2025 ilk yarı raporu: Parti gibi albümler
Yazı. Cem Kayıran, Öykü Naz Gümüş, Şevval Öztemur, Zeynep Naz Günsal,
Yılın ilk yarısında yayımlanmış, kendi içinde birer parti gibi 15 albüm. R&B, synth-pop, drill, hip hop, sıkı groove’lar, kıvrak ritimler ve dahası. Sıralama alfabetik.
Her albümden iki parçanın yer aldığı yaklaşık iki saatlik çalma listemiz eşliğinde dalınız.

Ammar 808 – Club Tounsi
(Glitterbeat Records)
Ammar 808, gerçek adıyla Sofyann Ben Youssef, Tunuslu bir prodüktör. Geleneksel Kuzey Afrika müziği ile çağdaş elektronik altyapıları bir araya getiren yaklaşımıyla tanınan Ammar 808’in yeni albümü, prodüktörün politik kaygılarını çarpıcı beatler ve analog synthlerle harmanladığı bir manifesto niteliğinde. Albüm, 808 drum machine’in mekanik dokusuyla Mağrip melodilerinin tınılarını ustalıkla sentezliyor. Hem dans pistine hem de sosyo-politik tartışmalara davet etmesiyle bu koleksiyonu oluşturan parçalar yalnızca müzikal değil; kültürel bir direniş biçimi olarak da okunabilir. Youssef’in prodüksiyonu; endüstriyel techno, shaabi ve trap katmanları arasında geçişlerle ilerliyor. Club Tounsi, sadece Tunus’un değil; bütün bir post-kolonyal coğrafyanın elektronik hafızasını kodluyor.

Bb Trickz – 80’z
(Sony)
İspanyol rapçi Bb Trickz’in tamamı 11 dakikadan biraz uzun süren bu albümü bir TikTok jenerasyonu ürünü olarak paketlenmeye müsait. Son sürat kafiyelerinin genellikle o kadar da acelesi olmayan altyapılar üzerine şakıdığı 80’z, drill ve R&B sularında dolanıyor. Eğlenip tebessüm etmek için söylediklerini anlama ihtiyacı duymayacağınız bir portal yarattığını söylemek mümkün. Sample avcıları için de cezbedici detaylar barındırıyor üstelik.

clipping. – Dead Channel Sky
(Sub Pop)
Jonathan Snipes – William Hutson – Daveed Diggs üçlüsünün yeni uzunçaları, her nasılsa aynı anda ekibin hem en ürkütücü hem de en enerji dolu işi olmayı başarıyor. Wriggle (2016) kısalarından beri en “banger” ve dans odaklı işleri. Belli ki onlar da özlemiş bu havaları. Matrix / Zion enerjisi zaten katmer katmer olan, ama adını William Gibson’ın Neuromancer romanının açılış cümlesinden alan Dead Channel Sky, yolculuğa tam gaz başlayıp ayağını pedaldan hiç kaldırmıyor. İronik, soyut ya da sanatsal hiçbir yanı olmadan drum&bass ve techno sularına bodoslama dalınmış. Statik ve frekans efektlerinin yarattıkları yoğun distopyayı en ince detayına kadar betimledikleri koleksiyonda baştan beri hep hikâye odaklı bir tavırla ilerlemişler. Diggs’in flow’u nöbet tetikleyecek hız ve dolulukta, üslubu ise her zamankinden daha kışkırtıcı. Grubun şimdiye kadarki miti nezdinde zaten bir anti kahraman iken, Dead Channel Sky’da yozlaşmış bir medeniyetin gölgelerdeki lideri gibi geliyor hepten. Ona eşlik eden konuklarsa sırasıyla Bitpanic, Nels Cline, Tia Nomore, Cartel Madras ve Aesop Rock.

DARKSIDE – Nothing
(Matador Records / GRGDN Müzik)
Dave Harrington ve Nicolás Jaar ikilisinin dört yıllık sessizliğini bozan üçüncü Darkside albümü Nothing, ismine inat yoğun bir enerjiye sahip. Albüm, şimdiye kadarki en doğaçlama hissiyatlı Darkside kaydı olabilir. Özellikle jam ruhunu ivmelendiren Tlacael Esparza’nın katılımıyla ritimler çok daha dağınık ve özgür dokunuşlar barındırıyor. Akışta bazı tanıdık sesler duyulsa da Psychic’in sisli atmosferini bekleyenler için Nothing başta daha funky hissettirebilir. Eski Darkside işlerine kıyasla kusursuzluğu daha az dert edinen albüm, grubun yıllardır üzerine inşa ettiği sesi burada iyice rahatına bırakmış gibi… Şimdilik kulaklıklarda, yaz gelince açık havada döndürmelik.

