Tyler, The Creator, Editrix ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
Haftanın yeni müzikleri: Tyler, The Creator, Editrix, Kamufle, Dilan Balkay, Folk Bitch Trio, Paul Weller, Lin Pesto, SPRINTS, Kurt Vile ve dahası…
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

ALBÜM: Tyler, The Creator – DON’T TAP THE GLASS
(Columbia Records)
Californialı uyakşörün dokuzuncu albümü Don’t Tap The Glass pattadanak salıverildi. Kapağı, yapımı, kimi enstrümancılar ve teknik işlevler dışında her şey kendisinden, ateşleyici ve davetkâr sound’u ise burada da baki, fakat önceki birkaç işlerine nispeten daha retro nüanslara sahip. İçerik ve teslimi tanıdık abartısında ve “Kaşınmayın!” uyarısında; köprüleri hassas tonlarda. Fark etmeden eşlik ettiren funk odaklı groove’lardan, derin vuruşlu 90’lar enerjili hip hop beatlerine içerdiği referansları gayet sağlam işliyor. Hızlı ısınılan melodileri, eski usül R&B tınılardan elektronik ve techno etkili parçalara sevk ediyor. Her türlü bütünüyle danslık, hatta partilik bir albüm ki rapçi de bunun altını zaten çizdi (bk. beyanı). Bir nevi ustası denebilecek Pharrell Williams’ın Tyler üzerindeki etki veya izleri, albümün funk damarından ötürü bu sefer daha belirgin.
TEKLİ: Jouska – Pierced.
(Koke Plate)
İsveçli müzisyen Jouska’nın yeni teklisi istikrarlı davulları ve atmosferik synthleri ile sakin ve karanlık bir atmosfer yaratıyor. Marit Othilie Thorvik’in büyürken dinlediği ve ses dünyasının ilhamı olarak isimlendirdiği Massive Attack ve Portishead’in gösterişsiz ama gizemli hâli, “Pierced”e de sızmış. Sanatçılığın kaçınılmaz bir ikileminden bahsediyor parçada Thorvik: “Bu parça tamamen görünmekle ilgili utançtan doğdu. Bir yanım görülmek ve duyulmak istiyor; diğer yanım ise tamamen kaybolmak istiyor. Sanatçılık bu gerilimi yüzeye çıkarıyor. Çoğu zaman kendime tam uymayan bir role giriyormuş gibi hissediyorum, saklamak istediğim yönlerimi açığa çıkarıyorum. Bu, fazlasıyla kişisel, fazlasıyla çıplak ve çoğu zaman rahatsız edici geliyor.”

TEKLİ: Dilan Balkay – Nerde Ne Var
(SMF)
Multi-enstrümanist, şarkı yazarı ve prodüktör Dilan Balkay’ın yeni teklisi “Nerde Ne Var”, müzisyenin “Ekim Düşü”, “N’apsam Olmaz” parçalarını içerecek yeni albümünün bir diğer tadımlığı. “Hayatın karmaşıklıklarını düşünmeye, durup duyguları ifade etmeye” ilişkin bir hikâye çizen parça, samimi lirikleri ve indie pop atmosferinin ortasında tüm bulanıklarımızı acelesiz sarıp sarmalıyor. Sözlerinde Balkay, miks ve mastering işlemlerinde Ufuk Kevser var. Beni Bu Şarkılar Mahvetti serimizin Dilan Balkay’lı bölümünü de buradan izleyebilirsiniz.
TEKLİ: Oasis – Cigarettes & Alcohol (Live from Manchester, 11 July ‘25)
(Big Brother Recordings)
Bu yaz sahnelere dönerek müzik dünyasında yıllar sonra yeniden yankı uyandıran Oasis, bir yandan bu konserlerden kayıtları da ufak ufak paylaşıyor. Ekibin 1994 tarihli klasik albümü Definitely Maybe’de yer alan “Cigarettes & Alcohol”un Manchester konserinde kaydedilen performansı da ortamlara düştü. Heaton Park’ta toplam 340 bin dinleyici huzurunda gerçekleşen konserden paylaşılan bu kayıt, bir anlamda Oasis’in eve dönüşünü ölümsüzleştiriyor.

