2025: Türkiye sinemasından 15 film
Türkiye’de festival yolculuğuna 2025’te başlamış, geniş gösterimini gerçekleştirmiş veya prömiyerini yapmış uzun metraj yerli filmler üzerinden yaptığımız değerlendirme sonucunda ortaya çıkan 15’lik seçki, alfabetik sırayla aşağıda.
Yazılar: Burcu Teker, Elif Yılmaz, Merdan Çaba Geçer, Sezen Sayınalp, Zelal Buldan

Buradayım, İyiyim
(Yön: Emine Emel Balcı)
İyi hissetmenin zorlayıcı olmaya başladığı bu çağda, Buradayım, İyiyim bu hissin ortasında; iki kelimeye sığdırılmış büyük bir gerilim ve direnişle çıkıyor karşımıza. Film, kadınların hem bedenen hem ruhen “burada” olmaya çalıştığı, “iyiyim” derken de aslında bir mücadele verdiği o görünmez alanlara dokunuyor; özellikle kadın izleyicileri sessiz bir bağda birleştiren bir atmosfer yaratmayı başarıyor.

Cinema Jazireh
(Yön: Gözde Kural)
Taliban baskısı altında, kayıp oğlunu aramak için kocasının kıyafetlerine ve sakalına sığınarak erkek kılığına giren Leyla’nın, umudun giderek inceldiği bir coğrafyada verdiği hayatta kalma mücadelesi. Sert gerçekçiliği hissettiren atmosferi ve etkileyici sinematografisiyle yılın öne çıkan yapımlarından.

En Güzel Cenaze Şarkıları
(Yön: Ziya Demirel)
Yasın içinde yaşam enerjisi var olamaz mı? Esra Dermancıoğlu’nun pürüzsüz bir şekilde resmettiği baş karakter emekli edebiyat öğretmeni Saadet’in kesişim kümesi işlevi gördüğü, çok karakterli, altı bölümlük bir trajikomedi. Ziya Demirel, hikâyesini geleneksel yapıda anlatmaktansa, biçimsel ve anlatısal manada yarattığı özgürlük alanının son ana dek tadını çıkarıyor ve seyircisine eğlenceli olduğu kadar keskin bir seyir tecrübesi sunuyor.

Erken Kış
(Yön: Özcan Alper)
Ferhat ve Handan, taşıyıcı annelik için Lia’yla anlaşarak Ada’yı dünyaya getirir ancak doğumdan hemen sonra patlayan Rusya-Ukrayna savaşıyla Lia’nın gelecek planlarına dair soru işaretleri belirir. Geçmiş, seçimler, yüzleşme ve kaçış üzerine bir yol hikâyesi formundaki yeni Özcan Alper filmi; özellikle başroldeki Leyla Tanlar’ın başarılı performansıyla öne çıkıyor.

Ev
(Yön: Orhan Eskiköy)
Bir deprem sonrası Karasu ailesinin çadırda kurmaya çalıştığı “normal” hayatın içinden, evsizliğin fark edilmeden büyüyen yarasını takip eden bir tanıklık. Gerçekler ve o gerçekleri “geçici” olarak gören ailenin planları arasındaki çatlaklar derinleşiyor, umut yavaşça umutsuzluğa dönüşüyor. İzleyiciyi “ev” kavramını yeniden tanımlamaya davet eden, yalın ama derin bir izleme deneyimi.

Gündüz Apollon Gece Athena
(Yön: Emine Yıldırım)
Özgürlüğün ve tamamlanmanın her zaman mümkün olmadığını hatırlatan Gündüz Apollon Gece Athena; hayaletlerle yaşamak, onlarla yüzleşmek ve en önemlisi, onları anlamak üzerine bir film. Mistik öğeleri ustalıkla harmanlayarak en güçlü yönünü ortaya koyuyor, oyuncuların doğal performansları da derin ve kalıcı bir etki yaratıyor. Etkisinden kolayca kurtulmak mümkün değil.

Hiçbir Şey Normal Değil
(Yön: Ceylan Özgün Özçelik)
Naturland’in terk edilmiş koridorlarında dolaşıyor, hem gerçek tanıklıklar hem de kurmaca kırılmaların birbirine geçirildiği tekinsiz bir anlatıya davet ediliyoruz. Bir zamanların “çevre dostu” ütopyasının renkli mimarisi ardında birikenler, mekânın hafızası üzerinden titizlikle açığa çıkarılırken; farklı türleri maharetle harmanlayan Hiçbir Şey Normal Değil de izleyicisini “Neye inanmalı?” sorusuyla baş başa bırakıyor.

İdea
(Yön: Tayfun Pirselimoğlu)
Tayfun Pirselimoğlu, Türkiye sinemasının en özgün, en kendi sesine sahip yönetmenlerinden. Karmaşık psikolojiler, varoluşsal sorgulamalar, insanın kimlik arayışı, başkasının yerine geçme gibi konuları incelikle işlerken, her filmi klişe bir tabirle “izlerken düşündürüyor”. İdea da kolay hazmedilen cevaplar yerine, düşünmek üzere açılmış alanlar sunuyor. Bu da onu kimi anlarda yorucu fakat bir o kadar da “kalıcı” hâle getiriyor.

