3 soruda Damla Yücebaş ve “Yürüyüşler” sergisi
Decollage Art Space, yeni sanat sezonunu Damla Yücebaş’ın Yürüyüşler sergisiyle karşılıyor. 2 Kasım’a dek ziyarete açık olan sergi, Yücebaş’ın lif sanatı ve tekstil yüzeyler üzerine uyguladığı görsel illüzyona dayalı ipek baskı çalışmalarında, malzemeyle doğrudan kurduğu diyalogları yansıtıyor. Geçiş anları, kıvrılan, kaybolan, yeniden biçimlenen, bilinmezliğin getirdiği eşikleri odağına alıyor. “Bilmeme” (not knowing) yaklaşımıyla şekillenen sanat pratiği, “faydalı boşluk”, “temelsiz düşünme” ve “kendiliğinden oluş” gibi Doğu felsefelerinden beslenen kavramlarla bağ kuruyor.
Damla Yücebaş, Yürüyüşler sergisinin ardındakilere dair sorularımızı yanıtladı.

İşlerin üzerinde çalışırken odaklanmana ya da ilham almana destek olan ritüel, rutin ya da metotların var mı?
Rutin ve ritüel olarak kullandığım bazı yöntemler var. Örneğin bedenimi tekrarsız şekilde hareket ettirmek bunlardan biri. Çok yavaş hareket ederek bedensel hislere odaklanmak, algımın daha canlı ve berrak hâle gelmesini sağlıyor. Tai Ji Quan çalışmalarına da bu bedensel deneyimleri keşfettikten sonra başladım. Hareket etmek kadar bazen de hiçbir şey yapmadan durmak, uzanmak veya bedenimdeki, özellikle de karnımdaki hislere odaklanmak çalışmaya başlamadan önce bana iyi geliyor. Tıkanıklık veya arayış hâllerinde günlük veya yazı yazmak rutin olarak yaptığım bir şey. Çoğu zaman bu durum kendiliğinden çizim yapmaya veya malzemelerle oynamaya evriliyor ve kendimi çalışırken buluyorum. Bunun yanında fotoğraf arşivimde gezinmek de bana çok ilham veriyor. Daha önce karşılaştığım ve kaydettiğim anları geriye dönük incelediğimde geçmişle şimdiki deneyimler arasında yeni bağlantılar kuruluyor. Bu şekilde kendi gündelik ritmim içerisinde üretimler yaptığımda, neyin iş olup neyin iş olmadığı konusu da genelde çok sonradan aydınlanıyor. Çünkü çoğunlukla merakımdan yaptığım şeyler zaman içinde işe dönüşüyor.
Yürüyüş, serginin merkezinde yer alan bir kavram. Senin için yürüyüş, fiziksel bir eylem olmaktan ne zaman ve nasıl çıktı ve bir düşünme pratiğine dönüştü?
İlk başta pandemi döneminde kumsalda yaptığım yürüyüşler esnasında kumda oluşan doğal izler ya da benim bıraktığım izler, kuşların yürüyüşü, suyun ve dalgaların kıvrımları, kumun yürüyüşü gibi isimlerle yaptığım çalışmalar, çektiğim performatif videolar, taş, su, kum, köpük gibi unsurlarla kurduğum etkileşimler bu sürecin ilk adımlarıydı. Fiziksel yürüyüşler zamanla zihinsel süreçlerle birleşerek anlamlandırma alışkanlığını, bilmeyi ve öngörmeyi askıya alan, kararsızlığı ve belirsizliği merkeze alarak bilinmeyene güvenmeyi içeren bir pratiğe dönüştü. Zihinsel süreçlerin önüne hareketi koyduğum bir pratik olarak gelişen bilmeme (not knowing) yaklaşımı, içinde olduğum yaratıcı süreci ve düşünme biçimimi tanımlamaya başladı ve yolda karşılaşılan olasılıklarla şekillenen bir hareket etme biçimi olarak yürümekle bağlantı kurdu. Bu yürüyüş, belirli bir yöntemi ya da mevcut bir yolu izlemek yerine, kırılmalarla açılan yeni olasılıkların takip edildiği ve her adımın bir sonrakinin şartlarını oluşturmasına izin verildiği bir yürüyüş.
Başta bana kafa karışıklığı, kararsızlık veya çelişki gibi görünen negatif durumlar, sonradan belirsizliğe ve bilmemeye karşı bir güven geliştirdikçe yaratıcı potansiyelin hareketi olarak görünmeye başladı. Zihinsel karşıtlıkların üstesinden gelmek, bir yönsüzlük ve boşluk hâliyle potansiyele temas etmek olarak tanımlayabileceğim zihinsel yürüyüşler, “Yaratıcı Süreçte Bilmeme Pratiği” başlıklı sanatta yeterlik eser metin çalışmamla birlikte somutlaşarak benim için yaratıcı bir düşünme pratiği hâline geldi.
İpek baskı gibi geleneksel tekniklerle çağdaş bir anlam inşa ediyorsun. Bu iki uç arasında nasıl bir denge ya da gerilim kuruyorsun?
İpek baskı, tekstil alanı açısından düzeni, tekrarı ve öngörülebilirliğiyle oldukça sistematik ve geleneksel bir teknik. Benim ilgimi çeken ise bu tekniğin getirdiği tekrarlı, homojen ve sürekliliğe dayalı düşünme biçiminin içinde beliren kırılmalar. Aksaklık ve hataların mevcut sistemi bozarak yeni bir düzenin olasılığını barındırması gibi geleneksel teknikler, çağdaş yaklaşımın bozup dönüştürmesi için bir zemin sunuyor. Bu ikisi arasındaki gerilimi üretken bir alan olarak görerek, tekniğin disiplininden beslenirken dikkatimi daha çok kırılma anlarına veriyorum. Teknikle kurduğum ilişki ustalık veya bilgiye dayalı ilerlemediği; aksine malzemeyle diyalog üzerinden şekillendiği için varolan teknikleri kullanırken kendime özgü yollar ve yöntemler yaratmakla ilgileniyorum.




Giriş görseli: “Dolanık” Serisinden, Tekstil Üzerine İpek Baskı, 4 adet 200 x 75 cm, 2025