45 Albüm: Best of Ağustos 2025
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
“Ne dinlesek?” diye soranlara, ağustos ayından yerli – yabancı karışık 45 albüm. Sıralama kronolojik.

1 AĞUSTOS: The Armed – THE FUTURE IS HERE AND EVERYTHING NEEDS TO BE DESTROYED
(Sargent House)
Detroit’ini post-hardcore kolektifinin altıncı albümü ne ataklarını ne yumruklarını sakınmış. Albüm için Lübnanlı deneysel / post-punk projesi Prostitute ve QOTSA gitaristi Troy Van Leeuwen ile basçı Justin Meldal-Johnsen’ı da kadroya katan ekibe ait albümün kavramsal belkemiğini ise Almancadaki Weltschmerz tabiri oluşturuyor. Kabaca “dünya acısı” anlamına gelen kelimeyle ideallerin yarı yolda bıraktığı varoluşun sancısına konuşan koleksiyonda köşeyi her dönüşte beklenmedik bir şeyle karşılaşmak mümkün. Abartısızca distopik dünyadan türeyen öfkeyi en görkemlisinden bir ses hortumuna dönüştürerek zihni kuşatan sound’u, bu vorteksin duvarlarına işlenmiş türe ters aranjmanlarla beklenmedik tınılar yaratıyor. Cara Drolshagen’in geri vokalleri, synth melodileri, saksafon gibi eklemeler albümün melodikliğine oynarken grup çiğ ama düşünceli, epey de ruhani distortion aşkına kendi özgün tonunu pekiştiriyor.

1 AĞUSTOS: Wisp – If Not Winter
(Music Soup / Interscope Records)
Natalie Lu, 2023 yılında bir gece TikTok’ta “Your Face” şarkısıyla shoegaze sularına etkili bir iniş yapmıştı. Wisp adıyla hazırladığı ilk albümü If Not Winter çıkış teklisi “Sword” ile ipuçlarını vermişti aslında. Sakin ve dalgalanan salınımlarla keskin ve metalik sesler arasında dolanan albüm, mırıldanan vokaliyle cesaret isteyen yüzleşmelerin hikâyesini anlatıyor. Bunu yaparken bazen elinde sihirli değneği olan bir peri, bazen tüm her şeyi yıkmaya hazır biri Wisp.

1 AĞUSTOS: Shit and Shine – Please Bring Cool Friends
(Bağımsız)
Şapkasından ne zaman ne çıkacağını kestirmenin pek kolay olmadığı Shit and Shine’ın sonn numarası tam anlamıyla bir ritmik uzun metraj; 3 saat 13 dakikayı bulan bu deneyim, 35 şarkıdan oluşuyor. Minimal tekrarların içinde öyle bir yoğunluk var ki her bir loop bir sonraki tuhaf vurguyla çatılıyor ve algıyı tazeliyor. Bu kadar uzun olmasına rağmen albüm baştan sona kesintisiz bir döngü; tıpkı diyalogsuz ama konuşan uzun bir performans gibi. “Ciddiye alınmayan ama dikkate değer” bir ayin demek mümkün. Dinlemesi hem yorucu hem büyüleyici. Geleneksel albüm yapısını yerle yeksan eden bir deney, zaten “cool arkadaşlar”ı davet etmek için böyle bir şey lazım değil mi?

1 AĞUSTOS: DEBBY FRIDAY – The Starrr of the Queen of Life
(Sub Pop)
Toronto’da yerleşik DEBBY FRIDAY, The Starrr of the Queen of Life ile pırıl pırıl ışıldıyor resmen. İsmini antik Babil’deki astrolojik bir hikâyeden alan, 2023 yılında çıkardığı ilk albümü Good Luck’ın devamı bu 10 parça, elektronik seslerin içerisinde pişen hip hop ve pop etkileriyle çılgın ve hiçbir utangaçlık kırıntısının bulunmadığı dans pistlerini dolduruyor. Şehvetli ve coşkulu synthleriyle nefes nefese bırakan koleksiyon korkusuz bakış açısıyla terleten bir kaçış yeri.

1 AĞUSTOS: Emily Hines – These Days
(Keeled Scales)
Folk sahnesinin yeni seslerinden Emily Hines’ın ilk albümü These Days sakin ve yumuşakça melankolik, nostaljik ve içgörü sahibi dünyasını yaratıyor. Akustik gitarı ve Hines sağlam bir güç kalkanı oluştururken müzisyen aynı zamanda da kendine karşı olan dürüstlüğü ve hayatına tuttuğu aynayla yumuşak karnımızdan vuruyor. Narin vokalleri rüzgârda uçan bir yaprağı andırırken müzisyenin tercih ettiği biraz pürüzlü ve işlenmemiş ses dünyası albümü çok gerçek ve hayatın içinden bir düzleme oturtuyor.

1 AĞUSTOS: Skee Mask – E
(Bağımsız)
Her yıl en az birkaç iş yayımlamasına alışık olduğumuz Alman elektronikçi Skee Mask, 2025’te şu âna kadar suskundu. E, onun 2022’de başladığı alfabetik toplamalar serisinin beşincisi. 2016-2021 yılları arasında kaydettiği işlerden oluşmakta. En büyük numarası mastering işleminden geçmemiş olmaları. Bu da kesinlikle daha rock’n’roll bir hava katıyor şarkılara. Ambient işlerin yanı sıra Skee Mask’ten duymaya alışık olduğumuz drum & bass tatları da mevcut. Özellikle Aphex Twin severlerin kendilerini yakın bulacakları şarkılar içeriyor. Günümüzün elektronik müzik dahilerinden biri, ne yapsa üst kalite oluyor zaten.

