35 ALBÜM: Ocak 2026 Best Of

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal

“Ne dinlesek?” diye soranlara, ocak ayından 35 albüm. 


9 OCAK: Jenny On Holiday – Quicksand Heart
(Transgressive Records)

Let’s Eat Grandma’nın yarısı olarak tanıdığımız Jenny Hollingworth, Jenny On Holiday adıyla yayımladığı ilk solo albümünde duygularını minimal jestlerle açığa çıkarıyor. Quicksand Heart, kapalı ve imgesel bir anlatımla kalp kırıklığını işlerken, Steph Marzano prodüksiyonu ile şekillenmiş. 80’ler synth-pop referanslarıyla örülü, kalp kırıklığını dans pistine taşıyan şarkılar arasında dolaşıyor; kırılganlıkla coşku aynı anda var oluyor. Bazen tanıdık pop klişelerine dokunsa da Quicksand Heart, etkileyici melodik çizgileri ve güçlü pop balladlarıyla Hollingworth’un solo kariyerine güçlü bir başlangıç olmuş. Albümün kapak fotoğrafı ise Steve Gullick’ten.

9 OCAK: Winged Wheel – Desert So Green
(12XU)

Winged Wheel’in yeni albümüne dalmadan önce bu akılalmaz oluşumun üyelerini şöyle bir sıralayalım: Whitney Johnson (Matchess, Circuit des Yeux), Cory Plump (Spray Paint), Matthew J. Rolin (Powers/Rolin Duo), Steve Shelley (Sonic Youth), Lonnie Slack ve Fred Thomas (Idle Ray, Tyvek). Üçüncü kez bir stüdyo albümü için bir araya gelen süpergrup, bu sefer ilk iki albümdeki yaklaşımlarından farklı olarak, çok daha planlı bir kayıt süreci geçirmiş. Şarkılardaki doğaçlama hissi hâlâ mevcutsa da aslında duyduğumuz çoğu hook, riff, detay hep kasıtlı. Zaten başarması en zor denge de herhalde bu. Winged Wheel oldukça dinamik ve tahmin edilemez bir enerji ve titiz bir besteciliği bir araya getiriyor.

9 OCAK: Dry Cleaning – Secret Love
(4AD / GRGDN Müzik)

Londralı dörtlü Dry Cleaning, üçüncü albümü Secret Love’da tanıdık sound’a yaslanmakla kalmıyor, aynı zamanda o karakteristik post-punk dokusunu daha rafine bir hâle getiriyor. Florence Shaw’un gündelik hayatın tuhaflıklarına dair keskin ve bazen alaycı gözlemleri yine albümün merkezinde. Ama Secret Love, önceki işlerine kıyasla daha sıcak bir atmosfer sunuyor; türün mesafeli duruşu hâlâ hissedilirken ironi dozunu biraz düşürüp yerini duygusallığa bırakıyor.

9 OCAK: Pullman – III
(Western Vinyl)

Geçtiğimiz sene kolektif enstrümantal albümler alanında çok verimliydi. Bu seneye de dakika bir iyi başladık. Aslen 90’larda Chicago post-rock ortamlarının tanınan yüzleri Tortoise’dan Ken “Bundy K.” Brown ve Doug McCombs, Rex’ten Curtis Harvey, Come’dan Chris Brokaw ve davulcu Tim Barnes’ın bir araya gelişiyle oluşan Pullman, 1998 ve 2001’de iki albüm yayımlamıştı. 25 yıl sonra bir üçüncüsüyle karşımızdalar. Davulcu Barnes’ın 2021’de, genç yaşındaki Alzheimer teşhisi sonrası; o ve Brown sıkı bir stüdyo mesaisine girişmişler ve ortaya bu duygusal yoğunluğu yüksek, usta işi albüm çıkmış. Akustik gitar tabanlı şarkılar arka planı dolduran ambient atmosfer ve ritimlerle baştan sona insanı duygu durumuna belirgin bir etki yapabilme kapasitesine sahip. Şiddetle tavsiye ederken, Barnes’a da geçmiş olsun dileriz. 

