Altyazı Sinema Derneği cevaplıyor: Neler oldu, neler değişti?

Röportaj: Ekin Sanaç, Yetkin Nural
Fotoğraf: Büşra Uyar

İlk sayısını 2001’de yayımlayan ve ülkede bağımsız yayıncılığın karşı karşıya olduğu zorlu ve dalgalı koşullarda 18 senedir yayın hayatına devam eden Altyazı Sinema Dergisi 2018’in sonunda girdiği kozadan geçtiğimiz mayıs ayında çıktı. Derginin yanı sıra faaliyetlerini yıllar içerisinde seminerler, gösterimler, paneller gibi çeşitli etkinliklerle hali hazırda genişletmekte olan Altyazı ekibi, bu beş aylık süreç neticesinde tüm bu faaliyetleri ve daha fazlasını çatısı altında toplayacak Altyazı Sinema Derneği’ni kurdu.

Yayın hayatına iki ayda bir frekansla devam edecek olan Altyazı Sinema Dergisi’nin yanı sıra hem Galatasaray’daki yeni mekânlarını bir etkinlik merkezi formatında kurgulayan hem de dergiyle ilk tanıştığımız günden bu yana aşina olduğumuz politik söz ve müdahalelerini -sektörün en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birinde- Altyazı Fasikül: Özgür Sinema adı altında basılı ve dijital platformlarda hayat bulacak bir düzenli yayın faaliyetine dönüştüren Altyazı ekibinden Ali Deniz Şensöz, Berke Göl, Enis Köstepen, Fırat Yücel ve Senem Aytaç bu dönüşüm sürecine dair merak ettiklerimizi cevapladı.

Altyazı Sinema Dergisi 2019’un başında bir dönüşüm sürecine girdi ve bu süreç geçtiğimiz mayıs ayında sonlandı. Yaşanan değişiklikleri ve devam eden sabitleri bize kısa kısa anlatmanızı istesek?
Ali Deniz Şensöz: 2003 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde yayınlanan Altyazı Sinema Dergisi, geçtiğimiz yılın sonunda üniversite ile yollarını ayırdı. Ayrılık kararının ardından, yayın hayatımıza otonom bir yapıyla devam etmeye karar verdik. Yıllardır kolektif çalışan bir ekip olduğumuz için ticari bir işletme kurarak yola devam etmenin aslında bize uygun olmadığı konusunda da uzlaştık. Bağımsız medyanın yok olduğu, alternatif söylemlerin bastırıldığı bir dönemde, sinema ve toplumsal hayat arasındaki bağı daha da kuvvetlendirebileceğimiz, sinema aracılığıyla farklı düşüncelerin ifade edilmesine ve tartışılmasına alan açacak bir dernek kurduk. Yeni süreçte toplumsal fayda gözeten faaliyetlerimizi Altyazı Sinema Derneği çatısı altında sürdüreceğiz. Dergi satışı, seminerler, gösterimler gibi ticari faaliyetlerimizi ise derneğe bağlı kurulan iktisadi işletme üzerinden devam ettiriyoruz. Yeni süreçte tamamen otonom bir yapıya dönüştüğümüz için her birimize daha fazla sorumluluk düşüyor. Yaptığımız işlerin bir kısmı değişse de, eski kadromuzla yola devam ediyoruz. Yeni süreçte kadromuza sevindirici bir transfer de yaptık. Editöryel ekibimize sinema yazarı Yeşim Tabak katıldı.

“Geçtiğimiz 18 yıl boyunca Altyazı kolektifi akademide, film üretiminde, kültür yönetiminde, insan hakları alanında, kent hakkı mücadelesinde farklı farklı deneyimler biriktirdi. Altyazı Sinema Derneği ile bu deneyimlerin özgür sinema mücadelesine katkı sağlamasını, kardeş oluşumlarla daha yakın ilişkiler kurulmasına ön ayak olmasını hedefliyoruz.” Enis Köstepen

Basılı dergi mayıs ayında iki ayda bir frekansla yayın hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Bu süreçte dergi içeriğinde de değişiklikler yaptınız mı?
Berke Göl: En son 2013 yılında tasarım anlamında köklü bir değişikliğe gitmiş, o dönemde Altyazı’nın içerik yapısını da büyük ölçüde yenilemiştik. Ama aslında Altyazı’nın içeriği 2001’den beri, yavaş yavaş da olsa sürekli değişiyor zaten. Kasım-Aralık 2018 sayısının ardından yayına ara vermek zorunda kaldığımızda web sitemizi –mecburen– daha yoğun kullanmayı öğrenmeye başladık. Bu zorunlu ara süresince matbu dergide nelerin eksik nelerin fazla olduğunu düşünüp tartışma fırsatımız oldu. Önemini güncelliğinden alan pek çok içeriğin matbu dergide yer almasına gerek olmadığının bir süredir farkındaydık zaten. İki aylık tempoya geçerken bu durum daha da göze batar oldu. Her hafta vizyona giren filmlerle ilgili tanıtımlara, festival programlarının detaylarına ve günü gününe takip edilecek diğer konulara yalnızca web sitemizde yer veriyoruz artık. Böylece dergide uzun eleştiri yazılarına, kapsamlı incelemelere, sayfa sınırı koymadığımız söyleşilere daha fazla alan açmaya çalışıyoruz. Öte yandan bu değişiklik, dediğim gibi web sitesini de güncel haberlerle, film listeleriyle daha aktif kullanmaya başlamamıza vesile oldu. Önümüzdeki dönemde okur karşısına matbu dergiden ziyade dijital alanda yeniliklerle çıkmayı umuyoruz.

