Duygudurum: Wet Leg - moisturizer

Yazı: Elif Öz

Dört sene önce “Chaise Longue” ve “Wet Dream” teklileriyle hayatımıza giren Wet Leg, şahsen benim hayatımdan hiç çıkmadı. Rhian Teasdale ve Hester Chambers’in arkasında olduğu oluşum, solo pop yıldızlarının artık bir süredir revaçta olduğu dönemde tam ihtiyacımız olan nefes gibi gelmişti. Bu iki parçayla önü durdurulamaz ve kendilerini de şaşırtan bir yükselişe geçen ikili, 2022’de yayımlanan debut albümleri ile başarılarını katlayıp pekiştirmişti. 

Isle of Wight çıkışlı Wet Leg kabalık ve komiklik arasındaki ince çizgide gidip gelen, kendini ciddiye almayan sözleri, gitar müziğine sarılmaları, aşk ve ilişkilerden bezmiş hâlleriyle bir eksiği kapatmıştı âdeta. Bu yüzden olacak kl isimlerini bütün dünyada duyurup, iki Grammy – iki Brit Award kazanıp, Harry Styles tarafından coverlanıp, Dave Grohl ve Iggy Pop’un övgülere boğuldular.  

Wet Leg albümü, sanki özlemini duyduğum taze bir sesin boşluğunu doldurmuştu. Birbirini takip eden haftalarda sırasıyla albümdeki her şarkıya bir süre takıntılı hâle geldiğimi hatırlıyorum. Özellikle “I Don’t Wanna Go Out” ve “Piece of Shit”i hâlâ sıkılmadan dinliyorum. Son zamanlarda kendi kendime “ne zaman yeni bir şey gelecek?” diye sormaya başlamıştım ki geçtiğimiz nisan ayında bir tekliyle yine sahalara döndüler. Ulaştıkları şöhret ve popülerliğe ve bunun getirdiği tempoya alışmak Wet Leg için de kolay olmamış hâliyle. Oldukça naif bi şekilde, yeterince para kazanıp kazanamayacaklarını bile bilmeden başladıkları bu yolculukta her şey onlar için de çok hızlı gelişmiş. Grup bu yoğun programlarına ve bu denli tempoya bir nebze alışıp kendilerine ayıracak biraz vakit bulduklarında ise bugünkü konumuz olan moisturizer’ı yazmak için bir Airbnb’de toplanmış.

Geçen haftaki Glastonbury performansı, çıkış teklisi “catch these fists”in video klibi veya yeni dönemdeki görselleri, bize grubun imajının ve yapısının da biraz değiştiğine dair ipuçları veriyordu. Rhian Teasdale ve Hester Chambers’a geçtiğimiz üç senedir bütün performanslarında eşlik eden Josh Mobaraki, Ellis Durand ve Henry Holmes artık resmî olarak grubun birer üyesi. İlk albümün video ve fotoğraf çekimlerinde genelde uzun örgüler ve uzun renkli elbiseleriyle karşımıza çıkan, cottagecore estetiğini benimseyen Teasdale – Chambers ikilisinin tarzı yeni albümün görsellerinde ise biraz daha uçlarda. Albüm kapağında sadeliğiyle kafa karıştıran bir odada, uzun yeşil tırnakları, Teasdale’in ürperten gülüşü ve garip duruşuyla karşılaşıyoruz. Spoiler: Bütün bu imaj değişikliği ve özürsüzce kendi olma hâli, albümü dinledikçe bir bütüne oturuyor. 

Artık prodüktörlüğünü Dan Carey’nin üstlendiği moisturizer hakkında konuşmaya başlayabiliriz.


Geçtiğimiz aylarda paylaşılan teklileri takip ettiyseniz albümün açılış şarkısı “CPR”a çoktan aşinasınızdır. Kendinden emin şekilde açılan parçada ağır ritmini genelinde koruyup, hooklarda siren sesi ve gitarların yükselmesiyle arada parlayıp geri duruluyor. Adını kalp masajı metodundan alan ve bridge’de “bu aşk mı intihar mı?” diye tekrarlayan şarkının aslında bir aşk şarkısı olduğunu anlamak için baştan sona birkaç kere döndürmek gerekiyor. Sirenlerin de işaret ettiği üzere, anlatıcımız beklemediği hisler tarafından sarılmış ve bir alarm hali mevcut. Zira başında “Bir nefes aldım, uçurumdan atladım / Çünkü bana öyle söyledin” şeklinde bir isyan var. Sonlarına doğru Teasdale acil servisle telefon görüşmesinde “Âşığım işte” diye bağırdığında şarkının doruk noktasına ulaşıyoruz. Bu açıklıkla birlikte, acaba önceki albümdeki kalp kırıklığını artık rafa mı kaldırdık diye merakla sonraki şarkıya geçiyoruz.