9 OCAK: SAULT – Chapter 1
(Forever Living Originals)

Funk damarını korurken soul-santrik seyrederek son beş yıldaki işleriyle gospel türüne gittikçe yaslanan kolektif, 13. albümünde de inanç merkezli, fakat bu vibe’ı daha psikedelik bir yere koyuyor. Olumlama ve temennilerle dolu parça listesinin prodüksiyonu gür, sound’u geniş: bas hatları SAULT tınısını korurken davul kayıtları capcanlı. Fuzz gitarlar, tiz ve cızırtılı klavye notaları Zambian rock enerjisi çağırırken, 60’lar ve 70’ler referanslı iyice retro groove’lara eklenen borulu çalgılar, yaylılar ve coşkun geri vokaller albümün sinematikliğine ekleme yapıyor. Başı çeken Inflo ve kariyerinin en çeşitli vokal performansını sergileyen Cleo Sol’a, sık sık ortaklaştıkları Jack Peñate’yle beraber efsanevi prodüktör ikilisi Jimmy Jam & Terry Lewis eşlik ediyor. 

9 OCAK: ZU – Ferrum Sidereum
(House of Mythology)

İtalyan avangart metal üçlüsü ZU, Ferrum Sidereum ile gürültü ve yapıya yönelik uzun soluklu araştırmasını bir adım ileri taşıyor. 80 dakikayı aşan bu enstrümantal kayıt, günümüzün hız takıntılı dinleme alışkanlıklarını bir kenara iterek ritüelistik bir yoğunluğu tercih ediyor. Albümün adı Latince “yıldızların demiri” anlamına geliyor ve antik dönemlerde kutsal kabul edilen göktaşı menşeli metallere referansla seçilmiş.

16 OCAK: Sleaford Mods – The Demise of Planet X
(Rough Trade Records / GRGDN Müzik)

Küresel politik gündemlerden en gündelik sinir bozulmalarına dünyamızla ilgili kötü giden her şeyi yine Sleaford Mods albümünde bulmak mümkün. Fakat yüzleri gülmeyen ikilinin 13. albümlerinde ses dünyaları biraz beklenmedik bir yöne gidiyor. Yeni koleksiyonun şarkı sözleri her zamanki açıklık ve direktliğinde devam etse de bestelerdeki karanlık ve sertlik yerini biraz daha eğlenceli yürüyüşlere bırakıyor. Sonik olarak en detaylı ve en farklı işleri demek yerinde olabilir. Tabii burda eğlenceye ihtiyatla yaklaşalım, The Demise of Planet X Trump’dan Orta Doğu’ya, telefon bağımlılığına, sosyal medyanın sahteliğine uzanan bir albüm sonuçta. 

16 OCAK: Julianna Barwick & Mary Lattimore – Tragic Magic
(InFiné)

İki kadının dostluğundan sızan bu koleksiyonun sahip olduğu en güzel şey, onun bu düşünsel beraberliği ve yaydığı birliktelik hissi. Bakılan her ağacı daha yeşil, atılan her adımı daha yönsüz kılan Tragic Magic, ilham verme konusunda oldukça cömert: Yetişme telaşı olmadan da var olabilirsin. Ambient müziğin yaratıcı isimleri Julianna Barwick ile Mary Lattimore’un yarattığı etki sihirli arpla birleşince zihnimizin içerisinde dolaşan bin bir tilkiyi uyutup, varoluşu hafifleten bir tür masala dönüşüyor. Her şeyin yavaşça süzüldüğü albüm kozmik bir dinleme deneyimi sunuyor. Güzel mi güzel kapak resmi ise bir Cat Solen yaratımı.

