50 ALBÜM: Haziran 2026 Best Of
Yazılar: Cem Kayıran, Elif Öz, Kaan Akay, Melis Tire, Pelin Yılmaz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
“Ne dinlesek?” diye soranlara, haziran ayından yerli – yabancı karışık 50 albüm. Sıralama kronolojik.

5 HAZİRAN: Vince Staples – Cry Baby
(Section Eight Arthouse / Loma Vista)
Önceki uzunçaları Dark Times’da (2024) kendisinden hiç duymadığımız kırılganlıkla kişisel geçmişine dair işlediklerine bu sefer toplumsal bir mercekten yaklaşarak ırkçılık, emperyalizm, otorite ve polis şiddeti gibi olguları doğrudan topa tutuyor Vince Staples. SOPHIE’li Big Fish Theory’den (2017) beri yaptığı pekâlâ en yüksek sesli iş olabilecek Cry Baby süresince yüksek tempolu, özellikle bas gitar odaklı ve pratikte resmen bir rock albümü. Türe özgü başkaldırı ve öfke ile dizelerindeki analitik isyanla ve genel söz sakınmamacılığıyla hizalanan Staples tepki, tiye alma ve melankoli arasında gidip geldiği bir mizaçta. ABD’nin politik yozlaşması ve bu eksende ele aldıkları hâlen ne kadar güncelse, Staples’ın ifade ve üslubuna mahsus nihilizm de hâlâ bir o kadar geçerli. Z.N.G.

5 HAZİRAN: Lee “Scratch” Perry & Mouse on Mars – Spatial, No Problem.
(Domino)
2021’de, 85 yaşında aramızdan ayrılan dub ve reggae efsanesi Lee “Scratch” Perry’den hâlâ bir şeyler duymak çok güzel. Kariyerinde kolektif işlere her dem zaman ayırmış; Bill Laswell, Youth, The Orb, Mad Professor gibi isimlerle sağlam ortak albümler yayımlamış müzisyeni son projesinde, bu kez Alman elektronik müzik ustaları Mouse on Mars ile 2019’da Berlin’de Paraverse Studio’da üç günlük bir süreçte kaydettikleri şarkılarla anıyoruz. Ama albümden reggae / elektronik müzik karışımı bir tat beklemeyin. Güçlü üflemelilerin katkılarıyla caz havaları da taşıyan bir krautrock işi bu aslında. Mouse on Mars’ın stüdyo ustalığı, Perry’nin tecrübesiyle birleşince çok güçlü bir albüm çıkmış ortaya. Yılın şu âna kadarki en doyurucu kolektif işlerinden biri. Perry’nin de son çalışmasında bile hâlâ ne kadar yaratıcı bir kafaya sahip olduğuna şahit olmak büyük zevk. U.Ç.

5 HAZİRAN: Suzanne Ciani & Metropole Orkest – CIANI/ORKEST
(AKP Recordings)
Dürüst olmak gerekirse, “efsanevi elektronik müzik öncüsü + büyük orkestra” formülü kulağa biraz tehlikeli geliyor. Çünkü böyle projeler bazen müzikal bir fikirden çok kariyer kutlamasına dönüşebiliyor. CIANI/ORKEST‘ın güzel tarafı, buna hiç benzememesi. Suzanne Ciani bugün 80 yaşına yaklaşmış durumda ve elektronik müziğin yaşayan tarih kitaplarından biri sayılıyor. Hollandalı maceracı orkestra eşliğinde yapılan bu kayıtlarda da “usta sanatçı kariyerini gözden geçiriyor” hissinden ziyade yıllardır aynı soruyla uğraşan birinin yeni bir cevap arayışı belirginleşiyor. Orkestranın kompozisyonlara yerleştirdiği fikirler birbirinden rol çalmıyor. Bazı bölümlerde hâlâ seslerin ne yapabileceğini keşfetmeye çalışan genç bir besteci duyuyorsun. Ve albümü özel yapan şey de bu. C.K.

5 HAZİRAN: Fatoumata Diawara – Massa
(Nø Førmat!)
Malili müzisyen ve aktivist Fatoumata Diawara, yeni koleksiyonunda oldukça kişisel bir yerden gelip toplumsala değen meseleleri, Afropop ve folk tınılarıyla harmanladığı bir manzara çiziyor. Ataerkil gelenek içerisinde kadın olma deneyimlerini, kesişimsel şekilde ele alarak eleştiri çemberini adaletsizliklere doğru genişleten Diawara, sakin sayılabilecek vokal üslubuyla, rahatsız edici bu konuları, ilk olarak içe ve kendi köklerine dönüp bulduktan sonra sana, bana, bize ulaştırıyor. Ş.Ö.

5 HAZİRAN: Seahaven – Seahaven
(Pure Noise Records)
Altı yıllık aranın ardından yayımlanan Seahaven, grubun bugüne kadar yaptığı her şeyden izler taşıyan bir geri dönüş albümü. Halo of Hurt ‘ün deneysel yönlerinden bir miktar uzaklaşsa da Seahaven’ın yıllar içinde şekillendirdiği melankolik sesin en saf hâlini sunuyor. Gösterişe kaçmadan ilerleyen albüm, Seahaven’ın hâlâ en iyi yaptığı şeyi yapıyor; yani içten, duygusal ve köklerinden kopmayan bir emo anlatısı kuruyor. Grammy ödüllü prodüktör Will Yip’in dokunuşlarıyla şekillenen albüm, grubun önceki işlerine göre daha olgun, daha kendinden emin ve daha derli toplu. P.Y.

5 HAZİRAN: Osees – OFF COURSE
(DEATHGOD CORP)
Son bir yılda farklı iş birlikleri ve yeni projeler aracılığıyla peş peşe albüm ve EP’ler yayımlayan John Dwyer, her zamanki yoğun üretim temposunu sürdürdü. Esas grubunun tam 30. çalarında ise Dwyer ekiple bayadır yapmadıklarını söylediği bir şeyi döküyor uygulamaya: Birlikte aldıkları bir ton doğaçlama kaydı evine götürüp, aradan beğendiği desenleri seçip, bunları temize çekip Stu Stu Studio’ya götürüyor ve albüm kaydediliyor. Dwyer vokalleri serdikten sonra Face Stabber’dan (2019) beri ilk kez saflara geri dönen Brigid Dawson ve grubun vazgeçilmez Tom Dolas ise albümün rötuşlarını yapıyor. Kısalı uzunlu beş parçasıyla renkli ve oyunlu bir jamler bütünü olan OFF COURSE, grubun kelimenin tam anlamıyla “yolun dışına” çıkıp fabrika ayarlarına geri dönerek enerjiyi rahat, groove’uysa en sarmallı anlarında bile sımsıkı tuttuğu bir albüm. Z.N.G.

