Beyaz perdenin devrimi: Kadın sinemacıların gücü

Beyaz perdenin devrimi: Kadın sinemacıların gücü

Ödül sezonunda adını sıkça duyduğumuz iki yönetmen Greta Gerwig Lady Bird; Dee Rees ise Mudbound ile Türkiye sinemalarında arzı endam etmişken, 21. yüzyılın adından söz ettiren kadınları ve nefis filmlerini anımsamanın tam zamanı!

Yazı Melikşah Altuntaş – İllüstrasyon Asuman Tanyaş

Geçtiğimiz yazın gişe liderlerinden Wonder Woman, Marvel evreninde ilk kadın süper kahraman filmi olmasının yanı sıra, başrolünü bir kadının üstlendiği ve bir kadın yönetmen tarafından çekilmiş en büyük gişe hasılatı elde etmiş film oldu. Kâğıt üzerinde, pek çokları için fazla heyecan verici durmayabilecek bu rekor, aslında hem dünya sinema sektörünü domine eden Hollywood üzerinden, hem de sektörün bileşenlerini oluşturan erk mekanizması üzerine o kadar çok şey söylüyor ki.

Her şeyden önce hâlâ bu tipte rekorların kayıtlarının tutulması, kadın yönetmenlere pozitif ayrımcı bir bakış açısıyla yaklaşılması bir grup insana sinir bozucu gelecektir. Keşke sektör içerisinde “kadın işi” gibi bir algı ve kalıp olmasaydı ve onlarca yıldır, son derece başarılı kadın sinemacılar, bu ve benzeri bakış açılarının kurbanı olup minor izleyici gruplarına hapsedilmemiş olsaydı da biz de böyle rekorlarla heyecanlanmasaydık. Ne yazık ki günümüzde kadın yönetmenler ve sektörün diğer iş alanlarında çalışan kadınların sayısı hâlâ o kadar az ve kendilerine sunulan fırsatlar ve alanlar o kadar dar ki, Yönetmenin kadını erkeği mi olur gibi bir mantık tüm dünyada oturana kadar bu konuda pozitif ayrımcı bir zihniyete sahip olmakla ancak gurur duyulabilir.

Amerika film endüstrisinde kuşkusuz 2017 kadınların yılıydı. Hem piyasa içerisindeki taciz ve ayrımcılık deşifreleriyle patlayan skandalların etkisi, hem de birbiri ardına başarılı işler çeken kadın sinemacıların hem ana akım, hem de bağımsız sinemada daha görünür hale gelmesiyle, yaklaşık son bir yıldır Hollywood’un güçlü bir kadın hareketiyle bir çeşit detoks sürecine girdiği söylenebilir. Yıllarca sadece cinsiyeti nedeniyle hak ettiği alakayı görememiş, kendisine fazlaca fırsat bulunmamış kadınların önünden engellerin kalkmaya başlaması ve dahası bu gerici mantığın Hollywood’da günden güne yok olmasıyla, sektördeki çeşitlilik ve bağımsız sesler eskisinden çok hissedilmeye başlandı. Bundan sonrası da son derece umut verici görünüyor açıkçası.

Wonder Woman’ın rekoru bir yana, son ödül sezonu da kadın sinemacıların işlerinin önemi hakkında çok şey söyledi sektöre. Amerikan bağımsız sinemasının sevilen oyuncularından Greta Gerwig’in yazıp yönettiği Lady Bird, Oscar, Altın Küre, BAFTA dahil 200’e yakın adaylık ve 100’e yakın ödülün sahibi olurken, siyahi yönetmen Dee Rees de Mudbound ile sezonu bolca ödül, övgü ve alkışla geçirdi. 2017 yılı Ildiko Enyedi’nin (On Body and Soul) Berlin’den kazandığı Altın Ayı ve Sofia Coppola’nın Cannes’da kazandığı En İyi Yönetmen ödülüyle (The Beguiled) ve televizyon sektöründe Reed Morano (The Handmaid’s Tale) ve Niki Caro (Anne with An E) gibi başarılı yönetmenlerin ödüllü dizileriyle de özel bir yıl oldu.

