Afrobeat’in yaşayan efsanesi: Orlando Julius

Afrobeat’in yaşayan efsanesi: Orlando Julius

Kendine Has Epic Fair’in yıldız konuğu Orlando Julius’la, ilk İstanbul ziyaretini gerçekleştirdiği 2015’in ocak ayında Babylon Dergi için konuşmuştuk. İzmir’de gerçekleşecek festival için sabırsızlanırken, Afrobeat’e yön veren efsaneyle yaptığımız söyleşiyi bir kez daha hatırlıyoruz.

Babylon sahnesi, 23 Ocak 2015 gecesi büyük bir efsaneyi ağırladı.  Nijerya’dan çıkan en önemli müzisyenlerden biri olan Orlando Julius, İngiliz grup The Heliocentrics ile birlikte ilk kez İstanbul’daydı. Konser gününün sabahı biz de soluğu efsanenin yanında aldık ve kendisinden hem müzikle olan ilişkisi hem de The Heliocentrics’le nasıl bir araya geldiği üzerine sohbet ettik.

Röp: Cem Kayıran – Fotoğraf: Thomas Keydel

İnternette Orlando Julius hakkında araştırma yaptığınızda karşınıza en çok çıkacak cümlelerden biri Julius’un Fela Kuti’nin akıl hocası olduğu olacaktır. Müzik kariyerine evinde annesi eşliğinde başlamış, sonradan da Amerika’nın yolunu tutmuş Julius. Orada kazandığı deneyimlerle kendi ülkesinde bir şeyler yapma arzusuyla Nijerya’ya geri dönmüş ve Afrika’daki birçok müzisyenin kayıt yapmasına vesile olmuş. Bunlar ve daha birçok etkileyici hikayeleri, Afro müziğine yön veren kayıtları ve Julius’un canlı performans videolarından da görebileceğiniz sürekli gülümseyen suratı biraraya gelince röportaj öncesinde benim için de heyecanlanmak hiç zor olmadı.

Kendisi gibi müzisyen olan eşi Latoya ile birlikte Babylon’a gelen Orlando Julius, tanıştığınız ilk saniyede gözlerinizin içine bakarak sizle konuşan ve sürekli gülümseyerek etrafına tarifi zor bir enerji yayan bir müzisyen. Afrobeat müziğin temelini oluşturan mutlu tınılar, şarkı yapılarındaki küçük oyunlarla Julius’un yaşam tarzı, genel ruh hâli arasında ilişki kurmak, kendisiyle tanıştıktan sonra çok da uzun sürmüyor.

Müzikle ilk tanışma

Aynı mutlu ve huzurlu akış, Orlando müzikle nasıl tanıştığını anlatırken de devam etti. Nijerya’da okuduğu okulun müzik için çok teşvik edici bir okul olduğunu anlatan müzisyen, birçok enstrüman ve bu enstrümanları çalmayı öğretecek eğitmenlerin okulda olmasının o dönem için çok ender rastlanabilecek şeyler olduğunu da vurguluyor. Orlando Julius henüz ilkokul yaşlarındayken okulda flüt ve davul gibi çeşitli enstrümanlarla haşır neşir olmaya başlamış. Fakat bu ilişki sadece okulla da kısıtlı kalmamış. Aynı zamanda bir grupta şarkı söyleyen annesi, evde de işlerini yaparken sürekli şarkı söylermiş. Annesinin evde yemeği hazırladıktan sonra dokuma ve dikiş yaptığı odasında şarkı söylediğini anlatan Orlando’nun, bu şarkıların kendisini ne kadar etkilediğini anlatırken gözlerinin içinin parladığını görmek mümkün. Babasının çeşitli eşyaların satıldığı dükkânında bulduğu davulu bir gün eve getirmesiyle birlikte evde de davul çalmaya başlayan Orlando, annesinin çalıştığı odaya davulunu taşımaya başlamış. Annesinin şarkılarına hem davul çalarak hem de şarkıları söylerek eşlik eden Orlando Julius, annesinin çok iyi bir şarkıcı olduğunu ve kendisiyle birlikte şarkı söylemenin eğlenceli olmasının yanı sıra eğitici bir deneyim olduğunu da belirtiyor.