5 HAZİRAN: Bedouine – Neon Summer Skin
(Thirsty Tigers)
Aslında hiçbir şeyin ters gitmediği, gündelik hayatın kendi rutini içerisinde akıp geçtiği zamanlarda, yavaştan gün batarken dünya yavaşlar ve bir yerden salına salına hüzünler dolanır. Böyle duygusal derinliklere doğru aniden adım atarken bulursunuz kendinizi. Los Angeles merkezli, Suriye doğumlu müzisyen Bedouine’nin bir çeşit kişisel mektup olabilecek yeni koleksiyonu da bu duyguya bugünden uzaklaşarak, zarif folk sesleriyle bakıyor. Neon Summer Skin; çocukluk, göç, aile gibi konuları cömertçe aktarırken tüm enstrümanlar da ona düşünceli ve hafifçe eşlik ediyor. Siz de öyle. Ş.Ö.

5 HAZİRAN: Zoh Amba – Eyes Full
(Matador Records)
New York’ta saksafoncu olarak ünlenen Zoh Amba, çıkış albümünde Tennessee kökenlerine ve öğrendiği ilk enstrüman olan gitara geri dönüyor. Reddedilemez bir folk enerjisiyle hayat bulan koleksiyon, müzisyenin beste ve söz yazarlığındaki ustalığını gün yüzüne çıkarıyor. Amba’nın bir janrı üstesinden ustaca gelirken müziğinin kişiselliğini ve haylazlığını da elden bırakmıyor. Eyes Full tematik olarak görme ve görülme konularına eğiliyor. Şarkılar, özellikle işçi sınıfı gibi marjinalize edilmiş ve dolayısıyla büyük kitleler tarafından görülmeyen veya göz ardı edilen bir kesimi merceğe alıyor. Zoh Amba, bu albümle birilerini görme ve kafamızı çevirmeme, bir yabancıyla karşılaşıp gözlerimizi kaçırmamaya davet ediyor bizi. E.Ö.

5 HAZİRAN: Palmiyeler – VI
(Ortaçağ)
Palmiyeler’in yeni albümü, yine bir sıcak hava dalgasıyla birlikte geldi. Grubun altıncı albümü VI, Mertcan Mertbilek’in söz yazımı ile basit duyguların içindeki anlamı ve ağırlaşan duyguların ne kadar anlamsız olabileceğini dinleyicinin içinde yeniden yoklayan bir yapıya sahip. 36 dakikaya yayılan 10 şarkı boyunca albüm, Palmiyeler’in alışıldık salaş estetiğini bu kez daha rafine bir yerden yeniden kuruyor; kapanışta ise saksafon melodileriyle örülü lo-fi enstrümantal “Palmiyeler VI”, grubun külliyatına bir yenilik ekliyor. Yaz akşamlarının hüznünü ve eğlencesini aynı anda çağıran albümün prodüksiyon tarafında ise Mertcan Mertbilek ile Luca Fritz birlikte yer almakta.

5 HAZİRAN: Slippers – Slippers 08
(perennial)
Slippers, ikinci albümünde Madeline Babuka Black’in elinin değmediği neredeyse hiçbir şey bırakmıyor. Daha önce Yucky Duster ve Le Pain gibi gruplarda davul çalan BB, bu projede görsel tasarımdan enstrümanların hepsini (“Wasted Tonight” hariç) tek başına üstlenmiş. Animasyon alanında yüksek lisans yaptığı dönemde şekillenmeye başlayan albüm, daha ilk bakışta -tıpkı kapağındaki renkli karalamalar gibi- pastel boyalarla çizilmiş bir çocuk resmini anımsatıyor. Jangle pop, twee ve power pop arasında gezinen 11 kısa şarkı; güneşli melodilerin altına ayrılıkları, kararsızlıkları ve gündelik hayatın küçük kayboluşlarını yerleştirirken mutlu gitar melodileri ve ilk dinleyişte zihne kazınan nakaratlara sahip. Slippers 08, her biri farklı aromalara sahip küçük sürpriz şekerlemelerden oluşan bir koleksiyon gibi. Albümü dinledikten sonra ise Madeline BB’nin zengin yaratıcı dünyasına düşmemek imkânsız. T.Ö.

5 HAZİRAN: Widowspeak – Roses
(Captured Tracks)
Yedinci Widowspeak albümü gösteriş ve şaşadan uzakta; grubun artık kendini kanıtlama gibi bir derdi olmadığı aşikâr. Bu yalın tutumun bir sonucu olarak da uzunçalar oldukça içe dönük, dürüst ve nüanslı. İkilinin aşk ve sevgi üzerine uzun uzun kafa yorduğu Roses’da (Güller) aşkın büyük jestlerdense küçük aksiyonlarda, alışılmış rutinlerde ve mükemmeliyetten uzakta bir yerde var olduğuna varıyoruz. Genel hatlarıyla albüm en içten ve kırılgan duygularımızın günlük hayata hangi şekilde ve hareketlerde yansıdığı, bu duyguların yer yer çok kafa karıştırıcı ve zorlayıcı da olabileceklerine dair bir gözlem defteri görevi görüyor. E.Ö.