Son Altın Küre ödül töreninde En İyi Yönetmen ödülünü sunmak üzere sahneye çıkan Natalie Portman’ın adayları sıralamadan önce “Here are the all male nominees (Karşınızda tüm erkek adaylar)” demesi, iki ay sonra bu kez Oscar sahnesine aynı ödülü sunmak için çıkan Emma Stone’un beş yönetmen adayı arasındaki tek kadını ayırarak sunduğu adaylarda “Four men and Greta Gerwig (Dört adam ve Greta Gerwig)” kelimelerini kullanması, meselesinin Hollywood vitrinine ne kadar görünür şekilde yansıdığının kanıtıydı. Özellikle teşvik ve destek amaçlı verilen adaylık ve ödüllerde, en az erkek meslektaşları kadar iyi iş çıkaran kadınların bir şekilde radara girememesi, meselesinin özüne dair çok net bir gözlem alanı. İki yıl önce üyelerinin beşte birlik kısmında yeniliğe giden, hem yaş, hem etnik köken, hem de cinsiyet açısından çeşitlilik kazanan Amerikan Film Akademisi’nin yalnızca son iki yıldır çıkardığı adaylıklar ve ödüllerde siyahi, göçmen ve kadın sinemacılarda bir artış söz konusu. Bu, yalnızca bu sinemacılara pozitif ayrımcılığın yapılmaya başladığının değil, bugüne dek alışkanlık haline getirilmiş bir görmezden gelişin yıkılışının işareti bana kalırsa.

En İyi Yönetmen Oscar’ına aday olan beşinci kadın olan Greta Gerwig’in senarist ve yönetmen olarak çıkardığı işin, bu yılki diğer pek çok sinemacıdan daha iyi olmadığını kim söyleyebilir? Ya da her yıl Greta Gerwig kadar başarılı filmlerle karşımıza çıkan kadın yönetmenlerin sayısı 90 yıl boyunca yalnızca beş kişiden ibaret olabilir mi? Ya da nasıl olur da koskoca bir film sektöründe 90 yıldır verilen En İyi Görüntü Yönetimi ödülüne bir kadın görüntü yönetmeni (Rachel Morrison) ilk kez aday gösterilebilir? Üzücü bir biçimde bu durum, basit bir görmezden gelme ve bastırılmışlığın ıspatı olabilir yalnızca. Bu sinemacıların sektördeki varlıklarının bir tehdit unsuru haline getirilmiş olması, setlerde onlardan daima erkekleşmeleri, duygu ve varlıklarını minimumda sergilemeleri beklendiğinden ileri gelen bu körleşme halinin, ödül mekanizmasının kendisine de bu denli sirayet etmiş olması gerçekten hayret verici.

Neyse ki tüm bunlara rağmen, başta da söylediğimiz gibi kadın sinemacıların sesi hem Amerika’da, hem Avrupa’da, hem de dünyanın başka pek çok ülkesinde her zamankinden yüksek çıkmaya başladı. İşte Leni Riefenstahl, Chantal Akerman, Agnes Varda, Margarethe von Trotta, Ulrike Ottinger gibi usta yönetmenlerin yolunu açtığı, 21. yüzyıla damgasını vuran kadınlardan bazıları:

calire_web

CLAIRE DENIS
Fransız sinemasının nevi şahsına münhasır usta yönetmenlerinden Denis, sektörde 45 yılını devirmiş durumda. Bugüne dek çektiği kısa ve uzun metrajlı filmleri, belgesel ve televizyon işleri toplamda 30’u bulan Claire Denis, son olarak Juliette Binoche’lu Let the Sunshine In ile karşımıza çıkmıştı.

Başyapıtı: Beau travail (1989)

Önemli Filmleri: Chocolat (1988), Nenette et Boni (1996), Trouble Every Day (2001), 35 Rhums (2008), White Material (2010)

Gelecek Projesi: Denis’nin uzun yıllardır üzerinde çalıştığı, Robert Pattinson, Juliette Binoche ve Mia Goth gibi isimleri buluşturan ilk İngilizce filmi High Life’ın mayıs ayında Cannes’da görücüye çıkması bekleniyor.

jane_campion_web

JANE CAMPION
Cannes Film Festivali tarihinde Altın Palmiye kazanmış tek kadın yönetmen olan Campion, aynı zamanda En İyi Yönetmen Oscar’ına Lina Wertmüller’den sonra aday olan ilk kadındı. 35 yıldır aktif sinema hayatını sürdüren yönetmen, bugünlerde direksiyonu sinemadan televizyona kırmış durumda.

