Yaşa Takılanlar: Fiona Apple - Tidal

Yazı: utkan çınar

“Sleep to Dream”, “Shadowboxer” ve “Criminal” gibi klasikleri barındıran, Fiona Apple diskografisinin ilk albümü Tidal artık 30 yaşında.

İlk dinleyişten bu yana neler değişmiş? Şarkıların arasına neler sızmış? Yaşa takılanlar açtı ve yeniden dinledi.


Fiona Apple
Tidal
(23 Temmuz 1996)

Çok mühim albümdür çünkü…

Son 30 yıla iz bırakan müzisyen ve bestecilerden Fiona Apple’ın kariyer başlangıcı. 1996’da henüz 19 yaşında yetenekli bir müzisyen olan Apple, ilk albümünü yayımlamakta zorluk çekmez aslında. Sony Music bünyesinde çalışan (ve Tidal’ın da prodüktörü olan) Andrew Slater’a 1994’te henüz 14 yaşında ulaştırdığı demolar ânında kaşları kaldırır. Albüm 3 milyona yakın satar. O yaşta bu başarı çok görülen bir şey de değildir. Benzerini de bir daha yaşamaz.

İlk dinleyişte hissettirdikleri vs bugün hissettirdikleri

O zamanlar ergenlik zirvelerimi yaşadığım için Apple’ın yüzünden oluşan albümün kapağını görünce dayanamayıp hemen almıştım! Albümü dinledikten sonra odağım direkt müziğe kaymıştı tabii. Bugünden bakınca şık prodüksiyonuyla hâlâ güzel tınlıyor. Bunda Apple’ın büyük potansiyeli sayesinde daha ilk albümünde Jon Brion, aranjmanlarda Van Dyke Parks, davulda Matt Chamberlain, basta Sara Lee gibi müzisyenlerin yer almasının da etkisi çok elbette. Mesela albümdeki favorilerimden “The First Taste”in ritimleri ve solosu hâlâ çok taze geliyor kulağa. Daha ilk albümünden büyük bir plak şirketiyle çalışabilmiş olması belki albümünü fazla parıltılı ve anaakıma göz kırpar kılıyor olabilir. Ama videolara baktığınızda bu parıltılıyla Apple’ın tavrı arasındaki tezatı da görmek çok kolay. Oyunu kuralına göre oynamayacağını seziyorsunuz. Ardından gelen, -ki sonraki 30 yılda sadece dört albüm, ince eleyip sık dokuduğu kesin– albümlerinin onun müziğini çok daha iyi yansıttığı kesin. Ama Tidal olmasa onları yapabilme şansını bulabilir miydi, buna çok emin değilim. 

Daha ilk albümünden bir yol ayrımına girmişti Fiona Apple: Popu mu benimseyecekti, alternatif mi kalacaktı? Bunu 1997 MTV Ödülleri’nde En İyi Yeni Sanatçı ödülünü alırken yaptığı konuşmasıyla belli eder: “Bu dünya tam bir saçmalık. Hayatını bizim havalı bulduğumuzu sandığın şeylere, ne giydiğimize, ne söylediğimize ya da bunlara benzer şeylere göre şekillendirmemelisin. Kendi yolundan git.” Onun da doğru yolu seçtiği şüphe götürmez.

Bunu biliyor muydunuz?

90’lar alternatif müzik yapan kadın müzisyenlerin anaakıma entegre olmasında önemli bir dönem hâliyle. O zamanların popüler dergisi Q’nun Mayıs 1994 kapağı hemen akla gelir. “Kalçalar. Dudaklar. Göğüsler. Güç. PJ Harvey – Björk – Tori Amos” gibi bugünden bakınca pek de iyi yaşlanmamış başlığıyla müzik tarihinin en hararetli aylarından birinde, -bir ay evvel Cobain kafasına sıkmış, o ay ise Oasis’in ilk 45’liği ile Britpop patlamıştır– bir milat diyebiliriz. Siouxsie Sioux, Kate Bush gibi isimler 80’lerde de belli bir etkiye sahipti ama sektör onları esas oyuncu yapmakta daha çekingendi sanki. Pop müzik yapanlar hep daha göz önündeydi. Arkalarından gelen Beth Orton, Cat Power, Erykah Badu, Lauryn Hill ve tabii ki Fiona Apple günümüzün, her türden müzik yapan yeni kuşak kadın müzisyenlerinin önemli esin kaynakları olmayı sürdürüyorlar. 

Yazar notu: 1997’deki MTV Unplugged performasının da tadı ayrıdır.