Türkiye’nin en eski festivalinin başladığı Bergama’da kalp çarptıran bir tiyatro festivali

Türkiye’nin en eski festivalinin başladığı Bergama’da kalp çarptıran bir tiyatro festivali

Arkaik dönemden günümüze kadar birçok farklı medeniyete ve önemli kültür mirasına ev sahipliği yapmış olan Bergama, kalbimizi çarptıran bir uluslararası tiyatro festivalini ağırlamaya hazırlanıyor.

Röportaj: Gülin Dede Tekin
Ana görsel: ÇAK – Sen Balık Değilsin Ki

Bu yıl 10-13 Mayıs tarihleri arasında ilki gerçekleştirilecek olan festival, Bergama’nın, Asklepion, BerKM, Kızıl Avlu, Pergamon Antik Kenti gibi her devrin ruhuna dokunabileceğimiz mekânlarını kendine sahne edinecek. Kimliği ve tarihi zaman içerisinde parçalanan ve yolu Berlin’de Pergamon Müzesi’ne kadar uzanan kent, sorularımızı cevaplayan genç sanatçı Eren Arıkan’ın hayaliyle Berlin ile tiyatro üzerinden yeniden bir bağ kuruyor. Berlin ve İstanbul merkezli sanat kolektifi Kabak & Lin ekibi ve Bergama Belediyesi ise bu hayalin gerçeğe dönüşmesini sağlayan diğer isimler.

4 gün boyunca Berlin, Atina, İstanbul ve Ankara’dan gelecek olan tiyatro ekipleri, atölyeler ve bölgede yaşayan sanatçılar ile yerel üretim metotlarını da deneyimleyebileceğimiz festival, şüphesiz ki bu senenin en heyecan verici işlerinden biri. Birlikte üreterek, tartışarak ve izleyerek kolektif ruhu dürten, alışılmışın dışında bir deneyim sunan bu festivalin yolu açık, yoldaşı bol olsun.

BU AFİŞİ MUTLAKA KULLANALIM-bergama

Festivalin fikir insanı olarak öncelikle seni ve sonrasında yaratıcı ekibi tanıyabilir miyiz?
1988 Mart, İstanbul Üsküdar istanbul doğumluyum. Annem öğretmen, babam öğretmenlikten terk işçi emeklisi. Şimdi ikisi de Bergama’dalar. Bağ, bahçe işleriyle uğraşıyorlar. Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunuyum. IKSV, garajistanbul, show-how, Pozitif gibi kurumlarda uzun yıllar çeşitli görevler aldım. Şimdilerde Berlin’de yaşıyorum. Anja ile birlikte Maya adında 14 aylık bir kızımız var. Festivali de katarsak iki bebekle uğraşıyoruz denebilir. Yaratıcı ekibe gelince… İstanbul, Bursa, Konya gibi çok farklı yerlerden çıkıp yolları bir şekilde İstanbul’da kesişmiş. Şimdi de hikâyeye çokça Berlin’de devam eden ve buradan da gelen katılımla oluşan kalabalık bir ekibiz aslında. Çok farklı disiplinlerden gelen insanlardan oluşan kolektif ruhlar üretmeye çalışan bir ekip olduk.

Tiyatro etkinliklerinin büyükşehirlere özellikle de İstanbul’a sıkıştığını düşünürsek Bergama’da bir festival fikri nasıl ortaya çıktı?
Bu aslında sadece İstanbul’a özgü bir durum değil. Dünyanın birçok büyük şehri özellikle sahne sanatları alanında üretimin merkezi konumunda. Ancak kimi ülkelerde bu durum özellikle festivalin yapıldığı şehrin fiziksel ve tarihi koşullarıyla bağlantılı olarak değişebiliyor, Yunanistan’da Epidarus Festivali ya da Fransa’nın meşhur Avignon kentinde olduğu gibi. Bergama Tiyatro Festivali fikri çok kişisel bir deneyim üzerinden ortaya çıksa da (anne tarafından Bergamalı olmam ve Berlin’de yaşamam) Bergama’nın sahip olduğu kültür mirası, geçmişi ve konumu bu tür bir hikâyeye ev sahipliği yapmasını mümkün kılıyor.  

Festivalin içeriğini ve programını nasıl belirlediniz? Yerli ve yabancı ekipler, etkinlikler… Neler bekliyor bizi?
Bergama’da bir tiyatro festivali fikrini doğuran temel sebep, Bergama ve Berlin arasındaki tarihi ve kısmen sorunlu ilişki. Bu ilişki de bizim ilk ve ana bölümümüzü oluşturuyor. Bergama – Berlin Bölümü; nasıl ki 1960’larda Türkiye’den binlerce insan ’misafir işçi’ olarak Almanya’ya gitti, bence Pergamon Museum’daki ‘eser’ler de birer misafir işçi olarak görülebilir. Her sabah müze açılıyor ve o Anadolu çocukları evlerinden binlerce kilometre ötede ziyaretçilerini karşılıyorlar.