Başyapıtı: The Piano (1993)

Önemli Filmleri: Sweetie (1989), An Angel at My Table (1990), The Portrait of A Lady (1996), Bright Star (2009)

Gelecek Projesi: Kısa sürede bir televizyon olayına dönüşen Top of the Lake dizisinin ilk iki sezonuna imza atan Campion, sinemaya eskisi kadar ilgi duymadığını söylüyor.

SALLY POTTER
Bugünlerde 70 yaşından gün almakta olan İngiliz sinemasından dünyaya açılmış başarılı yönetmenlerden Sally Potter, yaklaşık 50 yıl önce çektiği ilk kısa filminden bu yana, bol ödüllü filmlerle izleyici karşısına çıkmaya devam ediyor.

Başyapıtı: Orlando (1992)

Önemli Filmleri: The Gold Diggers (1983), The Tango Lesson (1997), The Man Who Cried (2000), Yes (2004), Ginger & Rosa (2012), The Party (2017)

Gelecek Projesi: Geçtiğimiz yılki Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan son filmi The Party ile önceki aylarda bizde de vizyon turuna çıkmış olan Potter’ın yeni projesi merak konusu.

LUCRECIA MARTEL
Arjantin sinemasının usta isimlerinden Martel, 30 yıldır sürdürdüğü profesyonel sinema hayatında yalnızca dört uzun metrajlı film çekmiş olsa da bu filmlerin her biri Cannes, Berlin ve Venedik gibi önemli festivallerin resmi seçkisine girmiş ve adını tüm dünyanın bildiği bir isme dönüştürmüştü.

Başyapıtı: La cienaga (2001)

Önemli Filmleri: The Holy Girl (2004), The Headless Woman (2008), Zama (2017)

Gelecek Projesi: Geçtiğimiz yıl, yaklaşık on senedir üzerinde çalıştığı son filmi Zama ile yılın en önemli filmlerinden biriyle karşımıza çıkmış olan Martel, şu sıralar adı ve konusu açıklanmamış olan yeni filmine yoğunlaşmış durumda.

andrea arnold_web

ANDREA ARNOLD
Bundan yaklaşık 35 sene önce bir gençlik dizisinde oyuncu olarak girdiği sinema ve televizyon sektöründe, çektiği kısa filmlerle dikkat çeken, bunlardan Wasp (2003) ile Oscar da kazanan Arnold, İngiliz sinemasının en önemli yönetmenleri arasında yerini almış durumda.

Başyapıtı: Fish Tank (2009)

Önemli Filmleri: Red Raod (2006), Wuthering Heights (2011), American Honey (2016)

Gelecek Projesi: Amazon’un sevilen dizilerinden Transparent ve I Love Dick’in çeşitli bölümlerini de yönetmiş olan Arnold, şimdilerde Big Little Lies’ın merakla beklenen ikinci sezon bölümleri için yönetmen koltuğuna oturmuş durumda.

LYNNE RAMSAY
Özellikle sinemasında bolca malzeme ettiği çocukluk travmaları ve etkileri üzerine son derece sağlam filmleriyle tanınan İskoçyalı yönetmen Lynne Ramsay, bundan 20 küsur sene önce bol ödüllü enfes kısa filmlerle girdiği sinema sektöründe, hayranlık uyandıran filmlerle yoluna devam etmekte.

Başyapıtı: Ratcatcher (1999)

Önemli Filmleri: Morvern Callar (2002), We Need to Talk About Kevin (2011), You Were Never Really Here (2017)

Gelecek Projesi: Geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nden En İyi Senaryo ve Erkek Oyuncu ödülleriyle dönen son filmi You Were Never Really Here, dünyanın önemli ülkelerinde bu ay açılacak. Ramsay’nin yeni projesi ise merak konusu. 

KATHRYN BIGELOW
Tarihin tek Oscar ödüllü kadın yönetmeni olan Kathryn Bigelow, 80’li yılların sonlarından itibaren çekmeye başladığı aksiyon filmleriyle, 40 senedir içinde yer aldığı sektörün öncü yönetmenlerinden biri oldu.