Altyazı Sinema Derneği’nin Galatasaray’daki yeni mekanı paneller, gösteriler, seminerler ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak.

Derginin ötesinde, yeni kurulan Altyazı Sinema Derneği’nin faaliyet alanına ve vizyonuna dair neler söyleyebilirsiniz?
Enis Köstepen: Yayına ara verdiğimizi süreçte, Altyazı’nın 2001’den beri evrilen kolektif karar alma sürecine ve matbu dergiye devam etmenin getirdiği ekonomik riskleri göğüslemek için gerekli olacak ek kaynak yaratımına en uygun tüzel kişiliğin dernek olduğuna karar verdik. Ayrıca derneğin yapısı altında hem dergicilik dışında yapmak istediğimiz diğer faaliyetleri (seminerler, söyleşiler, gösterimler…) yapabilecek hem de sinemada ifade özgürlüğünün genişlemesine ve gösterim-dağıtım-üretim alanlarındaki hak ihlallerine dair devam eden tartışmalara katkı sağlayabilecektik. Geçtiğimiz 18 yıl boyunca Altyazı kolektifi akademide, film üretiminde, kültür yönetiminde, insan hakları alanında, kent hakkı mücadelesinde farklı farklı deneyimler biriktirdi. Altyazı Sinema Derneği ile bu deneyimlerin özgür sinema mücadelesine katkı sağlamasını, kardeş oluşumlarla daha yakın ilişkiler kurulmasına ön ayak olmasını hedefliyoruz. Sinema alanındaki tartışmalara sadece mesleki bir bakış açısından değil, özgür sinemayı destekleyecek bütün alanları gözeten bir bakıştan müdahale edebilmeyi umuyoruz.

Altyazı Fasikül: Özgür Sinema’daki önceliğimiz, siyasi baskıya şu ya da bu biçimine maruz kalan ve risk altında üretim yapan sinemacıların görünürlüğünü arttırmak. Ama sadece baskıyı daha fazla görünür kılmak değil, buna karşı direnci de, ısrarcı eleştirel üretimi de görünür kılmak.  Fırat Yücel

Temmuz ayında yayınlanan yeni sayınızla beraber bir de Altyazı Fasikül eki dağıtıldı ve bu ek her sayıyla beraber yayınlanmaya devam edecek. Hatta Fasikül’ün dijital bir ayağı da söz konusu. Bu yayının hem basılı hem de dijital platformda ilgi ve kapsama alanı, Türkiye sinema sektörüne ve etrafındaki politik baskıya müdahaleleri neler olacak?
Fırat Yücel: Altyazı Fasikül: Özgür Sinema’daki önceliğimiz, siyasi baskıya şu ya da bu biçimine maruz kalan ve risk altında üretim yapan sinemacıların görünürlüğünü arttırmak. Ama sadece baskıyı daha fazla görünür kılmak değil, buna karşı direnci de, ısrarcı eleştirel üretimi de görünür kılmak. Bugün özellikle belgesel sinema, ticari vizyonda kendine yer bulamıyor, belgesellerin önemli bir bölümü festivaller tarafından çeşitli sebeplerle program dışı bırakılıyor. Bununla ilişkili olarak, belgesel dünyasıyla ilgili haberler, söyleşi ve fikir yazılarının Fasikül’de öne çıkacağını söyleyebiliriz. Öte yandan, niyetimiz sadece muhalif/bağımsız/eleştirel sinemaya söz alanı açmak değil, aynı zamanda sansür ve siyasi baskıya karşı birlikteliklerin oluşmasına da katkı ve olanak sağlamak. Diğer özgür sinema oluşumlarıyla iş birliği içinde film gösterimleri, söyleşi, buluşma ve tartışmalar düzenleyerek, birlikte neler yapabiliriz sorusunun da peşinden gitmek istiyoruz.

