Mutlu olmak için neye ihtiyacın var?: Bir Sahibinden Rahmet sohbeti
Röportaj: Merdan Çaba Geçer
Bir meteor düşünün; sadece bir köye düşmüyor, o köyde yaşayan neredeyse herkesin zihnine başka bir hayatın ihtimalini de düşürüyor. Aynı taşın içinde herkes başka bir gelecek görüyor; düne kadar yeterli gelen hayatlar, aniden oldukça eksik hissettirmeye başlıyor.
Emre Sert ve Gözde Yetişkin’in “yerel motiflerle evrensel bir açgözlülük hikâyesi” olarak tanımladığı ilk uzun metraj filmi Sahibinden Rahmet, arzunun kırılma ânına trajikomik bir pencereden bakıyor. Meteorun en değerli parçasını bulan İrfan ve onun yakınındakiler üzerinden, insanın çoğu zaman sahip olduklarıyla değil; sahip olabileceğini düşündüğü unsurlarla dönüştüğünü hatırlatıyor.
HBO Max kütüphanesinde yerini alan Sahibinden Rahmet’in yönetmenleri Emre Sert ve Gözde Yetişkin’le filmin dünyasının inşasını, yaklaşımlarını ve pratiklerini; oyuncular Cem Yiğit Üzümoğlu ve Aslı İnandık‘la da bakış açılarını, motivasyonlarını ve hislerini konuştuk.

Yönetmenler Emre Sert ve Gözde Yetişkin yanıtlıyor
Yıllar önce kısa filminiz Rodi’yi izlediğimde çok beğenmiş, daha geniş bir formda nasıl bir dünya kuracağınızı merak etmiştim. İlk uzun metrajınızda bu hikâyeyi anlatmaya iten motivasyonlarınız nelerdi?
Teşekkürler. Biraz doğu – batı çatışması diyebiliriz aslında, taşrada büyümüş ve sonrasında bu işlere merak sarmış gençler olarak Türkiye’nin modernleşme sancıları ilgimizi çeken bir konuydu hep. Bununla birlikte, bir köye meteor düşürmek ilgimizi çekti diyebiliriz. Diğer bağımsız filmlerden ayrışan bir olay örgüsü anlatmak istedik.
Gerçek bir olaydan, 2015’te Bingöl’ün Sarıçiçek Köyü’ne meteor düşmesinden esinleniyor film ancak hiçbir zaman belgesel gerçekliğini hedefleyen bir anlatı kurmuyor. Referans olaydan neleri korumayı, neleri ise yeniden kurmayı tercih ettiniz?
Gözde Yetişkin: Meteorun hikâyesi gerçek olaydan, karakterlerin hikâyesi bizim kurduğumuz dünyadan diyebiliriz.
Emre Sert: Bizim hikâyemiz Çankırı’da geçiyor, burası benim ailemin memleketi. Hikâyeye daha içerden bakabilmek, tanıdığımız insanların dilini yazabilmek için burayı tercih ettik. Bir kültürel yozlaşma hikâyesi anlatmaya çalışırken, Anadolu’nun ortasında, insanların hakkında çok şey bilmediği bir yerde geçmesi iyi bir fikir diye düşündük hem de.
“Rahmet” adı verilen taş, köy ahalisi için hem ilahi bir işaretin ve bereketin simgesine hem de ekonomik değeri üzerinden anlam kazanan bir nesneye dönüşüyor. Kutsalla metayı bu denli iç içe geçen bir anlatı kurmak sizin için neden önemliydi?
Gözde Yetişkin: Aslında bu, fikrin ilk çıkış noktasına dayanıyor. Bingöl’e meteorlar düştüğünde NTV’de bir haber yapılmıştı; o dönem Maliye Bakanı olan Mehmet Şimşek “Meteorlardan gelir vergisi almalı mıyız?” diye soran bir tweet atmıştı. Bunun üzerine köylülerle röportaj yapıldığında bir köylü “Yaradan Rabbim bunu gökyüzünden göndermiş. Toprağın altından çıksa ödeyelim vergisini.” demişti. İçinde birçok hissi ve fikri barındıran bir cümle bu. Barındırdığı materyaller sebebiyle dünyaya düşmüş en değerli 16. meteordu ama bizim konuyu ele alışımız bambaşka bir şekilde oldu.
