Z Raporu: Ottovitol

Arar, bulur, araştırır, sorar, öğrenir, anlatır… Modalı tarih ve antika obje meraklısı Ottovitol kendini böyle tanımlıyor. Hem göze hitap eden hem de ufuk açan Instagram hesaplarıyla henüz tanışmadıysanız sizi önce hızlı adımlarla buraya alalım. 

Advertisement

Ottovitol yani Hande Yüce ve Oytun Karadayı ikilisi, hem dinleme, izleme, okuma alışkanlıklarına hem de yaşantılarına dair merak ettiklerimizi sorduğumuz anketimizi doldurdu. Buyrunuz Ottovitol Z Raporu’na.

Hande Yüce ve Oytun Karadayı, Ottovitol

Son zamanlarda en çok dinlediğin müzikler?

Hande Yüce: Yanarlı dönerli ruh hâlim havaya, hormonlarıma, gelir geçer gündelik zırvalıklara, ülkenin vaziyetine takılıp durmaksızın oynaşırken; hâliyle dinlediğim müzik de ona ayak uyduruyor. Bu aralar neler oluyor mesela? Mayıs geldi, çok mutluyum, mavi gökyüzü, cikleyen kuş, t-shirtable hava, Parov Stelar bu modumu iyice yükseltiyor. Akşam oluyor, ağır müebbet diyorlar, 18 yıl diyorlar… The Seasons çalmakta o an, kalp çokça kırgın ama azıcık da umudu var hâlâ… Akşam babamlar yemeğe gelecek, mutfaktayım, biraz yemek yapayım, yanında hafif omuz sallamalı dans, bir kadeh de şarap olsun. Latin çalalım, eskilerden olsun. Çoğu müteveffa Buena Vista Social Club, ah be hepsi hayattaydı, biz bunları Açık Hava’da izlemeye gitmiştik de her birinden imza almıştım. İbrahim Ferrer, Compay Segundo….

Oytun Karadayı: Dönüp dönüp Stromae’nin Multitude albümünü dinliyorum bu aralar. Neredeyse 10 yıl sonra çıkardığı bu albüm muhteşem olmuş. Özellikle “Fils de Joie” video klibi de efsanevi, başyapıt.

Son zamanlarda keşfettiğin harika grup/müzisyenler?

H.Y.: Yine biraz sıkıntılı bir dönemde ruh boşluğuma kamp kurabilen Yael Naim yeni bir keşif oldu bana… Veee The Dø, geç buldum, ama sanki uzun yıllardır tanışıyorduk. Habanot Nechama’ya da bayılıyorum bu aralar. Gregory Porter’la da ilişkimiz yeni ama iyi gidiyor.

O.K.: Spotify tavsiyeleri sağ olsun, yakın zamanda Sababa 5 ile tanıştım. Yurika Hanashima ile beraber yaptıkları Nasnusayı çok dinliyorum.

Hafızana kazınmış ilk film?

H.Y.: Hafızama kazınmış ilk film Grease desem…  Kız kıza avaz avaza söylenen, o anki ergen toplumumun “baskısıyla” tüm şarkı sözlerini ezbere bildiğim, cebren ve hileyle hafızaya “kazınmış” bu filmi hipnozla sildirtsek mi?

Ama hafızamın isteyerek başrole koyduğu film, defalarca izlememe rağmen değeri değişmeyen, canım ciğerim Kieslowski’den Mavi (Bleu).

O.K.: Film olarak beni çok etkilediğini söyleyemem belki ama sinemada izlediğim ilk film olduğu için Ghostbusters diyebilirim. 80’lerin ortasında Emek Sineması’nda anneannem götürmüştü.

Son zamanlarda izlediğin filmlerden favorilerin?

H.Y.: Pandemi maalesef birçok alışkanlığımıza ve rutinimize son verdi, sinemaya gitmek de bunlardan biri. Pandemi öncesi jübilemi Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi ile yapmıştım. Jübile için çok çok iyi bir filmdi.  Bu yıl The Power of the Dog en iyilerden biriydi, öncesinden Laurence Anyways, Square, Never Look Away  “ne şahane filmlerdi” diye akılda kalanlardan.

