Bant Mag. No:40’tan // Niyeti bariz dergi: ”Socrates”

Sporun bilhassa her dalını sevdirmeye gönül veren Eurosport ekibinin elinden çıkan bir dergi düşünün. Dijital değil, bildiğiniz basılı dergi. En güzel hikâyelerin içinde, en yakın arkadaşını duvarlarına astıkları futbolcu, basketbolcu posterleri yapanların dergisi Socrates’in ilk sayısı nisan başında yayınlandı.

Röp: Busen Dostgül

Her sayfasına uzun uzun baktıran derginin ilk sayısı çıkar çıkmaz Caner Eler ile Onur Erdem’i yakaladık ve merak ettiklerimizi sorduk. O kadar güzel anlattılar ki, iyi ki sormuşuz.

Bağış (Erten) ağbi Socrates gibi dergi fikri olduğunu ilk ne zaman size söyledi? O an ne hissettiğinizi hatırlıyor musunuz?
Caner Eler: Yaz sonu olsa gerek, “N’aparız, yapar mıyız?” dedi. Biz de heveslendik tabii. Baksana, kaç ay geçmiş üstünden? O an ne hissettiğimi hatırlamıyorum tam olarak ama dediğim gibi; heveslenmiştim çok. İş gerçeğe bindiğinde asıl o zaman büyük bir heyecan hissetmiştim. Onu çok iyi hatırlıyorum.

Onur Erdem: Ben çok ciddiye almamıştım açıkçası. İki soru var çünkü burada: Can Yayınları neden dergi çıkartsın? Hadi çıkarttı, neden spor dergisi çıkartsın? Ölü proje diye çok heveslenmedim başta. Sonra aldı bizi bir toplantıya götürdü, gördük ki iş ciddi. O zaman heyecanlanmıştım bak.

Ekibin kurulma aşaması nasıl oldu? Kimin ne yapacağı, iş planı derken bir de yayınevi tarafı var tabi. Biraz bahsedebilir misiniz?
O.E.: Ya ekip üç aşağı beş yukarı belliydi de görev dağılımı, iş planı falan yoktu başta. Hâlâ da yok aslında, herkes her işi yapıyor. Ama şöyle bir şey var; herkesin uzman olduğu alan belli az çok, bir konu geldiğinde gideceği yer de belli oluyor böylece. Bisiklet ise konu Caner’le İnan var, basketbol Uğur Ozan’a gidiyor, eski-nostaljik konular İlhan’da mesela, Queen’e Sencer bakıyor, ben de Arsenal’la ilgileniyorum.

C.E.: Ekibin çekirdeği Eurosport Türkiye kadrosundan oluşuyor. Yıllardır beraberiz zaten. Dışarıdan Onur, Atahan, Kutay, İlhan, Burak ve Emir katıldı bize. Hepimiz birbirimizi tanıyoruz, iş dışında yıllara dayanan arkadaşlıklar çoğu. O yüzden insanları bir araya getirmek zor olmadı. Yayınevi tarafı ise bize tüm teknik, hukukî, maddi konularda destek veriyor. İçişlerinde bağımsız, dışişlerinde Can Yayınları’na bağımlıyız diyeyim özetle.

bant-40-socrates_01

En zor anlardan biri de şüphesiz derginin isminin konması olmalı. Ben aslında bir itiraf bekliyorum şu an. Aranızdan kim Socrates hayranı? Derginin ismini Socrates koyalım ağbi” önerisinde kim bulundu?
C.E.: İtiraf sayılır mı bilmiyorum ama derginin isim babası Bağış Erten. Dergi projesi başladığından bu yana belli olan tek şey isimdi. Ama sadece Bağış Erten sevmiyor Socrates’i, bizler de seviyoruz. Nihayetinde şekli şemali, duruşu, niyeti bariz bir insan. Sevmemek zor.

Kahramanlartemasıyla siftahı yaptınız. Belli ki bu bir seri olacak. Bununla başlamanızın özel bir nedeni var mı? Bundan sonraki sayılarda nasıl şekillenecek derginin temaları?
O.E.: Her ayın bir ana teması var, ilk sayıda dergide yarıya yakın bir içerik kapladı ama genelde üçte bir gibi bir oran planlıyoruz. “Merkez Kort” bölümün adı, başlarken de “Kahramanlar” teması üzerinden gidelim istedik. Zira bu konu, biraz da bu dergiyi neden yaptığımızı anlatıyor. Bizler bu oyunları teknik ve taktikle değil insanlarla sevmeye başladık. Dört-beş yaşında bir çocuk için istatistiklerin ya da dizilişlerin pek önemi yok, malûm. Ancak, izlediği bir maçta karşılaştığı bir insan, bir an ya da bir jest pekala o çocuğun o oyuna bağlanmasını sağlayabiliyor. O yüzden, biz de yola çocukken posterleriyle duvarlarımızı süsleyen, bizlere bu oyunları sevdiren “kahramanlar”la çıkalım istedik. İkinci sayının teması da “maç izleme deneyimi” olacak.

Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:40’a ulaşabilirsiniz.