Altyazı ekibi bu yeni süreçle beraber kendine bir mekân/yuva arıyordu ve artık Beyoğlu’nda yeni bir adresiniz var. Bu mekânla ilgili ne gibi planlar yapıyorsunuz? Önümüzdeki dönemde Altyazı mekânında ne gibi etkinlikler, faaliyetler söz konusu?
Senem Aytaç: Sonbahardan itibaren ‘Altyazı Fasikül’e eşlik edecek belgesel gösterimlerimiz olacak. Başka mekânlarda izlenme olanağı olmaya filmlere mekânımızı açmak arzusundayız, bir sinema salonu konforunda olmasa da beraber film izleyip üzerine sohbet edebileceğimiz bir yer olarak hayal ediyoruz yeni mekânımızı. Daha önce Mithat Alam Film Merkezi’nde yaptığımız sinema seminerleri de burada devam ediyor, edecek. Genel anlamda da, sinema ile ilgilenen insanların buluşabileceği, filmleri olduğu kadar bugün burada film yapmanın, göstermenin imkânları, imkânsızlıkları üzerinde konuşabileceğimiz, belki beraber çözümler arayacağımız, üreteceğimiz bir yer olarak tanımlamak istiyoruz.

Bu tarz ciddi dönüşüm süreçlerinde kabuk değiştirmek, bir diğer deyişle üzerinizdeki ölü toprağını atmak, yeni projeler hayal edip gerçekleştirmek elbette her zaman heyecanı körükleyen, motive eden unsurlar. Ama bir de belki bazen hak ettiği ilgiyi göremeyen, ‘var olanı sürdürme’ meselesi var. Altyazı dönemeçlerinde var olanı koruma ve sürdürme mücadelesi ve motivasyonu, yeniliklerin getirdiği heyecan ile nasıl ölçüşüyor?
Ali Deniz Şensöz: Kâğıdın ithal edildiği ve döviz kurunun sürekli yükseldiği Türkiye’de matbu bir yayının ekonomisini döndürmek oldukça güç. Enflasyonun artması, matbu yayınların okur sayısının azalması gibi faktörler de sağlıklı bir finansal planlama yapabilmeyi engelliyor. Derginin yeni süreçte iki ayda bir çıkacak olmasının en büyük nedenlerinden biri bu. Matbu yayının maliyetini düşürerek, oradan kazandığımız emek gücünü fazla maliyeti olmayan internet sitesi için kullanmak, bir içerik üreticisi olarak Altyazı’nın geleceği için atmamız gereken bir adımdı. Bir yandan da farklı mecralarda kolektif bir şekilde üretim yapan bir ekip olsak da Altyazı’yı bir arada tutan şeyin artık kendi geleneğini ve takipçi kitlesini oluşturan matbu yayın olduğunun bilincinde olarak hareket ediyoruz. Frekansı düşse bile Altyazı’yı matbu olarak var etmeyi sürdürerek, sözümüzü üretebileceğimiz alanları genişletmeye ve geliştirmeye devam edeceğiz. İnternetin getirdiği hıza ayak uydurmak zorunda olmayan, üzerinde yine uzun uzun düşünülmüş, titiz bir editöryel filtreden geçmiş sinema yazınının ne kadar değerli olduğunu hatırlatmaya devam etmek istiyoruz.

Altyazı bir dergi ve oluşum olarak önemli bir değişiklik sürecinden geçti. Ancak Altyazı ekibi kenetlenmiş, yaratıcı ve bağımsız bir ekip olarak beraber üretmeye devam ediyor. Altyazı ekibinin ortaklaştığı tutkuları nasıl tanımlıyorsunuz?
Fırat Yücel: Her birimizin çok farklı ilgi ve beceri alanları var ama sanırım şurada ortaklaştığımızı söyleyebiliriz: Sinema üzerine düşünce üretimi ile sinema pratiği arasındaki geçişlere inanıyor, bu ikisini birbirinden kopuk alanlar olarak algılamıyoruz. Ekibimizde düşünce, eleştiri ve analizle hemhal olanlar olduğu gibi kurgu, video, sosyal medya, belgeselle hemhal olanlar da var; ikisini birlikte yürütenler de. Ayrıca farklı zamanlarda farklı yönelimler de olabiliyor. ‘Senin işin şu, senin işin bu, hep bunu yapacaksın’ gibi bir durum yok. Bu tür bir uzmanlaşmayı makbul bir şey olarak görmeyen, tam aksini teşvik eden bir yapımız var. Herkes istediği konu ya da pratikle ilgilenebilir, yeri geldiğinde çok farklı bir alanda kendini var edebilir. Genel anlamda sinemaya yönelik tutkumuzu ayakta tutan da sanırım bu.
Senem Aytaç: Beraber ürettiğimiz bunca yılın ardından, bizi bir arada tutan temel şeylerden birinin belli bir etik tavır olduğunu giderek daha da çok hissediyorum ben. Konu ister bir film olsun, ister yaptığımız iş, isterse de etrafımızda olup bitenler, yaşananlar… Hepimizin, yaptığı, inandığı, sevdiği, kıymet verdiği şeylere duyduğu ortak bir etik sorumluluk bilinci var ve beraber üretmeye devam etmemizi sağlayan asıl güç de biraz bu galiba.