ALBÜM: Paul Weller – Find El Dorado
(Parlophone)
Paul Weller’ın cover albümleri, yorumların güzelliği kadar seçilen orijinallerin de kalitesini yansıtıyor. 2004’teki Studio 150’de işin daha funk ve rock’n’roll tarafına eğilen Weller, bu sefer kişisel olarak da önem taşıdıklarını söylediği şarkılarını daha çok 70’lerin pop ve country tarafından seçiyor. Richie Havens, Bee Gees, Merle Haggard gibi isimlerden. Ocean Colour Scene’in gitaristi olarak tanıdığımız ve uzun yıllardır da Weller’ın ekibinin en önemli parçası olan Steve Craddock’ın prodüksiyondaki ustalığının altını çizelim. İşleri kalabalıklaştırmadan Weller’ın ham hâlini yakalayabilmiş. O da şarkıları sahiplenerek, açıkçası son yıllardaki en güzel kaydedilmiş albümlerinden birine imza atmış. Robert Plant, Noel Gallagher, Seckou Kieta gibi konukları da var.
TEKLİ: Tame Impala – End Of Summer
(Columbia Records)
Kevin Parker yeni Tame Impala kayıtlarının yaklaşmakta olduğuna dair bazı ipuçları vermeye başladıktan birkaç gün sonra “End Of Summer”ı duyurmuştu. Avustralyalı müzisyenin Columbia Records etiketiyle yayımladığı ilk parçası, diskografisinin erken dönemlerindeki garaj rock hissini özleyenler için hayal kırıklığı yaşatacaktır. Yedi dakikalık “End Of Summer” ile Tame Impala’nın “rave” dönemini başlattığını söyleyen Kevin Parker, Justice’in Avustralya turnesinde DJ setiyle açılışı yapacak.

TEKLİ: Go Kurosawa – autowalk
(Guruguru Brain)
Japon psikedelik rock grubu Kikagaku Moyo bundan birkaç yıl önce üretimlerine ara verdiğini duyurmuştu. Grubun davulcu ve vokalisti, aynı zaman da bağımsız plak şirketi Guruguru Brain’in kurucusu Go Kurosawa, ilk solo kaydıyla karşımızda şimdi. “autowalk”, Kikagaku’yu da çokça etkilemiş olan 60’lar / 70’ler kozmik seslerle daha minimal bir yaklaşımla temas kuruyor. Hipnotik kurgusuna uzaklarda bir yerlerde yankılanan trompet seslerle derinlik katan parça, müzisyenin yakında yayımlanacak Soft Shakes adlı albümünün de habercisi.
ALBÜM: Pharaoh Overlord – Louhi
(Rocket Recordings)
Finlandiya’nın geleneksel enstrümanlarını da katık ettikleri ses paletleriyle motorik ve avangart kompozisyonlar yapan Pharoah Overlord, yine eşliğinde dehlizlerde kaybolmalık bir işle çıkageldi. Albüme ismini veren Louhi karakteri, Fin mitolojisinde genellikle şekil değiştiren kötü bir cadı kraliçenin temsili olarak biliniyor ama grup konuya farklı bir yerden yaklaşmış, şöyle açıklıyorlar: “Aslında Louhi ismi, Fin geleneksel destanından değil, kripto para biriminden ilham aldı. Fincede bitcoin madenciliğine ‘louhinta’ denir. Aynı kelime, gitarla aşırı sert riffler çalan biri için de kullanılır, bu yüzden bize çok uygun göründü.”