Emre Sert: Aslında kurmak istediğimiz dünya da buralarda: Dualarla, muskalarla, rüya tabirleriyle, mitlerle yaşayan bir topluluğun; modern dünyaya uyum sağlama gayreti içerisinde çıkardığı sürtünmenin sesi…

Bence Sahibinden Rahmet için en büyük meydan okumalardan biri, hem İrfan’ın hem de Münevver’in etik sınırlarındaki dönüşümleri seyirci açısından ikna edici kılabilmek. Oyuncularla bu dönüşümün ritmi ve dozajı üzerine nasıl bir diyalog geliştirdiniz?
Emre Sert: İkna buradaki kilit kelime gerçekten; önce yazarken kendimizi, sonra geliştirirken oyuncularımızı ikna etmeye çalıştık. Onlar bütün yeteneklerinin yanında dinlemeye ve anlamaya çok açık insanlardı, bu en büyük şansımız oldu.
Gözde Yetişkin: Bizim yazarken çok dikkat ettiğimiz, oyuncularımıza da sürekli anlatmaya çalıştığımız şey, “Daima haklı olduğunuzu düşünün.” oldu. Filmde art niyetli bir kötülük yapan neredeyse kimse yok, herkes kendince haklı sebeplerle birtakım hatalar yapıyor ve genelde de onları bu duruma süreç ve çevresel faktörler itiyor. Biz bu haklılığı bütün diyaloglarda, bütün performanslarda görmek ve göstermek istedik.
Yerli sinemada çoğu zaman taşra, bireylerin huzursuzluğu ile ilişkili, kapalı bir dünya olarak resmedilir. Burada ise köy sürekli dış dünyayla temas hâlinde, hatta küresel bir dolaşımın parçasına dönüşmüş. Taşrayı böyle bir atmosferde göstermek en başından beri planlanmış mıydı?
Emre Sert: Tabii, planlanmıştı. Bu bakış açısı, aslında ve öncelikle anlatmak istediğin hikâyeyle ilgili. Bizim hikâyemiz dışardan gelen etkilerle değişen bir topluluk üzerine. Bu sebeple böyle bir dünya kurmamız gerekiyordu.
Gözde Yetişkin: Bununla birlikte biz yapısal olarak da bir farklılık yapmak istedik. Genelde bahsettiğiniz filmlerde köye / taşraya dışarıdan bir “kentli” gelir ve seyircinin bu karakterle empati kurması hedeflenerek oradaki çarpıklık, baskı, yozlaşma ya da her neyse bu durumlar hissettirilmek istenir. Biz tam tersine ana karakterlerimiz arasına hiç böyle birini eklemedik; seyircinin kendisine o bölgedeki insanlar gibi hissetmesini, onlarla empati kurmasını hedefledik. Bu da aslında zor bir tercihti ama buradan bir duygu çıkarabilirsek daha samimi bir film ortaya çıkacağını düşündük.
Filmde mizahın tonu dikkat çekici; karakterleri güldürü unsuruna dönüştürmekten ziyade onların dönüşümünü ve çelişkilerini görünür kılmayı hedefleyen bir mizah mevcut. Yaklaşımızını nasıl anlatırsınız?
Emre Sert: Bu hem hayata bakışımızla ilgili hem de sevdiğimiz film tarzıyla ilgili. Biz Gözde’yle çocukluk arkadaşıyız, ortaokuldan beri birlikte zaman geçiriyoruz ve bir şeyler üretiyoruz. Hayatla başa çıkma yöntemimiz genelde onunla dalga geçmektir, trajik olaylara verdiğimiz ilk tepki genelde gülümsemek oluyor. Bu duygunun filmimizde de olmasını istedik.
Gözde Yetişkin: Aslında bu bilinçli bir tercihten ziyade biraz da doğal bir süreç, hayatı nasıl görüyorsanız yazarken de öyle aktarıyorsunuz. Filmimizin kendimize benzemesini istedik.
Sahibinden Rahmet’i izleyen biri, filmi tek bir duygu ya da tek bir soru ile bitirse, bu ne olsun isterdiniz?
Mutlu olmak için gerçekten neye ihtiyacın var?