Başyapıtı: Strange Days (1995)

Önemli Filmleri: Blue Steel (1989), Point Break (1991), K-19 (2002), The Hurt Locker (2008), Zero Dark Thirty (2012)

Gelecek Projesi: Geçtiğimiz yıl her nedense ödül sezonunda kendine yer bulamamış olan Detroit (2017) ile 1970’ler Amerikasında siyahlara karşı uygulanan polis zulmünü zorlu bir seyirle izleyicisine sunan Bigelow, şu sıralar yine Mark Boal ile çalışacağı yeni filminin hazırlıkları içerisinde. 

CATHERINE BREILLAT
Fransız sinemasında kadın cinselliğini beyaz perdede en etkili şekilde anlatan birkaç yönetmenden biri olan Breillat’nın, özgür, cesur, içe dönük ve bağımsız ruhlu çok sayıda kadın karakteri başarıyla anlattığı 13’ü uzun metrajlı 18 filmde imzası bulunuyor.

Başyapıtı: Fat Girl (2001)

Önemli Filmleri: Perfect Love (1996), Romance (1999), Brief Crossing (2001), Sex is Comedy (2003), The Last Mistress (2007)

Gelecek Projesi: Isabelle Huppert’li Abuse of Weakness (2013) sonrası bir süredir sesi soluğu çıkmayan Breillat’nın tabuları sarsan sinemasının yeni işini merakla bekliyoruz.

sofia_coppola_web

SOFIA COPPOLA
Henüz 1 ve 3 yaşlarındayken babasının başyapıtları Godfather: Part I ve Part II ile kamera karşısına geçen ve sonrasında da Coppola ailesindeki yönetmenlerin filmlerinde oyunculuk yapmaya devam eden Sofia Coppola, kısa filmleriyle geçiş yaptığı yönetmenlik kariyerinde daima sağlam filmlerle karşımıza çıktı.

Başyapıtı: Lost in Translation (2003)

Önemli Filmleri: The Virgin Suicides (1999), Marie Antoinette (2006), Somewhere (2010), The Bling Ring (2013), The Beguiled (2017)

Gelecek Projesi: Daha önce Oscar adayı olan tarihteki üçüncü kadın yönetmen olan ve bir de Altın Aslan ödülü bulunan Coppola, son filmi The Beguiled ile Cannes’dan da En İyi Yönetmen ödülünü kucakladı. Coppola bir süre önce yönetmeni olduğu The Little Mermaid’ın live-action versiyonundan, çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle ayrıldı.

KELLY REICHARDT
Amerikan bağımsız sinemasının en yetenekli yönetmenlerinden Kelly Reichardt, 25 yıla yayılan kariyerinde, çektiği son derece özel micro indie’lerle kısa süre kendine sadık bir izleyici kitlesi edindi.

Başyapıtı: Wendy and Lucy (2008)

Önemli Filmleri: River of Grass (1994), Old Joy (2006), Meek’s Cutoff (2010), Night Moves (2013), Certain Women (2016)

Gelecek Projesi: Bol ödüllü filmlerinin üçüncü birlikte çalıştığı Michelle Williams ile yeniden bir araya gelmeye hazırlanan Reichardt, Patrick DeWitt’in romanı Undermajordomo Minor’ı, yazarla birlikte uyarladığı yeni filmine hazırlanıyor. 

DİĞERLERİ

* I Will Follow ve Middle of Nowhere’in ardından En İyi Film Oscar’ına aday olduğu Selma ve En İyi Belgesel Oscar’ına aday olan 13th ile geniş kitlelerce tanınan Ava DuVernay, şimdilerde yeni filmi A Wrinkle in Time ile yüksek bir açılış hasılatı elde etmeyi başardı.

* Çektiği başarılı kısa filmlerin ardından The Forest for the Trees ve Everyone Else ile akılları baştan alan Maren Ade, son filmi Toni Erdmann ile 2016’nın en sevilen filmlerinden birine imza atmıştı.

* İlk filmi Monster ile hatrı sayılır bir başarı elde edip, Charlize Theron’a En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ı kazandıran Patty Jenkins, Wonder Woman ile gişe rekoru kırdıktan sonra şimdi devam filminin hazırlıkları içerisine girdi bile.

* Henüz 20’li yaşlarında çektiği All is Forgiven, Father of My Children, Goodbye First Love gibi filmleriyle ses getirdikten sonra Eden ve Things to Come ile adını geniş kitlelere duyuran ve Berlin’den En İyi Yönetmen ödülü kazanan Mia Hansen-Love, yeni filmi Maya’yı bu yıl Cannes’da açacak gibi görünüyor.

