The Twilight Sad, Florence + The Machine ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Cem Kayıran, J. Hakan Dedeoğlu, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
Haftanın yeni müzikleri: The Twilight Sadi, Florence + The Machine, İpek Görgün, Daniel Avery, Snocaps, Fosil, Ulrika Spacek, Sevdaliza, Micah P Hinson ve dahası…
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

TEKLİ: The Twilight Sad – WAITING FOR THE PHONE CALL
(Rock Action Records)
Twilight Sad için 2012-2019 arası yayımlanan üç albümle zirve dönemini yaşadığını söylemek yanlış olmaz herhalde. Özellikle James Graham’in aksanından ödün vermediği, keskin çalımlarla tavizsiz bir sounda sahip grup, çaktırmadan kendilerine çok iyi bir külliyat oluşturdu. Altı yıllık sessizlikten sonra da yeni bir tekliyle karşımızdalar. En büyük yenilik grubun beş kişiden ikiye düşmesi. Vokalist Graham ve gitarist Andy MacFarlane artık bir duo olarak yollarına devam ediyorlar. Bu da hâliyle soundlarında bir değişimin habercisi. İlk tekli de elektronik altyapısıyla bunu gösteriyor. Bu değişimin albüm olarak sonuçlarını da merakla bekliyoruz. Son olarak da şarkıya beraber turne de yaptıkları The Cure’den Robert Smith’in de gitarıyla The Twilight Sad’e eşlik ettiğini belirtelim.
ALBÜM: Pictureplane – Sex Distortion
(Music Website)
2000’lerin ortalarından bu yana witch‑house, dark wave, electronica ve electro‑punk gibi türlerle iç içe geçmiş bir tarz benimseyen Pictureplane (Travis James Egedy), aynı zamanda bir moda tasarımcısı ve görsel sanatçı. Dört yıllık arayı kapatan yeni albümü Sex Distortion’da derin vokaller, çarpıcı Italo synth’leri ve puslu lo-fi ritimlerle neo-gotik dans müziklerine imza atıyor. Albümle birlikte yayımlanan ve Chris Burden imzası taşıyan “Bitter Blossoms” videosu da buradan izlenebilir.

ALBÜM: Florence + The Machine – Everybody Scream
(Polydor Records / Republic Records)
Aşktan, hayattan, sektörden birikmiş anekdot, his ve hasetleri tam da mevsiminde hasat eden Florence Welch’ten dişiliğe ve öfkesine görkemli bir övgü. Beste ve edebiyatıyla folklorik olduğu kadar çağdaş bir masal olan Everybody Scream kadınlığı, bunun mistik ve büyülü mirasını coşkunca kutlarken kadınlığın içsel terörünü, erili ve patriyarkal gözü otobiyografik bir lensle irdeliyor. Folk ve arena rock’ın Orta Çağ ezgilerinden çokça ilhamla birleştiği, sonrasında daha içe dönük parçaların boy gösterdiği albümde operatik üslubuyla beraber ulumalar ve zılgıtlarla ilkel, bu yüzden çok daha vurucu bir Welch söz konusu. Glass Animals’tan Dave Bayley, IDLES’dan Mark Bowen, The National’dan Aaron Dessner ve ayrıca Simian Mobile Disco’nun yarısı olarak tanınan yıldız prodüktör James Ford da cadılar meclisine davet edilirken Idrîsî Ensemble ve Deep Throat Choir korolarından da destek alınmış.
TEKLİ: The Orielles – Three Halves
(Heavenly Recordings / PIAS / GRGDN Müzik)
İngiliz grup The Orielles, dördüncü albümünün startını ilk tekli “Three Halves” ile veriyor. Adından da anlaşılacağı üzere üç farklı eskizin birleşmesiyle oluşan şarkı, hareketli bir indie rock numarası olarak başlıyor ve aniden frenlere basarak Slint-vari bir 90’lar post-rock örneğine dönüşüyor. Özellikle gitarist Henry Carlyle Wade’in kalabalık ama kontrollü gitarları şarkının yıldızı. Bir önceki albümlerinin deneyselliğine göre daha “şarkı” odaklı bir çalışma olması beklenen ve 2024 yazında kaydedilen yeni albüm Only You Left ismini taşıyor ve 13 Mart’ta geliyor. Sabrın sonu selamet olabilir.