1 AĞUSTOS: Rumbo Tumba – Cordillera Latiendo
(Bağımsız)
Rumbo Tumba, yeni albümü Cordillera Latiendo ile And Dağları’nın eteklerinde sesli bir yolculuğa çağırıyor. Arjantinli müzisyen Facundo Salgado’nun imzasını taşıyan proje, Güney Amerika folklorunun kökleriyle psikedelik tınıları buluşturuyor. Hem doğaya hem içe doğru akan bir müzik bu; ezgiler aracılığıyla bir yandan manzaraların güzelliği, bir yandan da içsel bir keşif anlatılıyor. Albümde TOCH, Delia Montanha ve Santiago Andersen gibi konuklar da müziğe kendi renklerini katıyor. Bu yolculuğun bir de aynı adı taşıyan, büyülü gerçekçilikle bezeli kısa filmi var.

1 AĞUSTOS: OK Cool – Chit Chat
(Take A Hike Records)
Chicago çıkışlı ikili OK Cool’un 2023 tarihli ilk albümü fawn 20 dakikanın altındaki bir sürede alternatif rock ve emo-pop türlerinde gezinen referanslarını enerjik ve parlak bir formda harmanlıyordu. Yeni albüm Chit Chat’te de OK Cool’un coşkulu, enerjik melodileri ve gitarların birbirine dolandığı, katman katman açılan bir yapı söz konusu. 90’lar alt-rock’ından, modern Midwest emo’suna uzanan bir ses manzarasında; kimi zaman içinden çıkamadığı duygu düğümlerini gitar pedallarıyla çözüyor kimi zaman ise daha içe dönük, folk esintili anlarla baş başa kalıyor. İkili, bu albümle birlikte lo-fi estetiğini bırakmadan daha büyük şeyler söylemenin bir yolunu bulmuş gibi.

8 AĞUSTOS: Anamanaguchi – Anyway
(Polyvinyl Record Co.)
2000’lerin ortasında New York sahnesinden çıkıp 8-bit ses estetiğini gitar temelli rock formuna entegre eden gruplardan Anamanaguchi, altı yıllık arayı kapatan yeni albümünde üretim sürecini radikal biçimde tersine çeviriyor. Önceleri katman katman inşa edilen dijital yapıların yerine bu kez aynı ortamda birlikte çalmanın getirdiği doğrudanlık albümün ateşini yakıyor. Anamanaguchi diskografisinin en cazibeli işi değil muhtemelen ama en klişe ya da kolaya kaçan tabirle “olgunluk dönemi” çıktısı olduğuna şüphe yok. Albümün kaydedildiği mekânın, 2023’te Polyvinyl aracılığıyla yıkımdan kurtulan meşhur American Football evi olduğunu da belirtelim.

8 AĞUSTOS: Ethel Cain – Willoughby Tucker, I’ll Always Love You
(Daughters of Cain Records)
Hayden Silas Anhedönia ya da bildiğimiz ismiyle Ethel Cain, 2022 tarihli ilk albümü Preacher’s Daughter’da ele aldıklarını bir adım daha geriye götürüyor ve otobiyografik anlatısının daha yıkıcı, keskin ve sıkıntılı bir dönemini kurcalıyor yeni koleksiyonda. Hafızasının derinliklerine doğru bir kazı çalışması yaptığımız Cain, içerisine doğduğu Hristiyan değerlerine, çocukluk travmalarına, soluk geçmişine dair ürpertici vokaliyle itiraflarda bulunuyor. Bir yandan da gotik tınılarıyla büyük dalgalar yaratıp tüm kaçış hikâyesine dinleyiciyi de ortak ediyor. İsmi ise lisedeki aşkı Willoughby Tucker’a bir selam.

8 AĞUSTOS: Deki Alem – Forget in Mass
(Amuseio AB)
Stockholm çıkışlı Deki Alem’in ilk albümü, kaotik dünya hâllerine karşı çözümü karizmatik trip-hop tınılarından dinamik rave açılımlarına uzanan sekiz parçalık yoğun mu yoğun bir akışta buluyor. Siber-fütürist synth numaraları, ansızın başka bir albüme sıçramış gibi hissettiren ritmik değişimler ve her daim sürreal hissettiren bir manifesto kıvamındaki Forget In Mass, yer yer referanslarını çok açık etse de bu yazın en kaliteli huzursuzluklarından birini yaşatıyor ve sürekli olarak geri dönme isteği uyandırıyor.

8 AĞUSTOS: Osees – ABOMINATION REVEALED AT LAST
(Deathgod Corp)
Geçen yılki SORCS 80 ve süpergrup Chime Oblivion’ın çıkışı ardından uzun süredir yürüttükleri “kaotik ama kontrollü” estetiğin bilenmiş versiyonuyla çıkageldi Osees. Akışı boyunca aynı dikkati verdirerek kendini dinleten ABOMINATION REVEALED AT LAST albümünde ortam sert ve gözdağı veriyor ama biraz olsun renk de var. Distorte gitarların ve hipnotik düzenlemelerin patlama içinde patlamalar yaratıp, çift davulun çığ gibi büyüttüğü devasa sound’da synth melodileri öncekilerden daha yüksek ve neredeyse içli denesi duygularda geziyor; sonlara doğru ise aşındırıyor, hatta yaratıklaşıyor. Ekibin ve Dwyer’in gündemden albüm çerçevesine toplayıp sonra dışarı geri kustukları, “Oh Sees” oldukları dönemki daha mitik çizgide çıkartmalarının kıyamet sonrası enerjileri bu sefer hiç olmadığı kadar oturaklı. “Sneaker” için Dwyer ile Delaney Schenker’in yazdığı post-apokaliptik paramiliterler arası Mad Max damarında misilleme hikâyesi aktaran videoya da bir bakılmalı.