16 OCAK: Xiu Xiu – Xiu Mutha Fuckin’ Xiu: Vol. 1
(Polyvinyl)

Son dönemde diskografilerinin yayıldığı uçsuz bucaksız haritada kendilerine küçük ve karanlık kuyular kazan Xiu Xiu, bu kez bir cover derlemesiyle karşımızda. İsmi de bir harika: Xiu Mutha Fuckin’ Xiu: Vol. 1. 12 şarkılık koleksiyon Talking Heads’in “Psycho Killer”ına yapılan coverla açılıyor ve akışında Glorilla’dan Throbbing Gristle’a, Robyn’den This Heat’e geniş bir skaladan yorumlara yer veriyor. Başlığın işaret ettiği üzere bu cover partisinin devamı için beklemedeyiz.

16 OCAK: Shaking Hand – Shaking Hand
(Melodic)

Manchester çıkışlı Shaking Hand, ilk albümünde büyük iddialar ve tamamlanmış fikirlerden ziyade bir keşif ve deney peşinde. Grubun gitar ağırlıklı ses dünyası tezatlarla ve tam olarak doruğa ulaşmayan melodik yürüyüşlerle dolu. Shaking Hand’in enstrümanlarındaki ustalıkları aslında abstrakt bir manzarayı çok keyifli ve uzun süre bizimle kalacak bir çıkış albümü hâline getiriyor. Albümün sonik dünyasını beklenmedik şekilde tamamlayan kapağı, mimar Ray Kappe tarafından 1970’lerde Los Angeles’ın yeniden geliştirilmesi için hazırlanan ve “People Movers” isimli kullanılmamış planlardan alınmış. 

16 OCAK: Oxis – Oxis 8
(Boom Records)

2023’ten beri tam yedi (!)  albümde bizleri deniz canlılarıyla tanıştıran Oxis, hız kesmeden yeni kayıtlar savurmaya devam ediyor. Minimal electronica ile popun birleştiği yerde kendiliğinden bir damar bulan müzisyen, Caroline Polachek gibi isimlerin sofistike pop yaklaşımlarını basit ama etkili beatler, akılda kalıcı looplarla süslerken bunu alçakgönüllü bir şekilde yapıyor. Dinlendirci bir atmosfer yaratıyor. Belki vokaller bu kadar önde olmamasını ya da 20 dakikayı anca geçen albümde şarkıların daha uzun olmasını ve bir miktar nefes alma ânı dileyebilirsiniz ama bu kısa sürede gayet iyi fikirlerle de karşılaşacağınız kesin. 

16 OCAK: Tyler Ramsey & Carl Broemel – Celestun
(Duo Quest Records)

My Morning Jacket ve Band of Horses’dan bahsederken biraz nostaljiye düşmek olası. Her iki grup da zirve dönemlerini yaşayalı en azından bir 10-15 yıl geçti. Her iki grubun da gitaristleri 2012’de beraber verdikleri bir turnede birbirlerinin çalış stillerinden etkilenmiş, beraber bir şeyler yapmayı kafaya koymuşlar. Vakti anca pandemi zamanı bulmuşlar; birkaç denemeden sonra 2024’te Nashville’de, Broemel’in evinde albümü kaydetmişler. Müzikleri ister istemez John Fahey, Bert Jansch gibi isimleri hatırlatsa da hem kaydın modernliği hem de ikilinin gitarlarının birbiriyle münasebeti albümü farklı bir noktaya taşıyor. Birbirlerinin çalış stillerine oldukça saygılılar. Hem tek vücut tınlayabiliyorlar hem de ayrı ayrı partisyonlarının da tadını alabiliyorsunuz. Çok sık rastlamasak da vokaller de gayet üst düzey. İki önemli gitar emekçisinden şanlarına yakışır kalburüstü bir albüm. Umarız gerisi gelir. 