ALBÜM: Kamufle – Tamamlamaya Çalışıyorum
(Dikkat Records)
“Ömür herkese şen geliyor di mi? Dışı iyi, içi perperişan.” Tamamı A-Bacchus beatleri üzerine şekillenmiş şarkılardan oluşan yeni Kamufle albümü, MC tarafından “Birikmiş bir depresyon ve bitkinlik hâlinin dışavurumu” şeklinde tanımlanıyor. Albüme ismini veren parçada Ravend ile düet yapan Kamufle, hemen her işinde olduğu gibi toplumsal mesajlarını içsel kazılarıyla birleştirerek servis ediyor. Filtresiz ve doğrudan üslubunu karanlık sokak atmosferiyle buluşturan koleksiyonun, müzisyenin diskografisinde kendine özel bir yeri olacağını tahmin etmek güç değil.
EP: Kurt Vile – Classic Love
(Verve)
Philadelphia’dan seslenen sevdiğimi kardeşimiz Kurt Vile’ın kolektif işlere de yatkınlığını biliyoruz. The War On Drugs ile çalmışlığı da var, Courtney Barnett ve John Prine gibi isimlerle şarkılar kaydetmişliği de. Bu sefer eski dostu Nashville sakini müzisyen ve besteci Luke Roberts var yanında. 5 şarkılık bir EP formatında gelen çalışma, Vile’ın akustik sounduna yakın, fazla stüdyo işçiliğine gerek görmeyen, Vile sevenleri rahatlıkla tatmin edebilecek bir albüm. Müzisyenin EP kültürüne olan inancını da alkışlamalı. Albüm stresinden uzaklaşmak bazen iyi geliyor belli ki. Kurt Vile çok sakin ve kalender bir arkadaş. Bu müziğine de yansıyor. Bunu hissedebilmek her zaman güzel.

TEKLİ: Lin Pesto – yine aynı gün
(Bağımsız)
Lin Pesto, ilk uzunçaları Kabul’ün habercisi “yine aynı gün” ile çıktı karşımıza. Sözleri, bestesi ve prodüksiyonu bizzat kendisine ait, yani baştan sona Lin Pesto’nun kendi eliyle kurduğu bir şarkı. Her günün bir öncekine benzediği zamanların yarattığı o tanıdık sıkışmışlık ve derin üzüntüyü anlatıyor; bu yüzden dinleyiciye dokunabilen, içten bir parça. Lo-fi synth dokunuşları, şarkının sade ama etkileyici sözleriyle birleşince insanı usulca içine çekiyor. Kendi iç döngülerimizi keşfetme çağrısı da yapan şarkı, yoldaki albüm için merakı kabartıyor doğrusu.
ALBÜM: vicotüco – Normal Yaşa ve Ortalama Bir Süre Zarfında Öl
(Bağımsız)
Sinanılmaz ve Mert Avcı’nın İstanbul’un ara sokaklarından, absürt geyiklerden ve düşük pil seviyesindeki emektar bir Macbook’tan çıkardığı sesli hikâyeleri, Normal Yaşa ve Ortalama Bir Süre Zarfında Öl adlı ilk vicotüco albümüne evrildi. İsmi okuduktan sonra zihinde açılıveren konuşma balonlarına, kendine özgü üslubuyla temas ediyor ikili. İçinde bir teslimiyet, belki de bir çelişki gizli ama aynı zamanda gülümseten bir açıklık, bir kafa rahatlığı da söz konusu. İkiliyle albümün ardındakilere dair sohbetimizi Bant Mag. Temmuz – Ağustos 2025 sayısında okuyabilirsiniz.

