Duygudurum: Water From Your Eyes - It’s a Beautiful Place
Yazı: Dalya Turunç
Chicagolu müzisyenler Nate Amos ve Rachel Brown’un oluşturduğu Water From Your Eyes, yeni albümü It’s a Beautiful Place ile janrlar ötesi bir dinleme deneyimine ortak ediyor. Bu, grubun Matador Records etiketiyle yayımlanan ikinci albümü oldu. Öncekilere kıyasla çok daha melodik olan ve pop tarzına yaklaşan bu albüm, varoluşsal sorgulamalar ile dolup taşıyor.
İkili, NME’de yayımlanan söyleşilerinde indie rock stilinin kendini fazla ciddiye almasının dinleyicide ters etki yarattığını söylemişti. Bu albümde tam da bu dengeyi yakalamış gibiler: Prodüksiyon nüanslı ve parçalar kompleks olsa da oldukça samimi kalmayı başarıyor.
Doğaçlama hissiyatını verdiği kadar hesaplı olan It’s a Beautiful Place’in his haritasını çıkardık.
İlk parça “One Small Step”, 26 saniye boyunca boyunca yankılanan bir synth sesiyle albümü açıyor. Ritmin monotonluğu beyin damarlarına hükmedecek gibi olurken tiz bir gitar sesi devreye giriyor ve dinleyiciyi gerçekliğe geri çekiyor. Albümün asıl yolculuğunun başladığının anonsu gibi.
Koleksiyonun kaos ve hayalperestlik arasında kalan ikilemleri, ilk olarak “Life Signs” parçasıyla başlıyor. Gitarların dinamik soloları türbülanslı bir ruh hâline çağırırken, nakarat aniden shoegaze’in yumuşak vokal dünyasına götürüyor. Bu kadar çok tarzı bir arada tutup dinleyiciyi yormamak zor olsa da Amos-Brown ikilisi bunu pop hassasiyetiyle oldukça başarılı şekilde yapıyor.
Üçüncü parça “Nights in Armor”, albümün pür pop yönünü en çok hissettiren anlardan biri. Şarkı boyunca hafif kaprisli bir şekilde, neredeyse bir fısıltıdan ibaret olan vokaller kendini tekrarlıyor. Albümün en akılda kalıcı parçalarından. Türün sürükleyici yönlerini sonuna kadar kullanan şarkı, bittiği anda tekrardan başlatma isteğini uyandırıyor, hem de eforsuzca.
Sıra, sözlerin ve imgelerin öne çıktığı parça “Born 2”da. “Dünya çok güzel ama makinelere doğduk / Söz verdin, çok garip / İnanmak için doğduk, dünya çok sessiz.” sözleri albüm boyunca beni en çok etkileyen sözlerden oldu. Z kuşağının varoluşsal kafa karışıklıklarına ve gelecek hakkında olan ikilemlerine ses veren parça, sinirden çok kabullenme ve bıkkınlık hissini yakalıyor.
“You Don’t Believe in God” parçasının görevi albümde duygusal bir köprü oluşturmak sanki. Albümün tam yarısında yer alan parça, âdeta ikilinin yansıttığı ruh hâlini ve sonik üslubunu ikiye bölüyor. Öncesi, daha pop ve sözler odaklıyken sonrası daha enerjik ve kompleks bir yapıya sahip.
“Spaceship”, her geçişini takip edebilmek için pür dikkat dinlenmesi gereken, mikrotonal elementlerin doruklara ulaştığı bir parça. Şarkının son 30 saniyesinde ritimler ve armoniler âdeta birbirlerinin üstünden taklalar atarak ilerliyor.
Charli XCX’in 2024 yazına damga vuran Brat’indeki “Club Classics”ten ilham alan “Playing Classics”, albümün en keyifli köşelerinden biri. Yaratıcılığıyla, ritimleriyle ve prodüksiyon elementleriyle en heyecanlandıran parça oldu. Sanki içimizde biriktirdiğimiz duyguları sonunda bağıra çağıra döktüğümüz bir ânın şarkısı.
NME’ye verdikleri söyleşide gitar sololarıyla aralarının pek de iyi olmadığını söyleyen ikili, koleksiyona adını veren parça “It’s a Beautiful Place”in melodik gitar solosuyla aksini kanıtlıyor. 50 saniye süren bu solo, hafif pürüzlü kaydıyla sanki yan odada çalan nostaljik bir müziğin yankısı gibi hissettiriyor.
“Blood on the Dollar” albümün country rock nüanslarının iyice ortaya çıktığı parçalarından. Akustik gitarın usulca tekrarlayan akorları, Brown’un vokalleriyle taze bir kontrast oluşturuyor. Country’ye özgü fikirleri pop elementleriyle harmanlayan parça, umarım bundan sonra Water From Your Eyes’dan daha sık duyacağımız tarzlar arası bir keşif olur.
Kapanış parçası “For Mankind”, dinleyiciyi açılış şarkısı olan “One Small Step”e tam tur geri bağlıyor. Tam ne dinlediğimizi sindirirken, mükemmel bir loop sayesinde bir bakıyoruz ki yolun sonu bir kez daha başı olmuş.
