Arşivden: Sanatçı Prune Nourry ile “Terracotta Daughters” projesinin meseleleri ve yöntemleri üzerine

Erkek olmadıkları gerekçesiyle dünyaya getirilmemiş bütün kız çocukları, birleşin!

İnsan nedir? Hayvan ve insan arasındaki çizgi nerede, nasıl çizilmektedir? Prune Nourry’nin sanat projelerinin arkasındaki temel sorular bunlar. Nourry, farklı coğrafyalardaki sosyolojik olguları yaptığı işlerle tartışmaya açmayı umuyor. Son yıllarda özellikle Hindistan ve Çin üzerine yaptığı çalışmalar doğacak çocukların cinsiyetlerinin seçilmesine odaklanıyor. Çünkü Hindistan ve Çin’in nüfusu, dünya nüfusunun üçte birine tekabül ediyor ve bu birçok aile tercihini kız çocuğu dünyaya getirmek yerine erkek çocuğu dünyaya getirmekten yana kullanıyor. Nourry’nin “Terracotta Daughters” olarak adlandırdığı projesiyle Çin’de ilk imparator Qin Shi Huang’ın mezarında bulunmuş olan, M.Ö. 200’lerde yapılmış Terracotta Ordusu heykellerini, tercih edilmediklerinden ötürü dünyaya getirilmemiş olan kız çocukları formunda yeniden yapmasının arkasındaki fikir bu. Nourry’nin oradaki heykeltıraşlarla ortak çalışarak dünyaya getirdiği –gerçek boyuttaki– kız çocuklarından meydana gelen 116 kişilik bir ordu… Yakın dönemde Hindistan’da yaptığı projelerden biri olan “Holy Daughters” da aynı motivasyonla ortaya çıkmış; Nourry, Yeni Delhi sokaklarına yarı inek yarı kız çocuğu formunda heykeller çıkarmış.

Bu röportaj Haziran 2014 tarihli Bant Mag. No: 31’de yayımlanmıştır. Röportaj: Ekin Sanaç

Sanatçıya “Terracotta Daughters” projesiyle Paris’te olduğu sırada bir telefon açtık ve kafayı taktıklarını, meselelerini, yöntemlerini soruşturduk.

Biyoetiğe dair konular üzerinde çalışmaya nasıl başladın?
Yapmış olduğum bütün projeler insanın tanımıyla ilgili. Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün sanatçılar bu konu üzerine kafa yormuştur. Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? Biz kimiz? Ben de insan tanımının ne olduğunu araştırıyorum yaptığım tüm projelerle. Her şey “Les Bebes Domestiques” isimli ilk projemle başladı. O projeyle toplumda evcil hayvanların insanlara benzetilmesi üzerine çalışmıştım. Bir yüzyıldan ötekine ve bir ülkeden diğerine insanlar ve hayvanlar arasındaki çizginin sürekli hareket ediyor olduğunu düşünüyordum. Örneğin Nazilerin Übermensch ve Untermensch gibi kavramlarla üstün insan tanımı yapması, insanların doktorlar ve araştırmacılar tarafından kobay faresi olarak kullanılmaları… “Les Bebes Domestiques” ile göstermek istediğim şey bu aradaki çizginin ne kadar bulanık olmasıydı. Kendi zamanıma geldiğimde sokaklara baktığımda hayvanların sokaklarda evcil hayvan olarak kabul edildiği, evcil hayvanların da insan olarak kabul edildiğini gözlemliyordum. Tokyo, Los Angeles ya da Yeni Delhi, gittiğim birçok yerde bunun örnekleri vardı. Giydirilen hayvanlar, hayvanlar için yoga salonları… Bundan yola çıkarak çizginin sürekli hareket ettiğini vurgulamak için insan ve hayvanı bir arada bulunduran melez bir heykel yaptım. Bu proje beni Londra’ya götürdü ve orada gerçek anlamda melez embryolar üzerine çalışan çok acayip bir bilim adamıyla tanıştım ve onunla röportaj yaptım. Gazetelerde her yerde büyük bir tartışma yaratıyordu bu konu ve benim de çok ilgimi çekti. Artık insan evrimi doğal yollarla değil suni yollarla gerçekleşiyordu. İnsanlar çocuklarının cinsiyetlerini seçiyordu. Yapmış olduğum son üç proje, “Holy Daughters”, “Holy River” ve “Terracotta Daughters”, bu nedenle cinsiyet seçimi konusuna dayalı.