O.K.: Bu yıldan The Power of the Dog‘u söyleyebilirim ama bu aralar, 15-20 yıl, belki de daha öncelerde izlediğim filmlere tekrardan sardım. (MUBI kalp kalp kalp) Unutmuşum çoğunu, yeniden izlemek güzel geliyor.

Wim Wenders’in Paris, Texas‘ı ya da Billy Wilder’ın 70 yıllık filmi Sunset Boulevard mesela. Jim Jarmush, Wim Wenders, Wong Kar Wai ve Pedro Almodóvar çeşnisi yapabilirim bu şekilde.

Finalini değiştirmek istediğin bir film? 

H.Y.: İstemem ki değiştirmek, yaratıcısının kararıyla kalsın, en güzeli.

O.K.: Doğrusu finalini değiştirmek istediğim bir film hiç olmadı, beğenmesem bile neyse o.

Son zamanlarda izlediğin dizilerden favorilerin?

Ottovitol: Dizileri birlikte ya da eş zamanlı izleriz. Landscapers, Babylon Berlin, Succession, Olive Kitteridge hepsi çok iyiydi, ve tabii ki pek eğlenceli White Lotus.

Özlediğimiz diziler de çok. Mad Men mesela, ya da Six Feet Under. Bir de dönem dizileri var ki onlar zaten Ottovitol seçkisi: Peaky Blinders, Downton Abbey, The Knick, Taboo, Selfridges, The Alienist gibi gibi.

Son zamanlarda izlediğin çok iyi bir belgesel?

H.Y.: Volkan Üce’nin çektiği Her Şey Dahil, bu yıl izlediğim en iyi belgeseldi.

O.K.: Andy Warhol Diaries.

Belgesel çekecek olsan neyle ilgili olurdu?

Ottovitol: Ottovitol’ün gündelik tarihle ilgili bir belgesel çekme fikri var aslında. Eşyaların, önemsenmeyip unutulmuş anların, sıradan insanın tarihiyle ilgili; siyasetsiz, sınırsız, savaşsız. Çekmecelerin, sandıkların içine bakan, kokuları takip eden, terk edilmiş fotoğrafları bulan bir belgesel.

Hayatta yaptığın ilk iş neydi? Anlatır mısın? 

H.Y.: 19 yaşında New York’ta bir İtalyan restoranında “coat check”çiydim. O nedir dediniz di mi? Paltocu. Gelen süslü müşterilerin (oldukça ağır bir restorandı) paltolarını alıp onlara fiş veriyordum, karnı doymuş kodaman müşteriler çıkışta paltolarını alırken çok iyi bahşiş bırakıyorlardı, pek mutluydum.

O.K.: Ufak cep harçlıkları sayılırsa, 7-8 yaşlarımda babamın eczanesinde çıraklık yapmıştım.

Küçükken nasıl bir öğrenciydin?

H.Y.: Lisede berbat bir öğrenciydim. Edebiyat, tarih, resim, felsefe, psikoloji dışında hiç bir dersi sevmez ve asla dinlemezdim. Fizik, kimya, matematik derslerinde çaktırmadan sıranın altındaki kitabımı okurdum. Tüm klasikleri, polisiyeleri fen derslerinde okuyup bitirmiştim o yıllarda. Çokça da okul kırardık kankamla. İstanbul kazan biz kepçe serserilik yapardık, ne mutlu günlerdi be.

O.K.: Sıradan, orta yollu, efendi bir öğrenciydim; pek bir numaram yoktu.

Ekranda görmeye bayıldığın biri?

H.Y.: Ekranda görmeye özellikle bayıldığım biri yok ama TV ekranında görmeye “özellikle” dayanamadığım çok kişi var. Özellikle haber kanallarının akşam programlarında. 

O.K.: Saçma olacak belki ama aklıma ilk Rossy de Palma geldi. Film olsun, reklam olsun, klip olsun neyine denk gelsem izlerim. Bir de Tilda Swinton.

julia garner

Son zamanlarda seni en çok etkileyen oyunculuk performansı?

