Bant Mag. No:40’tan // İran politik tarihine bir de buradan bakın: Sheida Soleimani

İranlı-Amerikalı fotoğrafçı Sheida Soleimani, İran politik tarihini ailesinden dinlediği hikâyelerden biliyor. Bu kültürü kişisel olarak hiç deneyimlememiş olsa da, ona anlatılanların etkisi altında, o kritik anları fotoğraflarındaki durağan objelerle yeniden yaratıyor. Soleimani’nin kendine has sembol ve şifrelemelerle oluşturduğu oldukça karmaşık fotoğrafları, izleyicisi için tam bir bilmece! Sheida Soleimani’ye sorduğumuz sorularla, bu göz alıcı fotoğrafların arkasındaki motifleri çözmeye çalıştık…

Röp: Ege Yorulmaz

Fotoğraf serilerinin tümü, National Anthem, Panjereh ve Namaz Khaneh, senin doğrudan tecrübelemediğin ama hikâyeleriyle büyüdüğün geçmişle ilgili. Bu içerik projelerin için nasıl şekillendi? İlk fotoğraf çekmeye başladığımda, arka planını fazla düşünmeden yalnızca ilgimi çeken şeyleri düşünüyordum. Bir sürü kuş tüyü ve ölü kuş fotoğrafları çektim. Annemle vahşi kuşlar için rehabilitasyon yaptığımız günlerden kalan bir şeydi. Annem ben küçükken hep İran’da vahşi kuşlara yaptığı rehabilitasyondan ve bunun hastanedeki işini nasıl doğrudan etkilediğinden bahsederdi. Babam ise bir doktor ve araştırmacı olarak daha çok bilimden bahsederdi. Babamın kullandığı bilimsel dili benimsedim ve kuşlar gibi kendimce bir çeşit bağ kurduğum objeleri ya da el işlerini fotoğraflamaya başladım. Fotoğrafladığım objelerin bile kendi geçmişlerine doğrudan referans verdiklerini, bu objelerinin hikâyelerinin beni de şekillendirdiğini görebilmem birkaç senemi aldı. Bu aydınlanma doğrultusunda daha çok tablomsu, durağan senaryolar kurgulamaya başladım. Aynı objeleri kullanarak, onları fotoğraflarda birbirleriyle ilişki kurabilecek ve belirli semboller olarak algılanabilecek şekilde konumlandırmaya başladım. Objelerle sembolik bir dil kurma fikrine kendimi o zaman kaptırdım ve hâlâ bu amaca ulaşmak için çalışıyorum. Kullandığım objeler ve referans verdiğim hikâyeler ne kadar değişse de, fotoğraflarımın pek çoğunun hedefleri aynı.

Her fotoğraf serisi birbirinden nasıl ayrılıyor? İzledikleri kavramsal bir zaman çizelgesi var mı? İlk işlerimin, özellikle Namaz Khaneh serisindeki fotoğrafların her birinin, doğrudan bana anlatılmış birer hikâyeye referans verdiğini söyleyebilirim. Her fotoğraf ailemin bana anlattığı bir hikâyeyi ya onların kafasında zaten var olan, ya da benim hayalgücümde bütünleşen sembollerle görselleştiriyordu. Zaman için de fark ettim ki her ne kadar her hikâyeyi kendimce tekrar anlamlandırsam da, hiçbiri benim hikâyem değildi aslında. Panjerehserisindeyse, bu hikâyeleri kendi çocukluğumla ve Batı’nın etkileriyle harmanlamaya çalıştım. National Anthem daha farklı. National Anthem’ı çekerken olaylara karşı kendi duruşum ve tüm bu hikâyelerin medyada nasıl yayıldığına dikkat çekmeye çalıştım. İran’la ilgili kendi görüşümün Amerikan medyası tarafından nasıl etkilendiğini ortaya çıkarmaktı amaç. National Anthem serisi, içerik üretmek için kendi anılarımı ya da dinlediğim hikâyeleri kullanmadığım ilk fotoğraflardı. bant-40-sheida_02 bant-40-sheida_04 Fotoğrafların işlevi sence daha çok hikâye anlatmak mı, yoksa kendine göre kavramsallaştırdığın anılar olarak mı çalışıyorlar? İlk iki seri kesinlikle daha hikâyesel. Ama National Anthem ikisi de değil. National Anthem’daki fotoğraflar belli başlı sembol ve düzenlemelerin nasıl politik ideolojileri yaymak için kullanıldığını gösterdiğinden, onları daha çok propaganda posterleri gibi algılamaya başladım. Bence oradaki fotoğraflar medyadaki trendlerin zihin açıcı bir hâli gibi. Teknoloji sayesinde, devrimler ve haberlerin geniş kitlelere nasıl aktarıldığının ve nasıl algılandığının bir göstergesi gibiler daha çok. Fotoğraflarının, bir İranlı-Amerikalı olarak, bu iki yönlü yetiştirilişinle bir nevi barışma şekli olduğunu söyleyebilir misin? Bu ihtiyaç duyduğun bir şey miydi? Kesinlikle ihtiyaç duyduğum bir şeydi. Ergenliğin son yıllarına kadar hep katı bir şekilde İranlı olduğumu düşündüm ve Amerikalı olma fikrini reddettim. Daha da büyüdükçe fark ettim ki, benim aklımdaki İran fikri, aslında Batılı bir merceğe göre şekillenmişti. Ve bu kendi dünyamı daha iyi anlayabilmem için de çok önemliydi. Her ne kadar ailemden pek çok kişisel hikâye dinlemiş olsam, kendimce İran kültürüne bağımı korumuş olsam da (Farsçanın anadilim olması, İran’a özel tatilleri kutlamak gibi), ben Birleşik Devletler’de büyüdüm ve gerçekten olmadığım bir şey gibi davranma fikrinden kurtulmam gerekiyordu. Şimdi bir sanatçı olarak ürettiğim işin nihai amacı bu fikri iletebilmek ve yaşamımdaki bu ikili durumla kişisel olarak barışabilmek. Bu durumun bazen kendimi politik olarak doğru konumlandırmakta yardımcı olduğunu da düşünüyorum. Tam olarak İranlı ya da tam olarak Amerikalı olmadığım için olan biteni iki tarafın bakış açısıyla da değerlendirip, kendi eleştirel duruşumu oluşturabiliyorum.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:40’a ulaşabilirsiniz.