A’dan Z’ye: Kraftwerk

“Kendi kültürümüzü baştan tanımlamamız gerekiyordu. Yalnızca müzikal anlamda değil; 60’ların sonunda Almanya’daki tüm sanatçılar aynı problemle karşı karşıyaydı. Yazarlar, yönetmenler, ressamlar… Hepimiz yeni bir lisan geliştirmek zorundaydık.”


David Buckley’nin Kraftwerk: Publikation biyografisinde, grubun motivasyonunu ve kurulduğu dönemin sanat dünyasındaki havayı özetliyor bu cümleler. Popüler müzik âleminin en sıra dışı maceralarından biri 1969’da Florian Schneider ve Ralf Hütter’in yollarının kesişmesiyle başladı ve yalnızca dönemini değil; müziğin geleceğini de köklü bir şekilde ekledi. Birçok tabuyu avucunun içinde parçalayan, kendi kurallarını belirleyen ve bu kurallar içinde yaratıcı çözümlemeler bulan; kendi jenerasyonu için idrak edilmesi pek de kolay olmayan hamleler yapan Kraftwerk, kendine özgü bir sonik dünya yaratmakla kalmadı. Kraftwerk, bir ideolojinin işitsel ifadesiydi. 

Florian Schneider’in ardında benzersiz bir miras bırakarak 73 yaşında aramızdan ayrılmasının ardından, Kraftwerk’in müzik ve gezegenle ilişkisine dair önemli detay ve unsurları A’dan Z’ye derledik. Popüler kültüre olan etkilerinden ikonik albümlerine, bisiklet tutkularından teknolojik keşiflerine; Kraftwerk’in müzik âlemi ve ötesinde ne ifade ettiğini bir kez daha hatırlamak için doğru zaman.

Yazı: Asena Büyük, Cem Kayıran, Ekin Sanaç
İllüstrasyon: Rajab Eryiğit

Autobahn

Kraftwerk’in 1974 tarihli dördüncü albümü. Elektronik müziğe dair ilerleyen yıllarda popülerleşecek neredeyse her şeyin öncüsü olması nedeniyle benzersiz bir kilometre taşı. Müzik yazımında synthesizerı ve davul makinelerini daha önce olmadığı bir şekilde öne çıkaran albüm, Kraftwerk’in popüler müziğin geleceğinin şeklini çizecek imza sound’unun da bir nevi başlangıcı niteliğinde. İkonik Minimoog synthesizer ile yaratılan devrim niteliğindeki seslerin tesir alanı o kadar geniş ki new wave ve endüstriyel tınıların tamamının yaratıcı tohumları Autobahn ile atıldı ve asla bununla sınırlı kalmadı. Giorgio Moroder’den Afrika Bambaataa’ya, pek çok başka öncü müziğin ardında da Autobahn sevdası vardı. Almanya’nın otoyol ağındaki monoton serüvenlere Kraftwerk tarafından bir eşlikçi olarak icat edilen albüm, hızla makineleşen; mekanik, robotik ve sentetik dünyaya kafa tutuyordu. Grubun İleri Müzik Mühendisliği bölümünün ilk mezunlarını andıran imajı da bu albümle birlikte oluştu. Ve bu imaj sadece müzik alanında değil, sinema dünyasında da büyük yankı uyandırdı. Yayımlanmış ilk elektronik albüm mü? Hayır, değil. Bütünüyle elektronik bir albüm mü? Hayır, değil. (Piyano, gitar, keman, flüt gibi akustik enstrümanlara da yer veriyor.) Ama elektronik müzik alanında yenilemez bir milat teşkil ediyor. 

Big Lebowski

Coen Kardeşler, kült filmleri The Big Lebowski’de Kraftwerk’e, grubun bir parodisi olan Alman techno-pop grubu Autobahn’la selam çakmıştı. The Dude’un Maude Lebowski’nin plak koleksiyonuna göz gezdirirken kadraja giren plak kapağında, Kraftwerk’in The Man Machine’ini andıran bir tasarım yer alıyor. Grubun üyeleri Kunkle, Franz ve Kieffe; sırasıyla Peter Stormare, Torsten Vegas ve Flea tarafından canlandırılıyordu. Autobahn esprisi, The Big Lebowski hayranları tarafından fazlasıyla sahiplenildi ve grubun posterleri, tişörtleri ve çeşitli tasarım ürünleri piyasaya sürüldü. Filmi izlemeyenlere spoiler vermek istemeyiz ama nihilizmi benimsemiş Autobahn’ın filmde kritik bir rolü olduğunu belirtelim.

