A Poet: Melankoliye sıkışmış bir şair

Yazı: Harun Kubat

78. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Ödülü ile ayrılan A Poet, MUBI kütüphanesinde yerini aldı. Belgesel estetiğine yakın, dramatik bir anlatım kuran Kolombiya yapımı film; umut vadetmeyen, hayatı çıkmaza girmiş ve başarısızlığına rağmen tutkusundan vazgeçmeyen orta yaşlı bir şairin trajikomik hikâyesine odaklanıyor. Kendisi gibi şiire ilgisini fark ettiği bir öğrencisiyle kurduğu ilişki, zamanla bir sanatçının bir başkası üzerinden kendi hayallerini yeniden var etme çabasını gözler önüne seriyor.

*Bu yazı, A Poet filmini henüz izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.


Konu nedir?

Oscar, çevresi tarafından başarısız ve alkol sorunu olan, melankolik bir figür olarak görülüyor; şiire kendini adamış olmasına rağmen karşılık bulamıyor ve sıradanlaşmış bir şair hayatına sıkışıyor. Annesinden para isteyen, onun arabasını kullanan ve kimsenin yardımına yaklaşmayan Oscar, çoğu zaman “şair”den çok “işsiz” olarak anılıyor. Tüm bu dağınıklığın içinde şiire ilgi duyan öğrencisi Yurlady ile tanışması, hayatına kısa süreli bir yön hissi kazandırıyor. Onun yeteneğini desteklemeye çalışırken aslında kendi tükenmişliğine de bir anlam arıyor. Ancak Oscar, farkında olmadan Yurlady’yi kendi melankolisine ve sanat dünyasının fırsatçı yapısına sürüklüyor. Kendi hayatını toparlayamayan Oscar, ne şairliğini ne de yol göstericiliğini sürdürebilir bir noktada duruyor ve süreç giderek belirsizleşiyor. 

İlk intiba?

Sorumluluklarıyla baş edemeyen ve çevresi tarafından sürekli başarısız olduğu söylenen Oscar’ı tanıdığımız an, tuhaf bir yolculuğa çıkacağımızı anlıyoruz. Oscar’ın giderek şiddetlenen dağınıklığı yalnızca bir başarısızlık anlatımı değil; aynı zamanda değersizlik duygusunun bir bedeni ele geçirişini izleme deneyimi sunuyor. Başarısızlık âdeta onun kimliğine dönüşürken, alkol bir kaçış gibi görünse de gerçeklikle kurduğu bağı daha da kırılganlaştırıyor.

Bu kırılganlık, Yurlady ile kurduğu ilişkide daha görünür hâle geliyor. Onu bir öğrenci olarak “yetiştirme” isteği, aslında kendi geçmişteki idealist benliğine dönüş arzusu gibi okunuyor. Ancak bu ilişki, beklenilenin aksine ikisine de kısa süreli bir teselli sunuyor çünkü içinde bulundukları sistemin çıkarcı yapısında kimsenin gerçek bir çıkış bulamayacağı ortada. Zar zor olsa da hem şair çevresinden hem Yurlady’nin ailesinden kabul gören Oscar’ın bunu sürdürebilip sürdüremeyeceği ise baştan soru işareti yaratıyor. Tıpkı kendi ailesinde olduğu gibi Oscar’ın kızı Daniela ile ilişkisi de belirsiz ve kopmuş bir hâlde; Daniela ondan uzak duruyor ve babasından açıkça utanıyor.

Oscar’ın kendisine sunulan tüm imkânlara rağmen iyi bir şair, baba ya da akıl hocası olamaması; içindeki melankoliye rağmen ideallerine tutunması, filmi bir çöküş anlatısından çıkarıp rahatsız edici ve kara mizahı güçlü bir trajikomik gözleme dönüştürüyor.

En çok neyi sevdin?