5 HAZİRAN: Death Cab for Cutie – I Built You A Tower
(ANTI-)
2000’lerin indie rock soundunu tanımlayan gruplardan biri olan Death Cab for Cutie, neredeyse 30 yıla yaklaşan kariyeri boyunca istikrarını hiç kaybetmedi. Bir önceki albüm Asphalt Meadows’ta olduğu gibi I Built You a Tower’da da prodüktör koltuğunda John Congleton oturuyor. Görünen o ki grup içindeki sihri hâlâ koruyor ve Congleton da bunu en iyi şekilde ortaya çıkarabilecek isimlerden biri. Sihir gibi çünkü Ben Gibbard’ın söz yazımı bazen gerçekten insanı hazırlıksız yakalıyor. Onun kaleminden çıktığı ilk andan belli olan, başka biri tarafından yazılması imkânsız gibi duran bu şarkılar, daha ilk dinleyişte birer klasik hissi yaratabiliyor. Gibbard’ın vokalleri de belki hiç olmadığı kadar pürüzsüz ve rahat duyuluyor. Müzikal tarafta ise grubun her üyesi görevini kusursuzca yerine getiriyor; yüksek sesli anlardan daha sakin bölümlere yapılan geçişler o kadar doğal ki albüm boyunca kendinizi kontrollü bir serbest düşüşün içinde hissediyorsunuz. 20 yılı aşkın süren büyük şirket dönemini geride bırakıp bağımsız plak şirketi ANTI- bünyesine geçmelerinin ardından gelen bu 11. stüdyo albümü, aynı zamanda grup için yeni bir başlangıç niteliğinde. T.Ö.

5 HAZİRAN: PT Musik – Consumação
(Principe)
Lizbon’un batida sahnesinin karakteristik ritmik DNA’sını Principe kataloğunun geri kalanından ayrıksı bir şekilde kompozisyonlarına sızdıran PT Musik’in yeni albümü. Bilgisayar erişimi olmadan, tablet ve telefon üzerinden geliştirmiş olması, kayıtların organizasyon mantığını da açıklayan bir unsur. Parçalar dans pistine dönük bir coşku yerine iç konuşmalar etrafında filizleniyor. Omuz silken bir havası var; kötü şeyler olmuş, olmaya devam ediyor ama ritim yine de akıyor. C.K.

5 HAZİRAN: Modest Mouse – An Eraser and a Maze
(Glacial Pace)
ABD menşeli indie rock’ın başat isimlerinden Modest Mouse genelde ince eleyip sık dokuyan bir grup oldu. Son 20 yıldaki sadece dördüncü albümleri beklediğimizden hızlı, sadece beş yıl (!) aradan sonra bizlerle. Grubun kurucu isimlerinden, davulcu Jeremiah Green’in 2022’deki son derece zamansız kaybı albümün üzerinde bir yas havasını hissettiriyor. Modest Mouse eskisi gibi oyunbaz, cüretkâr veya enerjik tınlamıyor. Ama daha olgun, daha kendine güvenli. Bu da grubun kariyer sürecinde normal bir durum. Şarkılar grubun zirve dönemlerindeki, bir 20 yıl öncesi diyebiliriz, kadar güçlü ve maceracı değil belki ama “Absolutely Necessary Never”, “Remember Yourself”, “Life’s a Dream” gibi şarkılar kariyerlerinin best of’una rahatlıkla girecek kalitede. Onlarla beraber yaşlanan hayranları kesinlikle tatmin olacaktır. U.Ç.

12 HAZİRAN: Selen Gülün – Haze Walker
(iKi Muzik)
Bu albümün tamamen doğaçlama bir şekilde kaydedildiğini okuduğumdan beri içimi bir merak dalgası sarmıştı zaten. Açıkçası ne kadar birkaç albümünü bilsem de tarz olarak normalde çok dinlediğim bir caz müzisyeni değildi kendisi. Sadece işinde çok iyi olduğunu bildiğim ve saygı duyduğum biri oldu hep uzaktan. Bu albümü dinledikten sonra utanıp bütün diskografisini dinlemeye karar verdim. “Ya buna benzer bir şeyler yaptıysa diğer albümlerinde ve kaçırdıysam” hissine kapıldım. Oldukça kişisel ve özel olduğunu daha başında anlasanız da albüm sizi hemen içine almayabiliyor. Sık sık burnunuza tatlı tatlı caz kokuları gelse de albüm tüm bunların çok ötesine geçiyor ve sizi içine alınca zaten asla bırakmıyor. Az vokal var ama olduğu zaman da genelde tadından yenmiyor. Gerçekten büyüleyici, piyano dolu bir yolculuğa hazırsanız hemen dinlemeye başlayın. K.A.

12 HAZİRAN: Horse Lords – Demand to Be Taken Alive!
(RVNG Intl.)
Baltimore çıkışlı ekibin yeni uzunçalarının hipnotik ve tekrara yaslanan bir temeli olsa da albümün her saniyesinde dinlediğiniz şeyin güzelliğini tekrar tekrar fark ediyorsunuz. Enstrümantal müzik bazen dinleyiciyi alıp başka yerlere götürmeyi hedefler ama Horse Lords aslında bizi ayaklarımızdan bu âna ve bu zemine bağlamayı kafaya takmış gibi. İsmini Rus şair Mayakovski’nin bir dizesinden alan albümle ilgili “Bu hayatta, yani bir sonrakinde değil, bu hayatta daha yüce değerlere ve bir cennete ulaşmanın tekrarlı doğası uğruna zamanın ve algının düzleştirilmesi girişimidir.” diyor grup üyeleri. Kayıtta Horse Lords’un çekirdek dörtlüsüne katılan bas klarinetçi Madison Greenstone (TAK Ensemble), trombonist Weston Olencki (Nate Wooley, RAGE Thormbones) ve vokalistler Nina Guo (Departure Duo) ile Evelyn Saylor’ın (Holly Herndon, Caterina Barbieri) da bahsini geçirmiş olalım. E.Ö.

12 HAZİRAN: Ruth Garbus – Profound
(Orindal Records)
Garbus’un albümü başlar başlamaz, kendinin farkında sarkastik bir duruşun kokuları gelmeye başlıyor. Albüme biraz daha yakından baktığımızda, müzisyenin yumuşak sesinden ve rüzgâr gibi tene değen piyanodan bir tık daha fazlası var. Vokalleri kapatırsak aslında deneysel bir caz kaydı gibi tınlayabilecek besteler, Garbus’un dürüst ve provoke eden sözleriyle birleşince kendine yepyeni bir kategori oluşturuyor âdeta. Bu tezatlık sayesinde oldukça ânın ruhuna uygun, hem “ciddiyet” kavramıyla oynayan hem de hâlâ içe dönük ve ne yaptığını bilen bir iş çıkmış ortaya. E.Ö.