Canlı performans kurulumu

Kraftwerk, her konuda olduğu gibi canlı performans kurulumunun detayları konusunda da ağzı sıkı takıldı. Erken dönemdeki analog ağırlıklı sahne kurulumlarında görülebileceği üzere, yarattıkları büyüde drum pad’lerden vocoder’lara, kendi icat ettikleri enstrümanların payı daima büyüktü. Zamanla sahnedeki analog şovları yerini bütünüyle dijital teknolojilere bıraktı ve dört müzisyenin kürsülerinin arkasından kalabalığa hükmettiği performanslarına 2009 itibariyle 3D faktörünü de eklediler. Nitekim canlı performanslarıyla ilgili “Canlı çalıyorlar mı ki?”, “Sahnede duran bu adamları izlemek ne kadar tatmin edici?” gibi tartışmalar sıklıkla döndü. 2015 yılında grubun Amsterdam Paradiso’daki konserindeki kurulumunu ifşa eden bir video yaygınlaştı ve yazılımlar, MIDI controllerlar ve tabletlerin kullanıldığı masalara dikiz atıldı.

Dieter Doepfer

1970’lerde DIY düsturuyla kendi synthesizerlarını yapmaya başlayan Dieter Doepfer, modüler synthesizer alanında çığır açan işlere imza atmış ve Doepfer Musikelektronik GmbH markasıyla yenilikçi gelişmelerle elektronik müziğin akışını etkilemiş bir isim. Kraftwerk’le de her daim dirsek temasında olan Doepfer, 1996’da piyasaya sürdüğü modüler synthesizer formatı Eurorack’le anılıyor. Doepfer’in daha önce hayata geçirdiği sistemlerden biri de Kraftwerk üyeleri tarafından canlı performanslarda kullanılan MOGLI’ydi. Müzisyenlere el hareket ve işaretlerini kullanarak müzik yapma olanağı sunan bu elektronik eldiven, Nintendo’nun Power Glove’unun bir MIDI controller’a dönüştürülmesiyle hayat bulmuştu.

Electronic

New Order solisti ve gitaristi Bernard Sumner ile Smiths gitaristi Johnny Marr tarafından 1988’de kurulan ve Kraftwerk’ten ayrılmasının ardından Karl Bartos’u da ağırlayan süpergrup. Electronic’in kendi adını taşıyan ilk albümü çıktığında alternatif dans müziği janrında bir rüya gerçek olmuştu. New Order ve The Smiths kadrolarını buluşturan albümün konukları arasında Pet Shop Boy’lar Chris Lowe ve Neil Tennant da yer alıyordu. 1975 yılı itibariyle Kraftwerk kadrosunda elektronik perküsyon, synthesizer, şarkı yazımı (ve nadiren vokal) görevi üstlenen Karl Bartos, 1990’da gruptan ayrılmış ve sıkı Kraftwerk hayranlarının rahatlıkla tutulacağı icralarda bulunan solo projesi Elektric Music’i başlatmıştı. Birkaç sene sonra Bernard Sumner, Bartos’a bir faks yolladı ve Electronic’in yeni albümünün prodüksiyonuna elektronik perküsyonlarıyla dahil olup olmak istemeyeceğini sordu. Teklife sıcak bakan Bartos, Sumner ve Johnny Marr’la Düsseldorf’ta buluştu. Bartos o âna kadar Johnny Marr’ı hiç tanımıyordu. Enerjilerin tutması neticesinde Electronic’in 1996 tarihli başucu albümü Raise The Pressure’ın Manchester’daki kayıt sürecine dahil olan Bartos, albümün (minimum) altı şarkısına ismini yazdırdı. Böylece Electronic’in kabarık CV’sine Kraftwerk de eklenmiş oldu.

