Just Mustard, Lalalar ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
Haftanın yeni müzikleri: Just Mustard, Lalalar, Amadou & Mariam, U.S. Girls, Pullman, Dilhan Şeşen, Yazmin Lacey, monte booker, Auntie Flo, The Lemonheads ve dahası…
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

ALBÜM: Just Mustard – WE WERE JUST HERE
(Partisan Records / GRGDN Müzik)
Şu an farkında olmayabilirsiniz ama yeni Just Mustard koleksiyonunu dinlemeye başladığınızda İrlandalı ekibi ne kadar özlediğinizi fark edeceksiniz. Geçtiğimiz üç senedir sesi soluğu çıkmayan grup şimdi anlıyoruz ki zengin, ilginç ve bir o kadar da karanlık bir ses evreni kurmakla meşgulmuş. Epey zor bir iş ama Just Mustard hem ritim departmanında çıtayı arşa çıkarıyor hem distortion başta olmak üzere bütün efektlerin dozunu tam ayarlıyor hem de Katie Ball’un vokalleriyle atmosferik bir bulutta bunların hepsini güzelce harmanlıyor. Shoegaze’in bürünebileceği hâllere yeni yeni alternatifler sunan albüm, en kolay dinleme deneyimini vadetmiyor belki ama dinleyeni bir yönüyle kendine hayran bırakacağı kesin.
TEKLİ: Pullman – Weightless
(Western Vinyl)
90’lar sonu Chicago’sunun post-rock sahnesinin en kendine özgü gruplarından biriydi Pullman. Tortoise, Come, Rex gruplarının üyelerinden oluşan bir stüdyo macerası olarak başlayan serüveninde sarmal akustik gitar arpejlerinin bir masaj gibi dinleyeni yoğurduğu diskografilerinde 1998 ve 2001 tarihli iki albüm bulunan bu özel birliktelik, ne mutlu ki yeni seslerle geri döndü. Yaklaşık yedi dakikalık bir yerçekimini yok sayma girişimi olarak tanımlanabilecek “Weightless”, yeni yılın ilk günlerinde yayımlanacak III isimli Pullman albümünün de habercisi.

ALBÜM: Amadou & Mariam – L’amour à la folie
(Because Music)
Mali müziğinin dünyaca ünlü isimleri Amadou Bagayoko ve Mariam Doumbia’nın yeni albümleri hüzünlü bir anlam taşıyor. Her ikisi de görme engelli olan evli çiftten Amadou geçtiğimiz nisan ayında 70 yaşında bu dünyadan ayrıldı. İsmi “Çılgınca Aşk” anlamına gelen albüm uzunca süredir beklenmekteydi ve maalesef Amadou aramızda değilken yayımlandı. 40 yıldan uzun süredir beraber müzik yapan ikili özellikle 2010’larda popüler olmuş, dünya çapında her festivalin gediklisi olmuştu. Birlikte son albümleri olan L’Amour à la Folie de enerjilerini gayet iyi yansıtan, usta işi bir çalışma. O yörelerin işlerini sevenler için ve Amadou’yu anmak için birebir.
ALBÜM: Yazmin Lacey – Teal Dreams
(AMF Records)
Soul seslerle dinleyiciye dokunan Nottingham çıkışlı müzisyen Yazmin Lacey’nin yeni albümü Teal Dreams, yağmurlu bir günde bir şeyler hissetmek için sokağa atılan bir adım sonrası loş sarı ışıklarıyla seni içerisine çeken, insanların gülüşüp, hikâyelerin ve seslerin birbirine temas ettiği küçük, sıcak bir mekânda geçirilen akşamın çıktısı gibi. Lacey’nin vokalleri R&B, caz, soul, reggae düzlemlerinde dolanıyor. Modern yaşamın aşkları, arkadaşlıkları, ümitleri, korkuları üzerine kurulu liriklerini ekolojik ve toplumsal meseleler ile buluşturmayı da ihmal etmiyor.

TEKLİ: Lalalar – Hapisteler Ama Yeniliğe Doğru
(Dunganga Records)
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi. Her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan donmadan akmak ne hoş. Diken içindeler ama gül gibiler. Hapisteler ama şarap gibiler.” Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin “Hapisteler Ama” şiiri, Lalalar evreninde grubun bugüne dek ortaya çıkardığı en atmosferik işle yankılanıyor. Lalalar şarkılarında groove eşliğinde yemeye alıştığımız yumruk, bu sefer ağır ağır harlanan duygudaşlıkla oturuyor yüzümüze.İlayda İpekçi’nin koreografisini üstlendiği Kerim Safa imzalı video da buradan izlenebilir.
TEKLİ: GUV – Let Your Hands Go
(Run For Cover Records)
Solo projesine Young Guv olarak başlayan gitarist Ben Cook, baştaki sıfatı atmış ve artık GUV olarak karşımızda. Bu küçük imaj değişimiyle yeni bir albümünde yolda olduğunu duyuran müzisyenin son teklisi albümden bekleyebileceklerimizle ilgili fikir veriyor. Cook ailesinin İngiliz kökenlerine dadanıyor, Kanada ve İngiltere arasında geçen çocukluğunun Londra günlerini hatırlıyor. “Let Your Hands Go” power chordlarla dolu, 90’lar enerjisini benimseyen, psikedelik ve bütün referanslarına rağmen taptaze bir parça.