İkinci parçai “liquidize” ise aşina olduğumuz, 90’lar esintili gitarların ön planda olduğu Wet Leg ses evreninin bir örneği. Yine aşkına, daha doğrusu kendinin âşık hâline hayret eden birini dinliyoruz. Şarkının sıvı kıvamına gelmek anlamına gelen isminin ilk defa böylesine âşık birini betimlemek için kullanmalarını dahiyane buluyorum. “Eriyip bittim sana” diyor yani Teasdale. Aslında “bunca yaratığın içinde nasıl beni buldun?” diye soran parça, bir bakıma albümün görsel dünyasına da göz kırpıyor gibi. Albümün ve teklilerin kapaklarında da gördüğümüz gibi bu dünyayı geleneksel insan formundan ziyade bazen periler ve goblinler, bazen de beyaza boyanmış kaşları ve dişindeki pırlantalarla Rhian Teasdale süslüyor. 

Sırada albümün ilk teklisi var. Aslında epey eğlenceli, kaotik bir punk dans parçası gibi tınlayan “catch these fists”te durup bir parantez açmakta fayda var. Solist Rhian Teasdale’ın canlı performanslarda kollarını açıp kaslarını sıkarak icra ettiği şarkı; rahatsız edilmekten bıkmış, istenmeyen erkek ilgisinden bezmiş ve artık savaşmaktan korkmayan bir tavrı anlatıyor. Teasdale’in bu performansını ve biraz önce betimlediğim stilini, “Adamın biri geldi, onun tipi olduğumu söyledi / Ağzıma kustum” gibi sözleri göz önünde bulundurursak aslında grubun daha albüm yayımlanmadan mesajını net bir şekilde ilettiği anlaşılılyor: “Biz artık başkasının zevkine değil sadece ve en çok kendi zevkimize hitap etmek istiyoruz.” Ayakları sımsıkı yere basan ve bastığı yeri de inleten bir tavır. “catch these fists” de bu tavrı da çok iyi şekilde karşılayan bir kayıt. 

“davina mccall” single kapağı

Şimdi erkeklere sinirimize bir mola verip yine aşkımıza dönelim. Sahne “davina mccall”un. Yumuşaklığı, tatlılığı ve hislerinin korkutucu derecedeki yoğunluğuyla albümden en sevdiklerim arasında. Rhian Teasdale’in daha monoton ve kinayeli bir tavırla söylediği parçalara oranla bu şarkıda vokal aralığını daha çok işittiğimizi ve sesinin güzelliğini hatırladığımızı da not düşelim. Şarkıyı ilk dinlediğimde çok şaşırmıştım; Wet Leg’den gerçek anlamda bir aşk şarkısı dinlediğim için. İlk albümden birkaç şarkı bile dinlediyseniz onun bir ayrılık albümü olduğunu anımsayacaksınız. Bir sürü akıllıca laf oyunu ve pasif agresif cümleyle oldu o albümden bir anda “Bir rüyanın gerçekleşmesi gibi / Her günüm seni gülümsetecek bir şey söylemeye çalışmakla geçiyor” diyen; karnında kelebekli, bu denli âşık bir Wet Leg’e transfer olacağımızı beklemiyordum. Aşkı bütün vücudunu ve beynini sarmış ve gözü sevgilisinden başkasını görmeyen birinin ağzından yazılmış parça. Tabii her şeyiyle de saf ve düz değil; sonuçta bir Wet Leg şarkısı. Şarkının ismini aldığı Davina McCall, Big Brother yani Biri Bizi Gözetliyor’un İngiltere versiyonunun sunucusu. Yani şarkı bir yandan tatlı tatlı “her ânımı seninle geçirmek istiyorum” derken bir yandan da birine tutulmanın obsesif -ve bazen tehlikeli- olabilecek yanına da dokunduruyor. Bu parçanın üstünde çok durdum ama son olarak “I’ll be your Shakira – wherever, whenever” dizesini de burda bir küçük bahsini geçirmek isterim. Âşık bir Wet Leg demiştim, bir küçük düzelteyim: “Âşık ve hâlâ komik* bir Wet Leg dinliyoruz.

Shakira’dan sonra bir popüler kültür referansıyla devam ediyor albüm. “jennifer’s body”nin, ismini 2009 çıkışlı korku filminden alması tabii ki sadece havalı bir isim olduğundan değil. Bir önceki şarkıda yola koyulan takıntı treni son hız yolculuğuna devam ediyor. Parça, biriyle tam anlamıyla saplantılı bir ilişki kurmak, onsuz yaşayamayacak gibi hissetmek gibi duyguları keşfediyor. Filmin daha güncel zamandaki yorumlamalarında yadsınamaz bir kuir alt metni olduğu söylemlerini de burada hatırlatmak faydalı olabilir. Teasdale albüme yönelik röportajlarında ilk defa kuir kimliğini keşfettiği bir aşk yaşadığını ve hiç olmadığı kadar mutlu olduğunu söylüyor: “Bir erkeği arzulamadığım aşk şarkıları yazmayı çok daha ilginç ve güçlendirici buldum, bu biraz farklı hissettiriyor.”