12 HAZİRAN: YHWH Nailgun – Magazine
(4AD)
Geçen yılki ilk albüm 45 Pounds’la yeraltı / DIY mecrasında tür karıştırmanın bambaşka meallerini keşfederek, “form” denince akıllarda her ne çağrışıyorsa olabilecek en öte noktasına geçen New Yorklu dörtlü YHWH Nailgun ikinci çıkartmasıyla karşımızda. Magazine, ekibin birlikte olduğu altı yıl içinde yarattığı ayrıksı tınının esansını aktarmakta öncekinden çok daha ısrarcı; zira süresi toplamda sadece 11 dakika 9 saniye eden bu çalışmada poliritim silsileleri ve dev disonanstan oluşan ses banyosuna batıp batıp geri çıkıyorlar. Vokal Zack Barzone şekilden şekle giriyor, Sam Pickard rototomlarla farklı ritim ve perdeler arasında kayıp duruyor. Jack Tobias synthesizer aksanlarıyla ritmik ve atmosferik katkılarda bulunurken gitarist Saguiv Rosenstock ise sıkça faydalandığı pedal coşkulu riffleriyle sinapsları zımparalıyor. Dakikalık şarkılara karmakarışık desenler, geniş geniş sesler sığdıran Magazine’in cazibesine karşı koymak hiç kolay değil. Z.N.G.

12 HAZİRAN: Kelsey Lu – So Help Me God
(Dirty Hit)
So Help Me God, insanın ruhunu tırmalayan acıyı da biliyor, yumuşatmak için kendi başını okşamayı ve iyileşmeye inanmayı da. Büyüleyici ve sinematik dünyasında tüm sesler ve enstrümanlar birbirine temas ettiği albümün hüzünlü çellosu duygusal olarak yoğun bir melodi yaratırken; baş döndüren saksafonu ayakları yerden kesiyor ve tüm bunlara Lu’nun genişleyen vokali eklemleniyor. Dolayısıyla sesler, melodik olarak tek bir yere toplanmak yerine, birçok yere ulaşmaktan çekinmiyor. Bu da dinleme yolculuğunu oldukça zengin kılmış. Kayıplar ve zorluklar altında bir dünya var ve Kelsey Lu, birbirimize temas ederek sevgi, şüphe, korku, inanç duygularını gün yüzüne çıkararak bağlılıklarımızı gösteriyor. Ayrıca albümde Kamasi Washington, Kim Gordon ve Jack Antonoff gibi isimlerin katkılarına denk gelmek mümkün. Ş.Ö.

12 HAZİRAN: Ambrose Akinmusire & Mary Halvorson – Slo-Mo Neon Luminate Hoverings
(Nonesuch Records)
Ustalıklı avangart cazla kulaklarınız pasını silmek isterseniz bu hafta adresiniz belli. 2009’dan beri yer yer beraber performans veren gitarist Mary Halvorson ve trompetçi Ambrose Akinmusire sonunda Ocak 2025’te resmî bir kayıt yapma imkânı da buldu. Albümdeki 9 şarkı; dörder kendi besteleri ve bir ortak beste olarak ayrılmış. Trompet albümün genelinde dominant olsa da her iki müzisyen de birbirine alan bırakmayı iyi becermiş. Virtüöziteden çok atmosfer yaratma peşinde oldukları açık ki albümle aynı ismi taşıyan etkileyici kapanış şarkısı buna çok güzel bir örnek. İçine girmek için illa caz sever olmanızın gerek olmadığı ruh yükseltici bir güzellik. U.Ç.

12 HAZİRAN: Gilb’R – L’École De La Nuit
(Versatile Records)
Brezilya’dan karnaval etkili perküsyonlar, shoegaze gitarları, ambient geçişler, space disco groove’ları, elektronik eskizler ve neredeyse şanson geleneklerine yaklaşan anlar bir arada. Bu yıl 30. yaşını kutlayan Versatile Records’ın kurucusu olarak her daim dans müziğinin türlü stilleri arasında dolaşan Gilb’r, L’Ecole De La Nuit adını verdiği ve bir dolu vokalistle yaptığı kayıtları bir araya getirdiği yeni uzunçalarını aslında albüm formatına dair bir manifesto olarak kurgulamış. Tür / janr fikrinin tamamen unutulduğu, rengârenk bir maceraya atılmak isteyenleri bekliyor. C.K.

12 HAZİRAN: BIG|BRAVE – in grief or in hope
(Thrill Jockey)
BIG|BRAVE albümlerini dinlemek çoğu zaman şarkıları takip etmekten çok bir atmosferin içine girmek gibi dokulu ve kapsayıcı. Onuncu albümü in grief or in hope ile de grup ilk andan itibaren dinleyicisini böyle sisli bir alana davet ediyor. Gürültünün içinden yükselen melodik vokaller, ambient uğultular ve bir türlü çözülmeyen gerilimler, ritmin var olmadığı bir dünyada yas ile umut arasında gidip gelen duygusal bir salınım yaratmış. T.Ö.
BIG|BRAVE üyeleriyle röportajımızı buradan okuyabilirsiniz.

12 HAZİRAN: Paycheque – Paycheque
(Mansions and Millions)
TOPS ve Drugdealer’dan tanıdığımız Jackson MacIntosh ile yönetmen / müzisyen Allison Goldfarb’ın projesi Paycheque’in ilk albümü. İkilinin pandemi döneminde başlayan ortaklığı, jangle gitarlar, drum machine ve analog synthlerle örülü 11 şarkılık bir albüme dönüşmüş. Prodüksiyonunda gösterişli tercihlerden çok şarkıların akışını öne çıkaran sade bir yaklaşım dikkat çekiyor. İlk albüm olmasına rağmen kendi karakterini oturtmuş ve devamı merak uyandıran bir çıkış. Pet Shop Boys, New Musik ve OMD çizgisinden beslenen kayıt, bir yandan kusursuz pop melodileri kurarken bir yandan da günümüz Los Angeles’ının güvencesizliklerini ve yalnızlıklarını arka plana yerleştiriyor. Özellikle “Heatwave”, “Generic Actress” ve “It’s So Obvious” albümün öne çıkan anları arasında. P.Y.