Oyuncular Cem Yiğit Üzümoğlu ve Aslı İnandık yanıtlıyor
Sahibinden Rahmet ekibiyle çalışmak ve karşılıklı olarak İrfan ile Münevver’i oynamak nasıl bir deneyimdi?
Cem Yiğit Üzümoğlu: Aslı çok sevdiğim bir oyuncu. Çalışması çok keyifli. Hem derinleşebileceğimiz kadar yol gösterici ve ciddi hem de çocuklaşabileceğimiz kadar eğlenceli. O yüzden benim için çok iyiydi. Bana çok yardımı dokundu.
Aslı İnandık: Yönetmenlerimiz Gözde ve Emre başta olmak üzere kamera arkasındaki tüm teknik ekip ve elbette yapım ekibi bizi, sürecin başından sonuna kadar sonsuz güvende hissettirdiler. Hep söylüyorum, Emre ve Gözde, biz henüz sete çıkmadan bile kafamızdaki tüm soru işaretlerini tek tek yok etmişlerdi. Ne yapmayacaklarını biliyorlardı -yıllardır birlikte çalışan iki yönetmen olmanın avantajı buydu sanırım-, birbirlerini tamamlıyorlardı, çok çalışkan ve üretkenlerdi. Sette de eğlenceli ama disiplinlilerdi. Oyuncu yönetimlerindeki ustalık, filmin dünyasını kurma biçimleri, disiplinleri beni gerçekten etkiledi; ilham oldu diyebilirim.
Beraber çalıştığımız tüm oyuncu arkadaşlarımızla uyum içinde çalıştık. Bu anlamda çok şanslıydık. Cem ile çalışmaksa sonraları yapacağım her işte bana “Ah keşke bu işte de Cem ile partner oynasak…” dedirtecekti. Ve dedirtti! 🙂 Partnerinle bu kadar uyumlu hissederek oynamak, sahnelerin üstüne beyin fırtınası yapabilmek, aynı anda gülme krizine girebilmek, içine sinmeyen bir şeyi bile gözünden anlayabilir ve kendini de tüm şeffaflığınla ifade edebilir hâle gelmek müthiş bir konfor bence.
İrfan kendi küçük dünyasından ve sınırlarından memnun, o sınırlar içinde huzuru bulabilmiş bir karakterken; taşın başkalarınca bu denli metalaştırılması mı sence onu böylesine dönüştürdü? Yoksa sen taşı, zaten onda gizli kalmış hırs ve arzuları görünür kılan bir katalizör olarak mı yorumladın?
Cem Yiğit Üzümoğlu: Bence başkalarının arzusunu arzulaştırmak, İrfan’ın dönüşümüne sebep oluyor. Tüketim toplumunun temelini yansıtan bir tarafı var İrfan’ın. İnsan olmanın temel çatışması taşla ve etrafındaki insanların ona verdikleri anlamla yeniden şekilleniyor aslında. Sadece taşın maddi değeri değil; aynı zamanda o maddi değerin enflasyonuna verdiği değer İrfan’ı çatışmaya sürüklüyor.
İrfan’ın trajedisi, daha önce eksikliğini bile hissetmediği şeylerin zamanla yoksunluğunu yaşamasında; Münevver ise güvende hissettiği dünyasının değişmemesi adına her şeyi yapmaya hazır. Bu motivasyonları nasıl ele aldınız?
Cem Yiğit Üzümoğlu: Açıkçası bilgisizlikten bilgiye geçişi oynamaktı benim için. Bilginin kirliliğini, gözünün ferine getirdiği filtreyi ve kişiye getirdiği bagajları oynamaktı motivasyonum.
Aslı İnandık: Münevver’in hayatı, içinde mecburen kalarak ya da yetinerek yaşadığı bir hayat değil bana kalırsa. Görüşüne göre, “rahmet” o eve gelmeden evvel, yaşadıkları ataerkil coğrafyaya kıyasla epey farklı yapıda bir aile kurmuşlar hatta. İyi anlaşan, sorunların üstesinden konuşarak gelen, toplumun kendilerinden beklediği kadın – erkek rollerine bürünmeye çalışmadan birbirlerini önce arkadaş olarak seven, saygı duyan bir çift İrfan ile Münevver. Münevver de özenle inşa ettikleri bu güzel ilişkinin ve ailesinin dağılmaması için direniyor hâliyle. Değişim korkutuyor, güvenli alanından çıktığını hissediyor. Kocasının hiç görmediği bir yüzünü görmeye başlıyor. Kalbi kırılıyor. İnşa ettiği düzenin ellerinden kayıp gitmeye başladığını hissediyor. Hepimiz bu hissi biliyoruz, hepimizin ilmek ilmek inşa ettiği bir şeyler ellerimizden kayıp gitmiştir ve hepimiz buna direnmişizdir hayatımızın bir noktasında. İşte önce oraları anlamaya çalıştım açıkçası Münevver’e çalışırken.

