82. Venedik Film Festivali: Altın Aslan’ı kim alır?
Yazı: Melikşah Altuntaş
Son yılların en zayıf yarışma filmlerine birbiri ardına tanık olduğumuz 82. Venedik Film Festivali, 6 Eylül Cumartesi akşamı düzenlenecek kapanış töreni ile son bulacak. Peki Altın Aslan hangi filme gider ve Alexander Payne’in başkanlık ettiği jüri hangi performansları görür, birlikte fikir yürütelim.
Yarışmadaki 21 film içinde anaakıma epey yakın duran ABD yapımı filmlerin ağırlıkta oluşu; Sorrentino, Enyedi, Ozon, Rosi, Park Chan-wook gibi yönetmenlerin işleriyle dengeleniyor gibi görünse de nitelik açısından noksan bir yarışmayla karşı karşıya kaldık bu yıl Venedik’te. Tecrübeli yönetmenlerin genel olarak kendini tekrar eden anlatılara gömüldüğü yeni filmleri hayal kırıklığı yaratırken uzun zamandır Venedik’te yeni bir sese, yeni bir keşfe hasret kalmış olmak da üzerine düşünülmesi gereken ayrı bir sorundu.
Payne’in başkanlık ettiği ve Stephane Brize, Maura Delpero, Cristian Mungiu ve Mohammad Rasoulof gibi kalburüstü yönetmenlerin de sayıca ağırlıkta olduğu Altın Aslan jürisinden, yarışmadaki bazı filmlere ödül çıkacağı ise kesin gibi görünüyor.
3 Eylül günü Venedik’teki gala salonunda Filistin bayrağı açılıp 23 dakika boyunca “Özgür Filistin!” sloganları atılmasına alan açan ve tüm dünyanın anbean şahit olduğu İsrail devletinin Gazze’de uyguladığı soykırıma ses veren The Voice of Hind Rajab, kuşkusuz ödül listesinde kendine yer bulacak filmlerden biri olacak.
Her ne kadar ele aldığı meseleye yaklaşımı konusunda etik açıdan bir hayli sorunlu bir yerde duruyor olsa da The Voice of Hind Rajab, Ocak 2024’te İsrail ordusu tarafından ateş altında kalan bir arabadaki tek sağ kişi olan 6 yaşındaki kız çocuğu Hind’in gerçek ses kayıtlarını, dökü-drama türünde izleyici ile buluşturuyor. Daha önce Four Daughters filmiyle de benzer şekilde “gerçeğin canlandırılması”ndaki etkiye sırtını yaslayan Kaouther Ben Hania, Hind Rajab’ın bulunduğu konuma destek yollamaya çalışan sağlık / yardım ekibinin mücadelesi üzerinden kurguladığı filmde sıkça yaşananların gerçek bir olay olduğunu çeşitli görüntü ve seslerle bize hatırlatırken, henüz çok taze ve acı verici bu olayları oyunculara oynatıp kurgusal eklemeler yaparak elindeki yaraya suistimale yakın bir pansuman yapmayı tercih etmiş gibi.

Korkunç bir trajedinin gerçek mağdurunun sesini, oyuncuların söylediği cümlelerle konuşturmak, henüz geçtiğimiz yılda yaşanmış bir günü -katliamın sürdüğü bir sırada- apar topar yeniden canlandırıp karşımıza getirmek; özetle işin “bir sanatçının kurguladığı” kısmı her ne kadar etik açıdan epey sorunlu da olsa, Filistin için çıkarılan her sese hayati ihtiyaç duyulan bu dönemde Venedik Film Festivali’nde tüm dünyanın gözü önünde İsrail’in uyguladığı soykırımın protesto edilmesi her şeyden önemli. Bu bağlamda The Voice of Hind Rajab’ı bir film olarak değerlendirmekten çok, bir sinema platformu kullanılarak insani bir eylemde bulunmak ve haklıdan yana ses çıkarmak için bir araç olarak kullanmak en mantıklısı olur. Jürinin de bu açıdan bakıp filmin ekibini sahneye çıkartması, Filistin’e bir de ödül töreni sahnesinde, tüm o parlak ışıklar içinde görünürlük sağlaması neredeyse vicdanı bir sorumluluk meselesi.
Yarışmadaki kalan 20 film arasından ödül ihtimali en yüksek bir diğer film ise yeni Park Chan-wook filmi No Other Choice. Yönetmenin oyuncaklı rejisinden nasibini almış, Güney Kore sinemasının son 20 yılında görmeye sıkça alıştığımız abartılı komedi sahnelerinin çoğunlukta olduğu bu filmde Park Chan-wook, ele aldığı hikâyeyi senaryosundaki etik çelişkilerle zayıflatıp yer yer kendi gösterişçiliğine yenilse de ödül listesinde -özellikle yönetmen kategorisinde- öne çıkacak gibi duruyor.