Florian Schneider

Müzik tarihinin akışını değiştiren, zamanının çok ötesinde fikirlerle elektronik müziğin başlıca yol göstericileri arasında her daim anılan Kraftwerk’in kurucu üyesi. Bir ses kâşifi olarak yeni anlatım biçimleri ve ilerici teknolojilerin peşine büyük bir tutkuyla düşen Schneider, 21 Nisan 2020’de, 73 yaşında hayatını kaybetti ve ardında hâlâ keşfedilmeye devam eden benzersiz bir miras bıraktı. Kraftwerk’siz bugünlere gelmenin nasıl bir şey olabileceğini kestiremiyor, Schneider’i şükran ve saygıyla anıyoruz.

Grup elemanlarının değişimi

Temelleri 1969’da atılan Kraftwerk kadrosu, özellikle ilk yıllarda sıklıkla değişti. Florian Schneider ve Ralf Hütter’in yanında 1970’lerin başlarında Michael Rother ve Klaus Dinger de vardı fakat bu ikili bir yılın ardından Neu! macerasına atılmak üzere Kraftwerk’e veda etti. Yine ilk dönemde Kraftwerk kadrosunda kısa periyotlarla yer almış müzisyenler arasında Klaus Röder, Houschäng Nejadépour, Emil Schult ve Plato Kostic gibi telli çalgı icracılarının yanı sıra bir dizi davulcu yer almıştı. Schneider ve Hütter’in ritmik arayışları doğrultusunda gruba dahil olan, farklı estetik ve stillerden davulcular Karl “Charly” Weiss, Peter Schmidt, Thomas Lohmann bunlardan birkaçı. En uzun ömürlü Kraftwerk kadrosu 1975’te oluştu: Schneider, Hütter, Karl Bratos ve Wolfgang Flür. Ekip yaklaşık 12 sene bu kurulumu korudu; Flür 1987’de, Bratos da 1991’de ayrıldı. Florian Schneider’in Kraftwerk’e vedası da 2008’e denk geliyor. 2010’larda sıra dışı performanslar sergileyen Kraftwerk kadrosunu Ralf Hütter, Fritz Hilpert, Henning Schmitz ve müziğin yanı sıra canlı görsellerden sorumlu Falk Grieffenhagen oluşturuyor.

“Hareket, devinim ve duygu”

Grubun kurucusu Ralf Hütter’in beyanına göre Kraftwerk müziğinin temel aldığı üç unsur. Basına nadiren yaptığı konuşmalarında grubunun “daima ileri” giderek yarattığı “devinimde” sessizlik faktörünün ne denli önemli bir yer teşkil ettiğini sıklıkla vurgulayan Hütter’in yine kendi sözleriyle hareket kavramına bisiklet üzerinden yaklaşan Tour de France (2003) albümü ve bu albümün “sessizlik” arasındaki ilişkiyi kurcalayalım: “Bisiklet sürmekle ilgili bir diğer konu da belirli bir hıza erişildiğinde oldukça sessiz bir eyleme dönüşmesi. Bisiklet hızlı giderken yalnızca rüzgârın sesini duyarsınız. Bu albümde de müziğe yönünü veren bu. Bisikletçilerin söylediklerinden şunu biliyoruz ki, onlar bizim müziğimizi dinleyince bunu anlıyorlar; dinlediklerinde müziğin nasıl yazıldığı kavrıyorlar. Bisiklet sürerken çevrede olup biteni duymak önemlidir. Etrafta olanları, rüzgârı ve kendi nefesinizi… En azından biz böyle düşünüyoruz.” 

