15 kısa film, 17 yönetmen: Gökalp Gönen yanıtlıyor

Bant Mag. No:75 için kısa metraj çalışmalarıyla son bir sene içinde ses getirmiş kimi sinemacılara ulaştık, yanıt aldığımız 17’sine kısa film denen formata dair düşünüp konuşmak istediklerimizi bir bir sorduk: Son filmlerinin üretim süreci nasıl gelişti? Ne gibi tecrübeler edindiler? Onları harekete geçiren, hikâyelerini anlatmaya iten motivasyonlar neler? Kısa filmin Türkiye sinemasındaki konumunu nasıl yorumluyorlar? Festivaller ve ödül sistemi hakkında ne düşünüyorlar? Kısa film çekmek isteyip de fikir aşamasında kalanlara ne tavsiye ediyorlar? Kısa filmin geleceğiyle ilgili ne gibi öngörüleri var?

Lâl

Yönetmen: Gökalp Gönen

Hiçlikten gelen bir kelime ile doğan yaratık, hayatta kalmak için kendisinden olan birini yemek zorundadır. Yaratığın söylemeyi başardığı bu kelime ona dostlar, düşmanlar ve yeni avlar getirse de dengeyi kurmak zordur. Büyük kavga kaçınılmazdır ve başa dönmek uzun zaman alacaktır. Gökalp Gönen’in animasyon alanındaki üretimleri arasında Altın Vuruş ve Avarya da var.

Gökalp Gönen yanıtlıyor

“Kısa film ayrı bir medyum gibi görülüyor. Hatta animasyonun film sayılmadığını düşünenlere bile rastlıyorum. O yüzden kısa animasyon kimilerine göre festivallerde eğreti duruyor. Çok garip…”

Lâl, hiçbir zaman çıkmayı başaramamış bir karikatür dergisine çizilmiş bir çizgi öyküydü. Dergi çıkamadı ama öykü aklımın bir köşesinde kaldı, 2010 yılında CGI tekniğine iyice hâkim olduğumu hissettiğim bir dönemde ilk birkaç sahnesini üretip, aslında o kadar da hâkim olmadığımı fark ederek geri bıraktım. Yaklaşık 9 yıl D/Kişisel/Arşiv klasöründe bekleyen bir filmdi Lâl. Biraz bütçe ve kıymetli animatörüm Ferit Yücel sayesinde hayata geçebildi.”

“Beni harekete geçiren motivasyon, paralel evrenlere açılan yeni bir kapının varlığı. Sanki evrende maddeler, patlamalar, kaynaşmalar ve yanmalar başka şekillerde olsaydı ve evren başka bir şekilde otursaydı, o oturduğu yeni dünyayı bir nevi ziyaret. Ama bu vesileyle kendimize de dönüp bakabilme fırsatı. Hatta tamamen yeni olan yaratıklar üzerinden sorulan bu soruları daha dürüst cevaplayacağımıza olan inancım.”

Lâl’e başladığımda, Avarya henüz bitmişti. Makineler hâlâ sıcaktı, o yüzden çok zorlandık diyemem. Belki filmi 2010’da yazarken bir sürü sancı çekmişimdir ancak onları hatırlamıyorum. Öte yandan üretim sancılarını unutarak deneyimlediğim bir üretim süreci oldu, bir daha bu kadar rahat üretim yapabileceğimi sanmıyorum. Belki de güzel yöntemdir bu. Yani turşu kurmak gibi, keyfini sonraya ertelemek.”

“Kısanın atmosfer iddiası, uzuna göre daha zayıf. Bir şey verme hevesinde daha çok. Yaşamdan bir şeyi alıntılama ya da bir hipotez ortaya atmak gibi. Böyle bir şey arzuladığınızda kısa film oldukça keyifli oluyor tüketirken. Yani şehirlerarası, haftalar boyu sürecek bir yolculukta görülecek bir sürü yeni şey yerine; 30 yıldır oturduğunuz apartmanın asansör boşluğunu tamirciler geldiğinde ilk defa görmek gibi. İlk defa görülen apartman boşluğuna dair bir uzun olamaz mı? Olur elbette ama görenin içinde haftalar sürecek bir yolculuğa yol olması lazım gibi geliyor bana. Yine de formüle etmek çok zor. Genel hislerim bu şekilde.”

“Türkiye’de bir işi çok iyi yapan çok az insan var. Onlar da az oldukları için yoğun, meşgul ya da becerilerine yanıt vermeyen projelerde çalışmaktan yorgun düşmüş durumdalar. Ben belki de bu yüzden yalnız başıma çalışmaya alıştım.”

“Kısa film ayrı bir medyum gibi görülüyor. Hatta animasyonun film sayılmadığını düşünenlere bile rastlıyorum. O yüzden kısa animasyon kimilerine göre festivallerde eğreti duruyor. Çok garip… Ama benim filmlerime gösterilen ilgiden memnunum. Animasyonu seviyoruz genel olarak. Bazen online mecralarda yorumları okurken; ‘Aa Türkiye’de bunlar yapılabiliyor muymuş ya?’ gibi şeyler görünce seviniyorum. Artık Türkiye’de olmak diye bir şey yok. Tüm dünyanın kütüphanesi senkronize, aynı, güncel artık. En azından bir animatör için. O yüzden evet, en azından teknik kısmını kesin yaparsın. E evet ülkemiz her şeyi konuşabildiğimiz ve çözüme ulaştırdığımız bir ülke değil. Fazlasıyla politik. Ama yapabilirsin işte, engellerin var hâlâ ama tahmin ettiğin kadar büyük değil. Hatta ülkenin aksaklıkları ve çarpıntılı hâli bir avantaja bile dönüşebilir. Öyle bakmak zorunda hissediyorum kendimi.”