Filmde meteorun kadın ve erkek karakterler üzerinde farklı etkiler yarattığını hissettim. Taşın hayatlarına girmesiyle birlikte neredeyse tüm erkek karakterlerin hayalleri büyürken, Münevver başta olmak üzere kadınların kaygıları büyüyor; sahip olma değil de kaybetme ihtimali öne çıkıyor sanki. Bu karşıtlığın, toplumsal cinsiyet rollerine dair bir okumaya da alan açtığını söyleyebilir miyiz?
Aslı İnandık: Toplumda nesiller boyunca kadınlara ve erkeklere belli roller biçildi. Bana göre bunların önemli bir kısmı da öğrenilmiş, hatalı kalıplardan kaynaklanıyor. Elbette, filmde de bu biçilen roller özellikle erkek karakter üzerinden daha görünür hâle geliyor. İrfan oldukça saf, fazlasında gözü olmayan bir karakter aslında. Meteor ona hayal bile edemeyeceği bir servetin kapısını aralıyor. Çevresindeki insanlar ona artık “erkeğe yakışır şekilde” davranması gerektiğini aşılıyor. İrfan’ın da içinde uyumakta olan hırs, daha fazlasını isteme arzusu uyanıyor.
Münevver ise yanlış giden bir şeyler olduğunun farkında ve kaygılanıyor. Ancak onun kaygısını kadın olmasıyla açıklamak doğru değil bence. Oldukça aklıselim biri, kaygısında da haklı ve yanlış gördüğü bir şeyi düzeltmeye çalışıyor. O yüzden bu hikâyeye sadece toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden değil; Münevver ve İrfan’ın kendilerine ait hikâyesi olarak bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Film, başlangıçta seyircinin empati kurmasına daha fazla imkân verirken yaşanan kırılmalar, karakterleri giderek daha kusurlu ve gri figürlere dönüştürüyor. Sizce bir oyuncu bu gri alanlara nasıl yaklaşmalı? Karakterini ne ölçüde anlamalı, etik bir mesafe de gözetmeli mi?
Cem Yiğit Üzümoğlu: Benim için role göre değişen bir şey bu. Ancak İrfan için mesafenin kendi adıma olabildiğince azalması gerekiyordu. O yüzden tabii ki yargılamamak ve inanmaktan geçiyordu İrfan.
Aslı İnandık: Kusurlu rol figürleriyle daha rahat empati kuruyor olabilirim ben şahsen. 🙂 Çünkü hepimiz kusurluyuz temelde, hepimiz griyiz. İnsanız; zaaflarımız, zayıf karnımız, hayır diyemediklerimiz, arkasında duramadıklarımız, “bunu neden yaptı ki?” dedirtecek bir dolu şeyimiz var. Kendim de çok sık hata yapan, hata yapmaya alan açan biriyim, gelişimin ve daha iyi versiyonuma ulaşmanın yolunun buralardan geçtiğini düşünüyorum. Sanırım bu sebeple oynadığım karakterlerin kendilerinden beklenenin aksine davranması, hata yapması, kuşkularına yenik düşmesi, dürtüsel hareket etmesi beni onlara yaklaştırıyor.
Biri size “Sahibinden Rahmet‘i neden izlemeliyim?” diye sorsa ne derdiniz?
Aslı İnandık: Bilmem, ben yedi kez filan izledim özel gösterimlerle birlikte. 🙂 Hâlâ sıkılmadım. Her izleyişimde yeni bir şeyler görüyorum, gülüyorum da yalan yok, arkadaşlarımın oyunculuklarını izlemekten keyif alıyorum. Bir şans verin ve siz de izleyin derdim.