16 OCAK: Sassy 009 – Dreamer+
(HEAVEN SENT / PIAS / GRGDN Müzik)

Sassy 009, Dreamer+ ile kulüp müziğiyle içe dönük pop arasındaki hatta geziniyor. Y2K sonrası elektronik estetikten beslenen prodüksiyonlar; ambient dokunuşlar, buğulu synth katmanları ve ritmi geri planda tutan seslerle şekillenen albümde Sassy 009’ın yarı fısıltı vokalleri, şarkıları belirli bir anlatı yerine duygu hâllerini yansıtıyor. Dreamer+, kesin anlardansa birbirine yumuşak geçişlerle bağlanan şarkılarla, dinleyeni rüya ile gerçek arası atmosferde asılı bırakan sade ama etkili melodilere ve hipnotik tekrarlara sahip.

23 OCAK: YĪN YĪN – Yatta!
(Glitterbeat Records)

Güneydoğu Asya ezgilerini, psikedelik synthler ve funk motifleri içerisinde büküp, kaygan bir zemin yaratan Hollandalı dörtlü YĪN YĪN, yine coşkusuyla sarmalıyor dinleyeni. Hem sesler hem beden için sürekli genişleyen kozmik bir hareket alanı sağlayan Yatta! felsefi olarak Yin Yang fikrine dayanan ilhama eklemledikleri 70’lerin psikedelik tonuyla organik ve keşif dolu bir iş olmuş. Başlığı Japoncada “başardık” anlamına gelen albüm, “Her dışın bir içi, her için de bir dışı var. Farklıdırlar, evet; yine de birlikte var olurlar.” sözleriyle ilk kıvılcımı yakarak, gerisini dinleyiciye bırakıyor. Ritimler zihninizin içinde konfeti patlamışçasına dağılıyor.

23 OCAK: Katie Tupper – Greyhound
(Arts & Crafts)

İlk albümünde 2000’lerin bağımsız alternatif damarını da dingin R&B tınısını da yaşatan Kanadalı müzisyen, piyano odaklı baladlar ve groove’lu hafif boplar arasında seyrediyor. Aranjmanları kimi zaman country ve folk’a da kulak veriyor. Alto vokalin Towards The End (2022) ve Where To Find Me (2023) EP’lerini takip eden çıkış albümünü beraber turnelediği müzisyenler Justice Der and Felix Fox ile birlikte kotarmışlar. Onu ilişkileri ve dünyada nasıl davrandığı hakkında düşündürmüş, tazı köpekleri ve önlerine konan, onlar tuzağa yaklaştıkça daha hızlı koşsunlar diye hızlandırılan tavşan kuklalar arasındaki ilişkiden esinli başlığın metaforunu Tupper, “Ben genellikle hem tazı hem de yem oluyorum. Ulaşılamayan bir şeyi kovalıyorum ve yakalanamayan şey oluyorum. Şarkıların çoğunda bu döngü ve kovalamaca teması var.” sözleriyle açıklıyor. 

23 OCAK: Sunset Images – Oscilador
(Dedstrange)

Feedback’e gömülmüş gitar dokularına zaafı olanlar, sesi açın! Meksikalı üçlü Sunset Images, krautrock’ın serbest akışı, punk’ın yıkıcılığı ve shoegaze’in sisli duyarlılığına selam duruyor ama bu referansları kırıp geçirip kendi kaotik evrenine hapsediyor. Çiğ olduğu kadar çarpıcı, dürüst olduğu kadar şiirsel bir albüm Oscilador. Konfor bulduğunuzu sandığınız anda hoparlörünüzün kondisyonu hakkında endişelendirecek bir kırılma ile tepetaklak olabilirsiniz.

23 OCAK: Erik Hall – Solo Three
(Western Vinyl)

Solo Three, Erik Hall’un biçimsel titizliğini sürdüren ve Amerikan minimalizmini yeniden yorumlayan kişisel bir ses laboratuvarı. Glenn Branca’dan Laurie Spiegel’e, Charlemagne Palestine’den Reich’a uzanan bir çağdaş klasik seçkisini yeniden inşa ederken, sesin tekrarlar ve küçük farklarla nasıl hem içe hem dışa akabileceğini gösteriyor. Müzisyenin mutlak kontrol ve mutlak teslimiyet arasında kurduğu hassas denge gözettiği albümü günün ilk saatlerinde deneyimlemenizi tavsiye ederiz.