ALBÜM: Editrix – The Big E
(Joyful Noise Recordings)
Wendy Eisenberg, Steve Cameron ve Josh Daniel üçlüsü, üç yılın ardından geri dönerken hırçın enerjisini bu kez daha da oyunbaz bir forma bürünüyor.The Big E, gitarların birbirine dolandığı, ritimlerin zikzak çizdiği, sözlerin ise bazen soyutlaşan ve bazen içtenleşen küçük hikâyeler gibi eşlik ettiği bir albüm. Colin Marston prodüktörlüğünde sadece dört günde canlı kaydedilen koleksiyon; çok özenli, gürültülü ve dikkatli. The Big E’nin ilk ânından itibaren, alışılmış rotaları terk eden ani dönüşler, başladığı hâliyle alakası olmayan sürpriz sapaklar var. Wendy Eisenberg’ün sesi bazen müzikle kol kola yürürken bazen de tam tersine, daha sakin bir eşlikçi oluyor. Albümün açılış parçası “The Big E”, Black Knight uydusunun yalnızlığını ve evrenle kurduğu garip bağa empati kuran bir bilim kurgu öyküsü gibi; “What’s Wrong” ve “No” ise kimlerin peşinden gitmeli, kimlerle bağ kurmalı sorularını sorarken daha birçok parçanın daha sözlerinde kendinizi bulmanız ve kaybetmeniz mümkün. Wendy Eisenberg, sadece sözlerle değil; vokal performansıyla da bu hikâyeleri parlatıyor. Üstelik bu sözlerin arasında kulağınızı yakalayan rifflere de bol bol rastlayacaksınız.
TEKLİ: Flock of Dimes – Long After Midnight
(Sub Pop)
Müzisyen ve prodüktör Jenn Wasner’ın projesi Flock of Dimes, üçüncü albümü The Life You Save’in 10 Ekim’de yayımlanacağını duyurmuştu. Albümden paylaşılan ilk şarkı, Wasner’ın huzur veren sesi ve akustik gitar eşliğinde ilerliyor. “Long After Midnight”, başkalarını kurtarma arzusu, inancı etrafında şekilleniyor. Wasner, sevgiyle gelen yardım etme isteğiyle egoya dayanan kontrol etme ihtiyacı arasındaki ince çizgide yürüyor, sevdiğini korumaya çalışan birinin içsel çelişkileri, yük olma korkusu, kırılganlık çevresinde dolanıyor.

ALBÜM: Indigo De Souza – Precipice
(Loma Vista Recordings)
Indigo De Souza’nın dördüncü albümü Precipice, tüm zorlukların karşısında elinde bir şekerle bekliyor dinleyiciyi. Genelde kırılgan anlara odaklı besteler yapan Souza, pop esintili 11 şarkı ile tüm güzelliklerin, direnişin ve iyimserliğin kıyısına yerleştiriyor sesleri bu sefer. Albümle aynı isimli parçayla kapanışı yapan yolculuk, sonuna geldiğimizde ne hissettiğimiz konusunda bizi özgür bırakıyor; ister uçuruma bak, ister ağla, istersen ağla ve albümün sunduğu şekeri ye. İyi gelecek. Bir de annesi ile kendisini temsil eden yeşiller içindeki iskeletlerden oluşan kapak görseli de eşlikçisi.
TEKLİ: Big Noble – All The Marbles
(Bağımsız)
Interpol gitaristi Daniel Kessler ile ses tasarımcısı Joseph Fraioli’nin ortak projesi Big Noble, 2015 çıkışlı ilk albüm First Light’tan bu yana süren sessizliğini hem yeni bir tekli hem de albüm haberiyle bozdu. “All The Marbles”, elektronik dokuların minimal gitar melodileriyle iç içe geçtiği; sakin ama bir yandan da hafif gerilimli bir parça. Kessler’in yalın melodileri, Fraioli’nin detaycı ses işçiliğiyle buluşunca, ortaya gerçekten nefes aldıran bir atmosfer çıkmış. Şarkının, şekil değiştiren ve hareket eden enerjisine, kaykaycı Cody Chapman kırmızı ışıklar içinde kaydığı klibi, nefis bir eşlikçi. Bu devinim hissi, Kessler’in dediğine göre 15 Ağustos’ta yayımlanacak It’s Later Than You Think için de geçerli. Albümün yaratım sürecinde film müziklerinden ilham alan ikili, yeni albümlerinin “dinleyicinin kendi kişisel filminin soundtrack’i olmasını; sokakta yürürken, tren penceresinden dışarı bakarken, bir kafede camın önünden geçen insanları izlerken eşlik ettiğini” hayal etmiş.