Berlin’de özellikle tiyatro ve sinema alanında göç ve göç sonrası (migrant ve post-migrant) diye adlandırılan kuşakların üretimleri oldukça önemli ve tüm sanatsal üretimi etkiliyor. Biz de ilk senesinde iki şehir arasındaki ilişkiyi ön plana çıkarırken bu üretimler ve hikâyelerden belli başlı örnekleri seçmeye çalıştık. Örneğin, Tuğsal Moğul önemli bir yönetmen ve işleri sadece Berlin’de değil Almanya’nın genelinde de ilgiyle takip ediliyor. Aynı zamanda NSU monologları, Almanya’da yaşayan göçmenlerin özellikle Türkiyeli olanların, Türkiye’de pek duyulmamış hikâyelerini, neo-nazi bir örgütün yaşattığı acıları, yaşanmış hikâyeleri ve dava sürecindeki çarpıklıkları konu alan belgesel tiyatro türünde bir örnek. “Avrupa’nın göbeğinde bu kadar da olur mu?” dedirtiyor ama işte oluyormuş.  Diğer yandan artık yeni dalga olarak da adlandırılan benim de içinde olduğum son göç dalgasının parçası olanların üretimlerinden de örnekler var programda.

Diğer bölüm ise Asklepion. Bu bölümde mümkün olduğunca eski metinlerin çağdaş uyarlamalarını antik bir sahnede deneyimleme imkânı yaratmaya çalıştık. Aynı zamanda yine antik kalıntılarda bu alana özgü üretimlerle bu tür bir mekâna yeni anlamlar yeni anılar da katmaya çalışıyoruz. Bir taraftan Copenhagen Comedy School, çocuklar için antik sahneye özel bir performans çalışıyor ve biz özellikle Bergamalı çocukların bu alanda farklı anılarının olmasını umuyoruz. Diğer yandan Theodoros Terzopoulos yönetimindeki Attis Tiyatrosu Ajax, The Madness oyunu ile Türkiye prömiyerini burada gerçekleştirirken, antik bir sahnede antik bir hikâyeyi izlemiş oluyoruz. Keza Bergama Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun Zincire Vurulmuş Antigone’si de yine antik bir sahne ile seyircilerini karşılıyor olacak. Aynı şekilde DasDas ekibinin Joseph K.’sı gibi.

Festivalin ayaklarını koyduğu son iki bölümü de ”Müdahale” ve ”Birlikte Yapalım” olarak adlandırdık. ”Müdahale” bölümü mümkün olduğunca kamusal alanda, gündelik mekânlarda gerçekleşecek performanslardan oluşuyor. Mekân Artı, Bam, BGST gibi ekipler için farklı ve yeni bir deneyim olacağına eminim. Bu bölüm için ilham noktamız zamanında Hüseyin Katırcıoğlu tarafından gerçekleştirilen Assos Festivali. Bu sene için henüz bu deneyimin bir hayli uzağında olsak da önümüzdeki yıllarda bu birikimi Bergama’da yaşatmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Son bölümümüz ise ”Birlikte Yapalım”. Özellikle büyükşehir dışında gerçekleşen bu tür etkinliklerin bence ufak bir riski var. O da dışarıdan gelenlerin, özellikle sanatçıların yerelle sağlıklı bir ilişki kuramaması. Biz bu bölümde özellikle Bergama’nın el sanatları ve zanaatına dair üretimlerin atölye çalışmaları ile tiyatro ve sektöre dair atölye çalışmalarını harmanlamaya çalıştık. Umudumuz, akşam dans edecek sanatçının sabah Bergamalı bir üreticinin halı-kilim atölyesine katılmasını sağlamak. Eminim o yerel üretici eğer o dansçıyı sabah kendi atölyesinde görürse akşam o performansı farklı gözlerle izleyecek. Toplamda 7 atölye çalışması gerçekleşecek. Bunların 4’ü kültür sanat alanına ve tiyatro dalına dair: ”Beliz Güçbilmez: Yaratıcı Yazarlık”, ”Mihran Tomasyan: Çağdaş Dans”, ”Theodoros Terzopoulos: Oyunculuk” ve ”Simge Gücük: Proje Yönetimi” ve bunların dışında, ”Parşomen, Halı – Klim, Sepet Örme ve Zeytin – Sabun” atölyeleri de Bergamalılar tarafından verilecek Bergama’ya dair atölyeler olacak. (Bunları da ilk kez buradan açıklıyoruz! Şok şok şok…) Unutmadan bir de her sabah tarihin ilk fizyoterapi merkezlerinden birisi olan Asklepion’da yoga seansları olacak.