Prune Nourry, Terracotta Daughters, Magda Danysz Gallery, Şangay, 14 Eylül – 26 Ekim 2013, fotoğraf: Prune Nourry
Prune Nourry, Terracotta Daughters, Magda Danysz Gallery, Şangay, 14 Eylül – 26 Ekim 2013, fotoğraf: Prune Nourry

Bu projelerden bahsetmişken, aslında yaptığın şey gittiğin yerlerdeki var olan semboller ve kültürel kodları alıp onları çevirerek yeni bir şey üretmek. Neden bu yöntemi kullanıyorsun?
Bence insanlarla bir şey yapmak onlara ulaşmak istiyorsanız onları kışkırtmak kötü bir fikir. Tanıdık bir sembolden yola çıkmak iş ve insanlar arasında doğru bir köprü yaratabiliyor. Yabancı bir sanatçı olarak bir ülkeye gidebilirim, ama gerçekten işlerin geçmişine, sembollere, metaforlara ve kültüre dair çok şeyi öğrenip anlamam gerekiyor. Tanıdık olan bir şeyden farklı bir şey üretmek bir tartışma yaratmak isteğine dayanıyor.

Farklı kültürler üzerine çalışıp ve araştırma yaparken dışlanmamak ve “içeri giremeyen yabancı bir sanatçı” olarak algılanmamayı nasıl başarıyorsun? Bu eleştiriye yönelik bir eğilim olur genellikle çünkü.
Bu iyi bir soru ve riskli bir durum. Ama bu riskin kendisi de ilgi çekici. Benim durumumda ben zaten kendi kendime çalışıyor olmuyorum. Sosyologlar, nüfusbilimciler, kadın gruplarıyla uzun görüşmeler ve çalışmalar yapıyor, fikirlerimin bir anlamı olup olmayacağını anlamaya ve onları keskinleştirmeye uğraşıyorum. Yani araştırma ve görüşme evresi her şeyden önemli. İkinci evre ise oranın zanaatkârlarıyla çalışmak. Onlar gelenekler ve sembollerin formlarına aşina oluyor. Hindistan ve Çin’de bu şekilde çalıştım. Zanaatkârlarla ortak çalışarak onların tekniklerinden birçok şey öğreniyor ve onlara öneriler getirerek kendi yorumlarıyla işi şekillendirmelerini sağlıyorum. Herhangi bir dayatmada bulunmuyorum anlayacağın, sadece bir şey öneriyorum. Ve iyi iş çıkaramadığım bir yerden atılmaya da her zaman hazırım!

Aynı zamanda “Process” isimli ve çeşitli zanaatkârlarla çalışmalarından ilham alan bir projen var. Zanaatkârlığa, el emeğine dair ne gibi konularda endişelerin var?
Ülkeden ülkeye değişiyor. Bazen yeni teknolojilerin yanında modası geçmiş bir şey gibi algılanıyor. Benim el emeğinin yok olacağına dair bir endişem yok. Malzemelerle, somut şeylerle ve ellerle bağlantı kuran bir alan. Teknolojik anlamda ne gelişme olursa olsun bu bağlantıyı koparmamamız lazım. Tek endişelendiğim şey ulaşılabilirliğinin azalması. Yalnızca üst sınıfın erişebildiği bir lüks hâlini alması. Eskiden zanaatkârlar her yerdeydi, bugünkü gibi değil elbet. Bugün onları bulabilmek için aramak gerekiyor ve çoğunlukla onları bulduğunuz yerlerde genç nesille karşılaşmıyorsunuz.

Projelerin büyük nüfuslarla ilgili projeler. Onları aynı oranda görünür kılmak, mümkün olduğunca çok kişiye ulaştırmak önceliğin mi? Projelerinin sokakla ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsin?
Performanslarım söz konusu olduğunda sokak benim için çok önemli. İnsanların verdiği tepkiler ve benim bu tepkileri nasıl belgeleyeceğim en önemli şey, çünkü bu reaksiyonlar benim için çok öğretici oluyor. Kendimi arkada tutuyorum, geriye çekiliyorum, bir gazeteci gibi davranıyorum. Bir şeyleri başlatan ben olmuyorum. İnsanların gerçekten de kendiliğinden tepki vermesini bekliyorum. Bu nedenle sokak zaten yapmış olduğun projenin olup olmadığını gözlemlediğin yer. Etkileşimleri belgelemek sana bu konuları yayma imkânı sunuyor. Sosyolojik konular üzerinde çalışırken zaten yapmak istediğin bu oluyor. Bu nedenle bu ilk evreyi bir gazetecinin çalışmasına benzetiyorum. Ardından bir form yaratma işi devreye giriyor. Burada yaratıcılık işin içine katılıyor. En son olarak da belgelemek ve arşivlemekten bahsedebiliriz. Bu kısım yine antropoloji, gazetecilikle ilgili. İş hep devam ediyor aslında. Şu an bu röportajı verirken bile…