ALBÜM: MC Yallah & Debmaster – Gaudencia
(Hakuna Kulala)
MC Yallah’ın müzik kariyerine verdiği kısa arayı sonlandıran Kubali (2019) ve bunu izleyen Yallah Beibe (2023) ardından yeraltı rap sahnesine başkaldırıcı bir darbe daha indiren ikiliye ait Gaudencia direniş, öfke ve kontrollü kaosu cephane eden; zorlayıcı olduğu kadar dönüştürücü bir kayıt. Toplumsal konulara yorum yapmayı müzikal ömrü süresince hiç kesmemiş MC Yallah’ın Luo dili, Lugandaca, Svahilice ve İngilizce arasında keskin geçişlerle kurduğu deneysel flow’u albüm süresince güç ve vuruculuğunu hiç yitirmiyor. Fransız “ama Berlinli” Julien Deblois’nın kıvrak ritimleri ve aşındırıcı synth düzenlemeleri delidolu bir üslupla karamsar ama vahşi bir atmosfer inşa etmiş. Başlığını Kenya’da doğup Uganda’da büyüyen Yallah Gudencia Mbidde’nin tam adından alan koleksiyon, 1999’dan beri Doğu Afrika’nın alternatif mecralarında ağır ama kararlı şekilde kendine sadık bir kitle yaratmış rapçinin Deblois ile olan diyaloğuyla işitsel olduğu kadar zihin açıcı bir çarpışma.
TEKLİ: Kieran Hebden & William Tyler – Spider Ballad
(Temporary Residence Ltd.)
Biz bu ortaklığı seviyoruz. Four Tet olarak da bildiğimiz Kieran Hebden’ın akustik gitar ustası William Tyler ile beraber 19 Eylül’de yayımlayacağı 41 Longfield Street Late ‘80s öncesi düşen tekliler de ağız sulandırmaya devam ediyor. Önceki şarkılarında Tyler’ın gitarı ve Hebden’ın elektronik dokunuşları sırayla kendilerini gösterirken bu sefer çok daha homojen bir iş karşımızda. Hebden’in stilinin ağırlıkta olduğu, hatta gitar soundunun oldukça gizli kaldığı bir şarkı. Şarkıya melodisini katan Tyler’ın bu uyumu da çeşitlilik için önemli.

TEKLİ: SPRINTS – Rage / Beg
(City Slang)
Dublin çıkışlı dörtlü SPRINTS, geçen yıl yayımladıkları ilk albüm Letter to Self ile Karla Chubb’ın frontwomanlığı ve vokaliyle punk öfkesini tüm çıplaklığıyla hissettirmişti. Şimdi ise yaklaşan ikinci albüm All That Is Over’dan gelen “Rage” ve “Beg” teklileriyle karşımızdalar. İki parça da sistem eleştirilerini duygu ve ironiyle harmanlarken “Rage”, adının hakkını veren, sinir uçlarına basan bir riff bombardımanı. “Beg” ise daha bulanık ve karanlık bir yerde başlayıp yavaş yavaş tansiyonu yükseltiyor. İki tekli boyunca da Chubb’ın vokali, gerilimin ipini çekerken All That Is Over için heyecanlanmamak elde değil.
TEKLİ: Hit-Boy – What’s The Deal?
(Surf Club Inc.)
Anaakım hip hop ve R&B sahnesinde 2025 boyunca aktif olan Hit-Boy, yeni şarkısıyla hem prodüktör kimliği hem mikrofon başındaki yetenekleriyle daha niş işler üretmekten çekinmediğini gözler önüne seriyor. Parçanın altyapısında Hit‑Boy’un klasik, bol nüanslı bas‑davul düzenlemelerine synth dokunuşları eşlik ediyor. Ondan daha sık duyduğumuz ışıltılı, tertemiz prodüksiyonlara kıyasla hafif kirli ama kontrollü bir tını var.