ALBÜM: Chat Pile & Hayden Pedigo – In the Earth Again
(Computer Students)
Son yılların en büyük heyecan sebeplerinden biri olan Oklahomalı sludge metal grubu Chat Pile, modern parmak stilinin en iyi temsilcilerinden biri olan Texaslı gitarist Hayden Pedigo ile ortaklaştığı albüm, Cadılar Bayramı’na denk gelen 31 Ekim’de yayımlandı. Pedigo’nun sakin, bozkır havasındaki gitar partisyonları, Chat Pile’ın çürümüş kent dokusunu çağrıştıran yapılarıyla umulmadık bir uyum yakalıyor. Chat Pile basçısı Stin de bu ortaklığı şöyle tanımlamış: “Bu albümün, ikimizden birinin tarzına diğerinden daha fazla benzeyen bir şey gibi duyulmasını istemedik. Alınan her karar, birbirimizin fikirlerini desteklemek ve yaptığımız her şeyin daha büyük bir vizyona hizmet etmesini sağlamak içindi.”
ALBÜM: Hildur Guðnadóttir – Where to From
(Deutsche Grammophon)
Son 10 yıldır yaptıklarıyla film, TV ve müzik akademilerinin ilgi ve takdirini toplamış İzlandalı bestecinin son solosu Saman’dan 11 yıl sonra çıkardığı ilk bireysel albüm. Dinleyeni huzurlu ama sorgulayıcı hissiyatta belli temalarda demlendirip koyu duygusal izlenimlerle yayların yankısından tabakalar yaratan çellist, sarmalayıcı bir icrayla ilerleyerek tınısını tanımlayan tür sesleri kendi özerk evrenine, âdeta başlığı gibi “Nereden nereye…” diyerek dâhil ediyor. Yoğun gizem eşliğinde minimal enstrümantasyonla dev tınılar ve detaylı dokular yaratan Guðnadóttir, hayret veya meraktan türemiş bir içe dönüşü korik ve senfonik tüm hassasiyetlerini konuşturarak dışa yansıtıyor.

ALBÜM: Hilary Woods – Night CRIÚ
(Sacred Bones Records)
İrlandalı müzisyen ve görsel sanatçı Hilary Woods, dördüncü uzunçaları Night CRIÚ için ilhamını Çek ve erken dönem İtalyan sineması, geçit törenleri, erken dönem müzik, yerel diller, danstaki neşe, sesin doğrudanlığı ve baskı ile zulme karşı birlikte ayağa kalkma hâlinden alıyor. Woods’un önceki işlerinde giderek daha belirgin hâle gelen drone, ambient ve avangart tınılar, Night CRIÚ’da neredeyse tamamen ritimden arınmış, ağır ağır nefes alan bir biçimde. Albümün baş karakteri yankılar, endüstriyel uğultular ve Woods’un sesi; kimi zaman bir ağıt, kimi zaman bir fısıltı, kimi zamansa bir konuşma olarak beliriyor.
TEKLİ: Lankum – Ghost Town
(Rough Trade Records / GRGDN Müzik)
Dublin çıkışlı Lankum, sermaye hareketliliği tüm ekolojik ve canlı yaşamının önüne geçmişken, bunları tekrar hatırlamak, aslında hiç unutmamak için gerilimi bol, kasvet dolu, rahatsız hissettiren enfes bir The Specials yorumuyla çıkagelmiş. Şamanik vokallerin, etkisi kolay kolay çıkmayan synthesizerlar ve folk tekno sesler içerisinde yankılandığı “Ghost Town”, İrlanda’nın Wicklow Dağları’nın ruhunu gayet iyi veren bir dinleti olmuş. Leonn Ward’ın yönettiği, Tarkovsky referanslı 8 dakikalık videoyu buradan izleyip, “sorumlu bir şekilde tadını çıkarın.”