8 AĞUSTOS: The Black Keys – No Rain No Flowers
(Easy Eye Sound)
Lafı çok uzatmayalım. The Black Keys’in yıldızı son on yıldır sönmeye yüz tutmuş durumda. Stüdyo işçilikleri hep belli bir kalitenin üstünde olsa da onlardan 2014’teki Turn Blue’dan beridir dişe dokunur bir albüm dinlediğimizi söylemek zor. İkilinin 13. albümü de bu süreci kıracak kapasitede gibi gözükmüyor maalesef. Kısa, öz ve popa göz kırpan şarkılar biraz aceleye gelmiş hissi veriyor. Arada “Down on Nothing”, “On Repeat” gibi R&B’ye yakın duran işler albümün en güçlü anları. Belki de bu kadar çok sık albüm çıkarmak yerine –2021’den beri dört albüm– biraz daha vakit tanımalılar kendilerine. Vokalist, besteci ve prodüktör Dan Auerbach’ın The Arcs gibi bir yan projesi çok daha manalı tınlıyor bu aralar.

8 AĞUSTOS: Field Medic – surrender instead
(Many Hats)
Kevin Patrick Sullivan, namıdiğer Field Medic, lo-fi folk’un türlü renklerini taşıyan diskografisine yeni bir parça daha ekliyor. Bu kez daha yenilikçi tarzlara kayan parçalar ve bir yandan da prodüksiyonda daha taze, daha farklı denemelerle karşımızda Field Medic. Açılışı yapan “tricks & illusions” düşler ve hayal kırıklığı arasındaki zikzakları anlatırken, “MELANCHOLY” tatlı-sert bir depresyon kabullenişi, “coffee in the morning” ve “simply obsessed” ise küçük gündelik anların içinde kaynayan duygusal fırtınaları yakalıyor. Bir yandan önceki albümlerden tanıdığımız sıcaklığa sadık, bir yandan da daha berrak bir sesle konuşan surrender instead, adının vaadettiği teslimiyet hissini baştan sona taşıyor.

8 AĞUSTOS: Phil Elverum & Arrington de Dionyso – GIANT OPENING MOUTH ON THE GROUND
(P.W. Elverum & Sun)
The Microphones ve pek tabii Mount Eerie olarak yaklaşık 25 senedir kulaklarımızı şenlendiren Phil Elverum’un yeni albümü aslında yeni değil. Olay 2010 yılında Elverum’un dev bir gongu büyükçe bir subwoofer’a bağlamasıyla oluşturduğu bir “enstrümantal heykel” ile başlıyor. Mayıs 2014’te bir akşamüstü bu heykelin yaydığı “devamlı” sound’una; Washington’dan hemşerisi, deneysel müzisyen Arrington de Dionyso kontrabas, klarnet ve uzunca bir bambu flüt olan lalove ile eşlik etmesiyle oluşan kayıtlar 2024’te Elverum’un tekrar karşısına çıkıyor. Elden geçen performans 10 yıllık aradan sonra bizlere de ulaşıyor. Albümde özellikle gongun yaydığı “sonsuz” titreşimlere tanık olmak eşsiz bir tecrübe. Ses deneyimlerini sevenlere.

15 AĞUSTOS: Marissa Nadler – New Radiations
(Bella Union)
Nadler’in 10. stüdyo albümü yakından dinlemek ve sindirmek için biraz vakit isteyen bir koleksiyon. Ağırlıklı olarak fingerpicking tarzı akustik gitarla bazını oluşturan albümde synth ve elektro gitar da ön planda. Kayıp ve kalp kırıklığı gibi ağır konuları karanlık bir yerden işleyen albüm “gotik Americana” olarak nitelendirilebilecek, Nadler’in mükemmel vokallerinin de yardımıyla çok spesifik bir his evreni inşa ediyor. Zaman zaman âdeta bu dünyanın sınırlarını aşmış gibi her tarafımızı saran ama bizden çok daha büyük bir hisle bırakıyor insanı. New Radiations’ı en azından bir kere döndürüp götürdüğü karanlık koridorlarda yürümekten çekinmemelisiniz bizce.

15 AĞUSTOS: Juicy J & Endea Owens – Caught Up In This Illusion
(Trippy Music LLC / Stem)
Three 6 Mafia’cı MC – prodüktörün, Julliard mezunu kontrbasçı Endea Owens’la kaydettiği ortak albüm, Juicy J’in iki ay içinde çıkardığı ikinci caz, üçüncü stüdyo albümü. Rapçi Cory Henry ve daima içten vokalist Nia Drummond projede bir nevi kadrolu yer alırken, tap dansçı Sarah Reich, saksafoncu Kenneth Whalum ve The Roots’tan üstat Black Thought performanslarıyla albümü dolduran konuklar.Feel Good Music (2023) ile mecrada saygınlığını rahatça tescillemiş Owens’a, varlığı Juicy’yi caz bağlamında bir nebze daha geçerli kılsın diye mi başvuruldu, bilinmez ama albümdekinin “gerçek sanat ve duyguları” olduğunu vurguluyor Memphisli müzisyen. Acelesiz ve ince bir dinamikte akan Caught In This Illusion klasik caz ve hip hop’un hem türler, hem icra edenler arası işteş dikkat ve saygıdan türemiş bir temsil.