Prune Nourry, Terracotta Daughters, Xi'an, Çin, 2013, fotoğraf: Zachary Bako
Prune Nourry, Terracotta Daughters, Xi’an, Çin, 2013, fotoğraf: Zachary Bako

“Terracotta Daughters”ı Çin’de ve Fransa’da sunmak ne anlamlarda farklı? Sana ne ifade ediyor?
Bu iyi bir soru. Bu projeyi Çin’den önce gidip Fransa’da sunmazdım örneğin. Benim için orada sunmak çok önemliydi. Orada karşılaştığım tepki o kadar yoğun ve anlamlıydı ki bunun üzerine heykellerle bir turne yapma fikrine ulaştım. Normalde heykelleri orada, Çin’de gömecektim ama sonradan Fransa’ya, New York’a, Meksiko’ya doğru bir yolculuk planı ortaya çıktı. Bu yolculukların ardından gömme işlemini gerçekleştireceğim. Her ülkede birbirinden farklı olacağı çok aşikâr. Örneğin Meksiko’da, çok kuvvetli bir arkeolojik tarihe sahip ve bu yüzden bu iki yeri bu anlamda karşılaştırmak benim için çok anlamlı. New York ise çok canlı bir şehir ve Çinli diasporası çok yoğun olan bir yer. Bu yüzden orada diasporanın projeyle olan etkileşimini gözlemlemek bana çok şey ifade ediyor. Çinli diasporası dünyadaki en büyük diasporalardan biri ve bu projeyle beraber turneye çıkmak bana bu sebeple çok anlamlı geliyor. Doğacak bebeklerin cinsiyetinin belirlenmesi dünya çapında Hint diasporasının içinde de olan bir durum. Bu nedenle “Holy Daughters” projesini İngiltere’de de sunmak istiyorum örneğin, çünkü İngiltere’de büyük bir Hint diasporası var. Her yer farklı açılardan farklı anlamlar ifade ediyor ve bunun en temelinde diaspora yer alıyor.

Dergilerde bu projelerin kadın perspektifinden tasarlanıyor olduğunu okumak sana ne ifade ediyor?
Evet ben bir kadınım, bu konuda sıkıntı yok! Kadın projeleri ama, feminist projeler değiller. Onların sonuna “ist” eki eklemeye çalışıyorum. Yaptıklarım politik bir duruşun ifadeleri değil. Benim sanatçı olarak vizyonumla ilgili. Aynı şekilde doğru ve haklı olduğumu da savunamam. Bir şeyi eleştiriyor ya da fikir beyan ediyor değilim. Birşeyleri yansıtarak mümkün olduğunca çok insanın belli konular üzerinde beyin fırtınası yapmasına ön ayak olmak amacım. Sanatsal yaklaşımın sosyolojik tartışmaları başka bir boyuta taşıdığına inanıyorum. Yoksa gazeteyi açar bir haber okursunuz, sonra başka bir haber okursunuz, sonra başka bir haber okursunuz ve ilk ne okuduğunuzu unutursunuz. Oysa hayalgücü aklınızda kendine daha uzun bir süre yer bulabilir, çünkü duygularınıza da daha derinden dokunabilir. Özellikle yaptığım son üç projede cinsiyet seçimi ve kadınlar üzerine yoğunlaştım çünkü elbette bir kadın olarak benim için son derece önemli bir konu. Ama bir sonraki projem bu konuyla ilgili olmayabilir. Olabilir de. Bilmiyorum. Ama cinsiyet tek odak noktam değil. Ben insanı tanımlamaya çalışıyorum. 10 yıl ya da 20 yıl sonra ne yapacağımı bilmiyor olduğum için mutluyum. Şu an her şey bana çok anlamlı geliyor.

Prune Nourry, Li Yuan Terracotta Fabrikası, Xi'an, Çin, 2013, fotoğraf: Zachary Bako
Prune Nourry, Li Yuan Terracotta Fabrikası, Xi’an, Çin, 2013, fotoğraf: Zachary Bako

(Açılış görseli: Prune Nourry, Terracotta Daughters, Xi’an, Çin, 2013, fotoğraf: Zachary Bako)