12 HAZİRAN: Joan As Police Woman – Real Life Evolution
(Reveal Records)
Müzisyenlerin eski işlerini aradan yıllar geçtikten sonra tekrar ziyaret etmeleri olağan bir durum. Ama bu ziyaretin, müzisyenin kendi evrimini, gelişmesini de hakkıyla yansıtan bir sonuç vermesi genelde çok rastlamadığımız bir durum. 20 yıl önce yayımladığı ilk solo albümü Real Life’tan beri on tane kalitesi yüksek çalışma ile karşımıza çıktı ve kendine iyi bir kariyer oluşturdu Joan Wasser. Şimdi 20 yıl önceye bakmak için doğru bir zaman ki bu albüm de ilk albümündeki şarkıların yeni versiyonlarından oluşmakta. Gerçekten de bu “evrimi” çok net bir şekilde görebiliyorsunuz. Nostaljik bir yaklaşımdan çok daha fazlası. Keşke başka müzisyenler de daha sık bu deneyimlere kalkışsalar, hakkı verildiğinde hiç fena fikir değil aslında. Albüme Iggy Pop’un da konuk olduğunu, dört şarkının da İstanbul’da Hayyam Stüdyoları’nda kaydedildiğini ekleyelim. U.Ç.

12 HAZİRAN: Robert Aiki Aubrey Lowe – Manifestations in the Shadow of an Uncertain Land
(Kou Records)
Robert Aiki Aubrey Lowe’un müziği uzun zamandır belirli bir kategoriye sığmıyor. Ambient demek eksik; deneysel elektronik demek fazla genel kalıyor. Manifestations in the Shadow of an Uncertain Land da bu belirsizlikten güç alan bir albüm. Lowe’un sesi, modüler synthleri ve elektroakustik kompozisyonları; aynı organizmanın farklı uzuvları gibi çalışıyor. Üç uzun parçadan oluşan albüm; Chris Marker, Kafka’nın Ceza Sömürgesi öyküsü ve Peter Watkins’in 1971 tarihli belgesel drama filmi Punishment Park gibi referanslarla örülmüş. M.T.

12 HAZİRAN: La Sécurité – Bingo!
(Bella Union)
Montréal çıkışlı La Sécurité’nin yeni albümü, tam olarak ne yapmak istediğini bilen ama bunu çok da ciddiye almayan bir kayıt. Bir yandan post-punk’tan çıkıyor, bir yandan no wave’e, shoegaze’e de uğruyor, sonra dönüp üç dakikalık bir pop şarkısı bırakıyor önüne. Şarkılar da epey eğlenceli; bir yerde ruh sağlığı, bir yerde kötü ilişkiler, bir yerde ketçap konuşuluyor. Bütün bu dağınıklığın içinde albümün enerjisi hiç düşmüyor. Neyse ki bütün bu karmaşa grubun lehine çalışıyor. Dans ettirirken hafif hafif sinirlerinize dokunmayı da seven bir grup arıyorsanız, La Sécurité iyi bir başlangıç noktası. P.Y.

12 HAZİRAN: Shabason & Krgovich – Four Days In June
(Idee Fixe Records)
Öncelikle bu albümün kapağında sizleri gülümseyen ve içleri ısıtacağınızdan emin olduğunuz sarı ve tatlı bir güneş karşılıyor. Hâliyle, Four Days In June, önüne aydınlık anları alarak, gündelik hayatın tüm zarifliklerinin farkına vardığı yerden huzur yaymaya başlıyor. Koleksiyonda Joseph Shabason ve Nicholas Krgovich ikilisi, sıcak günlerde, pencereleri aralayarak perdelerin hafifçe uçuşmasına ve içeriye tatlı esintilerin girmesine izin verirken hem pencereye konan kuşu hem sokaktan gelen gülüşleri de davet ediyor. Minimalist düzenlemeleriyle yaşamın kenarında köşesinde kalmış güzelliklere odaklanan albüm, hafiflemenin tadını çıkarıyor. Ş.Ö.

19 HAZİRAN: Tierra Whack – WHACK’S MUSEUM
(Interscope Records)
Tierra Whack’in albüm / miksteyp pratiği uzun zamandır bir şarkı koleksiyonundan çok, kendi kurallarına sahip bir evren gibi çalışıyor. WHACK’S MUSEUM da bu yaklaşımın doğal uzantısı. Akış boyunca rap, R&B, alternatif pop ve deneysel prodüksiyonlar arasında sürekli kapılar açılıyor ama hiçbir durakta uzun süre kalmıyor. Tierra Whack dinleyiciyi belirli bir anlatının peşinden sürüklemek yerine, farklı karakterlerin, fikirlerin ve ruh hâllerinin sergilendiği bir alanın içinde dolaştırıyor. Albümün en etkileyici yanı da bu çeşitliliği dağınıklığa dönüştürmemesi. M.T.

19 HAZİRAN: Graham Coxon – Castle Park
(Transgressive)
Blur gitaristi Graham Coxon’ın 2011’de kaydettiği ve rafa kaldırdığı mitik albümü Castle Park sonunda bizlerle. Açıkçası neden bu kadar geç kalındığını da sorabiliriz. Blur dışında hatırı sayılır ama orta şekerli bir solo kariyeri de olan Coxon’ın en iyi albümlerinden biri olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Hâlihazırda kendine özgü bir stili olan ve Britanya’dan çıkmış en belirleyici gitaristlerden diyebileceğimiz müzisyenin işçiliği albümde harika. Şarkılar indie rock’tan 60’lara, garage rock’tan folk’a geniş bir yelpazede. Hepsinin de hakkını veriyor. Daha önce Depeche Mode, Blur, Elbow gibi isimlerle de çalışan prodüktör Ben Hillier da gereken atmosferi sağlamış. Kesinlikle kulak kabartmalı. U.Ç.

19 HAZİRAN: Cheap Genes – FFFFFelaket
(Bağımsız)
Cheap Genes, gereğinden fazla açıklama yapma tuzağına düşmeyen bir hikâyecilik üslubuyla şarkılar yapıyor. Süresi üç dakikayı aşan tek şarkının bulunduğu akış, steril ya da kusursuz olmaktan ziyade bir arada çalan ve bundan son derece keyif alan bir grubun enerjisini muhafaza etmeyi önceliklendiriyor. Şarkılar sanki birbirine omuz atarak ilerliyor. Her birimizin elini verip kolunu kaptırdığı kargaşaların, klasik anlamda yetişkin ol(ama)manın, sapılan yanlış yolların izini sürse de asla karamsarlığa düşmüyor; tökezlemenin hikâyenin ta kendisi olduğu kabulünü geceyi biraz daha uzatma arzusuyla çarpıştırıyor. C.K.
Cheap Genes üyeleriyle röportajımıza buradan ulaşabilirsiniz.