* Kanadalı yetenekli oyuncu Sarah Polley, çektiği başarılı kısa filmlerin ardından Away From Her ve Take This Waltz gibi sevilen bağımsız filmler ve gönülleri fetheden otobiyografik belgedel Stories We Tell ile karşımıza çıktı.

* İlk uzun metrajlı filmi Home ve hemen ardından gelen Sister ile etkileyici bir başarı yakalayan Ursula Meier, çok yakında son filmi Shock Waves – Diary of My Mind ile seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

* Kariyerinde Titus, Frida, Across the Universe gibi son derece başarılı filmler yer alan Amerikalı yönetmen Julie Taymor, aktivist Gloria Steinem’ın yaşamını konu alan ve Steinem’ı Julianne Moore’un canlandırdığı biyografik filmi My Life on the Road’un görücüye çıkmasına hazırlanıyor.

* Yunan sinemasının yetenekli yönetmenlerinden Athina Rachel Tsangari, uzun zaman Yorgos Lanthimos filmlerinde senaryo ortağı ve yapımcılık görevlerinde yer aldıktan sonra The Slow Business of Going, Attenberg ve Chevalier gibi filmlerle, yönetmenlikte başarısını da gözler önüne serdi.

* Başarılı kısaları ve enfes belgeseli The Arbor’ın ardından The Selfish Giant ile kendisine hayran bırakan Clio Barnard, son filmi Dark River’la bir kez daha sinemasının gücünü kanıtlamış, son yılların en yetenekli yönetmenlerinden biri.

* Amerikan bağımsız sinemasının yetenekli oyuncu ve yazar-yönetmenlerinden Josephine Decker, kalburüstü kısalarının ardından Butter on the Latch, Thou Wast Mild and Lovely ve son olarak geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde prömiyer yapıp, nisan ayında İstanbul Film Festivali’nde de gösterilecek olan Madeline’s Madeline gibi uzun metrajlarıyla dikkat çekmeye devam ediyor.

Tüm bu isimlerin yanı sıra dünya sinemasından değişik yaşlardan, birbirinden farklı sinemasal bakış açılarından filmler yöneten kadınlar arasında, ilk elden akla gelen şu enfes isimleri de saymamak olmaz: Tamra Davis, Lucile Hadzihalilovic, Niki Caro, Lone Scherfig, Liv Ullmann, Haifaa Al Mansour, Samira Makhmalbaf, Debra Granik, Miranda July, Jodie Foster, Julia Loktev, Lena Dunham, Ana Lily Amirpour, Jennifer Kent, Gillian Armstrong, So Young Kim, Amy Heckerling, Deepa Mehta, Claudia Llosa, Valeska Grisebach, Maiwenn, Emmanuelle Bercot, Jessica Hausner, Kimberley Peirce, Mary Harron, Susan Seidleman, Elaine May…

Türkiye’de ise Cahide Sonku, Nuran Şener, Feyturiye Esen, Lale Oraloğlu, Bilge Olgaç, Birsen Kaya, Ayten Kuyulu Ürkmez gibi yönetmenlerin yolunu açtığı, daha sonra Türkan Şoray, Nisan Akman, Mahinur Ergun, Füruzan, Gülsün Karamustafa, Canan Gerede, Tomris Giritlioğlu, Işıl Özgentürk, Biket İlhan, Seçkin Yasalar, Canen Evcimen Obay, Fide Motan, Sunar Kural Aytuna, Jülide Övür, Necef Uğurlu gibi isimlerin devam ettiği yönetmenlik yolculuğunda, günümüzde aktif şekilde film çekmeye devam eden yetenekli yönetmenler arasında Handan İpekçi, Yeşim Ustaoğlu, Pelin Esmer, Belmin Söylemez, Belma Baş, Aslı Özge, Çiğdem Vitrinel, İlksen Başarır, Melisa Önel, Ahu Öztürk, Senem Tüzen, Emine Emel Balcı, Filiz Alpgezmen, Deniz Akçay, Çiğdem Sezgin, Türkan Derya, Ceylan Özgün Özçelik, Görkem Yeltan gibi isimler yer alıyor.

 

Benzer yazılar