It’s more fun to compute

Bu maddeyi yazan yazarın Açık Radyo’nun pazartesi kuşağında bir gece ansızın karşılaşarak Kraftwerk’le tanışmasına vesile olan; hayatında o âna kadar duyduğu hiçbir şeye benzememesiyle ona büyük bir aydınlanma yaşatan, 1981 tarihli Computer World albümünün kapanışını yapan Kraftwerk şarkısı. Sound anlamında grubun mizah gücü, oyunbazlığı ve melodinin karanlık ile aydınlık arasında tutabildiği muğlak pozisyona olan inancını iliklere kadar hissettirebilen bir örnek. Teknoloji ve insanın ilişkisini işleyen bir bütünün parçası olması arkasını daha da sağlamlaştırıyor. Şarkının ismi (ve sözlerindeki) kelime oyununu da açalım: Kraftwerk, eski tilt makinelerinde yazan “It’s more fun to compete” (Karşılıklı yarışmak daha zevkli) cümlesini alarak “It’s more fun to compute” (Bilgisayarla oynamak daha zevkli) cümlesine dönüştürmüş. Yani robotların insanlaşması ve insanın robotlaşmasına dair o günden bugüne, bugünden geleceğe sıcak kalmaya mahkûm bir tartışmanın tarafı olarak onu incelikle sorgulamış. 

İş birliği yapmayı reddettikleri isimler

Kraftwerk kariyerinin dikkat çekici unsurlardan biri: ortak bir iş üretmek isteyen herkesi geri çevirmek. Kraftwerk altın yıllarında, özellikle Atlantik Okyanusu’nun öteki tarafındaki kulüplerde yükselen yenilikçi dans müzikleriyle yaratılan rekabet ortamının büyük ihtimalle herhangi bir yerinde yer almak istemedi ve elektronik müzik devrimindeki ayrıcalıklı konumunu korumayı öncelendirdi. Grubun sıra dışı müzikal yaklaşımından vakti zamanında yararlanmak isteyenlerin hiç azımsanamayacak sayıda olduğunu biliyoruz. Ve bu yoğun talebe hiçbir şekilde karşılık vermediklerini de. Michael Jackson ve Elton John bu listenin başındaki isimlerden… Rammstein’ın 1997’de yayımladığı “Das Model” cover’ından ölesiye nefret ettiklerini de unutmayalım tabii.

JoJo’s Bizarre Adventures

Sürekli birçokları için en önemli ilham kaynaklarından biri olduğunu söylediğimiz Kraftwerk’in etki alanına yalnızca müzik dünyası girmiyor. 1987’den bu yana devam eden manga serisi JoJo’s Bizarre Adventures’ın, 90’ların ikinci yarısında yayımlanan beşinci hikâye döngüsü olan Vento Aureo’da Kraft Work isimli bir karakter vardı. Dokunduğu objelerin kinetik enerjilerini emme özelliğine sahip bu robotik karakter, serinin anime uyarlamasında da yer almıştı. 

Kling Klang

Grubun 1970’de Düsseldorf’ta kurduğu stüdyosu. İsmini grubun 1972 tarihli ikinci albümünün (Kraftwerk 2) açılış parçasından alıyor. Başta yaklaşık 6 metrekarelik bir ana stüdyo odasından oluşan mekân, sonradan enstrüman yapımı için kullanılan yan odalarla genişledi. Bodrum katı ise hiçbir enstrüman ya da makineyi elden çıkarmayan istifçi Kraftwerk’in bir depolama alanıydı. Stüdyonun dışarıyla herhangi bir bağlantısı yoktu; ne telefon, ne de faks bağlatılmıştı. Gönderilen hiçbir posta açılmadan, gerisin geri yollanıyordu. Kendilerini “müzik işçisi” olarak tanımlayan Kraftwerk üyelerinin efsanevi stüdyosu dünyanın büyük ihtimalle mesai saatlerinde işleyen tek müzik stüdyosu olageldi. Ralf Hütter, 2009 yılında Düsseldorf’un 10 kilometre dışında yeni bir mekâna taşıyana kadar Kraftwerk stüdyosu aynı adreste kaldı. 