19 HAZİRAN: Sam Barsh, Keyon Harrold, & Mark Guiliana – Straight08
(La Reserve Records)
Sam Barsh, Mark Guiliana ve Keyon Harrold üçlüsü ne mutlu ki virtüözlük yarışına girmiyor. Tam tersine, kayıt boyunca birbirlerine alan açmaya özen gösterdikleri hissediliyor. Bir parçanın en iyi ânı bazen Harrold’ın bir trompet melodisi oluyor, bazen Guiliana’nın tek bir hi-hat hamlesi, bazen de Barsh’ın küçük bir synth dokusu. Şimdiden “2026’nın en iyi yeni caz grubu” yakıştırmaları yapılan üçlünün stüdyo seanslarına kafa uzatmak isteyenleri buraya alalım. C.K.

19 HAZİRAN: Warning – Rituals of Shame
(Relapse Records)
2025 yılında duyurulduğundan beri bu albümü bekliyordum. 20 sene sonra bile mükemmel bir şey yapacaklarından emin olduğum ender gruplardan biridir herhalde ve nitekim hiç yanıltmadılar. Ne kadar bir doom metal grubu olarak geçseler de bu müzik bu kadar basit bir şekilde tek bir janr ismine sığacak bir şey değil bence. Mesela Low ya da Codeine gibi şeyler seven insanların bile dinleyip rahatça sevebileceği bir şey sanırım Warning. Patrick Walker metal dünyasında clean vokal yapan en mükemmel isim diyebilirim, pek bağırmaz ve hiç böğürmez. Saten gibi sesi ve muazzam şarkı sözleri ve hatta inanılmaz vokal melodileriyle üstünüzden geçer ama. Üstüne de bu muazzam besteleri çalan gitarlar ve davullar eklenince, kendinizi bazen sadece dünyadaki güzel müzikleri dinlemek için bile hayatın yaşamaya değer olduğunu düşünürken bulursunuz. Bu sene dinlediğim en dokunaklı ve epik albümlerden biri, kaçırmayın derim. K.A.

19 HAZİRAN: Styrofoam Winos – Any River
(Dear Life Records)
Nashville çıkışlı Styrofoam Winos, üçüncü albümü Any River boyunca memleketlerinin folk ve country geleneklerine çeşitli dokunuşlar ekliyor. Büyük bölümü doğaçlamalardan şekillenen albüm, bu rahat ve oyunbaz yaklaşımını şarkıların tamamına yayarken; grup farklı tarzlar arasında dolaşıp hiçbirine bütünüyle yerleşmiyor. Üç müzisyenin de vokal yaptığı ve konserlerde sık sık enstrüman değiştirdiği dinamik yapı, albümü dinlerken de canlı bir performansa tanıklık ediyor gibi bir his yaratmış. Su metaforlarının sıkça karşımıza çıktığı Any River; gündelik gözlemler, küçük espriler ve pastoral imgeler etrafında şekillenen akışkan bir anlatıya sahip. T.Ö.

19 HAZİRAN: Pond – Terrestrials
(Mangovision)
Dile kolay 11. stüdyo albümünde Pond üyeleri kendi kendilerine bir meydan okuyup, artık bir imzaya dönüşen fuzz pedalı kullanmamaya ve balad kıvamında bir parça yapmamaya karar vermiş. Sonuçta gerçekten de çok dinamik, kompakt ve dinleyicisinden daha az sabır talep eden bir albüm çıkmış. Fakat bizce bu küçük değişiklikler grubun kendini yeniden keşfetmesine, ses dünyalarını yeni bir yere taşımasına tam anlamıyla yardımcı olmamış. Grubun Avustralyalı kimliklerine, kurumsal dünyanın açgözlülüğüne ve çevre sorunlarına, oldukça lokal ve spesifik detaylarla değinen Terrestrials maalesef herhangi bir psych-rock albümü tadında. E.Ö.

19 HAZİRAN: Daniel Lanois – Belladonna Nocturne
(Red Floor Records)
Açılış parçası “Cap Negre” ile fizikselliği aşındırarak, rüyamsı bir ses macerasına atıyor adımlarını bu koleksiyon. Müzisyenin 2005 yılında çıkardığı Belladonna’nın tematik bir devamı olan Belladonna Nocturne, hipnotik bir havaya sahip ve bu hâlini albüm boyunca korurken; tekinsiz ve huzurlu, nazik ve ürpertici gibi tüm zıtlıkları da bünyesinde toplayarak bir gölge gibi peşinizden ayrılmıyor. Süresi belirli olmayan yürüyüşlere güzel bir eşlikçi. Ş.Ö.

19 HAZİRAN: Alex Zhang Hungtai – Orion/Mother
(American Dreams Records)
Alex Zhang Hungtai’nin adı hâlâ çoğu kişi için Dirty Beaches ile özdeş. 2010’ların başında rock’n’roll, dub, lo-fi kayıtlar ve Lynchvari atmosferleri bir araya getiren karanlık şarkılarla tanındı. Ancak son yıllarda üretiminin ağırlık merkezi giderek doğaçlama müziğe, saksafona, film müziklerine ve deneysel kompozisyonlara kaydı. 10 parçadan oluşan Orion/Mother bu dönüşümün belki de en kapsamlı örneklerinden biri. Ambient pasajlar, doğaçlamalar, elektronik dokular ve daha melodik bölümleri belirgin bir sakinlik hissiyle bütünleştiren albümün tamamlanmasını sağlayan en önemli şeyin “şüpheyi ortadan kaldırmak” olduğunu söylüyor Zhang Hungtai. C.K.

