Bugonia: Yorgos Lanthimos ve Emma Stone’un beşinci ortaklığı
Yazı: Melikşah Altuntaş
27 Ağustos Çarşamba günü başlayan 82. Venedik Film Festivali’ni yerinde takip eden Melikşah Altuntaş’ın festival izlenimleri, Yorgos Lanthimos filmi Burgonia ile devam ediyor.
Son Venedik ziyaretinde Poor Things ile Altın Aslan kazanan Yorgos Lanthimos, iki yıl sonra aynı ödül için yarıştığı filmi Bugonia’da gerilim türüne kendine has kara komedisini katık edip, izleyicisini iki saat boyunca hop oturup hop kaldırıyor.
Geçtiğimiz yıl üç ayrı öyküyü bir araya getirdiği ve kariyerinin düşük bütçeli erken dönem işlerini andıran Kinds of Kindness’ta izlediğimiz Emma Stone ve Jesse Plemons, Bugonia’nın da başrolleri. Bu, ilk olarak The Favorite’ta bir araya gelen Stone ve Lanthimos’un beşinci iş birliği. Bu iş birliği Stone’a iki Oscar adaylığı, Poor Things’le de heykelin kendisini -ve sayısız başka ödül- kazandırsa da son beş yılda Stone’suz bir Lanthimos filmi izlemiyor olmak, her iki sanatçının kariyeri açısından tedirgin edici.
Kinds of Kindness’la Cannes’da Erkek Oyuncu ödülünü kazanan Plemons için de benzer bir tehdit söz konusu. Hatta Bugonia, kâğıt üzerinde Kinds of Kindness’ın örtülü bir dördüncü bölümü gibi durduğundan filmle ilgili haberler çıktığında her iki oyuncu için de kendini tekrar ihtimali göze çarpıyordu. Tüm bunlara rağmen Bugonia’da Stone ve Plemons’ın bu zorlu sınavı başarıyla verdiğini söylemek lazım. Her iki oyuncu da son derece zorlu fiziksel performanslarla bu yükün altından ustalıkla kalkmış.
Lanthimos filmlerinin en oyuncaklı malzemelerinden biri olan senaryo ise bu kez ne Poor Things ve The Favorite gibi ödül yağmuruna tutulan filmlerinde olduğu gibi Tony McNamara’ya ne de Dogtooth, Lobster, Kinds of Kindness gibi filmlerin yazarı Efthimis Filippou’ya teslim edilmiş. Bugonia’nın senaristi, Lanthimos’la ilk kez çalışan ve daha önce Succession dizisi ile The Menu filminde de imzası bulunan Will Tracy. Bugonia’yı metinsel anlamda diğer Lanthimos filmlerinden ayıran en önemli özellik ise yönetmenin ilk kez bir yeniden çevrim ile karşımıza çıkıyor olması.


Bugonia, 2003 tarihli Güney Kore komedisi Save the Green Planet!’e önemli ölçüde sadık kalmış bir yeniden çevrim. Tracy, orijinal filmin yazar ve yönetmeni Jang Joon-hwan’ın metnini alıp Amerikan banliyölerinde geçen bir rehine gerilimine çevirmiş. Akli dengesi pek de yerinde sayılmayacak Teddy’nin (Plemons) kuzeni Don’u (Aidan Delbis) yanına alarak, komadaki annesinin (Alicia Silverstone) hastalığıyla ilişkilendirdiği ilaç firması Auxolith’in CEO’su Michelle’i (Stone) kaçırmasıyla açılan film; Teddy’nin Michelle’e uzaylı olduğunu itiraf ettirmeye çalışmasıyla ilerliyor. Fiziksel komedinin tavan yaptığı epey komik bir kaçırılma sahnesinin ardından filmin tonu işkence sahneleriyle epey kararsa da mizahi tonu bizi 70’ler uzaylı paranoyası filmlerine benzer bir atmosfere bürünüp neredeyse polisiye türüyle harmanlanıyor.
Korku – gerilim türünün Sinners, Weapons, Together gibi filmlerle şahlandığı bir sinema yılında Bugonia’nın da bu işlerin yanına rahatlıkla konacağı kesin. Ancak Bugonia, Lanthimos hayranlarını ne kadar keser, orası şüpheli. Lanthimos’un balık gözü lensleri bir kenara bırakıp hikâyesini daha anaakım kodlara sahip görsel tercihlerle karşımıza getirdiği filminin, başta bir yeniden çevrim olması ve özgün filmdeki baş karakterlerden ikisinin karşı cinse dönüştürülmüş olması dışında çok büyük farklılıklara yönelmemesi, Bugonia’yı frapan bir Lanthimos filmi olmaktan belli ölçüde çıkarıyor. Yine de Poor Things’te Oscar adayı olan müzisyen Jerskin Fendrix ve görüntü yönetmeni Robbie Ryan ile Lanthimos’un demirbaşı kurgucu Yorgos Mavropsaridis koltuğunu koruyarak, perdede gördüklerimizi herhangi bir yönetmenin değil, Lanthimos’un elinden çıkmış olduğunu bir şekilde ispatlıyor.
The Substance sonrası görüyoruz ki festival vitrinleri özellikle body horror janrıyla flört eden işlere daha fazla görünürlük kazandırmaya çalışıyor. İzleyiciler ise beyazperdede her zaman sıra dışı bir sinemasal tecrübeye gönüllü. Hâl böyle olunca Lanthimos’un da gişe potansiyelini de biraz yüksek tutmaya çalışan bir projeyle ilgilenmesi şaşırtıcı değil. Bugonia da özellikle antolojik final sekansı ve kendine has zekice hamleleriyle türün hakkını veren ve kimseleri pek de üzmeyecek o filmlerden. Her halükârda son on yıldır kariyerine İngilizce filmlerle devam eden Lanthimos’un kendini biraz köşeye sıkıştırdığını ve hafiften tekrar hissi verdiğini endişeyle not düşmekte yarar var.