15 AĞUSTOS: Cass McCombs – Interior Live Oak
(Domino / GRGDN Müzik)
Son olarak; 1999-2000 civarlarında San Francisco’da müzisyen dostu, Papercuts’tan bildiğimiz Jason Quever’in evinde kaydettiği demoları Seed Cake On Leap Year adıyla bir araya getiren Cass McCombs’un yeni albümü. Anti- etiketiyle yaptığı birkaç yayının ardından geçtiğimiz yıl yeniden eski evi Domino’ya dönen McCombs, bu albümün bugüne dek kaydettiği en açık sözlü ve mesajını filtrelemeden ileten iş olduğunu; her parçanın bir miktar umut taşıdığını dile getiriyor. Albüme ismini veren kapanış şarkısının kirli blues havasını pek sevdik doğrusu.

15 AĞUSTOS: KAYTRANADA – AIN’T NO DAMN WAY!
(RCA Records)
KAYTRANADA, hepimizi en az bir kez yerinden kaldırıp dansa çağırmıştır. Yeni koleksiyonu AIN’T NO DAMN WAY! ise bu geleneği bozmuyor ve dans ettiren retro-fütüristik bir yolculuğa çağırıyor. 90’ların hip hop ve disko melodilerinin içinde pişen 12 parça, eklemleri gevşeten synthleriyle “dans müziği köklerine bilinçli bir dönüş.” Albümün Haiti kültürüne yaslanan, eğlencenin, hazzın eşiğinde harmanladığı enerjisi; harekete ve bedene kolektif bir paylaşım alanı yaratmış. Yer ayaklarımızın altından kayıyor diyebiliriz.

15 AĞUSTOS: Cassandra Jenkins – My Light, My Massage Parlor
(Dead Oceans)
New Yorklu müzisyen Cassandra Jenkins geçen seneki albümü My Light, My Destroyer’a bir eşlikçi olarak hayal ettiği yeni koleksiyonuyla aramızda. Diskografisindeki tüm işlerden sıyrılan My Light, My Massage Parlor alan kayıtları ekseninde bir kurgu yaratıyor. Tamamı enstrümantal kayıtlardan oluşan albüm, ağırbaşlı piyano partisyonlarının ateş böceği sesleriyle valsine ev sahipliği yapıyor. Albümün isminde bahsi geçen “masaj” etkisi şüphesiz ki orada bir yerlerde mevcut.

15 AĞUSTOS: heryol – HERYOL
(Universal Music Türkiye)
Ali Alp İşbilen, Eyüp Yavuz Mercan ve Ensar Bayraktar’dan oluşan heryol üçlüsünün dinleyeni içerde, “aynı”, “duvarlar”, “düşünme”, “hatıra” gibi şarkılarla karşıladığı ilk albümü. Genelde kapalı bir havanın hâkim olduğu, atmosferik synth katmanları ve Bayraktar’ın vokaliyle düşünsel bir estetik çizen 10 parçanın miks ve mastering işlemleri ise Baran Göksü imzalı. Albümün lansman partisi 6 Eylül’de Noh Extended’da olacak, sonraki haftalarda üçlüyü Karga sahnesinde de dinleyebileceğinizi de not düşelim.

15 AĞUSTOS: Steve Gunn – Music For Writers
(Three Lobed Recordings)
Brooklyn çıkışlı gitarist Steve Gunn’in ilk enstrümantal solo albümü Music For Writers. Müzisyenin ABD, Almanya ve Letonya arasında kayıtlarını tamamladığı uzunçalar yumuşak gitar yürüyüşleri, saha kayıtları ve bazı synth dokunuşlarıyla 11 şarkı boyunca oldukça huzurlu ve meditatif bir duygu yumağı yaratıyor. Kaos ve kargaşadan bir süre kaçıp merkezi geri bulmak için ideal.

19 AĞUSTOS: Najee Janey – Royalty
(Bread N Mustard Records)
Roxbury çıkışlı rapçi Najee Janey’in yeni albümü, açılışına Malcolm X’in 1964 tarihli etkileyici bir konuşmasından sample’lar yerleştirerek hem köklerine hem de devrimci bir ruh hâline gönderme yapıyor. Bu güçlü girizgâhın ardından Janey, sert politik tonlardan hızla duygusal bir zemine geçiyor ve rap dünyasında nadiren rastlanan bir geçişkenciliği ortaya koyuyor. MC’nin albümün net favorilerinden “Old Spice”daki son sürat flowlarına ayrıca şapka çıkarmak gerek.