23 OCAK: Hot Face – Automated Response
(Speedy Wunderground / GRGDN Müzik)

Londralı  ekip Hot Face’in ilk stüdyo albümü aslında üç günlük bir canlı kayıt planı yapılırken prodüktör Dan Carey’dan son dakikada gelen Abbey Road Studios’da yer açıldığı haberiyle tek seferlik bir kayda dönmüş. Stüdyoda, dinleyiciler eşliğinde baştan sonra durmaksızın kaydedilen Automated Response, Hot Face’in enerjisine hayran bıraktırırken bir yandan bu enerji patlamasının içine alıyor. Yeni bir grup, yeni bir ses için heyecanlanmak şu günlerde sık yaşadığımız bir şey değil ama bir garage-rock deliliği yaratan Hot Face’i radarımıza aldık. 

23 OCAK: Fabiano do Nascimento & E Ruscha V – Aquáticos
(Music From Memory)

2025’ten sonra enstrümental ortaklıklarda ihya olmaya devam ediyoruz. 2 hafta önceki Pullman yayınından sonra sonra bu kez Brezilya soundunun elektroniklerle ustaca birleştiği heyecan verici bir albüm var elimizde. Brezilya doğumlu ABD’de yerleşik gitarist Fabiano do Nascimento ile ambient ve downtempo konusunda 15 yıldır kalburüstü örnekler veren E Ruscha V’nin (Eddie Ruscha) ortak çalışması oldukça uyumlu, her iki müzisyenin de güçlü taraflarını yansıtan bir iş. Ama albümün yıldızının Ruscha’nın kendine has organik elektronik dokunuşları olduğunu söyleyebiliriz. Zevkiniz ne olursa olsun kış günlerinize kaliteli bir eşlikçi olacağı kesin. 

23 OCAK: MARKET SATURÉE – s/t
(Rubber Commune)

Grindcore, mathcore ve hardcore çerçevelerini eklektik bir şekilde yan yana koyan bu albüm, 2024’te Basel’de Eren, Leo-Pol ve Mehmet tarafından kurulan üçlünün ilk yayını. Yedi şarkılık koleksiyon, türler arası geçişleri vurgulamaktan çok bu türlerin ortak sertlik mantığını yapıbozuma uğratıyor. Parçalar, riff-merkezli ilerlemek yerine ritmik kesilmeler ve ani tempo değişimleri üzerinden şekilleniyor. Prodüksiyon tercihleri de netlikten ziyade temas hissi yaratıyor. MARKET SATURÉE, albümün turnesi kapsamında 6 Şubat’ta İstanbul’da (SBCS), 7 Şubat’ta Ankara’da (Haymatlos) çalacak.

23 OCAK: Victoryland – My Heart Is A Room With No Cameras In It
(Good English Records)

New Yorklu Julian McCamman’ın projesi Victoryland, My Heart Is A Room With No Cameras In It’te ev kaydı hissiyatını koruyan lo-fi estetiğiyle bazen sade bir gitarla içe kapanan, bazen synthlerle hafifçe açılan dünyasında odak, büyük anlatılardan çok gündelik duygularda. Belli bir türe sığdırması mümkün olmayan sesler, McCamman’ın kendi dünyasının bir yansıması gibi; dağınıklığı bile kişisel bir dokunuş gibi hissettiriyor. Albümün anlatısının odağı kalp kırıklığı ve yalnızlık gibi konulara tiye alan ama dürüstlüğünden ödün vermeyen bir tavırla, dramatize etmeyen cümlelerle dokunuyor.