Orlando Julius’un müzikle olan ilişkisinin kuvvetlenmesinde annesinin rolünün fazlasıyla büyük olduğu aşikâr. Annesinin grubuyla birlikte ayda iki kez yaptığı buluşmalara gitmek için can atan Orlando, bir süre sonra bu buluşmaların daimi bir üyesi hâlini almış. Bu buluşmaları anlatırken de arada iç geçirdiğini ve o günleri fazlasıyla özlediğini hissettiriyor efsanevi müzisyen. Odadaki herkesin farklı türlerden perküsyonlar, davullar çalarak hep birlikte şarkılar söylediği buluşmalarda ilk başlarda davuluyla sonrasındaysa şarkı söylerek ekibe eşlik etmeye başlaymış Orlando Julius. O günleri anlatırken sıklıkla orada duyduğu şarkıları söylemenin her zaman çok keyifli olduğunu vurguluyor. Geçmişine bu kadar bağlı olan müzisyen, çocukluğunda en çok sevdiği parçalardan biri olan “Jaiyede Afro” ile de bu buluşmalardan birinde tanışmış. Şarkının 55-60 yıl sonra, Julius’un The Heliocentrics’le birlikte kaydettiği albümde yer alması, hatta albüme ismini vermesi de, müzisyenin köklerine olan sadıklığı ve annesine duyduğu şükranların en güzel şekilde dışavurumu.

Okul ve evde müzikle bu kadar fazla zaman geçirmesinin kendisi için çok önemli olduğunu vurgulayan Orlando Julius, annesinin grubuyla geçirdiği zamanlarda da şarkılar hakkında fikirlerini sunmaktan çekinmiyormuş.

Müzikle böylesine samimi bir şekilde ilişki kurmuş olan Orlando Julius, 60’lı yıllarda Afrika müziği için sayılı figürlerden biri haline hızla geldi. 1966 tarihli Super Afro Soul isimli albümü, bugüne kadar dinlediğimiz tüm afrobeat albümlerinin öncüsü olarak görülüyor. Hatta kendisi de bir başka röportajında kendisini afrobeat’in babası olarak tanımlıyor.

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2018-03-29 03:36:57Z |  |

The Heliocentrics ve Jaiyede Afro

Orlando Julius’un yıllar içerisinde kırkbeşlikler hâlinde yayınlanmış olan kayıtları sonradan Strut Records’un kurucularından Quinton Scott önderliğinde derlenip Avrupa’da yayınlandığında büyük yankı uyandırdı. İstanbul ziyaretinde de kendisine eşlik eden İngiliz grupla yollarının kesişmesi de Fransa’da olmuş. Fransa’da Paris yakınlarında düzenlenen Banlieues Bleues festivaline davet edilen Orlando Julius, festival organizatörünün önerisiyle The Heliocentrics ile birlikte sahne almış. Çıkan sonuçtan fazlasıyla mutlu olduğunu söyleyen Nijeryalı müzisyen, konserden çekilen videoların internette yayınlanmasının ardından kendilerine başka konser tekliflerinin geldiğini belirtiyor.

İngiltere’de yine Quinton Scott aracılığıyla The Heliocentrics’le biraraya gelen ve bir konser veren Orlando Julius, grupla olan iletişiminin kendisini epey etkilediğini dile getiriyor. Bu konserin ardından grubun, kendisine ait olan “Ijo Soul” parçasını kaydetmek istediğini söyleyen Orlando, The Heliocentrics’in şarkının sözlerini İngilizce’ye çevirerek yaptığı yorumu da fazlasıyla beğenmiş. Bunun üzerine Quinton Scott da The Heliocentrics ve Orlando Julius’u stüdyoya sokup yeni bir kayıt yapma fikriyle çıkagelmiş.