Albümün tam ortasındaki “mangetout” ise “catch these fists”le paralel; yersiz bir şekilde aklındakini söyleyen ve ışığını kesenlerle bağını koparmakla ilgili: “iyi deneme / şimdi yolumdan çekil” diyor Teasdale. Ses evreni olarak “davina mccall”dan sonra gelen iki parça, enerjiyi artırıp; daha 2000’lerin başlarındaki The Strokes ve Franz Ferdinand gibi alternatif rock gruplarını anımsatıyor. 

Biraz dağınık ve asi, yavaş yavaş büyük bir gitar bulutuna dönüşen, “pond song” geliyor hemen sonra. Bu noktada artık bunu bir aşk albümü olarak nitelendirebileceğimize eminiz. Yine ciğerleri el verdiğince “âşığım” diye bağırıyor Teasdale. Albümün referanslarını kurcalamaya başlamışken bu şarkıda da 1987 tarihli The Princess Bride filminin baş karakterleri Westley ve Buttercup’ın aşkına bir gönderme olduğu notunu düşelim. Takip eden “pokemon” ise albümün en tatlı, belki en kolay dinlenen, ilk defa gitarlardan daha çok synthlerin yoğunlukta olduğu parçası. 12 parçalık koleksiyonun orta kısmının sonunda konumlanan “pokemon”; âşık olmanın, âşık olduğunuz insanla ilgili hayaller kurmanın hafifliğini ve insanın aklını başından alıp ayaklarını yerden kesme hissini tam anlamıyla yansıtıyor.

Son dört şarkıya vardığımızda ise direksiyonu bu pembe bulutlarla kaplı manzarada epey bir kırıp çok daha ateşli bir yerde konumlanıyoruz. moisturizer’ın sonik dünyasının en sert parçası “pillow talk”ta gitarlara ve davula bir abanma söz konusu. Aynı sertlik sözler için de geçerli. “CPR”ın biraz göz kırptığı cinsel arzular bu şarkıda tam olarak kelimelere dökülüyor. Üç dakikalığına seksapeli doruğa çıkardıktan sonra “don’t speak” ile devam ediyoruz. Albümün en akılda kalıcı numarası değil belki ama grubun melodi yazmakta ne kadar iyi olduğunu hatırlatan, Wet Leg estetiğinde şaşırtmayan bir parçanın bile ne kadar eğlenceli olduğunu kanıtlayan bir kayıt. 

11:21” başladığından albüm âdeta sonra yaklaştığının haberini veriyor. Tempo sürpriz bir şekilde düşüyor ve etrafımızı melankoli sarıyor. İlk albümde tam olarak bir muadili olmayan; kalp kırıklığından değil de “ya yakaladığım bu çok değerli şeyi kaybedersem?” benzeri bir kaygıyla yazılmış gibi tınlıyor bana. Wet Leg evreninde şu âna kadar dinlediğimiz en üzücü şarkı belki de. Referansları ve kinayeyi kayıt odasının dışında bırakan bir hoşluk. Her âşığın sanırım arada duyması gereken şu sözlerle biraz yüreğimi burkarak bitiyor: “Zaman geçiyor / Ama ilk tanıştığımız günden beri senin için aynı şeyleri hissediyorum.”

Son parçaya vardığımızda ise bizi üzen bütün hisleri, endişeyi melankoliyi üstümüzden silkip albümün genelindeki parti havasına geri dönüyoruz. Kayıtta arkada bazen sevinç çığlıkları duyabildiğimiz “u and me at home” grubun coşkusunun parçanın sınırlarından taştığı, tam bir kutlama ânı. Sanki bir ev partisinde koşuşturan insanların montajının üstüne yaraşır türden bir numara.

Bu şenlikli hava albümü kapatmak için mükemmel bir nokta, zira akış boyunca başka melodiler ve cümlelerle karşımıza çıkan mesaj “erkek bakışına hitap etmeyeceğim, tam olarak istediğim gibi olacağım. ha bir de çok âşığım!”. Hislerini bu denli yoğun yaşayan, aklındakini haykırmaktan korkmayan ve gitarlarına tutkuyla bağlı grup üç yıl sonra sımsıkı bir dönüş yapmış diyebiliriz. Ses dünyalarını başladıkları rotadan başka bir yere çevirmeden genişlettikleri, kendi atmosferlerinde iyice rahat ettikleri moisturizer’dan sonra Wet Leg serüveninin farklı renklere bürünerek devam edeceğine emin gibiyim.