EP: Dilhan Şeşen – KAÇAK ELEKTRİK
(Contrapol Records)
Geçtiğimiz haftalarda “YERLE BİR” teklisiyle duygu durumuna dair ipuçlarını aldığımız Dilhan Şeşen’in yeni EP’si KAÇAK ELEKTRİK, “İSYAN” ile açılıyor ve tam da böyle bir yerden hayatın büyüyen karanlığını ve sıkışmışlığını keskin gitarlarla bir araya getiriyor. Umut ve umutsuzluk, ayağa kalkmalar ve dizlerin üstüne çöküp kalakalmalar arasında köprü kuran EP’nin nesnesi dünya; öznesi sen, ben, biz, bazı dayanışmalar ve bazı öfkeler. Prodüksiyonunda Emre Malikler ile Barış Ergün’ün katkıları olan EP’de bir Hayko Cepkin yorumu da var.
TEKLİ: Mei Semones – Kurayami / Get Used To It
(Bayonet)
Bu sene yayımladığı ilk albümü Animaru ile kariyerine etkileyici bir başlangıç yapan ABD doğumlu, Japon bir annaye sahip olan ve Japon kültürüyle de yoğurulmuş Semones, hem İngilizce hem Japonca söylediği şarkılar ve indie soslu prodüksiyon üstüne cazı oturtabilen sound’unu çok iyi başarmıştı albümde. Yeni tekliler “Kurayami” ve “Get Used To It” de aynı kalemden devam ediyor. Henüz 25 yaşındaki yetenekli müzisyenin önünde umut veren bir kariyer yattığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

ALBÜM: The Lemonheads – Love Chant
(Fire Records)
90’lar alternatif rock sahnesinin kemik gruplarından The Lemonheads, tam 19 yıl sonra Love Chant’le döndü. Evan Dando’nun sesi artık biraz daha derinden geliyor, sözler 30 yıl öncesine göre daha hüzünlü ama akılda kalıcı gitar riffleri yerli yerinde. Artık São Paulo’da yaşayan Dando’nun Brezilyalı prodüktör ve multienstrümantalist Apollo Nove ile kaydettiği albüm J Mascis, Juliana Hatfield, Adam Green gibi dost isimlerin katkılarıyla şekillenmiş. “Deep End”; Dando’nun rahat vokalleri, Hatfield’ın geri vokalleri ve Mascis’in tanıdık fuzz gitarıyla tam anlamıyla klasik bir slacker şarkısı. “In The Margin”, Dando’nun deyişiyle “8. sınıf intikam şarkısı” havasında riff dolu bir indie rock patlaması. “Wild Thing” ise daha sakin gitarları ve biraz pişmanlıkla karışık vokaliyle daha içe dönük bir tona sahip. Love Chant, The Lemonheads’in hâlâ o kendine has sıcaklığını ve dağınık çekiciliğini yaşattığı bir albüm.
TEKLİ: Tunng – Anoraks
(Full Time Hobby)
Yeni Tunng teklisi; iç içe geçmiş akustik gitarlar, puslu elektronik dokular ve hayalet gibi dolaşan perküsyonlarla örülmüş nostaljik bir folk atmosferi yaratıyor. Vokalist Sam Genders, grubun klasik yazım sürecinde, yani Mike Lindsay’in hazırladığı müzik üzerine söz yazma alışkanlığında, bu kez tıkandıklarını ve bu şarkının aslında neredeyse hiç var olmayacağını söylemiş: “Mike’ın yaptığı müzik gerçekten çok güzeldi ama nedenini açıklayamam, bir türlü şarkıya dönüşmüyordu.” Tam parçayı enstrümantal bırakmayı düşünürken, hikâye bir anda “rüyadan fırlamış gibi” aklına gelmiş. Genders şarkının temasına dair de şunları söylüyor: “Hayatımızdaki insanlarla yaşadığımız deneyimlerin bizi nasıl şekillendirdiğini tam olarak göremiyoruz. Bir iyilik, bize iyiliğin değerini öğretebilir ama aynı şeyi bir kötülük de yapabilir. Her yerde, her zaman garip bir büyü var ve e belki de en çok, arkadaşlarla birlikte maceralara çıkmak ve başka insanlarla bağ kurmanın ne kadar güzel olduğunu anlatıyor. Bazen biraz korkutucu olsa bile.”