Genel olarak mekânlardan bahsettiniz yukarıda ama önemli tarihi mekânları ve hatta mimari ödüller almış taptaze çağdaş kültür merkezi ile Bergama mekânsal anlamda da bir çekim merkezi. Festivalde bu mekânların ne kadarına dokunabileceğiz?
Farkında olmadan bir açık hava tiyatro festivali kurgulamışız. Mekânların ikisi hariç hepsi açık havada. Olası bir yağmur durumu için her sabah Zeus Altarı’na gidip gerekli dilekleri iletiyorum. Atölyeler hariç festival oyunlarının sahne alacağı 6 mekândan sadece 2’si tiyatro için yapılmış. Biri 2016 yılında açılmış, mimarı Emre Arolat olan Bergama Kültür Merkezi (BerKM). Diğeri de binlerce yıl önce açılmış (mimarını bilmiyorum ama) psikoterapi ve fizyoterapinin merkezlerinden, eczacılığın da doğduğu yer olarak da bilinen Bergama Asklepion’u ve bu antik sağlık kompleksinin antik sahnesi. Bu iki mekân dışında Bergama’nın diğer tarihi ve gündelik mekânları, kamusal alanları festivalin mekânlarının tümünü oluşturuyor. Parklar, meydanlar, sokaklar… Temelde 4 güne yayılmış ve Bergama’nın tümünü kendine sahne etmiş bir kent festivali gerçekleşecek.

Peki ya yerel halk… Ne kadar dahil oldular bu projeye?
Dedem Bergama’da Poğaçacı Emin olarak bilinir. Kendi yaptığı poğaçaları seyyar olarak satarmış. Bergama’nın eskileri dedemi hep güzel hatırlıyor. Dolayısıyla özellikle şehrin eski esnaflarına ne yaptığımızı ve ne yapmak istediğimizi anlatırken, ‘dışarıdan’ gelen biri de olsam dedem güzel bir miras bırakmış bana. Hep yardımcı olmak istiyorlar. Esnaftan destek tam. Festival afişini bir manavın camında ya da bir elektrikçi camında görmeniz mümkün. Bence bu çok önemli. Bergamalı iki önemli tiyatro grubu da yine festival programında. Bergama Belediyesi Şehir Tiyatrosu ve gönüllülerden oluşan BERKSAV (Bergama Kültür Sanat Vakfı) tiyatro grubu. Bunların dışında yerel üretimin emekçilerinin de atölye çalışmalarıyla sınırlı da olsa Bergamalıların hem katılımcı hem de seyirci olacakları bir zemin oluştu.

Genel olarak bir merak var açıkçası. Özellikle gençlerde. Bu noktada şunu da eklemek lazım, Türkiye’nin en eski festivali burada başlamış: Kermes. 1937’de başlamış ve aralıksız devam etmiş. Hâlâ ediyor ancak yerelin dışına pek çıkamamış. Dolayısıyla Bergamalılar aslında etkinliklere oldukça alışık ama onlar da bu festivalle biraz daha farklı bir şeylerin olacağının farkında. Merak da buradan geliyor sanırım. Dediğim gibi çokça da merak var. Kimse bilmiyor nasıl bir şey olacağını ama özellikle yerel yönetim, bu tür bir uluslararası etkinliğin şehre katabileceği dinamizm ve potansiyelin farkında. Bakalım hep birlikte festivalin bitiş tarihi olan 14 Mayıs’ta neler ortaya çıktığını göreceğiz.

Festivalin bu sene ilk defa izleyeceğimiz hali hayalinizin ne kadarını karşılıyor? Keşke ‘Şunlar da olsaydı’ ya da ‘Seneye mutlaka olacak’, dediğiniz bir şeyler var mı?
Aslında birçok açıdan festival hayal ettiğimin ötesine geçmiş oldu. Yerel yönetimin desteği ve oluşan ekip gerçekten güzel bir uyum yakaladı ve herkes kendinden bir şeyler katarak zenginleştirdi. ”Keşke” dediklerim elbette var. Özellikle festivalin yaratım sürecine daha fazla Bergamalı gencin dahil olmasını umuyordum ancak festivalin ilk senesindeki yaratım süreci az zamanda hızla hareket etmenize sebep oluyor. Önümüzdeki yıllarda bunu geliştireceğimize inanıyorum. Bunun dışında gelecek dönemde mümkünse daha çok kamusal alan üretiminin olması gerektiğini düşünüyorum ve bu üretimlerin de mümkünse hem dışarıdan gelenlerin hem de Bergamalıların katılımıyla ortak projeler yaratarak olması bence önemli. İlerleyen dönemde festivalin tanıtım odağını yurt dışına daha fazla taşıyacağız. Bunun için aldığımız desteklerin de artması çok önemli. Bunun da gerçekleşeceğini düşünüyorum.

*10-13 Mayıs tarihlerinde izleyiciyle buluşacak Uluslararası Bergama Tiyatro Festivali hakkında detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Benzer yazılar