26 HAZİRAN: Chanel Beads – Your Day Will Come
(Jagjaguwar)
Hafızanız sizi yanıltmıyor; ilk Chanel Beads albümünün de adı Your Day Will Come’dı. Oluşumun esas kişisi Shane Lavers aslında bir şaka olarak doğan aynı ismi yeniden kullanma fikrini, müzisyenlerin bütün işlerini tüketime uygun hâle getirmesine bir direniş olarak hayata geçirmiş. Ama bir yandan da albümün adının vadettiği “senin günün gelecek” sözünün tekrar karşımıza çıkması da belki kendisinin bu vaate biraz daha şans tanıdığını gösteriyordur. En azından bu hamlenin bu semantik boyutunu da düşündüğünden emin gibiyiz. Koleksiyonun sonik dünyası ise bu kelime şakası kadar akıllı ve yaratıcı. Örneğin “Outside Your Life”ta yaratmaya çalıştığı atmosfer için aradığı sesi bir gitar melodisinde değil de bir ağlama sample’ında bulup şarkının ortasında yerleştirmesi gibi. Üç kişilik ekip albümde tek bir düşünceden ziyade bir mod yaratmaya yardımcı birçok belirsiz şey söylüyor. Lavers’in hem bestelerinde hem sözlerinde bir yere varmaktansa oraya giderken çıkardığı seslere kafa yorduğu belli. E.Ö.

26 HAZİRAN: Beth Orton – The Ground Above
(Partisan)
2022’deki Weather Alive ile 30 seneyi aşan kariyerinde bir ikinci baharın müjdesini veren İngiliz müzisyen ve besteci Beth Orton şimdi de yeni albümüyle bu baharın geçici olmadığını kanıtlıyor. Şarkılar komplike değil; hatta oldukça genel geçer melodilere ve yapılara sahip ancak Orton’ın ekibiyle yarattığı atmosfer o kadar ustalıklı ve orijinal ki bunu dert etmiyorsunuz. Evet Orton’ın vokali eski zamanlarını bilenler için belki biraz fazla katartik tınlayabiliyor ama bunun da özellikle davulların ve trompetçi Christos Styliandes’ın yarattığı huzur ortamında yarattığı tezata sanki ihtiyaç duyuyor şarkılar. Beth Orton’ın ustalık dönemi şahane, kaçırmayın. U.Ç.

26 HAZİRAN: SML – Spontaneous Music Live
(International Anthem)
Geçtiğimiz yılın sonunda yayımladıkları How You Been ile gönlümüzü fetheden Los Angeles’lı caz beşlisi SML; Aralık 2025’te yine Los Angeles’daki Zebulon isimli mekândaki performanslarının direkt analog teybe kaydedilmiş hâllerini dinleyiciyle paylaşıyor. “Roundabouts” ve “The Drums” adında 25 dakikalık iki şarkıdan oluşan canlı kayıtlar, ekibin müthiş enerjisini yansıtmakta hiç zorluk çekmiyor. Grubun yarattığı homojen sound o kadar “sıkı” ki yer yer canlı çalındığına ikna olmakta zorlanabiliyor da insan. SML şu an kanımızca enstrümantal müziğin en “hot” grubu. Nüfuz etmeye devam. U.Ç.

26 HAZİRAN: Helen Svoboda – Headwater
(Room40)
Finlandiya doğumlu, Avustralya merkezli müzisyen ve besteci Helen Svoboda’nın 2024 Melbourne Fringe Festival kapsamında sahne performansı olarak geliştirilen projesi Headwater, artık bir albüm formuna büründü. Kontrbasçı ve vokalist Svoboda’ya kimi anlarda Jacques Emery, Selma Savolainen ve Tilman Robinson’ın eşlik ettiği 16 parçalık hayli yoğun akış, insana yer yer sorular sorduracak boşluklarıyla nefes alıyor. Svoboda’nın kompozisyonlarında sessizlik anlarının da belirleyici unsurlar arasında olduğunun da altını çizmekte fayda var. Sindirmesi pek kolay olmayan bir iş ama çağdaş klasik müzik meraklılarının ya da gerilimi işitsel yolla deneyimlemek isteyenlerin sık sık dönmek isteyeceği bir albüm olacağını tahmin etmek güç değil. C.K.
Helen Svoboda’nın Gizli Mixtape serimize konuk olduğu söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.

26 HAZİRAN: DJ Strawberry – Personal Jazz
(Juke Bounce Werk)
Berlin’de yaşayan ve son yıllarda daimi bir üretim – yayın pratiği benimseyen prodüktör DJ Strawberry, footwork ve breakbeat eksenindeki keşif serüveninde Personal Jazz ile yeni bir sayfa açıyor. Denkleme bu kez caz kayıtlarından aldığı sample’lar yol gösterici olarak eklemlenmiş. Albümün adı da duyacaklarınıza dair bir ipucu veriyor elbet. Ani kırılmalarla örülü bir omurgayı eğip bükerken ritmik ve yapısal bir sınırsızlık hissi dinleyiciye de bulaşıyor. Sınırları bulanıklaştırmaktan ziyade yok sayan; sinir uçlarınızla deneyimleyebileceğiniz bir albüm Personal Jazz. Keyifli dalışlar. C.K.

26 HAZİRAN: Cécile McLorin Salvant & Metropole Orkest – With Every Breath I Take
(Nonesuch Records)
Cécile McLorin Salvant, müzikle o kadar güzel oynuyor ve sizi de oyuna o kadar güzel dâhil ediyor ki edilgenliğe yer olmayan bir dinlemeye deneyimi sağlıyor. Dahası bu gücündeki yaratıcılığın ucunu yalnızca bireye değil; aksine kolektif hikâyelere dayandırıyor. Caz, blues, barok seslerin çeşitli temalarla bağlandığı, bir çeşit müzikal tiyatro olabilecek ve müzisyenin Jules Buckley’nin yönettiği Metropole Orkest eşliğindeki üretiminden çıkan With Every Breath I Take, Darcy James Argue’nin aranjmanı, sinematik vokalleriyle insanı başka bir yere taşıyan bir işitsel deneyim yaşatıyor. Ş.Ö.

26 HAZİRAN: Temples – BLISS
(V2 Records)
Temples beşinci stüdyo albümlerinde kendini yeni sulara bırakıyor. Gitarlardan synthlere doğru kayan ama temelini de kaybetmeyen ekip 90’lar kokan bir dans müziği albümüne imza atmış. Bu yazla ilgili planlarınızı bilmiyoruz ama albümü bir kere çevirdikten sonra kendini bir kulüp gecesinde bulmanız çok muhtemel. Bir coşku ve sevinç taşkınlığı yaşatan kaydın retro hissi insanı yaşamadığı geceler için bile nostaljik yapıyor. E.Ö.