Gelli Haha – Switcheroo
(Innovative Leisure)
Deneysel pop müzisyeni Gelli Haha’nın 10 şarkılık albümü Switcheroo; neon ışıklarını, kırmızının tutkusunu, müzisyenin ayrıksı hayal gücünü harmanlayıp önümüze ironiyle karışık bir dans müziği getiriyor. Açılış şarkısı “Funny Music” birden “BONK!” ile kapanıyor ve tüm güzellik orda başlıyor. Özgür akışında fütüristik synthlerin peşine takılıp nereye vardığımızı umursamadığımız gibi vızıltılı elektronik sesleriyle daha da eğlenceli hâle geliyor bu oyun. Katmanlı bir pop-art estetiği yaratmış Gelli Haha.

Grup Ses & Gökalp K – Grup Ses / Gökalp K
(Souk Records)
Grup Ses ve Gökalp K’nın 2022’den bu yana hazırlıklarını sürdürdüğü ortak albümleri nihayet yeryüzüne inişini gerçekleştirdi. Albüm boyunca takip ederken kan ter içinde bırakan kurguları ve beklenmedik geçişlerle, hip hop’tan krautrock’a kadar geniş bir skalada dolanıyor ikili. Zamanın aşındırdığı seslerin yeni bağlamlarda yeniden hayat bulduğu bir deneyim sunan albümde melodik hatlar ve ritmik yapılar sabit bir zemine oturmaktan kaçınıyor. İkiliye çeşitli prodüktör ve MC konuklarının da eşlik ettiği koleksiyon, kulüp müziğine dair alışılagelmiş sınırları tam anlamıyla yok ederek zamansız bir groove paleti yaratıyor.

Introspekt – Moving The Center
(Tempa)
Los Angeles’ın uçsuz bucaksız bas müziği sahnesinin en özgün figürlerinden biri olan Introspekt, ilk albümünde kendi temposunu yaratırken, dans müziğinin kodlarını yeniden müzakere ediyor. Kendi sözleriyle “dubstep’in yaygın olarak erkek egemen bir duyarlılık olarak görülmesine bir çomak sokma” girişimi olan Moving The Center, dağınık ama kontrollü prodüksiyonlarında fiziksel hissiyatı öne çıkarıyor. UK bass referanslarını garage ve ballroom estetileriyle kesiştirdiği bu sapasağlam ilk albümle bir dans albümü motivasyonundan ziyade duyumu, dokuyu, alıkoyulmayı kucaklıyor.

Jorg Kuning – Elvers Pass
(Wisdom Teeth)
Minimal-house sahnesinin alışıldık döngüsünü kırarak yer yer tuhaflıkla yankılanan, organik bir ifade repertuarı kurgulamış Jong Kuning. Kulaklarınızı gıdıklayarak dans etmenizi ister gibi hâli var. Galler’de yaşayan prodüktör, Evers Pass adlı altı parçalık albümünde maceraperest clubberlara bir reçete yazıyor. Kompozisyonları bir yandan damarlarınızı titretecek baslarla dolup taşarken, yüzeyde benimsediği oyuncu yaklaşımla sürprizi bol bir akış vadediyor. “Squidward’s Viola”daki dramatik yaylılar gibi ters köşelere çarpmaya hazır olun.

Leikeli47 – Lei Keli ft. 47 / For Promotional Use Only
(Acrylic)
2018’den bu yana albümlerini yayımladığı RCA Records bünyesinden çıkışını, kariyeri boyunca yüzünü örttüğü balaklava ya da bandanaları da bir kenara bırakarak taçlandırıyor Leikeli47. Adını ikinci stüdyo albümünden alan kendi etiketiyle tam bağımsız olarak yayımladığı yeni albümünde New Yorklu rapçinin hem mikrofon başında hem prodüksiyon anlamında da tüm sınırları ortadan kaldırdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Dile dolanacak kafiyelerini salvolar hâlinde savururken keskin ve kendinden emin ifadesiyle yine cazibesine karşı koymayı mümkünsüz kılıyor. Az sonra suratınıza neyin çarpacağını bilmediğiniz ama her ne çarpacaksa sizi yerle bir etmesine peşinen razı olduğunuz bir labirent gibi. “problems”ın salaş ritimlernden “starlight”ın beton gibi synth bloklarına toslamak, bugünlerde kendinize yapacağınız en büyük kıyaklardan biri olabilir.

Maribou State – Hallucinating Love
(Ninja Tune / GRGDN Müzik)
Chris Davids ve Liam Ivory ikilisi, yedi yıl aradan sonra iyileştirici yeni albümleriyle geri döndü. Tazecik, ışıl ışıl, çiçekli hâlde. Pandemi, anksiyete, kronik uykusuzluk ve Chris’in chiari malformasyonu (beyincik sarkması) teşhisi konulduğu dönemle birlikte kaygı dolu hislerin içinde pişen koleksiyonun arzusu iyi hissetmek. Yazı çağrıştıran hafif synthlerin, rol çalmayan davulların, ipeksi vokallerin funk sesler içerisinde yeşillendiği Hallucinating Love, umudu çağırabilmeyi başarmış.