23 OCAK: Julian Lage – Scenes From Above
(Blue Note)

Basta Jorge Roeder, davulda Kenny Wollesen ve klavyede John Medeski’den oluşan fiyakalı yeni orkestrasıyla stüdyoya giren caz gitaristi Julian Lage, babasına adadığı dokuz bestesini Scenes From Above adlı albümde bir araya getirdi. Kimi duraklarında Patrick Warren’ın da çeşitli enstrümanlarla ekibe eşlik ettiği koleksiyon, belki yeni keşifler yapmıyor ama dinginleştirici ve pürüzsüz bir akış vadediyor.

23 OCAK: Sazakan – Earth Is Alive
(Lin Records)

New York’ta yaşayan davulcu, handpan ve yerel flüt icracısı Ömercan Şakar, İstanbul’dan gitar ve elektroniklerle Ali Deniz Kardelen ve Berlin merkezli saksafoncu Martin Seiler’dan oluşan Sazakan’ın ilk albümü. Hareket ve duruş, ses ve sessizlik, güç ve hafifliğin tek bir soluk gibi iç içe geçtiği Earth Is Alive, Anadolu’nun köklü ses mirasını çağdaş ritim anlayışıyla buluşturan, herhangi bir kalıp ya da beklentiden uzak duran bir akışa sahip.

23 OCAK: Searows – Death In The Business of Whaling
(Last Recordings on Earth)

Şimdiden belirtelim ki şu sıralar üzüntünün çevresinde dolanan bir ruh hâliniz varsa, Death In The Business of Whaling o duyguyu esnetip büyütecek bir atmosfere sahip. Melankolinin kapısından adımlarımız bu sefer Pasifik Kuzeybatısı’nın dalgalı denizlerine doğru atılıyor çünkü. Suya karşı tüm korku, yalnızlık ve aşk itiraflarınızı söyleme girişiminizin, dalgalarla tekrar yüzünüze çarpmasıyla sonuçlandığını düşünün. Bu koleksiyon da vokal melodileri, sözleri ve enstrümanlarıyla tam olarak bunu yapıyor. Ürpertici, çekici ve dürüst. 

30 OCAK: Marta Del Grandi – Dream Life
(Fire Records)

Melankoli ve umut arasında dolaşan liriklerinde içe dönük düşünce anlarına bulaşan politik gerçeklikleri ele alarak büyüleyici tavrına yakışır minimalist sesler yaratan İtalyan müzisyen ve besteci Marta Del Grandi, bu atmosfer etrafında gezindiği Dream Life albümüyle çocukluk yıllarından bugüne kadar geçirdiği anların kişisel bir manzarasını çiziyor. Grandi’nin 2023 tarihli Selva’ya kıyasla “Daha çok bir fotoğraf albümüne benziyor, daha tanımlı ve detaylı.” yorumunu yaptığı on parçanın tepesinde buruk tatlar bırakan bulutlar dolansa bile kalp kırıklıklarımızı yumuşatmayı ihmal etmiyor. Pop etkili, zahmetsiz gitarları, sakin ritimleriyle düşünceleritoz pembeye boyamıyor ama kesinlikle bir şekilde onları hafifletmeyi başarıyor. 

30 OCAK: Yumi Zouma – No Love Lost to Kindness
(Nettwerk Music Group)

No Love Lost to Kindness, Yeni Zelandalı ekibin beşinci stüdyo albümü olmasına rağmen Yumi Zouma’da taptaze bir enerji var. Kendi diskografilerinden tamamen bir kopuş olmasa da başka yönlere gidiyor grup; dream pop’tan biraz sıyrılıp daha sert bas yürüyüşleri, daha monoton vokal performansları deniyor ve temaların biraz daha ağırlaşmasına izin veriyorlar yeni albümlerinde. Üçlünün daha fazla potansiyeli olduğuna inansak da kendi içinde bir coming-of-age albümü tadında, sandalyemizden düşürmese de düş kırıklığına da uğratmayan bir proje var karşımızda.