Grupla albüm kaydetmek için İngiltere’ye giden Orlando Julius burada da büyük bir sürprizle karşılaşmış. Nijerya’da 60’lı yıllarda önce Philips sonra da EMI için çeşitli stüdyolarda çalışmış olan Orlando, özellikle bu stüdyolarda kullandığı analog ekipmanlara gönülden bağlı. The Heliocentrics’in de İngiltere’de kurmuş olduğu stüdyo analog ekipmanlarla donanmış. İşin daha da ilginç yanı, grubun bu stüdyo için satın aldığı ekipmanların, EMI tarafından Nijerya’da kurulan stüdyoda kullandığı ekipmanlarla aynı olması. Köklerine bu denli bağlı bir müzisyen için 70 yaşına gelmişken, ülkesinden epey uzakta bir stüdyoda, seneler önce çalıştığı ekipmanlarla karşılaşmanın büyüsünü hayal etmek pek de zor değil.

Nijeryalı efsanenin, grupla birlikte, bu atmosferde kaydetmek için karar verdiği ilk şarkı da çok anlamlı bir şarkı olmuş. Annesinin grubuyla birlikte en sık söyledikleri şarkı olan “Jaiyede Afro”, Orlando’nun The Heliocentrics eşliğinde hazırladığı albümün çıkış noktası. Sonrasında onun hayat hikâyesini çok detaylı bir şekilde bilen prodüktör Quinton Scott’ın, şarkının isminin albüm ismi olarak da kullanılmasını önermesini de çok anlamlı bulmuş Orlando Julius. Söz konusu şarkının orijinal hali üzerinde birkaç değişiklik yaptığını belirten müzisyen, The Heliocentrics’in de bu şarkı ve albümde çaldıkları diğer şarkıların hikayelerini duydukça daha da heyecanlandığını söylüyor.

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2018-03-29 03:36:59Z |  |

Tozlu raflardan çıkarılan “Be Counted” ve James Brown’dan “In The Middle”

Albümde Julius için nostaljik değeri olan şarkıların sayısı bir hayli fazla. Bugüne kadar hiç kayıtlı versiyonu yayınlanmamış “Be Counted” isimli parça, albümde yer alıyor. Bu şarkının hikayesi de epey ilginç. İnternette söz konusu şarkının bugüne kadar hiç kaydedilmediği yazsa da bunun doğru olmadığını söylüyor Julius. Nijeryalı müzisyen, 1960’lı yıllarda Philips’in stüdyosunda çalışırken şarkıyı grubuyla birlikte kaydetmiş ve albüm yine Philips’e ait olan Lagos’taki bir fabrikada plak olarak basılmak üzereymiş. Fakat o dönem ülkede olan savaş koşulları, söz konusu fabrikanın yerle bir olmasına sebep olmuş. Böylece tozlu raflarda kalan “Be Counted”, Jaiyede Afro’da seneler sonra ilk kez kayıtlı haliyle yerini almış.

Jaiyede Afro’da Orlando Julius’a ait olan altı şarkının dışında gruptan da üç şarkıya yer verilmesine karar verilmiş. Bu fikir de grubu çok seven Orlando’dan çıkmış. Grup üyeleri de bu jeste, birlikte şarkı yapmak önerisiyle karşılık vermiş. Hatta bu şarkılardan birinin, Orlando Julius’un hayranı olduğu James Brown’un “In The Middle” şarkısı olması önerisi de The Heliocentrics’e aitmiş.

Kariyeri boyunca geçmişine olan bağlılığı hiç kaybetmemiş bir müzisyen Orlando Julius. Annesiyle birlikte evlerinde çalıp söylediği şarkıyı, 70 yaşında İstanbul’da bir sahnede İngiliz bir grupla birlikte çalabilecek kadar sahip çıkmış köklerine. Yaptığı şarkılarda da çok küçük yaşta ailesinden dinlediği hikayeler ve hayatı boyunca deneyimlediklerinin getirisi olarak “iyi olmak” üzerinde duruyor. Bunun hayatı için de en önemli unsur olduğunu belirtiyor. Kendisinin hayattaki duruşunu iyi niyetli olmak üzerine inşa ettiğini söylüyor. Ki bunu da gözlerinin içinde görmemek imkansız.

Benzer yazılar