O da Bir Şey mi
(Yön: Pelin Esmer)
Tıpkı O da Bir Şey mi’deki yönetmen Levent’in Aliye’nin sesli mesajlarında anlattıklarına kulak kabarttığı gibi; Pelin Esmer de akıp giden hayatın içinden kişilere, mekânlarda saklı zamana, yaşanmışlıklara, anlatılanlara, anlatılmayanlara kulak kabartıyor. Bireysel hikâyelerin birbirine değdikçe nasıl anlam kazandığını gösteren; dinlemenin, hafife almamanın ve sinemanın özündeki anlatıcılığın merkezde olduğu, incelikli bir buluşma alanı.

Perde
(Yön: Özkan Çelik)
Perde, orta sınıf değerlerinin karmaşık sosyal ve ahlaki dinamiklerini sorgulayan güçlü bir tartışma zemini oluşturuyor. Sessiz kalışların ardından hızlıca taraf seçmek, güçlünün yanında durmak, zamanla güçlüye dönüşmek, zor durumda kalınca hemen zayıfı ezmek, değerlerin ardına saklanmak… Baştan sona merak uyandıran senaryosu ve ustaca kurgulanmış ritmiyle, dar bir mekânda geçen sade ama etkileyici anlatımıyla, büyük meseleleri cesur ve doğal bir biçimde ele alıyor.

Sahibinden Rahmet
(Yön: Emre Sert, Gözde Yetişkin)
Yoksul bir Anadolu köyüne yağan meteor parçaları, bir anda herkesin gündelik ritmini bozup “rahmet” denilen taşın etrafında yeni bir düzen kurar. En büyüğünü bulan İrfan, daha pahalıya satma hayaliyle bekledikçe köyde kıskançlık ve hırs dozu yükselir. Absürt bir doğa olayını toplumsal bir aynaya çeviren film, açgözlülük mefhumunu, küçük bir köyün kolektif nabzında görünür kılmada mahir.

Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana
(Yön: Mert Baykal)
The Intouchables gibi küresel ölçekte ikonlaşmış bir hikâyeyi yerelleştirmek; o kültürün damarına uygun duygu kimyasını yeniden kurmayı gerektiriyor. Neyse ki Türkiye bağlamına özgü sosyal dinamikler, sınıf farkı, bakım emeği, kaderci yaklaşım, “hayat böyle işte”ciliğimiz ve mizah refleksimiz; Yan Yana’nın senaryosunun içinde doğal hissettiren bir biçimde yerini buluyor. Ve dikkat: Bu filmde dile dolanan, günlerce akıldan çıkmayan bir şarkı vardır!

Tavşan İmparatorluğu
(Yön: Seyfettin Tokmak)
Annesini yeni kaybetmiş, babası Beko ile yaşamaya mahkum 12 yaşındaki Musa’nın hikâyesi; duyguların alabildiğine yalın aktarıldığı, gösteriş kaygısı gütmeyen, benzerine az rastlanır oyunculuklarla güçlenen bir yapım. Elazığ coğrafyasını neredeyse “konuşturan” sinematografisiyle, zamanın akmadığı hissi veren bu dünyada huzursuzluğu iliklerde hissettiren bir başkaldırı anlatısı.

Uçan Köfteci
(Yön: Rezan Yeşilbaş)
Uçan Köfteci, hayal kurmanın bile cesaret istediği coğrafyalarda özgürlüğün sadece bir his değil; aynı zamanda bir yön duygusu olduğunu hatırlatıyor. Uçmanın bazen gerçekten havalanmakla değil de düşlemekle mümkün olduğunu da. Henüz son filmi izlenirken bir sonraki filminin ne olacağını merak ettiren yönetmenlerden Rezan Yeşilbaş, bastırılmış umutları dramatize etmek yerine, onları gündelik hayatın akışı içinde hissettirmeyi seçiyor.

Umami
(Yön: Emre Şahin)
Şahane gerilim – drama Boiling Point’ten uyarlanan yapım, İstanbul’da kalburüstü bir restoran işletmenin şiddetli baskısıyla boğuşan şef Sina Bora’yı takip ediyor. Kısıtlı zamanda “mükemmellik” fikrini ayakta tutmaya çalışırken hem işin hem de özel hayatın dinmeyen talepleriyle mücadele eden Sina’nın, tansiyonu hiç düşmeyen hararetli gecesi; yılın kalburüstü yapımlarından biri olarak akıllarda yer ediyor.
Değerlendirme: Asya Yigit, Aylin Güngör, Berk Çakmakçı, Beyza Yıldırım, Biçem Kaya, Burcu Teker, Cem Kayıran, Deniz Bankal, Ekin Sanaç, Elif Öz, Elif Yılmaz, Esin Çalışkan, Ezgi Oğraş, Güray Özçelik, Harun Kubat, J. Hakan Dedeoğlu, Kiraz Mısırlıoğlu, Korcan Derinsu, Melikşah Altuntaş, Meltem Demiraran, Merdan Çaba Geçer, Olcay Özer, Sadi Güran, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Yağmur Ruken Kahraman, Yiğit Atılgan, Zelal Buldan, Zeynep Naz Günsal