30 OCAK: Nekropsi – CANLI / LIVE İSTANBUL
(Bağımsız)

Canlı Nekropsi deneyiminin dinleyeni tepetaklak eden çarpışma hâli, artık bir konser albümüyle tarihe not düşüldü. 30 Ocak’ta gerçekleşen Beşiktaş konseriyle birlikte Bandcamp’te yayımlanan albüm, 2023t’te Salon İKSV’de gerçekleşen performanstan alınmış kayıtlardan oluşuyor. Grubun 30 yıllık külliyatının farklı köşelerine temas eden akış, “Erciyes Şokta”nın motorik ritmiyle açılıyor ve seçkinin en eski parçası “Derinlik”le destansı bir final yapıyor. 

30 OCAK: Geologist – Can I Get a Pack of Camel Lights? 
(Drag City)

Animal Collective üyesi Brian Weitz’in yeni Geologist albümü, merkezine Türkçede tekerlekli lir olarak anılan hurdy gurdy enstrümanını yerleştiriyor. “Oracle Road”da duyulan ilk motifler, dinleyiciyi klasik drone ütopyalarından alıp sık dokunmuş elektronik ve ritmik katmanların arasına yerleştiriyor. Enstrümanın sürekli sürtünmeli ses üretimi, albüm boyunca farklı harmonik girişimlerle çakışıyor ve döngü, tekrar, zaman kavramları işlevsel bir araç hâline getirerek bir “gerilim–çözülme” dinamiği yaratıyor.

30 OCAK: David Moore – Graze the Bell
(RVNG Intl.)

İç içe geçmiş düşüncelerin birbirini kovaladığı şu günlerde David Moore büyüleyen piyanosu ile resmen zihinlerimize yaşamın acelesizce var olabildiği sakin topraklarında yeşeren tomurcukları ekmek için gelmiş. Sabırla, sakince ve güneşin yakmayan, tatlı sıcaklığıyla filizlenmesini beklesiğiz düşünceleri hatırlatıyor. Moore bir yıl boyunca bir dere kenarında yaşamış; Graze the Bell’in ilk habercisi “Rush Creek” ilhamını tam da o zamanlardan almıştı. Hâliyle koleksiyon boyunca insanlık ve yaşam üzerine dair sürekli akan, samimi dokunuşlarla işlenmiş meditatif bir yaklaşım mevcut.

30 OCAK: Joyce Manor – I Used To Go To This Bar
(Epitaph)

Joyce Manor, yedinci albümü I Used To Go To This Bar’da adının da ima ettiği gibi geçmişe dönüp bakıyor. Nostaljiyle eski anıları romantize etmekten ziyade onları daha sağlıklı ve mesafeli bir yerden irdelemek albümün duygusal damarlarından biri. Los Angeles çıkışlı grubun 2013–2014 civarında parlayan o yüksek enerjili pop-punk hissi hâlâ mevcut; sadece artık daha geri planda, daha sakinlemiş ve değişime açık bir hâlde. Toplamda 20 dakikayı bulmayan albüm; direkt ve lafı dolandırmayan sözleriyle Joyce Manor’ın zaman içinde kurduğu ses ve anlatıya bugünün duygularını ve seslerini eklediği; geçmişle barışık ama ona yeni bir derinlik katmış bir hâli gibi.

30 OCAK: The Soft Pink Truth – Can Such Delightful Times Go On Forever?
(Thrill Jockey)

Aslen San Franciscolu ikili Matmos’un bir yarısı olarak bildiğimiz Drew Daniel, on yıldan uzunca bir süredir The Soft Pink Truth ismiyle solo işler de yayımlamakta. Elimizdeki son çalışması ismini Stendhal’ın Kırmızı ve Siyah romanından alıyor. Oda müziği ve elektronik unsurların birleşmesinin Daniel’e özgün sonucu diyebiliriz. Oldukça enerjik ve taze. Türkiyeli müzisyen Ulaş Kurugüllü’nün aranjmanları ve sevdiğimiz gitaristlerden Bill Orcutt’ın “Orchard”daki performansının da altını çizelim. Enteresan bir deneyim.

