Zaten hâlihazırda izleyici kitlesi olan hikâyelerin, onların karakterlerinin ve yan karakterlerinin fraktallere ayrılarak çoğaltılan hikâyeleri haricinde bizlere sunulan, kendine ait sesi olan ne kadar içerik olduğu tartışmalı bir konu. Oyuncağını yapıp satamayacaksak neden filmini dizisini yapalım ki? Üstelik işin ilginç tarafı, en küçük ekranla dahi takip edilebilecek hâle gelen yapımların, şirketler tarafından artık içerik platformları sayesinde film çekmenin demokratikleştiği bir dünyadaymışız gibi pazarlanıyor olması. Doğru, bu sayede Jon Favreau, çocukluk hayali olan Star Wars evrenine ait bir hikâye anlatmayı başardı ancak bu hayali Star Wars değil de daha az bilinen bir evrende geçseydi ya da kendi hikâyesi olsaydı da bu demokratikleşmeden söz edebilecek miydik? 

The Mandalorian and Grogu filminden bir kare

The Mandalorian and Grogu mevcut iklimde üzerine düşeni fazlasıyla yapan bir film. Eğlenceli, temposu yüksek ve görsel olarak etkileyici. Bundan fazlası olmak gibi bir derdi yok. Zaten ortada öyle bir amaç da yok. Özetle arkanıza yaslanın, sevimli Grogu’nun ve Din Djarin’in maceralarına odaklanın. Filmin ardından Grogu oyuncağı satın alın ve bir sonraki film ya da diziyi beklemeye koyulun…