26 HAZİRAN: Some Velvet Sidewalk – Critters Encore
(perennial)
Olympia lo-fi sahnesinin kült gruplarından Some Velvet Sidewalk, neredeyse 30 yıl sonra ilk albümü Critters Encore ile geri döndü. 1990’larda lo-fi, noise-pop ve punk’ı birbirine çarpıştıran dağınık ama kendine has sesleriyle iz bırakan grup, yeni albümünde o estetiği olduğu gibi bugüne taşıyor. Yeniden bir araya geldikleri turne boyunca parça parça kaydedilen Critters Encore, kusursuzluktan özellikle uzak duran bir albüm. En az gitarları kadar kafası karışık sözler, huzursuzlukla kırılganlık arasında gezinen vokaller ve sıradan olanın içindeki tuhaflığı kurcalayan şarkılarla Some Velvet Sidewalk, yıllar sonra da kendi deyimleriyle “love-rock” evrenini genişletmeyi sürdürüyor. T.Ö.

26 HAZİRAN: Minyo Crusaders – From Japan With Love
(Blue Note Records)
10 kişiden oluşan Minyo Crusaders, Karayip ritimleri ve geleneksel Japonya müzikleri arasında groove dolgulu tüneller kazıyor. Neşelendiren, şarj eden ya da rutininizle aranıza mesafe koyabilen bir şeyler dinlemeye ihtiyacınız varsa, Minyo Crusaders’ın yeni albümünü reçetenize sabah – öğle – akşam tüketmek üzere yazıyoruz. Çok sesli ve coşkulu düzenlemelerin yanı sıra vokalist Fready Tsukamoto’nun harika performansını minimal ama hayli sinematik bir atmosferle buluşturan “Shimotsui Bushi”nin de altını çizmek isteriz. C.K.
Grup hakkındaki Bring Minyo Back belgeselinin yönetmeni Yuji Moriwaki ile yaptığımız röportaja da Bant Voyaj üzerinden ulaşabilirsiniz.

26 HAZİRAN: DJ Plead – Please
(Smalltown Supersound)
Jared Beeler ikinci albümünde gerektiğinde hafif ama bir o kadar özenli; yeri gelince de cüretli, kararlı bir havada. Dub, elektronik, techno, house pratiklerini Lübnan’a uzanan kökleri ve Arap geleneklerinden unsurlarla inceliklendirdiği eklektik stilini Please’de rüyalarından, belki de sadece gökyüzüne dalgın bir kadrajdan aktarıyor. Manzaraya nostaljik fakat olduğumuz yere çok daha yakın bir yerlerden bakan prodüktör, çıkış albümü Relentless Trills’te (2021) ön planda olan temponun yerini bu kez ambient meskenlere değişmiş. Akustik gitar, piyano, perküsif synthlere uyarladığı makamlarla ördüğü beatler, mikrotonal aranjmanlar daha minimal. Melteminin esintisinden giden bir yol çiziyor. Z.N.G.

26 HAZİRAN: Ibeyi – Offering
(AWAL Recordings)
Fransız ikizler Lisa-Kaindé ve Naomi Diaz, Offering koleksiyonunda, geçmiş yaşam deneyimleriyle paralel anlatıları, görselleri, sesleri ve hisleri, derinden gelen meleksi vokalleriyle çevreleyerek, kadim bir iş yaratmış. R&B ortamında pişen, mistik ve endüstriyel melodiler, baş döndürmeyi başararak, ayakları derinliğin içerisine doğru, kendileriyle beraber kaydırıyor. Tespit etmesi güç karakteriyle uzunçalar; akıcı, kıvrımlı ve tüyler ürpertici olduğu kadar cesur da tınlıyor. Ş.Ö.

26 HAZİRAN: Gold Panda – TON UP
(Studio Barnhus)
2022 çıkışlı son albümü The Work’ü City Slang aracılığıyla yayımlayan Gold Panda, sonraki dönemde yaptığı kayıtları bağımsız olarak dijital mecralarda erişime açmıştı. Yeni albüm TON UP ise Stockholm merkezli oluşum Studio Barnhus etiketi taşıyor. Plak şirketi albüm hakkında “Tam da dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda ortaya çıkan; hem işlevini yerine getiren hem neşeli hem de beklenmedik ölçüde duygusal bir kulüp müziği” tanımını yapmış. Biz buradaki sıfatlara “hipnotik”, “kışkırtıcı” ve “cazibeli” de eklemek isteriz. Kâğıt üstünde bir ilişkileri olmasa bile “Ed Banger” da elektronik müzik dinleyicileri için güzel bir anahtar kelime olabilir aslında. M.T.
26 HAZİRAN: M. Geddes Gengras – Guest List
(Hausu Mountain)
Los Angeles deneysel müzik sahnesinin öngörülemez figürlerinden M. Geddes Gengras, bugüne kadar solo işlerinden Sun Araw, Robedoor ve Pocahaunted gibi projelerle kurduğu ilişkiler üzerinden sürekli biçim değiştiren bir kariyer inşa etti. Yeni albümü Guest List’te de farklı müzisyenlere yalnızca temel bir malzeme ve minimum yönlendirme sunuyor; geri kalanını ise karşılaşmalara, tesadüflere ve sezgilere bırakıyor. Six Organs of Admittance projesiyle tanınan Ben Chasny’nin gitarıyla eşlik ettiği “Laplace/Montagne” ve Greg Fox’un davulun başına geçtiği çıldırtıcı “Little Tonshi” ilk tavsiyelerimiz. C.K.

26 HAZİRAN: Rizomagic – Cumbión Planetario
(Soundway Records)
Dubstep’ten acid’e türlü elektronik müzik stilleri ile psikedelik cumbianın kesişiminde üretimlerini sürdüren Kolombiyalı ikili Rizomagic, İsviçre Alpleri’ndeki bir rezidans programında kaydettiği yeni albümüyle onlar için neden “tropikal fütüristler” yakıştırmasının yapıldığını gözler önüne seriyor. Ülkelerinin geleneksel müziği cumbiayı korunacak bir mirastansa hâlâ mutasyona açık bir organizma olarak ele alan Rizomagic, bu koleksiyondaki parçaları İsviçreli fizikçi Hans Cousto’nun Dünya’nın dönüş frekansını temel alarak geliştirdiği planetary tuning sistemindeki saf aralıklara göre bestelemiş. M.T.
Rizomagic üyelerinin Gizli Mixtape serimize konuk olduğu söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.