TEKLİ: Tyler Ballgame – Got a New Car
(Rough Trade Records / GRGDN Müzik)
Tyler Ballgame’in sesi kocaman, karakteristik ve duygu dolu. Müzisyenin Roy Orbison’ın sesinin kadifeliğini ve klasikliğini hatırlatan vokallerini dinlerken zevkten dört köşe oluyoruz. “Got a New Car”ın sade bir gitarla açılıp Ballgame’in orkestrasının aşama aşama eklendiği zengin aranjman müzisyenin şarkı söyleyişiyle keyifli bir uyum yakalıyor. Şarkı sözlerinde ise filozof Alan Watts’ın “Ego, insan bilinci için artık işe yaramayan bir araçtır” sözünden etkilenen müzisyen şöyle düşünmüş: “Ya yeni bir araba alsaydım? Bu, benim spiritüel uyanışımla ilgili. Artık bu hikâyeler bütününden ibaret olmadığımı fark ettim. Beklentilerle ilgili şeylere tutunmama gerek yok ki bu, insan acısının yüzde doksanını oluşturuyor. Kişiliğin altında büyük bir huzur var, aktif zihnin durmasında ve ‘şimdi’ye teslimiyette büyük bir huzur var.”
ALBÜM: Fever Ray – The Year of the Radical Romantics
(Rabid Records)
Karin Dreijer’ın Fever Ray kariyeri onu üne ulaştıran The Knife ile olan yolculuğunu solladı desek yanlış olmaz herhâlde. Son 10 yıldır elektronik müziğin en özgün ve kaliteli örneklerini vermeye devam ediyorlar. 2023 çıkışlı Radical Romantics’ten sonra şimdi de canlı bir kayıtla karşımızda Fever Ray. Daha önce yayımladıkları Troxy ve Luleå isimli harika canlı işlerinden tahmin edeceğiniz üzere şarkılarının canlı performansları onları bambaşka şeylere dönüştürebiliyor. Hatta bazı işlerinin canlı versiyonları daha tercih edilebilir diyebiliriz. Bu da bir grup için en büyük iltifatlardan biri olmalı. Yeni iş canlı performansların direk teybe kaydedilmesi şeklinde oluşturulmuş. Radical Romantics, Plunge ve kendi adlarını taşıyan ilk albümlerinden şarkılar tekrar yorumlanmış. Açıkçası daha köşeli versiyonlar beklerdik. Bir de seyirci atmosferinin enerjisinin eksikliği hissediliyor. Ama siz bu eleştirilere bakmayın bir saat boyunca yine çok üst düzey müzik tecrübesi yaşayacaksınız.

ALBÜM: Folk Bitch Trio – Now Would Be A Good Time
(Jagjaguwar)
Grace Sinclair, Jeanie Pilkington ve Heide Peverelle’den oluşan Folk Bitch Trio’ya merhaba diyelim. Avustralyalı üçlü ilk albümleri Now Would Be A Good Time ile folk janrına taze bir nefes olup, onu herkese sevdirmeyi planlıyor âdeta. Bu epey sağlam çıkış projesinde bulabileceğiniz bazı şeyleri sıralamak gerekirse: Mükemmel armoniler, dürüstlük, gerçek ve hazin hikâyeler, 20’lerinizde kalp kırıklığı ve düşüp kalkmanın yaşattığı acımasız hisler, muazzam bir bestecilik ve zepzengin bir söz yazarlığı. Koleksiyonun tamamı âdeta Folk Bitch Trio uzun yıllardır endüstrinin içindeymiş ve seslerini çoktan bulmuş gibi hissettiriyor. Henüz radarınızda değilse bu oluşuma bir şans vermeyi atlamayın!
TEKLİ: Benjamin Gibbard – Ichiro’s Theme
(Bedside Recordings)
Death Cab for Cutie’den Benjamin Gibbard, “Ichiro’s Theme”de ünlü beyzbolcu Ichiro Suzuki’nin Hall of Fame listesine girişini kutluyor: “Herhangi bir anda aklınızı başınızdan alabilir. Bu yüzden gözlerinizi Ichiro’dan ayırmayın.” Gibbard, tekliyi Los Angeles’ta yaşarken Seattle’ı özlediği zamanlarda yazdığını söylüyor. Neşeli gitarlarıyla heyecanlı ve parlak anların şarkısı olmuş. Ayrıca şarkının tüm gelirini evsiz gençlere destek olan Seattle merkezli Teen Feed’e bağışlanacağını da eklemiş.