ALBÜM: Sevdaliza – HEROINA
(broke / Create Music Group)
İran asıllı Hollandalı müzisyen Sevdaliza’nın üçüncü albümü HEROINA, köşeleri olmayan bir sesleniş. İçsel bir mücadelenin çıktısı olan koleksiyon; Karol G, Tokischa, Villano Antillano gibi katılımcılarla birlikte kolektif bir ses alanı ve korku, baskı, sevgi, şefkat, dayanışma içinde toplumsal bir birliktelik alanı yaratmakla ilgili. Kendisinin sözleriyle: “Heroina, özgür olmayı istemekle ve aynı zamanda bu özgürlüğün ne kadar sınırlı olabileceğini hissetmekle ilgili. Teslimiyet ve direniş arasındaki bu gerilim bu albümün özü hâline geldi.”
TEKLİ: Ulrika Spacek – Build a Box Then Break It
(Full Time Hobby)
Londralı grup Ulrika Spacek’in yeni teklisi, aynı zamanda dördüncü stüdyo albümleri EXPO’nun habercisi niteliğinde. 7 Şubat’ta yayımlanacak albümün prodüksiyonunu da grup kendisi üstlenmiş. “Hiper-bireyselliğin hüküm sürdüğü bir çağda, bunun şimdiye kadarki en kolektif çalışmamız olduğunu gururla söyleyebiliriz” diyor grup üyeleri. Yeni tekli “Build a Box Then Break It”, sürekli kendi içinde değişip dönüşen hipnotik bir parça; rüya gibi synth’lerin ve yankılı ritmik ögelerin açtığı alan, gergin gitarlar tarafından ele geçiriliyor.

ALBÜM: İpek Görgün – Earthbound
(Touch)
İstanbullu besteci İpek Görgün, “sonsuza dek kalbinde olacak” Gökçe Akçelik ve Mira Calix’e ithaf ettiği üçüncü stüdyo albümü Earthbound ile sessizliğini bozdu. Görgün’ün kanser tedavisi sürecinde deneyimlediği “chemo-brain” olarak da bilinen bilişsel sisin, onu bestecilik yönelimlerini sıfırdan öğrenmeye itmesinin bir çıktısı olan albüm, üç kez baştan inşa edilmiş. Prodüksiyon tercihlerinde öne çıkan en belirgin unsur, dengeyi bozmadan kurulan gerilim. Elektronik manipülasyonlar ile organik kayıtların birbirine karıştığı bu ses mimarisi, keskin frekans geçişleri ve arka plan dokuları arasında bilinçli bir çarpışma yaratıyor. İpek Görgün’ün ayrıksı uçlar arasında kendi çizgisini yarattığı Earthbound, dinleme hâlini kulaktan çok daha öteye taşıyor.
TEKLİ: Murkage Dave – Swordfight in a Chicken Shop
(The Outlet)
“Bu, hayatımın nasıl olduğuyla ilgili bir şarkı. 90’ların ve 2000’lerin vaadi asla gerçekleşmedi. Ama yine de bu oyunu oynamaya mecbur hissediyorum kendimi.” Prodüktörlüğünü Tim London’ın üstlendiği yeni şarkısını bu sözlerle özetlemiş Murkage Dave. Son albümünü üç yıl önce yayımlayan müzisyenden yeni sesler duymak sevindirici. İngiltere alternatif pop sahnesinin kendine özgü ve alabildiğine açık sözlü bestecilerinden biri olan Murkage Dave, yine içeri adım atan herkesi rahat hissettiren bir ev sahibi misali karşılıyor dinleyeni.