22 AĞUSTOS: Deftones – private music
(Reprise Records)
Nu-metal akımının tanımlayıcı gruplarından birinin hâlâ yeni müzikleriyle gerçek bir heyecan yaratması aşina olduğumuz bir durum değil. Deftones’un private music’i tanıdık bir dinamizmi yeniden inşa etmenin ötesinde külliyata hâkim dinleyici için oldukça manalı kapıları aralıyor. Muhtemelen Deftones diskografisinin en odaklı, en niyeti belli girdisi; grubun bugününü imleyen bir tasarım harikası. Stephen Carpenter’ın yerle bir eden gitar riffleri yine orada, Chino Moreno falsettolardan fısıltılara geniş bir skalayı tarıyor mikrofon başında, bas – davul partisyonları teknik gösterişten uzak ama belirleyici, Frank Delgado’nun ambiyans inşasına yaklaşımı şarkılara hiç olmadığı kadar etki ediyor. Küresel müzik basınında ortaya atılan White Pony kıyaslamalarını içi boş ve hayli iddialı bulmakla birlikte 30 yılı aşkın süredir birlikte üreten bir ekibin 10. albümü için yadsınamayacak bir ihtişama, bir cazibeye sahip olduğunu söylemeli.

22 AĞUSTOS: Pino Palladino & Blake Mills – That Wasn’t A Dream
(New Deal / Impulse!)
Albümden gelen teklileri bu sayfalarda coşkuyla tanıttığımız Palladino – Mills ikilisinin ikinci ortaklığı That Wasn’t a Dream sonunda elimizde. Hevesimizi de kursağımızda bırakmayan, harika bir iş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Her ikisi de enstrümanlarında ustalaşmış, virtüözlük seviyesine gelmiş bu iki ismin “kafalarına göre” takıldığı çalışma özellikle sound açısından hiçbir şeye benzemiyor. Enstrümanları neredeyse tek tek duyabildiğiniz ama homojenliğini de kaybetmeyen usta işi bir prodüksiyon. İkilinin önceki birlikteliği, 2021 tarihli Notes With Attachments’tan çok daha dolgun ve ferah tınlıyor. Öğelerini cazdan alsa da bir türe sığdırmaya gönlümüz el vermez. Albümü herkese ama en çok da müzisyenlere veya olmak isteyenlere “ısrarla” tavsiye ederiz.

22 AĞUSTOS: Aleyna Tilki – Kırlar
(DMC & Warner Music Türkiye)
Aleyna Tilki, 9-10 yıldır anaakım pop müziğin spot ışıklarının altında. Bir süredir ayak seslerini duyduğumuz ilk albümü, sırtını güncel trendlerden ziyade derinlikli atmosferler yaratmayı önceliklendiren prodüksiyon yaklaşımı ile müzisyenin geçirdiği dönüşümün bir çıktısı gibi duyuluyor. Üretimlerini bir süredir AMEL çatısı altında kesiştiren Sami Baha ve Umut Özcan’ın baş yapımcılığını üstlendiği Kırlar, 13 şarkılık akışında keskin techno ritimlerine, beklenmedik vokal deformasyonlarına, electropop sarmallarına hatta yer yer Güney Amerika esintilerine kapılıyor. Efe Arar, Ozan Çolakoğlu, Sabi Saltiel, Parham A.G ve Mauro Guz Bejar’ın çeşitli parçalarda prodüktör koltuğuna geçtiği albüm, başlangıç ve bitiş noktaları arasında geniş bir işitsel haritayı kat ediyor.

22 AĞUSTOS: Earl Sweatshirt – Live Laugh Love
(Tan Cressida / Warner Records)
Earl’ün son solo albümü Sick!’in üç, The Alchemist’le ortak işi Voir Dire’in ise üstünden iki yıl geçe, duyuru veya promosyonunu pek sallamadan yayımladığı yeni albümünde üslubu daha olgun bir mertebede. Hayata gelmiş, atmosferi tamamına ermiş mekânlar yaratarak lo-fi loop’lar, puslu sample’lar ve bilerek eksik bırakılmış beat’ler onun kimi zaman serbest çağrışımın eşiğinde dolaşan, kimi zaman bir travmanın kenarından geçen sözlerine rüyamsı bir alan yaratıyor. Melankoliyle alay eden bir bilgeliğin sürekli gözlendiği Live Laugh Love başlığının olumlayıcılığı bir yana, esasında daha çok “yaşa, hatırla, dayan” gibi bir fikrin söz konusu olduğu, kısa, neredeyse iştah açıcı gibi parçalardan oluşan albümde Sweatshirt dinleyiciyi bir zihin hâline davet etmiş.

22 AĞUSTOS: Water From Your Eyes – It’s A Beautiful Place
(Matador / GRGDN Müzik)
Nate Amos ve Rachel Brown’un yolunu gözler olduğumuz sekizinci uzunçaları. İkilinin çeşitliliği tek bir bütün duyguda toplayarak absürt ile iç içe, kaotik ile melodik arasında sürekli gerilim hâlinde bir iş çıkardığı It’s A Beautiful Place dans-punk’tan shoegaze’e, progresif rock’tan country’ye uzanan türsel yelpazesiyle her parçayla ters köşe ederek önüne gelen her şeye başını sallıyor, sallatıyor. Yüzeyindeki neşeli, oyunbaz enerjiyi alt katmanındaki yabancılaşma, kaygı hisleriyle çaprazlarken leziz ritim oyunları, stimüle eden desenler ve öngörülemeyen geçişlerle tempo denen şeyi en ayrıksı şekillerine sokan ikili bu çeşitliliğin içinden epey özgün bir ses peyzajı inşa etmiş.