Les Mannequins

Radioactivity albümünden itibaren parçalarını Almanca ve İngilizce olarak ikişer versiyonla hazırlayan Kraftwerk, farklı lisanlarla da denemeler yapmıştı. Az sonra biraz daha kapsamlı şekilde değineceğimiz “Pocket Calculator”ın Japonca versiyonu “Dentaku” akla gelen ilk örnek muhtemelen. “Electric Café”nin İspanyolca sözleriyle yeniden kaydedildiği versiyonu da unutulmasın… Kraftwerk diskografisinin altıncı uzunçaları Trans-Europe Express’in üçüncü parçası “Showroom Dummies”in bir de Fransızca versiyonu mevcut. “Les Mannequins” isimli bu girişim için Capitol Records yöneticilerinden, Kraftwerk’in Fransa’ya tanıtılmasından bizzat sorumlu kişi olan Maxime Schmitt’e teşekkür ediyoruz. Grubun daha sonra başka parçalar için de Fransızca versiyonlar kaydettiği ama yayımlamak istemediği de biliniyor.

Müzik basınıyla ilişkileri

“Tanrı aşkına, lütfen robotları müzikten uzak tutun!” Bu cümle, İngiltere’nin köklü müzik yayını Melody Maker’ın yazarlarından Keith Ging’in Autobahn hakkındaki yazısından. Çağdaşlarının ötesinde bir müzikal algı benimseyen Kraftwerk’in müzik basınıyla pek de sıcak ilişkiler içinde olmadığı malum. Haklarında yapılan olumsuz yorumları, müziklerinin dönemin “otoriteleri” tarafından algılanamamış olmasını hiçbir zaman dert edinmeyen Kraftwerk, ardında bıraktığı bu mirası asla işin basın kolunu umursamadan muhafaza etmiş olmasıyla kendine özel bir yer ediniyor. Bu robotik müziğin perde arkasındaki insancıl yanı açık etmeyecek fotoğraf kurgularıyla karakteristik bir görsel ifade biçimi yaratan Kraftwerk, röportaj vermekten de büyük oranda kaçınıyordu. Florian Schneider’le yapılmış nadir röportajlardan biri, 2001’de gerçekleşen İspanyolca bir röportajdı. Takma bıyığı ve ağzındaki purosuyla sohbete katılan Schneider’e soruları soran gazeteci de Che Guevara kılığındaydı. “Don Schneider”in bu kısa kurgusal röportajda Kraftwerk’in 1974’te Meksika’da kurulduğunu anlattığını da not düşmekte fayda var. 

Neon Lights

Kraftwerk’in 1978 çıkışlı The Man Machine albümü, baştan sona elektronik müzik tarihine işlenmiş parçalardan oluşuyor. “The Robots”, “Metropolis” ve “Spacelab” gibi ufuk açıcı kayıtların yanında; belki de grubun en büyük hit’i diyebileceğimiz “Das Model” bu albümün şarkılarından. Kraftwerk, bu albüm ile new wave’in tohumlarını ekiyor, makineler ve insanlar arasındaki ilişkiden doğan yaşantımıza dair bugün bile geçerliliğini koruyan bir bildiri yaratıyordu. İçinde bir de Kraftwerkçe bir aşk şarkısı saklayan The Man Machine; Neon Lights ile hissiz ve gürültülü bir öpücük eşliğinde fütüristik bir şehir yolculuğuna çıkarıyor. Yıldızları ve gökkuşaklarını neon lambalarla değiştirdiğimiz hayatın, artık insanlık için üretim şeritlerinde sıraya dizilerek, birtakım görevleri tam saatinde yerine getirmekten ibaret olduğunu biliyoruz. Ancak robotların bile kalbi olduğunu hatırlamakta fayda var, değil mi?

Organisation

Zaman makinenizi 60’ların sonuna ayarlayın. Krautrock yeryüzündeki melodileri sarsarak bulduğu bütün boşluklara sızıyor, Florian Schneider ve Ralf Hütter adında iki okul arkadaşı “Organisation” adını verdikleri bir grup kuruyor. Tabii biz gruba Organisation diyoruz ancak ikili; ortak müzik konseptlerinin gerçekleştirilmesi için bir organizasyon anlamına gelen “Organisation zur Verwirklichung gemeinsamer Musikkonzepte” demeyi tercih ediyordu. Eserlerini nasıl bir disiplin içinde üreteceklerinin ilk sinyallerini veren müzik dehaları, dinleyenlerin zihinlerinde henüz konumlandıramadıkları bir yerlerden sesleniyorlardı. Davulda Fred Monicks, bas gitarda Butch Hauf, perküsyonda Basil Hammoudi ile sanat galerilerinde ve üniversitelerde performanslar sergileyen Organisation’ın ilk ve son albümü Tone Float 1970 yılında kaydedildi ancak çok ses getirmedi. Daha sonra grup ismini değiştirerek Kraftwerk adını aldı. Elbette değişen yalnızca isimleri olmayacaktı…