TEKLİ: US Girls – Running Errands
(4AD / GRGDN Müzik)
US Girls’ün âdeta bir “konsept kısaçalar” diyebileceğimiz “Running Errands (Today)” ve “Running Errands (Yesterday)” adlı iki parçadan oluşan son numarası. Meg Remy’nin bu projedeki vizyonunu anlamak için diskografisine hafiften hâkim olmak gerekiyor. Parçanın “dünkü” hâli Remy’nin 2015 albümü Half Free’nin tarzında, o albümde başvurduğu tape loop’u kullandığı, daha analog ve DIY hisli bir versiyon. “Bugünkü” hâli ise haziranda yayımlanan son albümü Scratch It’te çalan Nashville çıkışlı kadın korosunun kılığına büründüğü daha soul evrenine oturan bir versiyon. “Running Errands”in kalbinde de aslında Annette Snell’in “Footprints On My Mind“ı yatıyormuş. Remy bu projeyle hem kendi müzik geçmişine hem de Nashville kökenlerine sarılıyor aslında. “Müzikal bir ouroboros deneyi” olarak betimlediği projesini en iyi de kendi anlatıyor: “Kendi kuyruğunu yiyen bir şarkı bu; asla tamamen özgür değil (Half Free, denebilir…). Asla tamamen bir yere bağlı da değil; tekrar ettikçe sürekli değişiyor.”
ALBÜM: Jim White – Inner Day
(Drag City)
En çok Dirty Three’nin davulcusu olarak tanıdığımız ama başka müzikal çevrelerden sayısız isimle de çalışmış yetenekli davulcu Jim White 2024’te, 60’ından sonra, All Hits: Memories ile başladığı solo kariyerine Inner Day ile devam ediyor. Kendisinin davul ve klavyeleri üstlendiği ve ilk defa sesini de duyduğumuz çalışma, minimal prodüksiyonu ve soundtrack atmosferiyle çok keyifli müzikler barındırıyor. Hem caz hem indie rock havalarını duymak mümkün. Ayrıca Fugazi’den tanıdığımız Guy Picciotto’nun prodüksiyon koltuğunda, free cazcı Zoh Amba’nın da bir şarkıda sesi ve gitarıyla katkı verdiğini hatırlatalım. Hazır yağmurlar başlamışken kendi filminizin de soundtrack’i yapabilirsiniz rahatlıkla.

TEKLİ: Selin Sümbültepe – Ya Ummi
(MDLBEAST Records)
Müzikal serüvenindeki kabuk değişiminin bir belgesi olarak kaydettiği, Arapça ve Türkçe sözlü kısaçaları Hemhal’i 2024 sonbaharında yayımlamıştı Selin Sümbültepe. Sırada yeni bir EP var, ismi Khayal. Dinlemeye açılan ilk tekli de koleksiyonun açılış şarkısı olacak “Ya Ummi”. Müzisyenin annesinin Arapça nasihatler verdiği bir video kaydından ilhamla hayat bulan parça, sevgi ve özlemi aynı anda yaşatıyor. Sümbültepe’nin Gizli Mixtape serimize konuk olduğu söyleşiye de buradan ulaşabilirsiniz.
ALBÜM: monte booker – noise (meaning)
(EQT Recordings)
Monte Booker, Chicago çıkışlı bir prodüktör ve beatmaker. Özellikle Soulection kolektifiyle ilişkisi ve Smino, Ravyn Lenae, Noname gibi sanatçılarla yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Lo-fi dokularda caz ve hip hop unsurlarını harmanladığı ses evreninin son çıktısı noise (meaning); ses işçiliğinin, atmosfer yaratımının ve beklenmedik değişimlerin merkezde olduğu bir yapıya sahip. Hiç acelesi olmayışı ve parçaların birbirine pürüzsüz bir şekilde eklemlenmesi, albümün kana karışmasını daha kolay hâle getiriyor.

ALBÜM: Auntie Flo – Birds of Paradise
(A State of Flo)
Birds of Paradise, Brian D’Souza’nın Güney Hindistan ve Japonya’daki ekolojik haritadan aldığı ilhamın çevresel seslerle iç içe geçtiği kolektif bir ânı kutlayan hareket, dans ve deneyim alanı. Bir balıkçı kulübesinde kaydedilen ve içinden bolca yeşil ile kuş cıvıltıları akan sekiz parça; ses, dokunsallık, canlı yaşamı, elektronik müzik arasındaki birlikteliği aynı kümede toplamış. D’Souza tarafından “birkaç derin köşesi olan tropikal, ışık ve karanlığın dengesi” olarak tanımlanan koleksiyonun iş birlikçisi doğanın ta kendisi anlayacağınız.
TEKLİ: Anna Calvi (feat. Perfume Genius) – I See A Darkness
(Domino / GRGDN Müzik)
Alternatif rock camiasının en etkileyici seslerinden ve kendine has gitaristlerinden Anna Calvi, 2022’deki Peaky Blinders esinli Tommy EP’sinden beri sessizdi. Bağımsız bir yayın platformu olan Substack’teki yeni sayfası Carving Silver in Strange Weather’ın kutlamasını, Bonnie “Prince” Billy’nin en etkileyici şarkılarından, zamanında Johnny Cash’in de yorumladığı “I See a Darkness”ı seslendirerek kutluyor. Calvi’nin icrası ve şarkıya getirilen müzikal yorum her ne kadar gayet yerli yerinde olsa da Perfume Genius’un vokallerinin şarkıya çok iyi gelmediğini söylemeli. Calvi’nin yarattığı karanlığa hakkını veren bir tezat yakalayamıyor. Yine de Calvi’den yeni bir şeyler duymak her zaman güzel.