ALBÜM: Snocaps – Snocaps
(Anti)
Alison ve Katie Crutchfield kardeşler, en son P.S. Elliott adıyla müzik yaptıklarında yıl 2011’di. Katie henüz Waxahatchee olmamış, Alison ise Swearin’ ve sonrasındaki solo işlerine atılmamıştı.Yıllar sonra ikili, Brad Cook’un prodüktörlüğünde, MJ Lenderman’ın sade ama kıvrak gitar dokunuşlarıyla bu sefer Snocaps adıyla bir araya geliyor. Sessiz sedasız yayımladıkları ilk albümde şarkıların vokali ve yazımını yarı yarıya paylaşıyorlar. Sesleri, hikâye anlatımları ve duygu tonları yer yer birbirine yaklaşırken, bazen de uzaklaşıyor. İkilinin birbirine ayna tutan ama farklı yönlere bakan yaratıcılıklarını yansıtan albüm, Alison’ın Swearin’ dönemini ve Katie’nin Waxahatchee olarak erken dönem kayıtlarını anımsatan tınılara sahip. “Heathcliff” ve “Brand New City” gibi parçalarda melodik gitarları ve dinamik anlar öne çıkarırken, “Hide” ve “I Don’t Want to” gibi temponun düştüğü anlarda ise, sözler ve duygular öne geçiyor. Sıcak, acı-tatlı bir hissiyatla ilerleyen Snocaps, ikizlerin yollarının yeniden kesiştiği, seslerinin yeniden birbirine geçtiği, P.S. Elliot’ın hiç dağılmadığı paralel evrenden bir yarım saat sunuyor.
TEKLİ: Hakan Vreskala, Deniz Mahir Kartal, İpek İpekçioğlu – Heybenin
(Gülbaba Records)
Bir süredir birlikte konser veren, farklı kombinasyonlarda bir araya gelip single’lar yayımlayan ve kendi alanında birer güç olan üç ismi buluşturan “Heybenin” son zamanların en enerji deposu şarkısı. Soranice bir halk şarkısı olan ve Şivan Perwer ile tanınan “Heybenin” üçlünün ellerinde bir dans pisti hitine dönüşmüş. Sabah içeceğiniz herhangi bir triple espressodan daha ayıltıcı, maruz kalacağınız herhangi bir gündem maddesinden daha vurucu olan şarkı insana “ben bugünü yenerim” dedirtiyor. Uygar Önder Şimşek’in çektiği, aksiyon dolu klibi de burada.

ALBÜM: Daniel Avery – Tremor
(Domino / GRGDN Müzik)
“Distortion’ın sıcaklığı, yoğunluğun içindeki durgunluk, gürültünün aşkın güzelliği…” Londralı elektronik büyücü Daniel Avery, ışıltılı şehirlerin en kuytu köşelerinde sert gitar riffleriyle sarsılmak, terlemek, canlı hissetmek için bir atmosfer inşa etmiş. Tremor; sivri, dağınık ve tam ay ışığı yüzünüze vururken, gecenin sessizliğinde ve karanlığında yakalıyor sizi. Dinleyeni yutan ses manzaraları ve tutkulu prodüksiyonuyla birlikte eğlenebilme anlarına nefes kazandıran koleksiyon için, “Rave sonrası düşüşe geçen gençler, gitar tutkunları ve bu yolculuğa katılmak isteyen herkes için bir albüm.” diyor Daniel Avery.
ALBÜM: Micah P. Hinson – The Tomorrow Man
(Ponderosa Records)
Tennessee’de doğmuş ve Texas’ta büyümüş birinden güzel müzikler duymak şaşırtıcı değil aslında. Suyunda var bir şeyler oraların. 20 yıldır yeni kuşak alternatif country’nin en güzel örneklerini bizimle paylaşan Hinson’ın yeni albümü onun düşük profilli prodüksiyonlarına nazaran çok daha dolgun bir çalışma. Özellikle müziğinde yaylı aranjmanlarının yüklü kullanımına yabancı olmasak da bu albüm seviyeyi başka bir yere taşıyor. Artık 44 yaşındaki Hinson’ın vokali hiç olmadığı kadar iyi. Onun lo-fi işlerini sevenler için bu kadar temiz ve coşkulu bir kayıt biraz zorlayıcı olabilir ama Hinson yine harika şarkılarla karşımızda. İlk iki albümünü yeri hep başka olacak ama The Tomorrow Man de külliyatının dikkate değer işlerinden biri.