30 OCAK: Lord Jah-Monte Ogbon – As Of Now
(Lex Records)

2010’ların sonlarından itibaren yılda ikişer üçer çıkardığı miksteypler ardından ilk resmî stüdyo albümünü salıveren New Yorklu rapçi, uzun süre bloggerlığını yaptığı yeraltı rap sahnesine minnetlerini sunuyor ve dinleyeni alabildiğine sarıp sarmalayan, kendince yaşayan bir atmosfer inşa ediyor. Hookları geçerli ve sağlam; dizeleri ise direkt ve dürüst. Parça listesi değişken tonlarda gitse de albümün yolculuğu tutarlı, dikkati tutup ilgiyi koruyor. Beatleri yormayan, dokusu zengin bir prodüksiyonu soul damarı güçlü bir yaklaşımla harmanlayan Ogbon’a mikrofonda hemşehri Deniro Farrar’ın yanı sıra BbyMutha, Wild Recluse ve YL katılırken, prodüksiyon tarafında Lex’ten Chuck Strangers, Dirty Art Club, Navy Blue ve Pink Siifu gibileri destek atıyor. 

30 OCAK: Ye Vagabonds – All Tied Together
(River Lea Recordings)

2008’de Carlow sokaklarında şarkılarını söyleyerek serüvenini başlatan İrlandalı kardeşler Diarmuid and Brían Mac Gloinn, dördüncü albümünde geçmişe bakıp hem biraz kalp kırıyor hem de kırdıkları yerden tekrar birleştirmeyi başarıyor. İkili All Tied Together’da folk geleneklerine hem oldukça sadık kalıp hem de küçük synth ve piyano dokunuşlarıyla ses evrenlerine çeşitlilik katıyor, kanınıza işleyen armonilerle dinleyende yarattıkları hisleri de biraz derinleştiriyorlar bize kalırsa. Sanki albüm kapağındaki ağaçların birinin altında oturmuşuz Mac Gloinn kardeşlerin ustalaştıkları hikâyeciliğinde payımıza düşeni alıyoruz bu albümde.

30 OCAK: Frozen Clouds – Kal
(Wana Records)

Ergenlik yıllarından bu yana bir arada üreten Frozen Clouds, yaklaşık dört yılın ardından yeni bir uzunçalarla aramızda. Yine grup üyelerinin çeşitli parçalarda ya da aynı parçanın içinde mikrofonu paylaşarak çeşitlilik yarattığı Kal, depresif liriklerine rağmen önceki Frozen Clouds işlerine kıyasla daha ferah bir atmosfere sahip. “Vazgeçtiğinde”, “Bakma”, “Gitti Boşuna” gibi geçtiğimiz birkaç yılda paylaşılan parçaların da yer aldığı akışta Sorry Nobody, Robin, UZUM3, 1i ve tan’la yapılmış düetler de mevcut. Beşlinin YouTube kanalında albümden “Hayalet” ve “Anlaşılmak” için hazırlanan görsel eşlikçileri de izleyebilirsiniz. 

30 OCAK: A. G. Cook – The Moment (The Score)
(A24)

Charli XCX’in dünya çapında üne kavuşmasında kaliteli ve modern prodüktörlüğüyle önemli bir payı olan A.G. Cook; XCX’in iki yaz önceki brat albümü çılgınlığını konu alan kurmaca-belgesel The Moment’ın da işitsel atmosferine imza attı. Film henüz pek iyi eleştiriler almasa da ilk kez film müziği yapan Cook’un çiğ ve minimal soundu, özellikle ritmik anlarda, kendi başına da ayakta durabilecek kalitede. Gelecek yıllarda da film müziği alanında aranan bir isim olabileceğini düşünebiliriz.