Yarışmada yönetmenliğin bence en ön planda olduğu film ise Ildikó Enyedi’nin nefis son filmi Silent Friend. Sadece bu yılki Venedik seçkisinin değil; bana sorarsanız yılın da şimdilik en iyi filmi olan Silent Friend; canlılığın ta kendisinden beslenen, kâğıt üzerinde çok büyük bir anlatıyı, olabilecek en mütevazı ve en özenli şekilde karşımıza getiren incelikli bir film.
Şiirsel dili ve muazzam görselliğiyle izleyicisini iki buçuk saatlik sinemasal bir büyüye davet eden filmi beyazperdede izlemenin, sinemaseverler için günümüzde eşi benzeri olmayacak bir tecrübeye dönüşeceği kesin gibi. En azından filmi basın ve endüstri gösteriminde, galasından hemen önce izleyen ve hemen her özel sahneye reaksiyon veren, kapanış jeneriği boyunca filmi alkış yağmuruna tutan bin küsur kişilik şanslı izleyiciler olarak biz öyle hissettik. Filmin başrollerini Tony Leung, Lea Seydoux ile birlikte paylaşan bitkilerin her birinin jenerikte kendine isimleriyle birlikte yer buldukları bu filmin, anlatılmaz yaşanır seyir tecrübesini tarif etmek için bir başka yazıyı bekliyor ve filme jüriden kesinlikle büyük bir ödül geleceğini tahmin ediyorum.
Guillermo del Toro’nun on yıllardır hayal edip tasarladığı Frankenstein uyarlaması, her ne kadar popüler sinema kodlarıyla inşa edilmiş dünyasıyla yarışmadaki diğer filmlerden en azından prodüksiyon bütçesi olarak farklı bir yerde dursa da yönetmenlik becerisi açısından sözünü ettiğimiz filmlerden aşağı kalır bir tarafı olmayan, hatta bir En İyi Yönetmen ya da Jüri Özel Ödülü’nün son derece yakışacağı bir film. Jacob Elordi’nin kariyerinin şimdilik en iyi performansının da jüri tarafından görülebilmesi, olasılıklar dâhilinde.
Oyunculuk ödülü için ihtimallere girmişken Valerie Donzelli’nin À pied d’oeuvre / At Work’ünü tek başına sırtlayan Bastien Bouillon, The Smashing Machine’de UFC şampiyonu Mark Kerr’in bedenine bürünmüş Dwayne Johnson ve La Grazia’da Sorrentino ile yeniden güçlerini birleştiren Toni Servillo’nun En İyi Erkek Oyuncu ödülünün en güçlü adayları olduğunu söylemek mümkün. Eojjeolsuga eobsda / No Other Choice’tan Lee Byung-hun, Árva / Orphan’dan çocuk oyuncu Bojtorjan Barabas, L’étranger / The Stranger’dan Benjamin Voisin ve Bugonia’dan Jesse Plemons ise ödüle ulaşırsa şaşırtmayacak isimler.

En İyi Kadın Oyuncu ödülünün ise en öne çıkan ismi efsanevi oyuncu Eleonora Duse’ye hayat verdiği biyografik dram Duse’deki nefis performansıyla Valeria Bruni Tedeschi. Poor Things senesi ödülü Cailee Spaeny’ye kaptıran Emma Stone, Bugonia’yla sürpriz yaparsa da şaşırmam. Ancak benim bu kategorideki favorim The Testament of Ann Lee’deki çarpıcı performansıyla Amanda Seyfried.
En İyi Senaryo ödülü için usta yazar yönetmen Jim Jarmusch’un New Jersey, Dublin ve Paris’te geçen üç ayrı aile hikâyesinden oluşan son filmi Father Mother Sister Brother ile Noah Oppenheim’ın yine parçalı bir senaryo yapısı takip eden işçiliğiyle öne çıktığı Kathryn Bigelow filmi A House of Dynamite’ın şansı bir hayli yüksek.

Yarışmadaki en nadide filmlerden biri olan ve usta yönetmen Gianfranco Rosi’nin imzasını taşıyan Napoli belgeseli Below the Clouds ise özel ödüllerden birini kazanma şansı yüksek filmlerden. Noah Baumbach’ın Hollywood taşlaması görünümlü ayrıcalıklı erkek güzellemesi Jay Kelly, François Ozon’un Albert Camus’nun başyapıtı Yabancı’dan uyarladığı L’étranger / The Stranger, Olivier Assayas’ın Putin dönemine genel geçer bir bakış atarken Twitter flood’ı gibi bir izlek sunduğu Le mage du Kremlin / The Wizard of Kremlin ise jüri tarafından görülüp görülmeyeceği meçhul diğer filmler.