Pocket Calculator

Bilgisayarların toplumda yaygınlaşmasını mesele edinen 1981 tarihli Kraftwerk albümü Computer World’ün ilk single’ı. Japonca ve Almanca versiyonları da bulunan şarkının “Minicalcolatore” isimli İtalyanca versiyonu da o dönem kimi canlı performanslarda çalınmış. Şarkının kayıtlarında enstrüman olarak kullanılan aygıtlardan biri, Casio fx-501P bir hesap makinesiydi. O dönem minimal ve kullanıcı dostu synthesizerlar yayımlayan Casio’nun bunu fark etmesinin ardından Kraftwerk’e bir teklif yapması gecikmedi. VL-80 modelinden ilham alan, bir hesap makinesi görümlü Kraftwerk imzalı “cep hesap makinesi synthesizer” sınırlı sayıda üretilerek piyasaya sürüldü. Cihazla birlikte Kraftwerk’in “Das Model”, “Trans-Europe Express”, “Metropolis” gibi hit parçalarını rakamlara basarak nasıl çalabileceğinizi anlatan bir kılavuzla birlikte üstelik! 

Radsportegruppe Schneider

Florian Schneider ve Ralf Hütter’in ortak tutkularından biri bisiklet sporuydu. 1983’te single olarak yayımlanan ve 20 yıl sonra albümleşen Tour De France’da bu tutkunun müzikal yansımalarını da duymak mümkün. Hütter bir röportajında “bisiklet cenneti” Hollanda’ya yakın bir yerde doğup büyümelerinin kendilerini fazlasıyla etkilediğini söylüyor. Schneider ve Hütter’in kendilerine “Schneider bisiklet kulübü” anlamına gelen Radsportegruppe Schneider ismini taktığı da biliniyor. Henüz doğrulanmış olmasa da 2008’de Florian Schneider’in Kraftwerk’ten ayrılmasının ardında bisiklet pompasıyla ilişkili bir tartışmanın olduğu söylentileri de gündeme gelmişti.

Stop The Plastic Pollution

Parley; birçok düşünürün, sanatçının ve liderin bir araya gelerek çevreye duyarlılığı artırmaya, okyanusların ekosistemin en önemli parçası olduğunu topluluklara anlatmaya çalıştığı bir oluşum. 2015 yılında Schneider, Belçikalı müzik grubu Telex’ten tanıdığımız Dan Lacksman ve Uwe Schmidt’in yardımıyla “Parley for the Oceans” kampanyası için elektronik bir “ağıt” hazırlamıştı. “Stop Plastic Pollution” adını verdikleri bu kayıtta duyduğumuz okyanus sesi, aslında Dan Lacksman’ın Brüksel’deki evinin banyosunda kaydedilmiş. 

Trans-Europe Express

Kraftwerk diskografisinin altıncı uzunçalarına ismini veren parça. Şarkı ismini, ilhamını ve ritmik düzenlemesini Avrupa’yı uçtan uca bağlayan tren raylarından alıyor olsa da bu karışıma girmiş iki ikonik isim referansı da var: Iggy Pop ve David Bowie. 1976’da ilk Avrupa turnesini yapan Bowie’yle Düsseldorf’ta buluşan ve vakit geçiren Kraftwerk üyeleri, parçada da bu anılarına değiniyor. Kraftwerk, başta 1976 çıkışlı Station to Station olmak üzere Bowie’nin birçok albümü için de önemli ilham kaynağı. Zira şarkıda Iggy ve Bowie’nin isimlerini anmadan önce bu albümün adına da bir selam çakılıyor. Bowie, iki yıl sonra verdiği bir röportajda Düsseldorf’ta Kraftwerk üyeleriyle çeşitli kafeleri gezip, Almanya’nın ünlü hamur işlerini tattıklarını anlatıyor ve şunları ekliyor: “Onları insan olarak da çok sevdim, özellikle Florian’ı. Çok sade insanlar.” Parçanın müzik tarihinden bir başka kahramanla daha ilişkilendiğini de unutmayalım. Ian Curtis’in Joy Division’ın her konserinden önce “Trans-Europe Express” dinlemek istediği bilinir. Hatta Peter Hook, kendisini Kraftwerk’in müziğiyle tanıştıranın da Ian Curtis olduğunu birçok röportajında dillendiriyor.