22 AĞUSTOS: Kaitlyn Aurelia Smith – GUSH
(Nettwerk Music Group)
Bir synth büyücüsü olduğuna inandığımız Kaitlyn Aurelia Smith, yine sınırların hiçbir zaman var olmadığı bir ses evreninde harikalar yaratıyor. Önceki işlerine kıyasla poliritmik unsurlara daha az başvurması açısından GUSH için Smith’in en “easy listening” albümü tanımını yapmak mümkün ama yine de bir şeyleri idrak etmekten çok hissettirmenin yolunu bulan ucu açık kompozisyonlar yapıyor. Kendi sesini işleme biçimleri yine baş döndürücü. Albümden şimdiye dek paylaştığı altı ilgi çekici klibe de buradan ulaşabilirsiniz.

22 AĞUSTOS: Wolf Alice – The Clearing
(Columbia Records)
Büyük ve renkli şehirler içinde 20’lerin kafa karışıklığını, heyecanını, kaybolmuşluğunu, öfkesini, Ellie Rowsell’in bazen yükselen asi üslubuyla dile getiriyor Wolf Alice. Grup, dördüncü uzunçaları The Clearing ile bu defa genişleme, olgunlaşma, büyüme ekseni içerisinden sesleniyor. Artık daha şefkatli vokallerle birleşen, pop esintili ses dünyası hem kendileri hem bizler için bir durgunluk ânını aralıyor diyebiliriz. Onlar için yeni bir dönemin habercisi bu 11 parçanın prodüktör koltuğunda ise Greg Kurstin var.

22 AĞUSTOS: Mac DeMarco – Guitar
(Mac’s Record Label)
2014’teki ikinci albümü Salad Days ile dünya çapında üne kavuşan Kanadalı müzisyen ve besteci Mac DeMarco’nun o zamanlardan bugüne yavaşça şarkılarındaki oyunbazlığı bir kenara bırakarak daha minimal bir yaklaşıma sığındığını söylemek yanlış olmaz sanırız. 2019’dan beri vokal içeren ilk albümü olan Guitar da bu geleneği bozmuyor. DeMarco’nun Los Angeles’taki stüdyosunda tamamıyla kendi başına kotardığı çalışma; basit, 60’ları ve 70’leri hatırlatan bir albüm. Vokalinin olgunlaştığını, tüm enstrümanları da şarkılara hizmet edecek kadar çaldığını söylemeli. DeMarco’nun neşesini özleyenler çok mutlu olmayacaktır belki ama bir pazar sabahı kedinizle tembellik yaparken dinleyecek bir şeyler arasanız adresiniz belli.

22 AĞUSTOS: Jane Remover – Indie Rock
(Bağımsız)
Bu sene hem kendi ismiyle hem de Venturing mahlasıyla albümler yayımlayan 22 yaşındaki Remover, bunlar yetmezmiş gibi bir de mixtape ile çıkageldi. Genç yaşının enerjisiyle oldukça aktif bir yayın geçmişi olan müzisyenin bu sürpriz işi hâliyle albümlerinin derli topluluğuna sahip değil. Nisandaki albümü Revengeseekerz’a girememiş taslaklar gibi duruyor. Kısaca ihtiyacımız var mıydı buna, emin değiliz ama Remover’ın 2020’lerde eklektik pop müziğe prodüksiyon anlamında yeni ve önemli bir soluk getirdiğini reddedemeyiz. Yine de müziğine aşina olmayanlar dikkatli yaklaşmalı.

22 AĞUSTOS: İlk Zamanlar – Kaçık Çiçekler
(Hexe Music)
“Hata II” ve “Okyanus” ile kapısı aralanan yeni İlk Zamanlar albümü artık yayında. Elektronik ve endüstriyel sesleri merkezine oturtarak janrlar ötesi hikâyeci bir üslup benimseyen ikili, hayali ve hatalarla dolu bir gezegene yolculuk ettiği son albümü Planet 404 sonrası, klostrofobik ve zifiri karanlıktan seslenen bir gece masalı anlatıyor. “Terleyen, haykıran, kükreyen, ağlayan, sınırları yıkan, barikatları aşan” bir bütünlükle mesajını doğrudan vermek yerine ifadesine gömülü bir şekilde aktarıyor Kaçık Çiçekler. Hazlara da temas ediyor, umutsuzluklara da.

29 AĞUSTOS: The Beths – Straight Line Was A Lie
(ANTI-)
Yeni plak şirketlerinden ilk albümlerini yayımlayan Yeni Zelandalı dörtlü The Beths indie pop konusunda günümüzün en geçer akçe isimlerinden biri olduklarını göstermekte. Şarkı yazarı Elizabeth Stokes’un önderliğinde The Smiths ile Avustralyalı komşuları Courtney Barnett arası bir sound yakalarken, bunu oldukça becerikli bir şekilde başarıyorlar. Özellikle “rahat dinlenilir” sınıfa sokabileceğimiz ilk dört şarkıdan sonra grup biraz dişlerini gösteriyorlar, zira albümün hazineleri de ikinci yarıda saklı. The Beths çok yeni bir şey yapmıyor belki ama iyi çaldıkları aşikâr. Gelecekte deneysel cephanelerini daha çok kullandıklarında çok daha iyi sonuçlar alabilirler.

