Kısık ateşte pişen bir polisiye: Tokyo Vice üzerine

Yönetmen Michael Mann’in 10 yılın ardından bir televizyon projesi için kamera arkasına geçeceği duyurulduğundan bu yana merakla beklenen HBO Max projesi Tokyo Vice, nisan ayında yayımlanan sekiz bölümüyle ilk sezonuna noktayı koydu. Dizi, 1999’da Japonya’ya taşınıp yerel bir gazetenin kadrosuna katılmayı başaran ve zamanla Tokyo’nun karanlık yeraltı dünyasının sırlarını keşfeden Jake Adelstein’ın anılarından uyarlama.

Advertisement

Zaman dilimi ve mekân

1999, Tokyo.

Konu nedir?

Amerikalı genç Jake Adelstein hem Japoncasını geliştirmek hem de yaşamak için Tokyo’ya gelmiştir. Mükemmel Japoncası, kısa sürede ülkenin önde gelen gazetelerinden birinde muhabir olarak iş bulmasını sağlar. Bir gaijin (Japonların yabancılar için kullandıkları argo bir kelime) için görülmüş başarı değildir bu. Lakin acar muhabir, kendisine verilen kolay ve sıkıcı haberlerle ilgilenmemekte; bir nevi saplantı hâline getirdiği Yakuzalar ile ilgili yazmak istemektedir. İşte maceramız bu noktada başlıyor ve Adelstein yakaladığı bir ipucu ile kendini Tokyo yeraltı dünyasının acımasız aktörlerinin ortasında buluyor.

Dizi Yakuzalar ile başı belaya giren Adelstein’ın öyküsüne odaklansa da merkeze aldığı başka karakterler de mevcut. Bir gece kulübünde çalışan, kendi kulübüne açma hayaline ve gizemli bir geçmişe sahip Samantha; Yakuza örgütlenmesi içerisinde hızlı bir yükseliş yaşasa da o dünyaya ait olup olmadığını anlamaya çalışan haşin bakışlı ama yumuşak ruhlu Sato ve farklı Yakuza aileleri arasındaki barışın devamlılığını sağlarken bir yandan da konu “suç” olunca onlara göz açtırmayan dürüst dedektif Katagiri.

İzlemeden önce bilmemiz gerekenler

Dizi, gazeteci Jake Adelstein’ın 2009’da yayımlanan Tokyo Vice: An American Reporter on the Police Beat in Japan adlı kitabından uyarlama. Elbette biraz kurgusal soslarla zenginleştirilmiş ancak izleyecekleriniz Adelstein’ın bizzat yaşadığı hadiseler.

Aslen bir film olarak düşünüldüğü, hatta başrol için Daniel Radcliffe ile anlaşıldığı biliniyor. Proje rafa kaldırılınca “İyi madem, dizisini yapalım” demişler, HBO Max de havada kapmış. 

İlk bölüm The Last of the Mohicans, Heat, The Insider, Ali ve Collateral gibi filmlerin yönetmeni Michael Mann imzası taşıyor.

Japonya’nın global ölçekte en tanınmış oyuncularından Ken Watanabe’nin önemli bir role sahip olduğunu da ekleyelim. Kendisini Last Samurai, Batman Begins, Inception ve Godzilla gibi filmlerden anımsarsınız.

Tokyo Vice 2. sezonuyla devam edecek. Tek oturuşta bitmiyor yani. Fakat başroldeki Ansel Elgort’u aynı karakteri canlandırırken izleyip izlemeyeceğimiz muamma. Zira geçmişinde reşit olmayan birden fazla kişiyi cinsel istismara maruz bıraktığı, dizinin prodüksiyon süreci esnasında ortaya çıkmıştı. Faillerin sektörde nasıl var olabildiğini yine ve yeniden sorgularken, 2. sezon için Adelstein suretinde başka bir oyuncuyu görmek istediğimizi de ekleyelim.

İlk intiba?

Suç, polisiye türlerine gönül vermiş biriyseniz; hele bir de Tokyo’ya dair merakınız varsa doğru yere geldiniz. Neo-noir severleri de bağrına basan bir dizi Tokyo Vice. Başarılı noktalarından biri ise Tokyo’yu sevdirmeye çalışmaması. Yabancı gözüyle bir Tokyo değil izlediğimiz. Hatta biraz sıkıcı, kasvetli ve gerçek kesitler veriyor Japonya’nın başkentinden.

Ağır bir temposu var ama bunu sorun etmeyin. Heyecan dozajı yavaş yavaş; karakterler kafanızda oturup, hikâyeleri şekillendikçe artıyor.

“İlk intiba” demişken… Az önce pilot bölümünü Mann’in çektiğini söylemiştik. İlk bölüm hafif sıkıntılı gibi. Kurgu, akış biraz yabancılaştırıyor izleyiciyi. Sanki Mann farklı bir anlatı denemiş de pek tutmamış. Sonraki bölümler alışık olduğumuz dizi dünyasında. Aman aman bir farktan bahsetmiyorum, ama dikkatli izleyici sezecektir.  

En çok neyi sevdin?

Taşıdığı gerçeklik hissini ve Tokyo’ya yalın yaklaşımını. 

En az neyi sevdin?

Japon ve ABD’li karakterler arasında yazılan İngilizce diyaloglar çok yavan. İlham verici hiçbir satır olmadığı gibi biraz fazla yapay kaldığı anlar da var. Bir de dizinin baş karakteri Adelstein (Ansel Elgort), oyuncunun kendisi gibi pek sevilesi bir tip değil. Yani pek ısınamıyorsunuz. Neyse ki dizi bir bütün olarak hikâyeye fazlasıyla sahip çıkmış ve her şey işliyor.

Ee, sonuç olarak?

Türün severleri için mis gibi bir dizi. İzlenir.  

Formu dolduran: J. Hakan Dedeoğlu