H.Y.: Son yıllarda Julia Garner’ın oyunculuğundan çok etkileniyorum. Son derece şahsına münhasır ve güçlü bir tavrı, çok iyi kullandığı sesi ve farklı bir vücut dili var.

O.K.: The Power of the Dog Benedict Cumberbatch.

En iyi yaptığın yemek?

H.Y.: Patlıcanlı pilaaaaaav, aslında her tür pilav ve çorba ve köfte.

O.K.: Zeytinyağlı ya da hamur işi, geleneksel her türlü yemeği iyi yaparım.

Son zamanlarda edindiğin bir mutfak alışkanlığı?

Ottovitol: Mutfak alışkanlığı sayılır mı bilemedik ama son zamanlarda Ottovitol likör işine girdi. Olağanüstü lezzetli likörler yapıyoruz. Mandalina, limon, armut, ayva, vişne, hatta ananası bile denedik.   

En çok söylediğin yalan?

H.Y.: Yalandan kim ölmüş! En favori yalanlarımı açıklıyorum:

 – Yarın sabah spora başlıyorum.

 – Bu hafta diyetteyim, hiç çıkmayacağım, meyhaneye çağırmayın asla gelmem.

 – Ben seni ararım.

O.K.: “İyilik vallahi”.

Son zamanlarda içinde en çok vakit geçirdiğin kitap?

H.Y.: Vedat Ozan’ın Lezzetler kitabı başucumda, hastasıyım fena hâlde.

O.K.: Tek kitap söylemek çok zor; bu aralar tarihsel, dönemsel kaynak kitapları.

Son zamanlarda keşfettiğin bir podcast?

H.Y.: Yeni keşfetmedim ama etrafı toplarken, yemek yaparken ya da terasta çiçek böcek uğraşırken Umarım Annem Dinlemez dinlemeyi seviyorum.

O.K.: Son zamanlarda keşfetmesem de Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona.

Son zamanlarda içinde kalan bir şey?

H.Y.: Anadolu Hisarı’nda deniz kıyısında satılık bir ahşap ev gördük. Mavi. Ah, dedim tam Ottovitollük mekân; önü deniz, ne güzel yer içer partileriz burada, hem dükkân, hem mekân. Telefonu vardı, aradık. Öyle bir fiyat söylediler ki üzerine iki büyük içsen kendine gelemezsin.

O.K.: Önce pandeminin, sonra da döviz kurlarının etkisiyle eskisi gibi yurt dışına çıkamamak.

Yeniden yaşamak isteyeceğin bir gün/an?

H.Y.: İlk Hindistan`a gidişim benzersiz, efsanevi ve rüya gibiydi. Renkli, kalabalık, tozlu sarımsı sıcak bir mutluluk; müzik, neşe, keyif… Hepsini kapsayan bir kelime olsa keşke. (Almancası kesin vardır.)

Ya da ilk New York sabahında subwayden 23. Cadde’de inmek, şehirle karşılaşmak, Flatiron Binası’yla bakışmak, sonra başını şöyle bir havaya kaldırıp bakmak. Evden uzak, tamamen yalnız ve bağımsız olmanın azıcık da korkutan enfes hafifliği.

O.K.: 2003 yılı ocak ayı. İnternet bu kadar yaygın değil elbette. Sırt çantasıyla plansız gidilen bir Hindistan seyahati. Mumbai’den uzun bir tren yolculuğu sonrası ulaşılan Goa’nın Palolem plajına girildiği zamanki hissi hâlâ unutamam.

Hiç yıldız haritanı okuttun mu?

H.Y.: Çok bilinen, fazlaca popüler bir astrologa yıldız haritamı okuttum yıllar evvel ancak söylediği hiç ama hiçbir şey gerçekleşmedi.

Bu aralar sana en iyi gelen şey?

Ottovitol: Doğa, yeşil, bulut, kuşlar biraz da gin fizz.

Bugüne kadar hakkında yazılmış en yanlış şey?

Ottovitol: Ottovitol’e zaman zaman mesnetsiz, kafatasçı, yobaz yorumlar gelir. Engelle gitsin. Hayat kısa, kuşlar uçuyor.