29 AĞUSTOS: Blood Orange – Essex Honey
(RCA Records)
Londra çıkışlı Dev Hynes’ın müzikal projeleri arasında Blood Orange’ın en çarpıcısı olduğu belli. Müzisyenin bu isimle yayınladığı yeni albümü Essex Honey de yılın enteresan işlerinden biri olmaya aday. Hynes’ın müziğini belli bir türe oturtmak zor. Progressive R&B gibi tanımlamalar hakkını tam vermiyor sanırız. Yeni albüm artık ABD’de ikamet eden müzisyenin yaşadığı bir yas döneminde kaydedilmiş ve büyüdüğü yer olan Essex için bir ağıt niteliği taşımakta. Bütünüyle bir konsept albüm havasını hissediyorsunuz. Albümde caz, The Beach Boys, R&B tatları hep bir arada. Caroline Polachek gibi son yılların bir başka yetenekli ismi de üç şarkıda Hynes’a destek atıyor. Özellikle güzel fikirli ritimler dikkat çekerken genel vokal kaydı biraz yabancılaştırıcı öğe gibi.

29 AĞUSTOS: Oren Ambarchi, Johan Berthling & Andreas Werliin – Ghosted III
(Drag City)
Avustralyalı gitarist Oren Ambarchi’nin İsveçli basçı Berthling ve perküsyoncu Werliin ile ortaklığı dört yılda üçüncü albümü de bize kazandırdı. Caz, ambient ve krautrock benzinli doğaçlamalarıyla da kulağımızın pasını silmeye devam ediyorlar. Bu albümde Norveçli gitarist Fredrik Rasten’in de akustik çınlamalarının katkısını unutmayalım. Üçlünün özellikle hareketli şarkılarında keyifli zaman geçirdiği belli. Dikkatli kulaklar biraz Burnt Friedman tadı da alacaktır belki. Tavla-severler de şarkı isimlerini tanıdık bulacaktır. Yılın kalburüstü enstrümental işlerinden.

29 AĞUSTOS: Jehnny Beth – You Heartbreaker, You
(Fiction Records)
Savages sonrası solo yolunda sesini gür çıkarmaya devam eden Jehnny Beth, yeni albümü You Heartbreaker, You ile punk, endüstriyel, hardcore gibi türlerin hepsini birbirine çarpıştırıyor a1deta. Kırık bir kaburgayla nefes alma durumunu bir yaşama metaforuna çeviren Beth’in yeni albümünü bu acı dolu ama hayata tutunan his çevreliyor. Johnny Hostile’ın prodüksiyonuyla şekillenen albüm, rahatsız etmekten zevk alır gibi; saldırgan, hırçın ve gıcık bir yoğunlukla ilerliyor. Şarkılardaki aşk temaları bile huzurdan ziyade aşkın en huzursuz hâli tercih edilmişken çığlık ve fısıltı arasında gidip gelen vokaliyle Beth’in dilinde sınır aşan derecede bir dürüstlük ve sadelik var.

29 AĞUSTOS: Ganser – Animal Hospital
(felte)
Eski vokalist ve gitaristlerinin ayrılmasının ardından gruba katılan Sophie Sputnik’i dinlediğimiz yeni Ganser albümü beş senelik molanın hakkını veriyor. Önceki işlere oranla müzikal anlamda sınırlarını genişleten Chicago çıkışlı grup, daha sert köşelerini de yumuşak taraflarını da keşfediyor, enstrümanlarındaki ustalıklarıyla ritim departmanında yepyeni bir sayfa açıyor. Prodüktör koltuğunda Liars’ın esas kişisi Angus Andrew’un oturduğu Animal Hospital için Ganser’ın elektronik ses evrenlerine en çok eğildiği işi diyebiliriz. Kurucu üyelerden Alice Gaines yaptığı açıklamada “Albüm, olduğumuz şey ile olmaya çalıştığımız şey arasındaki boşluk hakkında” diyor. İnsanın doğasından gelen hayvani içgüdüler ve medeniyetlerin içinde yaşadığı sistemlerin uyuşmazlığı ile bu tezatlığa rağmen zamanın inatçı şekilde akıp gitmesi konseptine kafa yormuş ekip albüme yaklaşımlarında.

29 AĞUSTOS: Dead Groan – Hollow-Eyed Queen
(Opus Lazuli)
İstanbullu old school death metal üçlüsü Dead Groan, hem içe hem dışa dönük bir yıkıma ses veren ikinci albümüyle aramızda. Moklich, Kasil ve ekibe bu albümle katılan davulcu Zett’in çalımında da akışın yarattığı atmosferde de karşı koyması ya da ortak olmaması güç bir öfke kendini belli ediyor. Prodüksiyonunu grup ve Taner Yücel’in üstlendiği albümün kapak görseli de Gülsüm Gilol imzalı. Önümüzdeki günlerde Hellsodomy ile bir Avrupa turnesine çıkacak olan Dead Groan’u, 5 Eylül’de Karga sahnesinde dinleyebileceğinizi de hatırlatalım.