Yönetmen Simón Mesa Soto’nun hem duygusal olarak sarsan hem de yer yer güldüren anlatım biçimi, belgesel estetiğine yaklaşan kamera diliyle birlikte gerçek ve kurmaca arasındaki çizgiyi bulanıklaştırarak izleyiciyi içine çeken bir atmosfer kuruyor. Karakter kurulumundaki başarısı özellikle Oscar’ı tutkusu ve çıkmazlarıyla birlikte izlemeyi etkileyici kılıyor. Oscar’ı dramatize etmiyor, yargılamıyor, yalnızca izleyiciyi rahatsız bir tanık konumuna yerleştiriyor. Bu başarının ardında ilk performanslardan oluşan kadronun doğal oyunculukları da var; özellikle Ubeimar Rios’un güçlü performansı, Oscar’ı neredeyse gerçek hayattan biriymiş gibi hissettiriyor.

En az neyi sevdin?

Filmin iki saati aşan süresi ve yavaş temposu, yer yer ilgimin kaybolmasına neden oldu. Hikâyenin daha derli toplu ve gereksiz uzamayan bir yapıya sahip olması, anlatının etkisini artırabilirdi.

En çok hangi sahneye yükseldin?

Finale doğru, Yurlady’nin Oscar’ın kızı Daniela’ya yazdığı mektupla başlayan farkındalık anları beni en çok etkileyen sahneler oldu. Daniela’nın babasına bakışının daha anlayışlı bir yere evrilmesi ve Oscar’ın içindeki melankoliden sıyrılıp daha “neşeli” bir şaire dönüşebileceğine dair o küçük umut kırıntısı değerli elbette.

Modunu nasıl etkiledi?

Sanatsal üretimin yalnızlık ve başarısızlık yönünü hatırlatan film; tutkuyla bağlı olduğumuz şeylerin her zaman karşılık bulmayabileceği fikriyle, kasvetli ama bütünüyle karamsarlığa da teslim olmayan bir ruh hâli bırakıyor.

Karakterlere dair neler söyleyebilirsin?

Şiire dair Oscar’ın içinde yanan ateş onu beslemekten çok tüketen bir noktaya sürüklemiş; kötüleşen aile ilişkileri, unutulmuş bir kariyer ve kendi içine sıkışmış bir karakter… Bu yüzden hem empati kurduran hem de yer yer rahatsız eden biri olarak karşımıza çıkıyor. Oscar’ın aksine daha gerçekçi bir yerden hareket eden ve hayati sorumlulukları öne koyan Yurlady’nin varlığı ise ona bir umut gibi görünse de bu bağ destekten çok çıkar ilişkisine dönüşüyor. Ancak zamanla dengelerin değişmesi, Yurlady’nin Oscar sayesinde neyi isteyip istemediğini keşfetmesi ve Oscar’ın tüm o kötü kimliklerinin arasından beliren dönüşüm ihtimali, iki karaktere de kalıcı bir derinlik katıyor.

Kimler sever?

Sanatçı psikolojisine ilgi duyanlar, dibe vurmuş karakterlerin mücadelesini izlemeyi sevenler ve melankoli ile absürtlüğün iç içe geçtiği anlatılardan hoşlananlar için dikkat çekici bir film olacaktır.

Bunu seven şunları da sever

Half Nelson, Ryan Gosling’in idealist ancak uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle ikili bir hayat sürdürmekte zorlanan bir öğretmeni canlandırdığı ve -daha klasik bir anlatıya sahip olmasına rağmen- öğretmen–öğrenci ilişkisi üzerinden benzer bir tartışma alanı kurduğu için aklıma gelen ilk film oldu. 

Ayrıca Bardo: False Chronicle of a Handful of Truths, Alejandro G. Iñárritu filmografisinde en çok tartışılan işlerden biri olsa da bir sanatçının varoluşsal krizini alışılmadık bir anlatım diliyle ele alırken; Kelly Reichardt’ın yönettiği Showing Up sanatsal üretimin sosyal ilişkiler üzerindeki yıpratıcı etkisini A Poet’e yakın, oldukça dürüst bir yerden aktarıyor.

Yazara / yönetmene bir soru soracak olsan ne olurdu?

Oscar karakterini yaratırken nasıl bir üretim sürecinden geçtiğini ve onun tüm zayıflıklarını yargılamadan nasıl anlatabildiğini sormak isterdim.