Marie Davidson – City of Clowns
(DEEWEE & Because Music)
Marie Davidson, City of Clowns ile şehrin soğuk betonlarına kazınmış bir ses günlüğü sunuyor. Endüstriyel vuruşlar, büyülü synth katmanları ve spoken-word pasajlarla örülü bu albüm, modern hayatın tekinsiz ritmine karşı hem bir başkaldırı hem de onunla zorunlu bir dans. Davidson’ın vokalleri, bir anlatıcı ve bir gözlemci arasında gidip gelirken, şarkılar boyunca mekanik ritimlerle insan dokunuşu arasındaki gerilimi hissettiriyor. 10 şarkılık albüm, bir anlamda Marie Davidson için dans pistlerine dönüşü simgeliyor. Tabii ki punk’ın ham enerjisini de içinde taşıyarak.

Obongjayar – Paradise Now
(September Recordings Ltd.)
Steven Umoh’nun ikinci uzunçaları türler arası sınırların yine havaya karıştığı, Afrobeat’ten dancehall’a, ambient’tan pop sularına uzanan çok katmanlı bir ses güncesi. Paradise Now, çoğunlukla bir aşk albümü gibi. Fakat tam “OK, romantik gidiyoruz o zaman.” derken tempoyu öyle bir artırıyor ki… OB’nin işinde motifleri arasında sert, düşünce akışı kılıklı geçişler yapıyoruz hep. Sadece bas çizgilerine adanmış anlar da var, yaylı patlamalarıyla kendini yükselten geçişler de. Bir andan diğerine geçerken yön kaybetmiyor; aksine o geçişin kendisi hâline geliyor. Sınır yok ama yön var. Kwes Darko, Yeti Beats ve Beach Noise’un ortak prodüktör kadrosunda yer aldığı iş etraflı ve olgun olduğu kadar gerektiğinde dans pistini sahiplenecek kadar da dinamik. Londra ve LA arasında üretilmiş albüm, bu çift kıtalılığına paralel kozmopolitlikte bir iç dünyaya sahip. Öz keşif, sabaha bağlanan geceler, arzu, aşk… Paradise Now, şimdilik bu yılın en “yaz”lık işlerinden olabilir.

Sextile – yes, please.
(Sacred Bones)
Geçtiğimiz günlerde nihayet ilk İstanbul konserini veren Sextile’ın son numarası yine ele avuca sığmayan bir enerji fırtınası yaşatıyor. Ama son düzlüğe girene kadar. Kapanışı yapan iki parça “Hospital” ve “Soggy Newports”, Melissa Scaduto’nın kişisel ve tesirli deneyimlerinden yola çıkarak yazılmış, nispeten dramatik Sextile parçaları. Savages solisti Jehnny Beth ile kaydedilen “Push Ups” da albümün en akılda kalıcı parçalarından biri.

Steffi x Virginia – Patterns of Vibration
(Dekmantel)
Patterns of Vibration klişelerden uzak, organik bir enerjiyle yazılmış bir kulüp manifestosu. Uzun soluklu sekiz parçadan oluşan kayıt, hem Berlin‑Detroit‑Hollanda house çizgisini sadelikle harmanlıyor hem de hiç yapay hissettirmeyen çiğ enerjisini korumayı başarıyor. 90’lardan bu yana elektronik müziği şekillendiren figürlerden biri olan Steffi’nin 50. yaş kutlamalarının ateşlediği bir aradalık ve özgürlük hislerini merkezine yerleştiren koleksiyon, ritüelistik bir dansa davet niteliği taşıyor. Partinizi iyice hareketlendirmek istediğiniz anlarda başvurabilirsiniz.

Yaya Bey – do it afraid
(drink sum wtr)
Hayatın şakasına neşesine, keyfine sevgisine varmayı ilham veren biçimlerde empoze etmeye baş koyarak listemize giren Brooklynli MC ve ayrıksı R&B kişiliği, yeni albümünde farklı on yıllardan soul, funk ve rap türlerinden, ayrıca ailesinin köklerinden nemalanarak Karayip’e mensup tınılar da kullanıyor. Kariyerinde ve geçen yılın Ten Fold’unda özellikle insanları, travmayı ve yoğun geçmişini masaya sermişken BADBADNOTGOOD, Butcher Brown, Exaktly gibi isimlerin de katkıda bulunduğu do it afraid’de endüstrinin hayatı gıyabında ona yakıştırdığı “acı çeken Siyah kadın” tanımını üzerinden silkeleyip atmayı hedeflemiş. Acıyla neşenin daima el ele gittiğini, güzel şeylere tutunup bırakmamanın önemini vurgulayan Yaya -yahut Hidaiyah- Bey, yeni albümünde hem politik hem kişisel düzlemde cesur, şen ve çok boyutlu bir ifade alanı sunuyor.