29 AĞUSTOS: Gulp – Beneath Strawberry Moons
(ELK Records)
Cardiff çıkışlı Gulp, yedi yıllık bir sessizliğin ardından üçüncü albümüyle geri döndü. Lindsey Leven’in berrak vokalleri ve Super Furry Animals üyesi Guto Pryce’ın melodik basları bu kez Andrew Wasylyk’in dokunuşlarıyla buluşuyor. Ortaya çıkan Beneath Strawberry Moons, isminin çağrıştırdığı gibi rüyamsı ve pastoral bir dünya açıyor önümüze. Albümün ilk parçası “Sea Bear”, açılışı yapan bas yürüyüşü, sonsuzluk hissi veren synthleri ve hafif mistik atmosferiyle albümün ruhunu hissettiriyor. “Hope Shines Through The Haar”da flüt soloları, mellotron ve Rhodes melodileri, hasret dolu sözlerle duyguları kabartıyor. “Wildflower” ise elektronik tınıların şekillendirdiği, nabzın yükseldiği bir parça. Albüm boyunca dream pop, psikedelik folk ve ambient ögeleri ve doğayla iç içe, dalga seslerini ve kıyı rüzgârlarını hatırlatan dokusuyla Beneath Strawberry Moons, acele etmeden akan, baştan sona huzur veren bir dinleme deneyimi sunuyor.

29 AĞUSTOS: Guedra Guedra – MUTANT
(Smugglers Way)
Domino’nun dans etiketinden çıkan ikinci uzunçalarının ritmik zenginliği ve renk şemasıyla ortamdaki en farklı elektronikçilerden olduğunu tescilleyen Abdellah H. Massak’ın yaptığı, hafızamızdaki başka eklektik techno kayıtları arasından yumruğu havada yükseldi. Analog synth ve davul makineleriyle baştan çıkaran dokular ören Kazablankalı prodüktörün ritüelistik dinamiğinde techno, bass ve dub’ın serçe parmakları birbirine sımsıkı kenetli. Afrika diasporası ve çoklu ritimlerini coşkuyla kutladığı, bu yöreden gelen vokaller ve alan kayıtlarıyla orada olmayı istettiği albümle şimdiye dek bu elementleri kendinden dışlamış türe bereket getirmeye niyetli. Marta Salogni tarafından mikslenen MUTANT’ın yarattığı dalga boyuna erişebilmek kendi içinde bir ayrıcalık olmalı.

29 AĞUSTOS: Hayley Williams – Ego Death At A Bachelorette Party
(Post Atlantic)
Paramore’un vokalisti Hayley Williams, üçüncü solo albümü Ego Death At A Bachelorette Party ile yeniden karşımızda. Temmuz sonlarında web sitesi aracılığıyla bölüm bölüm yayımlanan albüm, “Parachute”un eklenmesiyle 18 parçalık hâline kavuştu. Daniel James’in prodüksiyonunu üstlendiği albümde Williams, pek çok enstrümanı kendi çalıp kaydetmiş. Müzisyen, şarkılarda kendini derinlemesine incelerken sözler kimi zaman toplumsal meselelerle, kimi zaman da kişisel kırılma anlarına dokunuyor. Dini riyakârlıklar ve ırkçılık; travma, depresyon, aşk ve kayıp temalarıyla yan yana ilerliyor.

29 AĞUSTOS: CMAT – Euro-Country
(AWAL Recordings)
“2008 konut krizinin İrlanda’yı nasıl etkilediği hakkında bir şarkıyı dinlerken neden hüngür hüngür ağlıyorum?” gibi bir WTF ânı yaşatması gayet mümkün olan, belki de günümüze en çok hitap eden söz yazarlarından Ciara -Kiyara- Mary-Alice Thompson ve EURO-COUNTRY acı, coşku, bu ikisinin karışımı ve arasındaki her şeyi kapsıyor. If My Wife Knew I’d Be Dead (2022) ve Crazymad, for me (2023) ile kendini dikkate değer bir country müzisyeni olarak tanıtıp, kendine bu türün anaakımdaki göreceli nişliğinin ötesinde bir alan açmış durumda. Geçmiş, kimlik ve kadınlığa dair vurgulu içgörüleri, ciddi temalarla absürt mizahın birbirini içerdiği bazen taşkın, bazen düşüncelere dalgın prizmasından arenalara layık bir sound üreten Ciara, absürt mizah ve hakikati buluşturduğu o ironik noktadan haykırarak sesleniyor.

29 AĞUSTOS: Crystal Sting – Bubblegum Aquarium
(POW Recordings)
Torontolu prodüktör ikilisi Kurtis Perrie ve Bjorn Kriel, bir plak dükkânında başlayan dostluklarını birbirlerinin solo albümlerine katkılarda bulunarak müzikal denkleme taşıdıktan sonra Crystal Sting adını verdikleri ortaklıklarının ilk stüdyo albümüyle aramızda. İkilinin Toronto caz sahnesinden genç müzisyenlerle gerçekleştirdiği bir kayıt seansının çıktılarını işleyip dönüştürdüğü Bubblegum Aquarium, yapısal disiplin ile yaratıcı oyunbazlığı birleştiren bir iş.

29 AĞUSTOS: The Beaches – No Hard Feelings
(AWAL Recordings)
Kanada’nın her yayınıyla biraz daha popülerleşen rock gruplarından The Beaches’in üçüncü uzunçaları No Hard Feelings bir ayrılık albümü, hatta bir ayrılığı atlatıp kendini yeniden sevme ve kutlama albümü. Âdeta ilk şarkıdan son şarkıya, giderek özgüveni yükselen, eski partnerini gitgide resimden çıkaran birini dinliyoruz. Genelinde gitar ağırlıklı seyreden koleksiyonda daha pop anlardan daha punk bestelere, parti marşlarına birçok stil bulmak mümkün. Dört kişilik ekibin bütün üyeliklerinin ilişki ve ayrılık tecrübelerine yer verilen No Hard Feelings, küllerinden doğma gücünü kadınlığı ve kuirliği kutlamaktan alıyor.