Uranium

Telsizle iletişime ithaf edilmiş 1975 tarihli beşinci Kraftwerk albümü Radioactivity’de yer alan bir buçuk dakikalık eser. Peki neden listemizde? Çünkü “Uranium”, grubun New Order hiti “Blue Monday”de de sample’lanmış en meşhur ses efektlerinden birine yer veriyor. Parçada duyulan “chorus” efekti, 70’lerde Detroit’te sağır ve dilsiz çocukların konuşmasına yardımcı bir araç olarak geliştirilen The Vortrax adlı oyuncaktan elde edilmiş.  

Vocoder

1938’de Homer Dudley tarafından insan sesini sentezleme amacıyla bulunan vocoder, Kraftwerk’in imza tınısının en önemli parçalarından biriydi. Sennheiser, EMS ve Roland marka vocoderlar eşliğinde seslerini robotikleştiren Kraftwerk üyeleri, bu enstrümanı çeşitlendirerek karakteristik bir tını yakalamıştı. 1990’da Schneider’in patentini aldığı Robovox, vocoderları MIDI ve fonetik klavyelerle etkileşime sokarak sesi gerçek zamanlı olarak sentezliyordu. 1991’de yayımlanan ve Kraftwerk klasiklerinin yenilenmiş versiyonlarını barındıran The Mix derlemesindeki “The Robots”, Robovox performansını duyduğumuz ilk kayıt.

Yörüngeyle canlı yayın

20 Temmuz 2018’de grup, o esnada Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev alan Almanyalı astronot Alexander Gerst’i Stuttgart’daki Jazz Open Festival konserlerine davet etti ve uydu aracılığıyla onunla bir düet yaptı. Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan canlı yayına bağlanan Gerst, tabletini synthesizer olarak kullanarak melodileri yörüngede dalga dalga yaydı ve grubun 1978 çıkışlı “Spacelab” parçasının en özel performanslarından biri gerçekleştirdi. Kraftwerk robotlar evreninden bize seslenirken, astronotlar da onları kıskandı ve sonunda Samanyolu Kraftwerk’e kumsal oldu. Düetten sonra Gerst elbette “uzay işlerini” yapmaya geri dönmek zorunda kaldı. Ancak biz acaba uzaylılar onları kıskanmış mıdır diye düşünmeden edemedik. Belki de “Spacelab” bir çeşit galaksi marşı haline gelmiştir, kim bilir? 

Zamanlar ötesi

Kraftwerk’in daima döneme ve dönemin modalarına ve eğilimlerine başkaldıran bir tavrı oldu. Grubun mirasının geçmişten geleceğe taşınabilmesinde bu tavrın oynadığı rol elbette çok büyük. Bunu şuradan da çok iyi anlıyoruz ki geride kalan on yıllar içerisinde popüler müziğin türlü kulvarında Kraftwerk’in neleri öncülediğini saymaktansa, nelere dokunmadığını saymak çok daha kolay bir eylem. Hani yaratıcı alanlarda her şeyin daha önce yapıldığı varsayımına dayanarak “orijinallik” kavramını pek çok farklı yerden tartışabiliriz ya, galiba Kraftwerk’i en orijinal kılan unsurlardan biri de hep “dolaysız” ya da “basit” bir algı yaratmasına karşın, bugüne değin yarattığı hiçbir şeyin başkalarınca tekrarlanamamış olması.