ALBÜM: Anna von Hausswolff – ICONOCLASTS
(YEAR0001)
İsveçli müzisyen Anna von Hausswolff’un yedinci albümü, önceki işlerinin gotik ihtişamını korurken bu kez daha insani, duygusal ve melodik. Kendisi de şu âna kadarki en “geleneksel” albümü olarak tanımlıyor ICONOCLASTS’ı. Iggy Pop, Ethel Cain ve müzisyenin kardeşi Maria’ya uzanan geniş bir konuk listesine sahip albümde, “The Whole Woman”, von Hausswolff’un tiz vokaliyle Iggy Pop’un derin sesi arasındaki karşıtlığını albümün ortasında nefes aldıran bir an gibi kullanırken, “Aging Young Women”da Ethel Cain’le yakaladıkları uyumla yaş almanın kırılganlığına doğru derine iniyorlar. Otis Sandsjö’nün albüm boyunca saksafonuyla yer aldığı birkaç parçadan biri olan “Struggle With the Beast” ise 8 dakikalık bir tür ritüel gibi; parça boyunca, nefeslerin yerini uğultular, uğultuların yerini Hausswolff’un hipnotik vokali alıyor.
TEKLİ: Genesis Owusu – DEATH CULT ZOMBIE
(OURNESS)
Gana asıllı Avustralyalı müzisyen Genesis Owusu, son albümünü 2023’te yayımlamıştı. Bu sene paylaştığı ikinci tekli olan “DEATH CULT ZOMBIE”, Owusu’nun kirli gitarlarla 2000’ler başı alternatif rock sularına daldığı akılda kalıcı bir şarkı. Sözleriyle dünya ahvaline temas eden şarkının Isaac Brown yönetmenliğinde çekilen ve korku filmi mevsimine yaraşır video klibi de burada.

EP: Fosil – Self Care
(Fossss)
Geçtiğimiz haftalarda “Direct Nazar” ile kapısını araladığımız yeni Fosil EP’si, İstanbullu prodüktörün oyun alanının ne denli geniş olduğunun ispatı niteliğinde üç parçadan oluşuyor. Dinleyicisini yormadan akışına ortak eden Self Care, ürpertici ses blokları ve bas müziğinin leftfield kanadına yakın bir yerde konumlanan hibrit ritmik kurgularıyla derinlikli bir dinleme deneyimi vadediyor. Fosil diskografisinin belki en ağırbaşlı ama en nüanslı işlerinden biri.
ALBÜM: Zach Hill & Lucas Abela – Bag of Max Bag of Cass
(Warp Records)
Death Grips, Hella, The I.L.Y’s gibi gruplarıyla noise estetiğinin farklı uçlarına temas eden çılgın davulcu Zach Hill, bu kez Lucas Abela ile güçlerini birleştirmiş. Justice Yeldham sahne ismiyle tanınan Avustralyalı müzisyen Abela, çoğunlukla çeşitli cam parçalarından bizzat ürettiği enstrümanları kullanan bir serbest doğaçlamacı. Dokuyu önceliklendiren ve genel anlamıyla “şarkı” kavramına dair bütün beklentilerden tamamen uzak duran bir koleksiyon Bag of Max Bag of Cass. Evet, herkese göre değil.