“Dünyada bütün branşlarda sanırım, ödül kavramının içi artık boşalıyor. Ya da ödülün kıymetini anlamak belli bir kültür gerektiriyor. Eskiden daha basit mekanikleri vardı bunun. Festivaller azdı, aldığın ödül zaten önemliydi gibi. Yani öyle olduğunu varsayıyorum, ben o dönemi yaşamadım. O yüzden ödül, festival hedeflemek bir sinemacı için sağlıklı değil. Peşinde koşulması gereken festivaller hâlâ var ama onların sayısı da 50’yi geçmez. Hatta belki 10. ‘Şu kadar ödülüm var, şu kadar yere kabul edildim’ sözünün içi çok dolu değil dolayısıyla. Bu sözü ben de kullanıyorum zaman zaman. En son bazı işlerimi NFT olarak satışa çıkardığım bir platformda bu rakamları abartarak yazmıştım çünkü benim için tamamen yeni bir mecraydı ve oradaki kitleyi etkilemem gerekiyordu satış yapabilmem için. Ama kendi arkadaş çevremde ya da sinemacıların yoğun olduğu bir ortamda, böyle cümleler kurmaya utanırım. Onlarda da bir karşılığı olmadığını bilirim çünkü.”

“Ben filmlerimi güzel dağıttığımı düşünüyorum. Ancak çok güzel olduğunu bildiğim ve asla insanlara yeterince ulaşamayan çok fazla film var. Çözüm tam olarak ne bilmiyorum. Ücretli platformların çoğunun sunduğu teklifler gerçekten komik. Onlar bir seçenek değil bu şartlar altında. Güzel derlenmiş 1-2 saatlik seçkiler belki ama izleyicinin de çok fazla seçeneği olduğu için bunu ne kadar arzular, emin olamıyorum.”

“Kısa filmleri uzun metraja giden bir eşik olarak değerlendirmek, biraz da çaresizlikten kaynaklanıyor. Kısa yapmaya devam ettiğiniz sürece hiçbir geliriniz olmayacak. Bu çok net. Ama uzun (o da belki) belli bir karşılık bulabiliyor gibi. Öte yandan uzun yapmayı hedefleyen bir yönetmen için kısa çok güzel bir çalışma sahası. Üstelik bir tür referans. Uzuna bütçe ararken bir güvence. Peki sadece kısacı olarak kalınabilir mi ? Elbette. Ben uzun süre uzun metraj yapmayı hiç düşünmedim (düşünme hakkımı saklı tutuyorum). Şimdilik ticari işlerle yaşamımı finanse edip, boşluklarında kısa filmler yapıyorum. Ama keşke kısa filmlerimin bu finansmana gücü olsa ve ticari işlerden kurtulabilsem.”

“Para kazandıran her şey sektöre dönüşür. Yatırımcısı gelir, ekibi gelir. Oluşur kendiliğinden yani. Ama kısa filmci para kazanmıyor. Dünyada da böyle bence. Elbette her sene birkaç film bu eşiği kırıyordur ancak bu hakkı sadece bir kaç yönetmene vererek idare edemeyiz. Bunun çoğunluk için sürdürülebilir olması lazım ki sektör oluşsun. Bu kadar içerik bolluğu ile bu mümkün olabilir mi? Pek sanmıyorum.”

“E peki kısa filmin geleceği yok mu? Yani, kısa filmcilerin sayısı artacak. Üretim metotlarının kolaylaşması ile çok daha fazla yalnız sinemacı göreceğiz. Tek başına her şeyi çözmüş. Çok da güzel olmuş. O da zaten para kazanma kaygısında olmayacak o filmle. Kendini ispatlamanın ya da sadece aklındakini hayata geçirmenin arzusu ile yapacak bunu. Sonra ya başka bir alana yönelecek, ya da uzun yapacak. Birkaç model daha var buna çözüm olacak. Felix Colgrave örneğin; Youtube’a kısa filmlerini koyuyor, milyonlarca izleniyor ama buna rağmen yeterince bir gelir sağlayamıyordu. Patreon kanalı ile sanırım artık kendini finanse edebiliyor. Ama adam müthiş yetenekli, filmleri olağanüstü. Bizim olağanlara bir çözüm bulmamız lazım. Sektörler onlarla kurulur. Ama dünya artık öyle bir yer değil. Yorgun ve tükenmiş bir hâlde, bir sonraki filmi bitirebilirsek şükrediyoruz.”

“Fikir aşamasındaki birçok şey, uygulamaya koyulunca çalışmaz. Kafamızda boşluklarla kurarız, o boşlukları sahada doldurmaya çalışırız ancak boşluklar için düşündüğümüz parçalar çok büyük ya da küçük kalabilir. O yüzden denemek gerekiyor bol bol. Küçük kurgular, ses kayıtları. Renkleri bir araya getirmek. Oturup biraz çizmek, sokağa çıkıp fotoğraf çekmek, bir akşam oturup öykü yazmak. Ertesi gün bir enstrüman çalmaya çalışmak. En önemlisi de, bir şeylerin olmasını beklemeden filmi yapmaya başlamak. Yani bunu söylemek çok kolay ve başlamak bir o kadar zor ama ertelemek de hepsinden kolay ve hiçbir işe yaramıyor.”

“‘Bu dijital çağın şahsi hatıra defterleri’: 15 kısa film, 17 yönetmen” dosyasının tamamını okumak için buradan Bant Mag. No:75’e ulaşabilirsiniz.


Yükleniyor...